CONSEIL  
AVRUPA  
DE L’EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
VELĐ UYSAL -TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no:57407/00)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
4 Mart 2008  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (57407/00) no’lu davanın nedeni (T.C.  
vatandaı) Veli Uysal’ın (bavuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 24 ubat 2000  
tarihinde Temel Đnsan Hakları ve Özgürlüklerini güvence altına alan Avrupa Đnsan Hakları  
Sözlemesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuran, 1925 doğumludur ve Đzmir’de ikamet etmektedir.  
29 Haziran 1959 yılında, Bulgarca’da (Đzmir) bulunan 18.000 m2 lik taınmazın tapu kaydı  
bavuran ve diğer iki kii adına yapılmıtır.  
14 Haziran 1979 tarihinde, kadastro komisyonu tarafından bir inceleme yapılmıve  
sözkonusu arsa 88 parsele bölünerek diğer ahıslar adına kaydedilmitir.  
4 Mart 1980 tarihinde, bavuran ve sözkonusu taınmazın diğer ortakları, Tapu ve Kadastro  
Müdürğü’ne bavuruda bulunmuve sözkonusu parsellerin tapu kaydının adlarına  
yapılmasını talep etmilerdir.  
A. Đlk yargı süreci  
17 Aralık 1984 tarihinde, bavuran ve taınmazın ortağı diğer ahıslar, 14 Haziran 1979 tarihli  
kadastro planının iptali ve ihtilaflı parsellerin adlarına kaydedilmesi için Đzmir Kadastro  
Mahkemesi’nde dava açmılardır.  
5 Ocak 1989 tarihinde, Konak Kadastro Müdürlüğü, nizalı kadastro planı iptal etmitir.  
15 ubat 1989 tarihinde, Hazine, Đzmir Kadastro Mahkemesi’nde itirazını sunmutur.  
21 Haziran 1989 tarihli bir karar ile mahkeme [1985/28- 1989/58 numaralı iki benzer davayı  
birletirmesinin ardından], bavurana ait parselin, 1937 yılında kadastro incelemesinin  
yapıldığı ve sonuç olarak, 14 Haziran 1979 tarihli yeni incelemenin hükümsüz olarak  
ünülmesi gerektiği gerekçesiyle, 14 Haziran 1979 tarihli kadastro planını iptal etmitir.  
Buna karın mahkeme, taınmazın malikliği konusunda bir karar vermemitir.  
23 Eylül 1992 tarihli bir karar ile Yargıtay, ilk derece mahkemesinin kararını bozmutur zira  
Yargıtay, 1937 tarihli kadastro çalımasının kuralsız olduğu ve kadastro olarak  
nitelenemeyeceği kanaatindedir.  
24 Aralık 1996 tarihinde, iade edilen karara ilikin olarak Đzmir Kadastro Mahkemesi,  
Menderes Kadastro Mahkemesi lehine ratione loci bakımından yetkisi olmadığına karar  
vermitir.  
2
B. Đkinci yargı süreci  
21 Kasım 1985 tarihinde, bavuran ve taınmazın ortağı diğer ahıslar, 144 kiiyi Đzmir Asliye  
Hukuk Mahkemesi’ne çağırmılardır. Bavuran ve diğer ahıslar, kadastro planı olarak, 1937  
yılında kadastro komisyonu tarafından tamamlanan kadastro planının kabul edilmesini  
istemilerdir. Bavuran ve taınmazın ortağı ahıslar, mahkemeden ayrıca, diğer kiiler  
tarafından taınmazlarının igaline son verilmesini ve nizalı parsellerin tapu kayıtlarının  
adlarına kaydedilmesini talep etmilerdir.  
1 Aralık 1987 tarihinde, Asliye Hukuk Mahkemesi, ratione materiae bakımından yetkisi  
olduğunu reddetmive dava dosyasını, yeniden, Đzmir Kadastro Mahkemesi’ne göndermitir.  
18 Ekim 1989 tarihinde, Đzmir Kadastro Mahkemesi, ihtilaflı taınmaz ile ilgili olarak 1937  
yılında yürütülen kadastro planının tamamlanmamıolduğunu tespit etmitir. Bu nedenle  
mahkeme, yetkisi olduğunu reddetmive dosyayı, kadastro çalımasının tamamlanması için  
kadastro müdürlüğüne göndermitir.  
11 ubat 1991 tarihinde, Yargıtay, tamamlanmamıbir incelemenin neticesinde verildiği  
gerekçesiyle ilk derece mahkemesinin kararını bozmutur.  
