CONSEIL  
AVRUPA  
DE L’EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
WOLF-SORG -TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no:6458/03)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
08 Haziran 2010  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (6458/03) no’lu davanın nedeni, T.C. vatandaı  
Lieselotte Wolf-Sorg’un (bavuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 14 Ocak 2003  
tarihinde Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilikin Sözleme’nin (Avrupa  
Đnsan Hakları Sözlemesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran, Freiburg Barosu avukatlarından Jörg Arnold tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
DAVANIN KOULLARI  
Bavuran, 1936 doğumlu olup, Guatemala’nın Escuintla kentinde ikâmet etmektedir.  
Alman uyruklu Andrea Wolf’un annesi olan bavuran, yasadıı terör örgütü PKK saflarına  
geçen ve « Ronahi » kod adını kullanan kızının Ekim 1998 tarihinde Van’ın Çatak ilçesinde  
meydana gelen bir silahlı çatıma sırasında yakalandığını ve daha sonra askerler tarafından  
öldürülğünü iddia etmektedir. Hükümet, bu sava karı çıkmakta ve Andrea Wolf’un ölüp  
ölmediğinin kesin olarak bilinmesinin mümkün olmadığını, eğer öldüyse de, sözkonusu  
çatıma sırasında ölmüolabileceğini savunmaktadır.  
A. Ekim 1998 tarihinde meydana gelen silahlı çatıma  
Hükümet, Ekim 1998 tarihinde Çatak yakınlarında meydana gelen silahlı çatımayla ilgili çok  
sayıda belge sunmaktadır :  
– 22 ve 24 Ekim 1998 tarihlerinde güvenlik güçleri tarafından düzenlenen tutanaklar, 22  
Ekim 1998 tarihinde askerler tarafından düzenlenen bir çatıma yeri krokisi;  
– operasyona katılan köy korucuları S.B., S.G., I.Ö., H.B., B.Ç.’nin 26 ve 30 Ekim  
1998 tarihlerinde jandarmalar tarafından kaydedilen ifadeleri ;  
– Fatih Yalçınkaya, erife Erdoğan ve Emine Yıldız’ın 7 Aralık 1998 tarihinde savcılık  
tarafından alınan ifadeleri. Ayrıca, adıgeçen bu üç kiinin güvenlik güçleri tarafından  
kaydedilen ifadeleri dava dosyasına eklenmitir.  
22 Ekim 1998 tarihli tutanakta, Jandarma Komutanlığı’nın Van’ın Çatak ilçesine bağlı  
Andiçen köyünde terör örgütü PKK’ya karı askeri bir operasyon gerçekletirdiği  
belirtilmektedir. Bu operasyon sırasında sağlanan sıcak temas sonrasında silahlı bir çatıma  
çıkmı; bir jandarma eri ehit olmuve bir PKK üyesi ağır yaralı olarak ele geçirilmitir. Bu  
PKK’lı, ölmeden önce, askerlere PKK’lı bir grubun Surik kırsalı yakınlarında bir mağarada  
saklandıkları bilgisini vermitir. Bunun üzerine, güvenlik güçleri PKK üyelerinin saklandığı  
bu mağaraya gitmilerdir. Askerlerin ilk iolarak yaptıkları teslim ol çağrısına, bölücü terör  
örgütü üyeleri ateederek cevap vermilerdir. Bunun üzerine, askerler ile terör örgütü PKK  
üyeleri arasında ikinci kez silahlı çatıma çıkmıtır. Bu çatıma sırasında, üç er ehit olmu,  
bir diğeri yaralanmıtır. Çatıma sonunda kırk iki teröristin öldürüldüğü anlaılmıtır.  
Güvenlik güçleri mağarada otuz altı kalanikof tipi tüfek, üç makineli tüfek, on üç el bombası,  
altı roket atar, dokuz antipersonel mayını, üç yüz tüfek mermisi ile yüz elli hafif makineli  
tüfek mermisi ele geçirmitir.  
