COUNCIL  
A V R U P A  
OF E U R O P E  
KONSEYİ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ÜÇÜNCÜ DAĐRE  
VOLKAN ÖZDEMĐR – TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 29105/03)  
KARAR  
STRAZBURG  
20 Ekim 2009  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 29105/03 no’lu davanın nedeni, T.C. vatandaı  
Volkan Özdemir’in (“bavuran”) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne, 18 Temmuz 2003  
tarihinde, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına Dair Sözleme’nin (“AĐHS”)  
34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (“AĐHM”) önünde, Đzmir Barosu  
avukatlarından M. N. Terzi tarafından temsil edilmitir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuran 1986 doğumludur ve Đzmir’de ikamet etmektedir.  
A. Bavuranın yakalanması ve gözaltına alınması  
30 Mart 2002 tarihinde, bavuran, Buca Emniyet Müdürlüğü Polis Karakolu'na bağlı  
polislerce hırsızlık yaptığı üphesiyle Z.K. isimli ahıs ile birlikte yakalanmıtır.  
Aynı gün saat 19.10’da üç polis memuru tarafından hazırlanan ve bavuran ile Z.K.  
tarafından imzalanan yakalama tutanağına göre, polis saat 13.00 sularında iki kiinin Buca  
Egekent’teki üç ayrı eve girmeye çalığı istihbaratını almıtır. Görgü tanıklarının tarifine  
uyan üpheliler görevlendirilen birim tarafından saat 19.00’da yakalanmıtır. Yakalanma  
sırasında koarken talı bir zemine düğü için bavuranın dizleri, sırtı ve alnı yaralanmıtır.  
Aynı gün (30 Mart 2002) saat 19.30’da, kimlik tespiti sırasında görgü tanıklarından  
biri bavuran ile Z.K.’yi tehis etmitir.  
Ayrıntılı rapora göre reit olmadığı için bavuran sorgulanmamıtır.  
Bavuran, bavuru formunda, gözaltında bulunduğu sırada çeitli ekillerde kötü  
muameleye maruz kaldığını ayrıntılı olarak ifade etmitir. Bavuran, özellikle, duvarının bir  
kısmı süngerle kaplı olan bir sorgu odasına alındığını ve polis memurlarının baını bu duvara  
vurduğunu ileri sürmütür. Bavuran, bu odada sivil giyimli dört polis memuru tarafından  
dövülğünü, elektrik oku verildiğini ve tehdit edildiğini iddia etmitir. Bavuran, gözleri  
bağlı olduğu halde bir yerden görebildiğini ve polisleri seslerinden tanıyabildiğini ifade  
etmitir. Bavuran, ayrıca, polis memurları tarafından soğuk dualdırıldığını, çırılçıplak  
soyulduğunu ve ellerinin bağlandığını ifade etmitir. Bavuran, bütün bunların mahkemeye  
çıkarılmadan önce bazı ilemler için götürüldüğü . Cokun Erçin Polis Karakolu’nda değil,  
Buca Merkez Polis Karakolu’nda gerçekletiğini iddia etmitir.  
Bavuran, saat 19.45’te Buca sağlık merkezinde O.T. adlı doktor tarafından muayene  
edilmitir. Muayene sonucunda, bavuranın baında 1,5 cm büyüklüğünde küçük bir cilt  
lezyonu ve ödem, sırtının ortasında sürtünmeden veya vurmadan kaynaklanan yaklaık 8 cm  
boyutunda eliptik bir kızarık alan, sırtının sağ omuz kısmında hafif bir ekimoz ve sağ dizde  
sürtünmeden kaynaklanan hafif bir sıyrık tespit edilmitir.  
2
31 Mart 2002 tarihinde saat 14.35’te, bavuran Buca sağlık merkezinde B.G. adlı  
doktor tarafından muayene edilmitir. Bavuranın sırtının ortasında 6-7 cm büyüklüğünde eski  
bir ekimoz tespit edilmitir. Doktor, ekimozun yedi veya sekiz günlük olduğu sonucuna  
varmıtır.  
