alındığında başka türlü karar vermek için herhangi bir neden görmemiştir. Aslında sözkonusu
erteleme, ilgili kişi erteleme kararının verildiği tarihten itibaren üç yıl içinde kasıtlı olarak
aynı türden bir suç işlemez ise geçerlidir.
Müdahalenin yasa ile öngörülmüş olduğu ve AİHS’nin 10. maddesine göre meşru bir
amaç güttüğüne de –toprak bütünlüğünün korunması– itiraz edilmemiştir (Bkz.,
Yağmurdereli-Türkiye, no: 29590/96, § 40, 4 Haziran 2002). AİHM bu değerlendirmeye
katılmaktadır. Mevcut davada anlaşmazlık sözkonusu müdahalenin “demokratik bir toplumda
gerekli” olup olmadığı sorusuna dayanmaktadır.
AİHM dava konusu konuşmada kullanılan ifadelere özellikle dikkat edecek ve
incelemesine sunulan davayı çevreleyen koşulları, özellikle de terörle mücadeleye bağlı
güçlükleri gözönünde bulunduracaktır.
Bu itibarla AİHM, başvuranın bir televizyon programına telefonla katılması nedeniyle
hakkında takibat başlatıldığını gözlemlemiştir. Başvuran bir siyaset adamı olarak, özellikle
sözkonusu bölgede hükümet tarafından yürütülen ekonomik politikayı eleştirmiş ve bölge
halkının nazik durumu ile sorunun siyasi yanını vurgulamıştır. Diğer yandan başvuran “Kürt
halkının” asimilasyon politikasından mağdur olduğunu ileri sürmüştür.
Diyarbakır DGM’ye göre bu eleştiriler bölücü propaganda teşkil etmektedir.
AİHM açısından şurası açıktır ki, başvuran siyaset adamı sıfatıyla, Türk siyasi
yaşamının aktörlerinden biri olarak sahip olduğu rol çerçevesinde ne şiddet kullanmaya ne de
silahlı direnişe veya ayaklanmaya tahrik etmeden kendisini ifade etmiştir. Öte yandan AİHM
daha önce bu davanınkine benzer soruları gündeme getiren başka davalar da incelemiş ve
AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır (Bkz. özellikle İbrahim Aksoy-
Türkiye kararı, § 80).
Dahası başvuranın yararlandığı erteleme, faaliyetlerini kısmen sansür edecek ve halka
açık bir tartışmada yeri olan ve varlığı inkar edilemeyen bir eleştiriyi açıkça dile
getirebilmesini büyük ölçüde kısıtlayacak niteliktedir (bkz., Hertel-İsviçre, 25 Ağustos 1998,
Derleme Kararlar ve Hükümler 1998-VI, ss. 2331-2332, § 50 ve Erdoğdu-Türkiye, no:
25723/94, § 72, CEDH 2000-VI) .
Sonuç olarak AİHS’nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.
II. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
Başvurana hitaben yazılmış 21 Haziran 2004 tarihli bir mektupla, AİHS’nin 41.
maddesine göre yapılacak tüm adil tazmin taleplerinin esas hakkında yazılı görüşlerde
belirtilmesi gerektiğini öngören AİHM İç Tüzüğü’nün 60. maddesine dikkat çekilmesine
rağmen, kabuledilebilirlik kararının ardından başvuran tarafından herhangi bir adil tazmin
talebinde bulunulmamıştır. Dolayısıyla kabuledilebilirlik kararı ile birlikte gönderilen
mektupta belirtilen süreler içinde cevap gelmediğinden AİHM, AİHS’nin 41. maddesi
kapsamındaki tazminatın ödenmesine gerek olmadığına karar vermiştir (Willekens-Belçika,
no: 50859/99, § 27, 24 Nisan 2003, ve Palenik-Çek Cumhuriyeti, no: 64737/01, § 31, 21
Haziran 2005).