2
24 Ekim 1998 tarihli tutanağa göre, teknik yetersizlik nedeniyle bölücü terör örgütü üyelerinin  
cesetleri olay yerinde terk edilmitir. Aynı ekilde, yeterli güvenlik önlemleri  
alınamadığından, olay yeri incelemesi yapılamamıtır.  
26 ve 30 Ekim 1998 tarihlerinde jandarma, operasyona katılan köy korucuları S.B., S.G., I.Ö.,  
H.B., B.Ç.’nin ifadelerini almıtır. 6 Ekim 1998 tarihli ifadesinde S.B., özellikle bir önceki  
askeri operasyonda terörist örgüt mensubu olan bir kiinin ağır yaralı olarak ele geçirildiğini  
ve bu kiinin kan kaybından ölmeden önce askerlere PKK’lı bir grubun Surik kırsalı  
yakınlarındaki bir mağaraya sığındıkları bilgisini verdiğini belirtmitir. S.B. ayrıca, askerlerin  
belirtilen yere gittiklerini, orada güvenlik güçleri ile teslim olmak istemeyen PKK’lılar  
arasında çatıma çıktığını, bu çatıma sonucunda kırk iki teröristin öldürüldüğünü, üç askerin  
ehit düğünü ve erin de yaralandığını ifade etmitir. Bu tanığa göre, çatıma sonrasında  
PKK saflarında hayatta kalan olmamıtır.  
Diğer köy korucuları 30 Ekim 1998 tarihinde alınan ifadelerinde S.B.’nin verdiği bilgileri  
doğrulamılardır.  
Savcılık, 7 Aralık 1998 tarihinde sanık sıfatıyla Fatih Yalçınkaya, erife Erdoğan ve Emine  
Yıldız’ı dinlemitir. Fatih Yalçınkaya, PKK saflarına ubat 1998 tarihinde geçtiğini ifade  
etmitir. Đlgili ahıs, Kasım 1998’de Besteler Dereler bölgesinde bir çatıma çıktığını,  
kendisinin bir mağaraya saklandığını, ve silahlı çatıma sona erdiğinde askerlere teslim  
olduğunu söylemitir. erife Erdoğan, PKK saflarına 1990 yılının ortalarında geçtiğini, Kasım  
1998’de ırnak bölgesinde askeri operasyonlar yürütüldüğünü, bu operasyonlardan biri  
sırasında kendisinin saklandığını ve daha sonra askerlere teslim olduğunu ifade etmitir.  
Emine Yıldız, silahlı çatımalardan hiçbirine katılmadığını belirtmitir.  
Bu üç kiinin güvenlik güçleri tarafından kaydedilen ifadelerinden anlaıldığına göre, bir  
PKK grubuna katılan « Rohani » kod adlı bir kadın çatımalar sırasında ölmütür. Öte yandan,  
bu üç kii pimanlık yasasından yararlanmak istemilerdir.  
B. Ulusal makamlar tarafından yürütülen soruturma  
9 Kasım 1998 tarihinde Çatak savcılığı, Hürriyet gazetesinin 8 Kasım 1998 tarihli baskısında  
yayınlanan ve bir Alman vatandaının silahlı çatıma sırasında öldüğü bilgisini veren habere  
dayanarak, resen bir ön soruturma balatmıtır. Savcılık, 1998 yılı Ekim ayında – 13, 21 ve  
22 Ekim – güvenlik güçleri ile bölücü terör örgütü arasında üç silahlı çatıma yaandığını  
tespit etmitir. Ancak, güvenlik nedeniyle, bölücü terör örgütü mensuplarının cesetleri  
üzerinde otopsi yapılması mümkün olmamıtır. Savcılık, ölen ahısların kimliklerinin tespit  
edilebilmesi için Van ve Çatak Jandarma Komutanlığı’nın ellerindeki tüm belgeleri (evrak,  
fotoğraf, film, kaset, v.s.) vermesini istemitir.  
