yakalandığı gün kimlik tespitinden sonra hazırlanan birinci raporda kötü muamele göstergesi
olabilecek bazı fiziksel bulgulara yer verilmiꢀtir. Ancak, ertesi gün hazırlanan ikinci raporda
baꢀvuranın sırtındaki eski bir ekimozdan söz edilmiꢀtir. AĐHM, bu iki raporun birbiriyle
çeliꢀtiğini, ayrıntılara yer vermediğini ve AĐHM’nin kötü muameleye iliꢀkin davaları
incelerken göz önünde bulundurduğu Avrupa Đꢀkencenin ve Đnsanlık Dıꢀı veya Onur Kırıcı
Ceza veya Muamelenin Önlenmesi Komitesi’nin önerdiği standartları (Akkoç / Türkiye, no.
22947/93) ve BMMYK’ye sunulan Đꢀkence ve Diğer Zalimane, Đnsanlık Dıꢀı, Aꢀağılayıcı
Muamele veya Cezaların Etkili Biçimde Soruꢀturulması ve Belgelendirilmesi Đçin El
Kılavuzu’nda (“Đstanbul Protokolü”) belirtilen esasları yerine getirmediğini kaydeder (Batı ve
Diğerleri, yukarıda kaydedilen). Bu nedenle, AĐHM, söz konusu sağlık raporlarının
baꢀvuranın kötü muamele gördüğü iddiasını kanıtlamak veya çürütmek için öne sürülebilecek
ikna edici birer kanıt olmadıkları kanaatindedir (Mehmet Eren / Türkiye, no. 32347/02).
AĐHM, bu bağlamda, 27 Ocak 2009 tarihinde Hükümet’ten, diğer ek bilgi ve
belgelerin yanı sıra, baꢀvuranın 1 Nisan 2002’de tutuklanmasının ardından cezaevi doktoru
tarafından hazırlanan sağlık raporlarının birer kopyasını göndermesini talep ettiğini kaydeder.
Ancak, Hükümet, AĐHM Đçtüzüğü’nün 44/A maddesinde öngörülen AĐHM ile iꢀbirliğine
iliꢀkin hükümlere rağmen, herhangi bir gerekçe göstermeksizin söz konusu talebe cevap
vermemiꢀtir.
AĐHM, yukarıda anlatılanları göz önünde bulundurarak, makul ꢀüphenin ötesinde
baꢀvuranın iddia edildiği gibi kötü muamele gördüğü sonucuna götürecek somut öğelere
dayanan çıkarımlar bulunduğuna karar verir.
AĐHM, AĐHS’nin 3. maddesinin, makamların “savunulabilir” olan ve “makul ꢀüphe
uyandıran” kötü muamele iddialarını incelemesini gerektirdiğini hatırlatır (Ay / Türkiye, no.
30951/96). AĐHM içtihadı tarafından tanımlanan etkililiğe iliꢀkin asgari standartlar,
soruꢀturmanın bağımsız, tarafsız, kamu denetimine açık olmasını ve yetkili makamların örnek
bir titizlik ve çabuklukla hareket etmelerini gerektirir (Çelik ve Đmret / Türkiye, no. 44093/98).
AĐHM, ayrıca, AĐHS’de yer alan hakların teorik ve aldatıcı değil, uygulanabilir ve etkili
olduğunu hatırlatır. Dolayısıyla, bu tür davalarda, etkili bir soruꢀturma sorumluların
belirlenmesini ve cezalandırılmasını sağlar nitelikte olmalıdır (Orhan Kur / Türkiye, no.
32577/02).
AĐHM, AĐHS’nin 3. maddesi uyarınca, baꢀvuranda görülen yaralanmalardan
Savunmacı Devlet’in sorumlu olduğu sonucuna varmıꢀtır. Bu sebeple, etkili bir soruꢀturma
yapılmıꢀ olması gerekmektedir.
AĐHM, sözkonusu davada, Cumhuriyet Savcılığı tarafından vakit kaybetmeden
baꢀvuranın iddialarına iliꢀkin soruꢀturma yapıldığını gözlemlemektedir. Cumhuriyet
Savcısı’nın polis memurları hakkında kötü muamele nedeniyle kovuꢀturma baꢀlatılmamasına
yönelik kararının Ağır Ceza Mahkemesi tarafından onaylanması ile söz konusu soruꢀturma 6
Ocak 2003 tarihinde sona ermiꢀtir. Dava dosyasında yer alan sınırlı sayıdaki belgeyi inceleyen
AĐHM, Cumhuriyet Savcısı’nın soruꢀturmayı yapma ꢀeklinde eksiklikler olduğunu, bu
eksikliklerin de soruꢀturmanın etkinliğini etkilediğini gözlemlemektedir. Đlk olarak,
Cumhuriyet Savcısı’nın soruꢀturma sırasında baꢀvuranın veya sanık polis memurlarının
ifadesini alma yoluna gitmediği anlaꢀılmaktadır. AĐHM, ikinci olarak, Cumhuriyet
Savcısı’nın sanık polis memurlarının kimliklerinin belirlenmesi için herhangi bir ciddi
giriꢀimde bulunmadığını kaydeder. Bu bağlamda, baꢀvurandan hiçbir ꢀekilde, polis
fotoğraflarına bakarak veya kimlik tespit çalıꢀmasına katılarak, sanıkların kimliğini tespit
7