. Cokun Erçin Polis Karakolu’nda bavuran ile bir polis memuru tarafından  
imzalanan tarihi belirtilmemiꢀ ꢀüpheli ve sanık hakları formuna göre, bavuran saat 19.00’da  
yakalanmıtır. Ancak, 31 Mart 2002 tarihli sevk/serbest bırakma tutanağına göre, bavuran 30  
Mart 2002 tarihinde saat 13.30’da Đzmir Buca Çocuk Büro Amirliği tarafından yakalanmı, 31  
Mart 2002 tarihinde saat 16.00’da serbest bırakılmıtır. Polis tarafından hazırlanan fezlekeye  
göre, bavuran ile Z.K., 31 Mart 2002 tarihinde saat 19.10’da Buca AsayiBürosu’nda  
görevli polis memurları tarafından yakalanmılardır. Söz konusu fezlekede, E.C. adlı kiinin  
30 Mart 2002 tarihinde saat 14.56’da karakola gelerek hırsızlık nedeniyle ikayetçi olduğu  
belirtilmektedir.  
31 Mart 2002 tarihinde polisin bavuranı Cumhuriyet Savcısı ile hakim huzuruna  
çıkarmaya çalığı anlaılmaktadır. Ancak, saatin çok geç olmasından dolayı, Cumhuriyet  
Savcısı bavuranın ertesi gün erken saatte getirilmesi talimatını vermitir. Bavuran,  
gözaltında tutulmak üzere Buca Çocuk Büro Amirliği’ne gönderilmitir.  
B. Bavuran aleyhindeki cezai kovuturma  
1 Nisan 2002 tarihinde, bavuran önce Đzmir Cumhuriyet Savcılığı, daha sonra Đzmir  
Sulh Hukuk Mahkemesi huzuruna çıkartılmıve aleyhindeki suçlamaları reddetmitir.  
Bavuran, baro tarafından görevlendirilen bir avukat tarafından temsil edilmitir. Mahkeme,  
bavuranın tutuklanmasına karar vermitir.  
Đzmir Cumhuriyet Savcısı, 8 Nisan 2002 tarihinde, bavuran ile Z.K.’yi 6 ubat 2002  
tarihinde hırsızlık yapmak, 30 Mart 2002 tarihinde üç ayrı evde hırsızlığa teebbüs etmek  
suçlarıyla itham eden bir iddianame ile Đzmir 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nde dava açmıtır.  
Suçlamalar Ceza Kanunu’nun 493. ve 522. maddelerine dayandırılmıtır.  
Đzmir 1. Asliye Ceza Mahkemesi önünde bavuran ile Z.K. aleyhinde cezai  
kovuturma balatılmıtır. 29 Nisan 2002 tarihinde yapılan durumada, bavuran, ilk hırsızlık  
giriimi sırasında Z.K.’nin ne yaptığını bilmediğini, ancak ikinci hırsızlık giriiminde bunu  
anlayabildiğini ifade etmitir. Bir avukat tarafından temsil edilen bavuran, hiç kimsenin  
evine girmediğini veya herhangi bir ey çalmadığını ifade ederek ikinci hırsızlık giriimi  
sırasında arkadaının ne yaptığını anlayınca kendisine komasının söylenmesi üzerine  
komaya baladığını ileri sürmütür. Mahkeme, bavuran ile Z.K.’nin tutuksuz yargılanmak  
üzere serbest bırakılmalarına karar vermitir.  
C. Bavuranın gözaltındayken kötü muamele gördüğü iddiasına ilikin olarak  
yapılan soruturma  
20 Mayıs 2002 tarihinde, bavuran, . Cokun Erçin Polis Karakolu’nda görevli  
olduklarını düündüğü sekiz polis memuru aleyhinde suç duyurusunda bulunmutur.  
Bavuran, karakoldayken karnına yumruk ve tekme atıldığını, duvara çarpıldığını, çırılçıplak  
soyulduğunu, üzerine soğuk su tutulduğunu, elektrik okuyla tehdit edildiğini ve soğukta  
bekletildiğini iddia etmitir. Bavuran, ayrıca, 30 Mart 2002’de saat 13.30’da yakalanmıꢀ  
3
olmasına karın 1 Nisan 2002 tarihinde hakim önünde çıkarılması nedeniyle kanuna aykırı  
olarak özgürlüğünden mahrum bırakıldığı konusunda ikayetçi olmutur.  
