CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
VEYSEL TURHAN - TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no:53648/00)  
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
STRASBOURG  
20 Eylül 2005  
İşbu karar AİHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup  
bazı şekli düzeltmelere tabi olabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (53648/00) başvuru no’lu davanın  
nedeni, bu ülke vatandaşı Veysel Turhan’ın (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne  
(AİHM) 25 Kasım 1999 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 34. maddesi  
uyarınca yapmış olduğu başvurudur.  
Başvuran, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde İstanbul Barosu avukatlarından  
Mesut Beştaş, Meral Beştaş ve Fehmile Kaş tarafından temsil edilmektedir.  
AİHM 17 Haziran 2004 tarihinde başvuruyu kısmen kabuledilebilir bulmuştur.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
OLAYLAR  
1968 doğumlu olan başvuran Siirt’te ikamet etmektedir. Olayların meydana geldiği  
dönemde başvuran Halkın Emek Partisi Siirt İl Başkanıdır.  
2 Haziran 1998 tarihinde başvuran yasadışı televizyon kanalı Med-TV’ye canlı yayın  
esnasında telefonla katılmıştır.  
Milli Güvenlik Konseyi Adalet Bakanlığı’na hitaben yazdığı 1 Temmuz 1998 tarihli  
bir yazıyla, başvuranın konuşmasında bölücü propaganda yaptığına kanaat getirerek hakkında  
takibat başlatılmasını talep etmiştir.  
11 Eylül 1998 tarihinde Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet  
Savcılığı başvuranı halkı sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge farklılığı gözeterek kin ve  
düşmanlığa tahrik etmekle suçlayarak Türk Ceza Kanunu’nun 312. maddesinin 2. ve 3.  
fıkraları uyarınca mahkum edilmesini talep etmiştir.  
Başvuran Diyarbakır DGM’ye sunduğu savunmasında hakkında yapılan suçlamaları  
reddetmiş ve bir siyasi partinin temsilcisi sıfatıyla yalnızca, Devlet tarafından bölgesinde  
yürütülen ekonomik ve sosyal politikaları eleştirdiğini belirtmiştir.  
20 Nisan 1999 tarihinde biri asker kökenli olmak üzere üç hakimden oluşan  
Diyarbakır DGM heyeti başvuranı bölücü propaganda yapmaktan suçlu bularak, 3713 sayılı  
Terörle Mücadele Kanunu’nun 8. maddesinin 1. fıkrası uyarınca bir yıl dört ay hapis cezası ile  
8.266.666.666 TL para cezasına mahkum etmiştir. 647 sayılı Kanun’un 6. maddesi gereğince  
Mahkeme cezanın infazının ertelenmesine karar vermiştir.  
3 Eylül 1999 tarihinde ceza davası halen ulusal mahkemelerce görülmekteyken 12  
Temmuz 1997 tarihinden önce basın ve yayın yoluyla işlenen suçlara ilişkin dava ve cezaların  
ertelenmesine öngören 4454 sayılı Kanun Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.  
13 Eylül 1999 tarihinde Yargıtay ilk derece mahkemesinin verdiği kararı bozmuş ve  
dava dosyasını 4454 sayılı Kanun hükümlerine göre yeniden incelenmek üzere Diyarbakır  
DGM’ye geri göndermiştir.  
2 Kasım 1999 tarihinde Diyarbakır DGM 4454 sayılı Kanun’un 1. maddesi uyarınca  
başvurana karşı ılan ceza davası hakkında hüküm vermeyi ertelemiştir.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. AİHS’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
Başvuran, hakkında başlatılan takibatın ifade özgürlüğü hakkını ihlal ettiğinden  
şikayet ederek, AİHS’nin 10. maddesine atıfta bulunmaktadır.  
Davanın tarafları başvurana karşı başlatılan takibatın, kesinleşmiş bir mahkumiyet  
olmamasına rağmen, ifade özgürlüğü hakkının kullanılmasına bir müdahale olarak  
inceleneceğinde hemfikirdirler. AİHM bir siyaset adamı olan başvuranın durumu üzerindeki  
önemli sonuçları ve aleyhinde verilen yargı kararına eşlik eden erteleme kararı gözönüne  
alındığında başka türlü karar vermek için herhangi bir neden görmemiştir. Aslında sözkonusu  
erteleme, ilgili kişi erteleme kararının verildiği tarihten itibaren üç yıl içinde kasıtlı olarak  
aynı türden bir suç işlemez ise geçerlidir.  