25 Nisan 1996 tarihinde, Đzmir Kadastro Mahkemesi, Asliye Hukuk Mahkemesi lehine  
ratione materiae bakımından yetkisi olmadığı kararına varmıtır. Kadastro Mahkemesi, 1937  
yılında gerçekletirilen kadastro çalımasının yasaya uygun olmadığını ve 14 Haziran 1979  
tarihli incelemenin ise nihaileen hukuki kararlarla iptal edildiğini tespit etmitir. Kadastro  
Mahkemesi, sözkonusu parsellere ilikin olarak 1994 yılında yeni bir kadastro çalıması  
yapıldığını belirtmitir. Sonuç olarak mahkeme, bavuran ve taınmazın diğer ortaklarının  
bavurularının “yasadıı bir igale son verilmesi” olarak değil “mülkiyeti kanıtlamak için hak  
isteme davası” olarak düünülmesi gerektiğine karar vermitir.  
Dava dosyası, hukuki anlamazlığın çözülmesi için re’sen Yargıtay’a gönderilmitir.  
22 Ekim 1996 tarihinde, Yargıtay, davanın, Kadastro Mahkemelerinin yetkisinde olduğuna  
karar vermitir.  
27 ubat 1997 tarihinde, Đzmir Kadastro Mahkemesi, ratione loci bakımından yetkisi  
olmadığına karar vermive dava dosyasını, Menderes Kadastro Mahkemesi’ne göndermitir.  
C. Đki davanın birletirilmesi  
6 Eylül 1999 tarihinde, Menderes Kadastro Mahkemesi, 1997/336 dosya numarası ile iki  
davayı birletirmitir.  
Bu tarihten 30 Haziran 2006 tarihine kadar, altmıdört duruma gerçekletirilmitir. AĐHM  
dosyasındaki bilgilere göre, dava, yerel mahkemelerde halen devam etmektedir.  
3
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 6/1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran, yargılama süresinin, AĐHS’nin 6/1. maddesinin öngördüğü “makul süre” ilkesine  
riayet etmediğini ileri sürmektedir.  
A. Kabuledilebilirliğe ilikin  
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde bavurunun dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru  
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle bavuru kabuledilebilir niteliktedir.  
B. Esas  
Đhtilaflı dava, 17 Aralık 1984 tarihinde balamıtır. Dosya unsurlarına göre, ibu kararın kabul  
edildiği tarih itibarıyla, dava, Menderes Kadastro Mahkemesi’nde halen devam etmektedir.  
Ancak AĐHM, Türkiye’nin bireysel bavuru hakkını tanıdığı tarih olan 28 Ocak 1987  
tarihinden sonra geçen süre hakkında karar verebileceğini hatırlatmaktadır.  
Bununla birlikte AĐHM, yukarıda sözü edilen beyanın verildiği tarihte davanın içinde  
bulunduğu durumu da göz önüne almıtır (25 Mart 1996 tarihli Mitap ve Müftüoğlu –Türkiye,  
20 ubat 2001 tarihli Cankoçak- Türkiye ve 25 Eylül 2001 tarihli ahiner-Türkiye).  
Böylece dikkate alınacak süre, yirmi bir yıldan fazladır. Ayrıca AĐHM, 28 Ocak 1987  
tarihinde, davanın, iki yıl bir aydan fazla süredir devam etmekte olduğunu not etmektedir.  
AĐHM, yargılama süresinin makul niteliğinin, davanın koulları ıığında ve özellikle davanın  
karmaıklığı, bavuranların ve yetkili makamların tutumu ile ilgili kiiler bakımından davanın  
önemi gibi içtihadında belirtilen kriterler göz önüne alınarak değerlendirildiğini hatırlatır  
(Frydlender-Fransa, bavuru no: 30976/96).  
Hiç kukusuz, özellikle nüfus kayıtlarının eskiliği ve bağlantılı davaların sayısı nedeniyle  
mevcut dava, belli bir karmaıklık içermektedir.  
Buna karın bavuranın tutumunun, yargılamanın uzamasına özellikle bir etkisi olduğu tespit  
edilmemitir.  
Yetkililerin tutumlarına ilikin olarak ise AĐHM, özellikle, yerel mahkemelerin, yetkilerini  
belirlemek için on bir yıldan fazla süre harcadıklarını gözlemlemektedir. Oysa bireyin hak ve  
yükümlülükleriyle ilgili sivil nitelikli itirazlarını makul bir sürede kesin karara bağlayabilmek  
için iç hukuk sistemlerinin düzenlenmesi, Sözlemeye taraf olan Devletlerin  
sorumluluğundadır (Comingersoll S.A.- Portekiz, bavuru no: 35382/97).  