23 Ağustos 2002 tarihinde, Đzmir Cumhuriyet Savcısı C.Ç., bavuranın kötü muamele  
iddialarını destekleyen herhangi bir kanıt bulunmaması nedeniyle, . Cokun Erçin Polis  
Karakolu’nda görevli üç polis memuru, Buca Çocuk Büro Amirliği’nde görevli iki polis  
memuru ve Buca AsayiBürosu’nda görevli üç polis memuru aleyhinde dava açmamaya  
karar vermitir. Cumhuriyet Savcısı, özellikle yakalama tutanağına atıfta bulunarak, sağlık  
raporundaki bulguların bavuranın yakalanma anında düğü zaman aldığı yaralarla tutarlı  
olduğu kanaatine varmıtır. Cumhuriyet Savcısı, ayrıca, sağlık raporunda söz konusu  
yaraların eski olduğunun belirtildiğini kaydetmitir.  
23 Aralık 2002 tarihinde, bavuran yukarıdaki karara itiraz etmitir.  
6 Ocak 2003 tarihinde, Karıyaka Ağır Ceza Mahkemesi, bavuranın iddia konusu  
kötü muameleye ilikin itirazını reddetmitir. Mahkeme, bu bağlamda, bavuranın polisten  
kaçarken dümesi sonucu aldığı yaralar dıında kötü muamele gördüğüne dair herhangi bir  
fiziksel kanıt bulunmadığına karar vermitir. Öte yandan, Cumhuriyet Savcısı’nın saat  
13.00’te derhal getirilmesini istediği halde, -reit olmayan- bavuranın 31 Mart 2002’de saat  
19.45’te Cumhuriyet Savcısı’nın huzuruna çıkarılması nedeniyle, mahkeme, bavuranın  
özgürğünden mahrum bırakılmasına ilikin itirazını kabul etmitir. Dolayısıyla, mahkeme,  
görevlerini kötüye kullandıkları gerekçesiyle polis memurları aleyhinde cezai kovuturma  
balatılmasına karar vermitir. Söz konusu karar 21 Ocak 2003 tarihinde bavuranın avukatına  
tebliğ edilmitir.  
Bu arada, Emniyet Müdürlüğü, bavuranın tutukluluk süresiyle ilgili olarak kanuna  
aykırı bir ekilde özgürlüğünden mahrum bırakıldığı yönündeki iddialarına ilikin bir disiplin  
soruturması balatmıtır. Disiplin Kurulu, 10 Eylül 2003 tarihinde, bavuran ile annesinin  
ifadelerinin de yer aldığı dava dosyasındaki kanıtlara dayanarak, Đzmir Emniyet  
Müdürğü’ne bağlı sekiz polis memurunun disiplin cezasına çarptırılmasına gerek olmadığı  
yönünde karar vermitir. Söz konusu karar 21 Ocak 2003 tarihinde bavuranın avukatına  
tebliğ edilmitir.  
Đlk derece mahkemesi, 29 Mart 2004 tarihinde yapılan durumada bavuranın ifadesini  
almıtır. Bavuran, karakolda esmer tenli bir polis memuru tarafından dövüldüğünü ve  
yanında bakalarının da olduğunu ifade etmitir. Bavuran, görmesi halinde bu kiileri  
tanıyabileceğini iddia etmitir. Bavuran, ayrıca, polis memurları aleyhinde ikayetçi  
olmadığını ifade etmitir.  
2006 yılında, ilk derece mahkemesi, polis memurlarının beraatına karar vermitir.  
Bavuran temyize gitmitir. Dava halen Yargıtay önünde derdesttir.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 3., 6. VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran, gözaltında bulunduğu sırada kötü muameleye maruz bırakıldığı ve yerel  
makamların iddialarına ilikin etkili bir soruturma yapmadıkları konusunda ikayetçi olmuꢀ  
ve bu ikayetlerini AĐHS’nin 3., 6. ve 13. maddelerine dayandırmıtır.  
4
AĐHM, söz konusu ikayetlerin yalnızca AĐHS’nin 3. maddesi açısından incelenmesi  
gerektiği kanaatindedir.  