10 Aralık 1998 tarihinde, Van Devlet Güvenlik Mahkemesi savcılığı Çatak savcılığına bir  
yazı göndermitir. Çatak savcılığı, 20-22 Ekim 1998 tarihinde vuku bulan olayların bir özetini  
yaptıktan sonra, sözkonusu çatımaya katılan PKK üyelerinin bulunması amacıyla daimi  
arama emri çıkarıldığını bildirmitir.  
Tarihi belirtilmeyen bir yazıda bavuranın avukatı, dönemin Đçileri Bakanı’na Andrea  
Wolf’un ölümünü sormutur. Avukat, Andrea Wolf’un ölümünü açığa çıkarmak üzere  
görevlendirilen uluslararası sivil toplum komisyonu1 (bundan böyle « bir komisyon » olarak  
1
Ölümünden sonra, Almanya’da, Andrea Wolf’un ölümünü açığa kavuturmak üzere hukukçu ve sivil toplum  
örgütü mensubu kiilerden oluan bir soruturma komisyonu kurulmutur  
3
adlandırılacaktır) tarafından dinlenen kiilerin iddialarına göre, ilgili ahsın 23 Ekim 1998  
günü gerçekletirilen operasyonda canlı olarak yakalandığını ve daha sonra vurularak  
öldürülğünü kaydetmitir. Avukat, bu komisyonun konuyla ilgili bir soruturma  
yürütğünü ve sözkonusu operasyona katılan PKK üyelerini sorguladığını bildirmitir.  
Avukat, bu komisyona göre ihtilaflı çatıma sırasında Fatih Yalçınkaya, Minteha Ali, Adife  
Aslan, erife Erdoğan ve Berivan Yıldız’ın canlı olarak yakalandığını kaydetmive bu  
konuda Frankfurt savcılığının görevlendirildiğini eklemitir. Avukat, iç hukukta Türk  
makamlarınca bir soruturmanın yapılıp yapılmadığını sormutur.  
2000 yılı Nisan ayında bavuranın avukatı, erife Erdoğan, Fatih Yalçınkaya ve Emine  
Yıldız’ın 4 Aralık 1998 tarihinde ırnak Jandarma Komutanlığı’nda verdiği ifadelerden  
anlaıldığı cihetle Andrea Wolf adında bir kiinin yakalanmadığını ve kimliği ile ilgili  
herhangi bir belgenin bulunmadığını Đçileri Bakanı’na bildirmitir.  
25 Eylül 2000 tarihinde bavuran, AĐHS’nin 2. maddesine dayanarak Đstanbul savcılığı  
aracılığı ile Van savcılığına suç duyurusunda bulunmutur. Bavuran, kızının PKK saflarına  
geçtiğini ve 20-24 Ekim1998 tarihlerinde Çatak ilçesine bağlı Keleköyü yakınlarında  
gerçekletirilen askeri opersyonlar sırasında bazı PKK üyelerinin öldürüldüğünü ve silahı  
olmayan kızı Andrea Wolf’un da aralarında bulunduğu diğer bir grubun ise canlı olarak  
yakalanğını belirtmitir. Bavuran, kızının ilk önce ikence gördüğünü ve daha sonra  
öldürülğünü savunmutur. Bavuran, Frankfurt savcılığı tarafından da bir soruturma  
balatıldığını ve bir komisyonun kızının ölümüne tanık olan PKK üyelerini dinlediğini  
eklemitir. Elde ettiği bilgilere göre, kızının gömülü olduğu yerin bilindiğini ifade eden  
bavuran, ileride bu konuyla ilgili daha fazla bilgi aktaracağını belirtmitir. Bavuran, erife  
Erdoğan, Fatih Yalçınkaya ve Emine Yıldız’ın tanık olarak dinlenmesini talep etmitir.  