Sonuç olarak kendisine sunulan tüm unsurları incelemesinin ardından ve konuya ilikin  
içtihadını göz önüne alarak AĐHM, mevcut davada, ihtilaflı yargılama süresinin çok uzun  
olduğu ve “makul süre” gerekliliğine riayet etmediği kanaatindedir.  
4
Bu durumda, AĐHS’nin 6/1. maddesi ihlal edilmitir.  
II. 1 NO’LU EK PROTOKOL’ÜN 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
HAKKINDA  
Bavuran ayrıca ihtilaflı yargılamanın uzunluğunun, 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesi ile  
güvence altına alınan mallarına saygı hakkını da ihlal etmesinden ikayetçidir.  
Hükümet, bu iddiaya karı çıkmaktadır ve iç hukuk yollarının tüketilmediğini savunmaktadır.  
AĐHM, bavuran tarafından mülkiyeti kanıtlamak için açılan hak isteme davasının halen  
Menderes Kadastro Mahkemesi’nde devam etmekte olduğunu belirtmektedir.  
Dosya unsurlarının tamamını incelediğinde AĐHM, 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesi  
kapsamında yapılan ikayet hakkında karar verilebilmesi için iç hukuktaki davanın sonucunun  
bilinmesi gerektiği kanaatindedir.  
Ulusal mahkemeler önündeki yargılamanın günümüzdeki safhasında, söz konusu ikayetin  
erken yapıldığı sonucu çıkarılmaktadır. Ancak ayet bavuran, iç hukuktaki yargılamanın  
sonunda halen mağdur olduğunu düünürse yeniden AĐHM’ye bavurma imkanına sahiptir.  
Sonuç olarak, AĐHS’nin 35/1. ve 4. maddeleri uyarınca iç hukuk yolları tüketilmediği  
gerekçesiyle, bavuranın 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesi kapsamında yaptığı ikayet  
kabuledilemez niteliktedir.  
III. AĐHS’NĐN 17. ve 18. MADDELERĐ KAPSAMINDA YAPILAN DĐĞER  
ꢁĐKAYETLERE ĐLĐꢁKĐN OLARAK  
Bavuran, AĐHS’nin 17. ve 18. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.  
Yukarıda ulağı sorunu göz önüne alarak AĐHM, sözkonusu ikayetlerin ayrı bir inceleme  
gerektirmediği kanaatindedir.  
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Bavuran, 10.129.046,46 Amerikan Doları değerindeki maddi zararının tanzim edilmesi  
gerektiğini belirtmektedir. Bavuran ayrıca, miktarını AĐHM’nin takdirine bıraktığı manevi  
tazminat talebinde de bulunmaktadır.  
Hükümet, bu iddialara itiraz etmektedir.  
AĐHM, tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi tazminat arasında illiyet bağı bulunmadığını  
saptamakta ve sözkonusu talebi reddetmektedir. Bu karın AĐHM, bavuranın belli bir manevi  
zarara maruz kaldığı kanaatindedir. Hakkaniyete uygun olarak, AĐHM, bavurana 15.000  
Euro manevi tazminat ödenmesine karar vermektedir.  
5
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuran, ulusal mahkemeler ve AĐHM önünde yapmıolduğu yargılama masraf ve giderleri  
108.427 Amerikan Doları talep etmektedir. Bavuran, bu talebine hiçbir belge  
sunmamaktadır.  
Hükümet’e göre bu balık altında tazminat ödenmesine gerek yoktur.  
Bavuran, iddialarını belgelendirmediğinden AĐHM, bavurana, yargılama masraf ve giderleri  
için ödeme yapılmasına gerek olmadığı kanaatindedir.  
C. Gecikme faizi  
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç  
puanlık bir artıeklenerek belirlenecektir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. ikayetin, yargılama süresinin çok uzun olmasına ilikin kısmının kabuledilebilir, geri  
kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;  
2. AĐHS’nin 6/1. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. AĐHS’nin 17. ve 18. maddeleri kapsamında yapılan ikayetlerin ayrıca incelenmesine  
gerek olmadığına;  
4. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödeme tarihindeki döviz  
kuru üzerinden YTL’ ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından bavurana  
15.000 Euro (on bebin Euro) manevi tazminat ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç  
puan fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
5. Adil tatmine ilikin diğer tüm taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve  
3. paragraflarına uygun olarak 4 Mart 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
6