A. Kabuledilebilirlik  
Hükümet, bavuranın ikayetlerinin kabuledilebilirliğine ilikin bazı itirazlarda  
bulunmutur. Hükümet, ilk olarak, polis memurları aleyhindeki cezai yargılamanın yerel  
mahkemeler önünde halen derdest olduğunu belirtmitir. Hükümet, ikinci olarak, bavuranın  
medeni ve idari hukukun sağladığı hukuk yollarından yararlanmaması nedeniyle iç hukuk  
yollarının tüketilmediğini iddia etmitir. Hükümet, son olarak, bavuranın Karıyaka Ağır  
Ceza Mahkemesi’nin kararından sonraki altı ay içerisinde veya olayın gerçekletiği tarihten  
itibaren altı ay içerisinde AĐHM’ye bavurmuolması gerektiğini iddia etmitir.  
Bavuran, Hükümet’in iddialarına itiraz etmitir.  
AĐHM, ilk olarak, bavuranın AĐHS’nin 3. maddesi uyarınca yapmıolduğu ikayetle  
ilgili nihai kararın, ikayetin esasını belirlediği gerekçesiyle, Cumhuriyet Savcısı’nın kararına  
karılık bavuranın yaptığı itirazın reddedildiği 6 Ocak 2003 tarihli Karıyaka Ağır Ceza  
Mahkemesi kararı olduğu kanaatindedir (mutatis mutandis, Ete / Türkiye, no. 29315/02). Söz  
konusu karar 21 Ocak 2003 tarihinde bavuranın avukatına tebliğ edilmitir. AĐHM, ikinci  
olarak, daha önceki davalarda Hükümet’in medeni ve idari hukuk yollarıyla ilgili benzer  
iddialarını inceleyip reddettiğini hatırlatır (Nevruz Koç / Türkiye, no. 18207/03; Eser Ceylan /  
Türkiye, no. 14166/02). AĐHM, sözkonusu davada bu kararından ayrılmasını gerektirecek  
herhangi bir özel koul bulunmağı kanaatindedir. Bu nedenle, AĐHM, Hükümet’in iç hukuk  
yollarının tüketilmediği yönündeki itirazını reddeder.  
Ayrıca, AĐHS’nin 35/1 maddesinde öngörülen altı ay kuralının, bavuranların iç hukuk  
yollarının tüketilmesi sürecinde verilen nihai karardan itibaren altı ay içerisinde bavuruda  
bulunmalarını gerektirdiğini ve bavuranın yerel mahkemelerce verilen nihai kararın yazılı bir  
kopyasının kendisine tebliğ edilme hakkına sahip olması durumunda, AĐHS’nin 35/1 maddesi  
uyarınca altı aylık sürenin yazılı kararın tebliğ tarihinden itibaren ilediğini hatırlatan AĐHM,  
18 Temmuz 2003 tarihinde yapılan bu bavurunun AĐHS’nin 35/1 maddesinde öngörülen altı  
ay kuralına uygun olduğu kanaatindedir.  
Ayrıca, AĐHS’nin 35/3 maddesi uyarınca bu bavurunun açıkça dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru  
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle bavuru kabuledilebilir niteliktedir.  
B. Esas  
Hükümet, bavuranın saat 19.00’da yakalandığını, yakalanma sırasında polisten  
kaçarken düğü için yaralandığını, 1 Nisan 2002 tarihinde Cumhuriyet Savcısı ve hakim  
önüne çıkarıldığında kötü muamele konusunda ikayetçi olmadığını, tam adresini vermediği  
için ilk derece mahkemesi ile ibirliğinde bulunmadığını, bunun sonucunda da 29 Mart 2004  
tarihine kadar ifade vermesi için celp edilemediğini ve mahkeme önünde verdiği ifadelerin  
daha önceki ifadeleriyle çelitiğini ileri sürmütür.  
Bavuran iddialarını sürdürmütür. Bavuran, özellikle, daha önce hırsızlık nedeniyle  
birçok kez yakalandığı ve aynı polis memurlarıyla tekrar karılaabileceği için, 1 Nisan 2002  
5
tarihinde Cumhuriyet Savcısı ve hakim önüne çıkarıldığında kötü muameleden ikayetçi  
olmaya korktuğunu ifade etmitir. Ayrıca, sağlık muayenesi düzgün bir ekilde yapılmıꢀ  
olsaydı, kötü muamelenin fiziksel belirtilerini gözlemlemek mümkün olabilecektir. Bavuran,  
ayrıca, ifadelerinde çelikiler olduğunu inkar etmitir. Bavuran, elde suçlayıcı deliller varken  
aynı civarda gerçekleen hırsızlık olayından altı saat sonra yakalanmasının kendisine mantıklı  
gelmediğini belirtmitir.  