Çatak savcılığı, 9 Kasım 2000 tarihinde Van Jandarma Komutanlığı’na bavuranın 25 Eylül  
2000 tarihli suç duyurusunda isimlerini verdiği tanıkların dinlenmesi ve 1998 yılı Ekim  
ayında çıkan çatıma sırasında ölenler arasında Andrea Wolf’un bulunup bulunmadığının  
aratırılması talimatını vermitir.  
24 Ocak 2001 tarihinde, köy korucuları S.B., I.Ö., H.B., B.Ç ve S.G., tekrar dinlenmitir.  
Adıgeçen ahıslar daha önceki ifadelerini yinelemilerdir.  
30 Ocak 2001 tarihinde, Cumhuriyet gazetesinde Wolf ailesinin suç duyurusunda bulunduğu  
haberinin yayınlanması üzerine, Çatak savcılığı Andrea Wolf’un ölümü konusuyla ilgili  
olarak açılan ceza soruturması hakkında Van savcılığına bilgi vermitir.  
2001 yılı ubat ayında Beytüꢀꢀebap Jandarma Komutanlığı, Çatak savcılığının talebi üzerine  
Beytüꢀꢀebap savcılığına verdiği bilgide, elindeki kayıtları incelendiğini ve bu kayıtlarda 22  
Ekim 1998 tarihinde Çatak ile Beytüꢀꢀebap sınırında çıkan çatımayla ilgili hiçbir ize  
rastlanmadığını kaydetmitir.  
Çatak savcılığının talebi üzerine 12 Mart 2001 tarihinde Gaziantep savcılığı tarafından bir kez  
daha dinlenen erife Erdoğan, Çatak bölgesinde çıkan silahlı çatımaların hiçbirine  
katılmağını ifade etmitir. erife Erdoğan, Andrea Wolf isimli bir Alman vatandaı  
tanımağını söylemitir. 1998 yılı Kasım ayında teslim olduktan sonra jandarmanın  
kendilerine çatıma sırasında ölenlerin fotoğraflarını gösterdiğini ; bunlar arasında kod adı  
« Pelda » olan Alman uyruklu bir kiiyi tespit ettiğini, ancak « Ronahi » kod adlı birisini  
4
tanımağını belirten erife Erdoğan, « Pelda » kod adlı kiinin de hangi bölgede öldüğünü  
bilmediğini eklemitir.  
13 Temmuz 2001 tarihinde, Đzmit savcılığında ifade veren Fatih Yalçınkaya, Andrea Wolf  
isimli bir Alman vatandaı tanımadığını ve bu kiinin kendi grubundan olmadığını  
bildirmitir. Fatih Yalçınkaya, bununla birlikte kürt kadınları kurtulubirliğinde « Ronahi »  
isimli bir Alman vatandaından bahsedildiğini ve daha sonra ölüm haberini aldığını ifade  
etmitir. Fatih Yalçınkaya, kendi grubunda bu isimli bir kadının bulunmadığını söylemitir.  
Van savcılığı, 25 Ekim 2001 tarihinde Çatak savcılığının talebi üzerine, Emine Yıldız’ı  
dinlemitir. Andrea Wolf adında birini tanımadığını, ancak 1998 yılında « Ronahi » adında bir  
Alman gazeteciyle tanığını ifade eden Emine Yıldız, o dönemde Çatak dağlarında  
« Ronahi »’nin de aralarında bulunduğu yedi kiiyle birlikte olduğunu, ilgili ahsın kendisini  
Van’a götüreceklerini söyleyen askerler tarafından yakalandığını belirtmitir. Emine Yıldız,  
genç kadının akıbetinin ne olduğunu bilmediğini, bu gazeteciyi Botan bölgesinde tanıdığını  
eklemitir. Bu gazeteci kendilerine elik etmive Çatak’ta yakalanmıtır. Emine Yıldız, bu  
gazetecinin hiçbir operasyona katılmadığının altını çizerek, nasıl öldüğünü bilmediğini ifade  
etmitir.  