Müdahalenin yasa ile öngörülmüş olduğu ve AİHS’nin 10. maddesine göre meşru bir  
amaç güttüğüne de –toprak bütünlüğünün korunması– itiraz edilmemiştir (Bkz.,  
Yağmurdereli-Türkiye, no: 29590/96, § 40, 4 Haziran 2002). AİHM bu değerlendirmeye  
katılmaktadır. Mevcut davada anlaşmazlık sözkonusu müdahalenin “demokratik bir toplumda  
gerekli” olup olmadığı sorusuna dayanmaktadır.  
AİHM dava konusu konuşmada kullanılan ifadelere özellikle dikkat edecek ve  
incelemesine sunulan davayı çevreleyen koşulları, özellikle de terörle mücadeleye bağlı  
güçlükleri gözönünde bulunduracaktır.  
Bu itibarla AİHM, başvuranın bir televizyon programına telefonla katılması nedeniyle  
hakkında takibat başlatıldığını gözlemlemiştir. Başvuran bir siyaset adamı olarak, özellikle  
sözkonusu bölgede hükümet tarafından yürütülen ekonomik politikayı eleştirmiş ve bölge  
halkının nazik durumu ile sorunun siyasi yanını vurgulamıştır. Diğer yandan başvuran “Kürt  
halkının” asimilasyon politikasından mağdur olduğunu ileri sürmüştür.  
Diyarbakır DGM’ye göre bu eleştiriler bölücü propaganda teşkil etmektedir.  
AİHM açısından şurası ıktır ki, başvuran siyaset adamı sıfatıyla, Türk siyasi  
yaşamının aktörlerinden biri olarak sahip olduğu rol çerçevesinde ne şiddet kullanmaya ne de  
silahlı direnişe veya ayaklanmaya tahrik etmeden kendisini ifade etmiştir. Öte yandan AİHM  
daha önce bu davanınkine benzer soruları gündeme getiren başka davalar da incelemiş ve  
AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır (Bkz. özellikle İbrahim Aksoy-  
Türkiye kararı, § 80).  
Dahası başvuranın yararlandığı erteleme, faaliyetlerini kısmen sansür edecek ve halka  
ık bir tartışmada yeri olan ve varlığı inkar edilemeyen bir eleştiriyi açıkça dile  
getirebilmesini büyük ölçüde kısıtlayacak niteliktedir (bkz., Hertel-İsviçre, 25 Ağustos 1998,  
Derleme Kararlar ve Hükümler 1998-VI, ss. 2331-2332, § 50 ve Erdoğdu-Türkiye, no:  
25723/94, § 72, CEDH 2000-VI) .  
Sonuç olarak AİHS’nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.  
II. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA  
Başvurana hitaben yazılmış 21 Haziran 2004 tarihli bir mektupla, AİHS’nin 41.  
maddesine göre yapılacak tüm adil tazmin taleplerinin esas hakkında yazılı görüşlerde  
belirtilmesi gerektiğini öngören AİHM İç Tüzüğü’nün 60. maddesine dikkat çekilmesine  
rağmen, kabuledilebilirlik kararının ardından başvuran tarafından herhangi bir adil tazmin  
talebinde bulunulmamıştır. Dolayısıyla kabuledilebilirlik kararı ile birlikte gönderilen  
mektupta belirtilen süreler içinde cevap gelmediğinden AİHM, AİHS’nin 41. maddesi  
kapsamındaki tazminatın ödenmesine gerek olmadığına karar vermiştir (Willekens-Belçika,  
no: 50859/99, § 27, 24 Nisan 2003, ve Palenik-Çek Cumhuriyeti, no: 64737/01, § 31, 21  
Haziran 2005).  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,  
AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.  
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77§§ 2 ve 3  
maddesine uygun olarak 20 Eylül 2005 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.