AĐHM, 3. maddenin, AĐHS’nin istisnaya izin verilmeyen en temel hükümlerinden biri  
olduğunu hatırlatır. Ayrıca, bu madde, Avrupa Konseyi’ni oluturan demokratik toplumların  
temel değerlerinden birini muhafaza etmektedir. Đnsan haklarının korunması için bir araç  
olarak AĐHS’nin amaç ve hedefi, söz konusu hükümlerin, sağladığı güvenceleri uygulanabilir  
ve etkili kılmak amacıyla yorumlanmasını ve uygulanmasını da gerektirir (Avar / Türkiye,  
no. 25657/94). AĐHS’nin 3. maddesi uyarınca iddialarda bulunulması durumunda, AĐHM’nin  
özellikle kapsamlı bir inceleme yapması gerekmektedir (Ülkü Ekinci / Türkiye, no. 27602/95).  
AĐHM, tarafların sunduğu belgelere dayanarak sözkonusu davada böyle bir inceleme  
yapacaktır.  
AĐHM, ayrıca, sağlık durumu iyi bir ekilde gözaltına alınan bir bireyin serbest  
bırakılğında yaralı olması durumunda, Devletin bu yaraların nedenine ilikin makul bir  
açıklama getirmek ve mağdurun iddialarına -özellikle bu iddialar sağlık raporlarlarıyla  
desteklenmise- karı kanıtlar ileri sürmek yükümlülüğü taıdığını hatırlatır (Çolak ve Filizer /  
Türkiye, no. 32578/96; Selmouni / Fransa, no.25803/94; 18 Aralık 1996 tarihli Aksoy-Türkiye  
kararı, Hüküm ve Karar Raporları 1996-VI; 4 Aralık 1995 tarihli Ribitsch / Avusturya kararı).  
AĐHM, delilleri değerlendirirken “makul üphenin ötesinde” kanıt standardını  
uygulamıtır (Orhan / Türkiye, no. 25656/94). Ancak böyle bir kanıt yeterince güçlü, açık ve  
anlamlı çıkarımların veya çürütülemeyen benzer karinelerin varlığı ile ortaya konabilir (Ülkü  
Ekinci, yukarıda kaydedilen). Ayrıca, sözkonusu olaylar, ahsın gözaltında kendi  
kontrollerinde olduğu sırada, tamamıyla veya büyük oranda yetkililerin bilgisi dahilinde  
gerçeklemise, gözaltı sırasında meydana gelen yaralanmalarla ilgili güçlü maddi karineler  
ortaya çıkacaktır. Tatminkar ve ikna edici bir açıklama getirme yükümlülüğünün yetkililere  
ait olduğu söylenebilir (Salman / Türkiye, no. 21986/93).  
Sözkonusu davada, henüz reit olmayan bavuran, dayak, tehdit ve soğuk duu  
kapsayan kötü muamele ekillerinden ikayetçi olmutur. AĐHM, bu bağlamda, Hükümet’in  
iddiasının aksine, bavuranın hem AĐHM hem yerel mahkemeler önünde olayları anlatma  
eklinin, küçük ayrıntılar hariç, birbiriyle tutarlı olduğu sonucuna varmıtır.  
Hükümet, bavuranın yalnızca yakalama sırasında düğü için yaralandığı iddiasını  
polisin hazırladığı yakalama tutanağına dayandırmıtır. Bu noktada, bavuranın 30 Mart 2002  
tarihinde . Cokun Erçin polis karakolunda görevli polis memurları tarafından saat 19.00’da,  
Đzmir Buca Çocuk Büro Amirliği’nde görevli polis memurları tarafından saat 13.30’da veya  
Buca Emniyet Müdürlüğü’nde görevli polis memurları tarafından saat 19.10’da yakalandığına  
dair resmi belgelerde yer alan yetersiz ve çelikili bilgileri göz önünde bulunduran AĐHM,  
bavuranı yakalayan polis memurlarının hazırladığı ve Hükümet’in doğruluğuna güvendiği  
tutanağın içeriğine veya bavuranın yaı nedeniyle yakalandığı sıradaki korunmasızlığını  
dikkate alarak bavuranın bu belgeyi imzalamıolmasına itibar edemeyeceği kanaatindedir.  
