Hükümet bu iddiaya karꢀı çıkmıꢀtır.
A. Kabuledilebilirlik hakkında
AĐHM, bu ꢀikayetin AĐHS’nin 35 § 3. maddesi uyarınca dayanaktan yoksun olmadığı
tespitinde bulunmaktadır. Ayrıca kabuledilemezliğe iliꢀkin hiçbir gerekçe yer almamaktadır.
B. Esas hakkında
1. Dikkate alınacak dönem
Baꢀvuran dikkate alınacak dönemin 12 Ağustos 1998 tarihinde Adana Cumhuriyet Savcısı’nın
hakkında açtığı soruꢀturma ile baꢀladığını ve hiçbir ꢀekilde tamamlanmadığını iddia
etmektedir.
Hükümet bu dönemin Adana Ağır Ceza Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı’nın baꢀvuran
hakkında 19 Kasım 1998 tarihinde açtığı ceza davası ile baꢀlayıp, yine bu mahkeme
tarafından 22 ꢁubat 2006 tarihinde alınan kararla sona erdiğini savunmaktadır.
AĐHM, incelenmesi gereken sürenin bir kiꢀinin kelimenin özerk ve maddi anlamıyla «sanık»
addedildiği anda baꢀladığını (Bkz. diğerleri arasında, Corigliano-Đtalya kararı 10 Aralık 1982
ve Imbrioscia-Đsviçre kararı 24 Kasım 1993) ve suçluluğunun ispatlandığı veya serbest
bırakıldığı gün sona erdiğini hatırlatmaktadır.
Sonuç olarak mevcut baꢀvuruda dikkate alınacak dönem baꢀvuranın Cumhuriyet Savcısı
tarafından «sanık» olarak sorgulandığı 24 Eylül 1998 tarihinde baꢀlamaktadır. Dosyada yer
alan delil unsurlarına göre dava halen Yargıtay’da sürmektedir. Günümüze kadar devam eden
bu süre, yedi yıl altı aydan fazlası ilk derece mahkemesinde olmak üzere sekiz yıl altı aydır.
2. Sürecin uzunluğunun makul yapısı
AĐHM yargı sürecinin makul yapısının mahkemenin yerleꢀik içtihadından doğan kriterleri
ıꢀığında özellikle davanın karmaꢀıklığı, baꢀvuranın ve yetkili mercilerin tutumu ile
değerlendirildiğini hatırlatmaktadır (Bkz. diğerleri arasında, Pelissier ve Sassi-Fransa kararı,
no: 25444/94).
AĐHM daha önce de bu baꢀvurudakine benzer sorunların dile getirildiğini ve bunların
AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlali ile sonuçlandığını kaydetmektedir.
Mahkemeye sunulan bütün delillerin incelenmesinden AĐHM, Hükümetin mevcut davayı
farklı sonlandıracak hiçbir tespiti ve delili sunmadığını gözlemlemektedir. Özellikle ulusal
mahkemeler baꢀvuranın yedi yıl dört ayın sonunda serbest bırakıldığı ve halen Yargıtay’da
devam etmesi ölçüsünde davanın seyrinde yeterli «ihtimamı» gösterecek bir tutum
sergilememiꢀlerdir. AĐHM, olayların meydana geldiği dönemde eczacı olarak sözkonusu dava
süreci boyunca müꢀteri kitlesinin büyük bölümünü oluꢀturan kimi kamu kurumlarına ilaç
satıꢀının olanaksız hale geldiği dikkate alındığında, bu durumun baꢀvuranın ekonomik
koꢀullarını ciddi biçimde sarstığını not etmektedir.
AĐHM mahkemenin bu yöndeki yerleꢀik içtihadını dikkate aldığında sözü edilen sürecin aꢀırı
olduğuna ve «makul süre» zorunluluğunu karꢀılamadığına itibar etmektedir.
3