Tıbbi delille ilgili olarak, AĐHM, bavuranın 30 ve 31 Mart 2002 tarihleri arasında  
gözaltında bulunmasıyla ilgili olarak iki sağlık raporunun hazırlandığını kaydeder. Bavuranın  
6
yakalanğı gün kimlik tespitinden sonra hazırlanan birinci raporda kötü muamele göstergesi  
olabilecek bazı fiziksel bulgulara yer verilmitir. Ancak, ertesi gün hazırlanan ikinci raporda  
bavuranın sırtındaki eski bir ekimozdan söz edilmitir. AĐHM, bu iki raporun birbiriyle  
çelitiğini, ayrıntılara yer vermediğini ve AĐHM’nin kötü muameleye ilikin davaları  
incelerken göz önünde bulundurduğu Avrupa Đꢀkencenin ve Đnsanlık Dıı veya Onur Kırıcı  
Ceza veya Muamelenin Önlenmesi Komitesi’nin önerdiği standartları (Akkoç / Türkiye, no.  
22947/93) ve BMMYK’ye sunulan Đꢀkence ve Diğer Zalimane, Đnsanlık Dıı, Aağılayıcı  
Muamele veya Cezaların Etkili Biçimde Soruturulması ve Belgelendirilmesi Đçin El  
Kılavuzu’nda (“Đstanbul Protokolü”) belirtilen esasları yerine getirmediğini kaydeder (Batı ve  
Diğerleri, yukarıda kaydedilen). Bu nedenle, AĐHM, söz konusu sağlık raporlarının  
bavuranın kötü muamele gördüğü iddiasını kanıtlamak veya çürütmek için öne sürülebilecek  
ikna edici birer kanıt olmadıkları kanaatindedir (Mehmet Eren / Türkiye, no. 32347/02).  
AĐHM, bu bağlamda, 27 Ocak 2009 tarihinde Hükümet’ten, diğer ek bilgi ve  
belgelerin yanı sıra, bavuranın 1 Nisan 2002’de tutuklanmasının ardından cezaevi doktoru  
tarafından hazırlanan sağlık raporlarının birer kopyasını göndermesini talep ettiğini kaydeder.  
Ancak, Hükümet, AĐHM Đçtüzüğü’nün 44/A maddesinde öngörülen AĐHM ile ibirliğine  
ilikin hükümlere rağmen, herhangi bir gerekçe göstermeksizin söz konusu talebe cevap  
vermemitir.  
AĐHM, yukarıda anlatılanları göz önünde bulundurarak, makul üphenin ötesinde  
bavuranın iddia edildiği gibi kötü muamele gördüğü sonucuna götürecek somut öğelere  
dayanan çıkarımlar bulunduğuna karar verir.  
AĐHM, AĐHS’nin 3. maddesinin, makamların “savunulabilir” olan ve “makul üphe  
uyandıran” kötü muamele iddialarını incelemesini gerektirdiğini hatırlatır (Ay / Türkiye, no.  
30951/96). AĐHM içtihadı tarafından tanımlanan etkililiğe ilikin asgari standartlar,  
soruturmanın bağımsız, tarafsız, kamu denetimine açık olmasını ve yetkili makamların örnek  
bir titizlik ve çabuklukla hareket etmelerini gerektirir (Çelik ve Đmret / Türkiye, no. 44093/98).  
AĐHM, ayrıca, AĐHS’de yer alan hakların teorik ve aldatıcı değil, uygulanabilir ve etkili  
olduğunu hatırlatır. Dolayısıyla, bu tür davalarda, etkili bir soruturma sorumluların  
belirlenmesini ve cezalandırılmasını sağlar nitelikte olmalıdır (Orhan Kur / Türkiye, no.  
32577/02).  
AĐHM, AĐHS’nin 3. maddesi uyarınca, bavuranda görülen yaralanmalardan  
Savunmacı Devlet’in sorumlu olduğu sonucuna varmıtır. Bu sebeple, etkili bir soruturma  
yapılolması gerekmektedir.  
AĐHM, sözkonusu davada, Cumhuriyet Savcılığı tarafından vakit kaybetmeden  
bavuranın iddialarına ilikin soruturma yapıldığını gözlemlemektedir. Cumhuriyet  
Savcısı’nın polis memurları hakkında kötü muamele nedeniyle kovuturma balatılmamasına  
yönelik kararının Ağır Ceza Mahkemesi tarafından onaylanması ile söz konusu soruturma 6  
Ocak 2003 tarihinde sona ermitir. Dava dosyasında yer alan sınırlı sayıdaki belgeyi inceleyen  
AĐHM, Cumhuriyet Savcısı’nın soruturmayı yapma eklinde eksiklikler olduğunu, bu  
eksikliklerin de soruturmanın etkinliğini etkilediğini gözlemlemektedir. Đlk olarak,  
Cumhuriyet Savcısı’nın soruturma sırasında bavuranın veya sanık polis memurlarının  
ifadesini alma yoluna gitmediği anlaılmaktadır. AĐHM, ikinci olarak, Cumhuriyet  
Savcısı’nın sanık polis memurlarının kimliklerinin belirlenmesi için herhangi bir ciddi  
giriimde bulunmadığını kaydeder. Bu bağlamda, bavurandan hiçbir ekilde, polis  
fotoğraflarına bakarak veya kimlik tespit çalımasına katılarak, sanıkların kimliğini tespit  
7
etmesinin istenmediği görülmektedir. Üçüncü olarak, Cumhuriyet Savcısı, o gün görevde olan  
diğer polis memurlarının, bavuranla birlikte yakalanan veya tutuklanan diğer kiilerin veya  
olayların yaandığı gün karakolda bulunan kiiler gibi olası görgü tanıklarının ifadesini  
almatır. AĐHM’ye göre, dava dosyasında kesin bir tıbbi delil bulunmadığından, söz  
konusu ifadeler yaralanmalarının sebebine ıık tutabilirdi. Son olarak, Cumhuriyet Savcısı, bir  
gün arayla hazırlanan iki sağlık raporunda yer alan çelikileri gidermek için bavuranı  
muayene eden doktorların ifadesini almamıtır.  
AĐHM, yukarıda anlatılanlar ıığında, söz konusu soruturmanın AĐHS’nin 3.  
maddesinde öngörülen soruturmanın esaslı ve etkili olması koulunu yerine getirdiğinin  
söylenemeyeceği kanaatindedir.  
Bu nedenle, AĐHS’nin 3. maddesi esas ve usul bakımından ihlal edilmitir.  
II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. maddesine göre:  
“Mahkeme ibu Sözleme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözlemeci  
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun  
bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
Bavuran, manevi tazminat olarak 10,000 Euro talep etmitir.  
Hükümet talep edilen miktara itiraz etmitir.  
Söz konusu davada tespit edilen ihlalin niteliğini göz önünde bulunduran AĐHM,  
hakkaniyete uygun olarak, bavurana talep edilen miktarın tamamının ödenmesine karar verir.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuran, ayrıca, AĐHM önünde yapmıolduğu yargılama masraf ve giderleri için  
2,000 Euro talep etmitir.  
Hükümet, talep edilen miktara itiraz etmitir.  
Bavuranın, AĐHM Đçtüzüğü’nün 60. maddesi uyarınca, talebini herhangi bir makbuz  
veya fatura ile desteklememesi nedeniyle, AĐHM bu balık altında herhangi bir ödeme  
yapılmamasına karar verir.  
C. Gecikme Faizi  
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı  
faiz oranına üç puanlık bir artıeklenerek belirlenecektir.  
BU GEREKÇELERE DAYANARAK, AĐHM OYBĐRLĐĞĐ ĐLE  
8
1. Bavurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. AĐHS’nin 3. maddesinin esas ve usul bakımından ihlal edildiğine;  
3. (a)AĐHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinletiği tarihten  
itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na  
çevrilmek üzere ve her türlü vergi ve kesintiden muaf tutularak Savunmacı Hükümet  
tarafından bavurana manevi tazminat olarak 10,000 Euro (on bin Euro) ödenmesine;  
(b)Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin  
yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan marjinal  
kredi kolaylığı oranının üç puan fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
4. Adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddedilmesine karar vermitir.  
Đꢀbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıve AĐHM Đçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragrafları gereğince 20 Ekim 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
9