Çatak savcılığının 9 Kasım 2001 tarihli talebi üzerine 22 Kasım 2001 tarihinde bir tutanak  
düzenleyen üç jandarma, bağlı oldukları komutanlığın kayıtlarında 1998 yılı Ekim ayında  
bölücü terör örgütü ile ordu arasında çıkan çatımayla ilgili hiçbir belge, film, fotoğraf ya da  
kaset izine rastlanmadığını belirtmitir. Bu çatıma sırasında ölenlerin gömüldükleri yerle  
ilgili olarak ise ilgili ahıslar, hava artları nedeniyle olay yerine gitmelerinin mümkün  
olmadığını ifade etmilerdir.  
Yine Çatak savcılığının 9 Kasım 2001 tarihli talebi üzerine, bu üç jandarma 25 Kasım 2001  
tarihinde düzenledikleri tutanakta, 22 Ekim 1998 tarihinde çıkan çatıma sonunda kırk iki  
teröristin öldürüldüğünü ; ölenlerin kimlik tespitinin mümkün olmadığını ; hiçbir film,  
fotoğraf ya da kaset bulunmadığını ; ayrıca teröristlerin gömülebilecekleri yer hakkında hiçbir  
bilgiye sahip olmadıklarını bildirmilerdir.  
4 ubat 2002 tarihinde, Çatak savcılığının talebi üzerine, Van savcılığı Emine Yıldız’ı bir kez  
daha dinlemitir. Çatak ilçesinin Andiçen köyü yakınlarındaki Surik kırsalında 20 ila 24 Ekim  
1998 tarihlerinde bölücü terör örgütü üyeleri ile askerler arasında çıkan silahlı çatımaya  
katılmağını ifade eden Emine Yıldız, 1998 yılında [gerçek] isimlerini bilmediği iki genç  
Alman kadınla birlikte yakalandığını, bunlardan birinin kod adının « Ronahi » olduğunu,  
ancak Andrea Wolf isimli bir kadın tanımadığını eklemitir. Emine Yıldız ayrıca,  
« Ronahi »’nin nereye götürüldüğünü bilmediğini ifade etmitir.  
Van Valisi, 8 ubat 2000 tarihinde Çatak Cumhuriyet savcısından ihtilaflı olaylar hakkında  
bilgi vermesini istemitir. Vali, bavuranın avukatının Çatak ilçesi Keleköyü yakınlarında 23  
Ekim 1998 tarihinde bölücü terör örgütü üyeleri ile ordu arasında çıkan çatıma sırasında  
Andrea Wolf’un canlı olarak yakalandığını ve daha sonra vurularak öldürüldüğünü iddia  
ederek Đçileri Bakanlığı’na bir dilekçe verdiğini belirtmitir. Vali, sözkonusu operasyonun 21  
Ekim 1998 tarihinde Çatak-Van bölgesinin güneyi ile ırnak-Beytüꢀꢀebap bölgesinin kuzeyini  
kapsayan bir alanda « ehit Üstteğmen Efgan Cengiz » kod adıyla baaltılan bir operasyon  
olabileceğini kaydetmitir.  
12 Mart 2002 tarihinde, Çatak savcılığı takipsizlik kararı vermitir. Savcılık gerekçesinde,  
öncelikle Van ilinin Çatak ilçesine bağlı Keleadında bir köy bulunmadığını kaydetmitir.  
5
Buna karın savcılık, 20 ile 24 Ekim 1998 tarihleri arasında Van’ın Çatak ilçesi Andiçen  
köyüne bağlı Surik kırsalı yakınlarında bölücü terör örgütüne karı askeri operasyonların  
yapıldığını doğrulamıtır. Savcılık, 22 Ekim 1998 tarihinde bir güvenlik güçleri mensubunun  
bölücü terör örgütü tarafından ehit edildiğini belirtmitir. Bunun sonrasında Surik kırsalında  
çıkan silahlı çatımada bir subay ile iki er ehit olmuve kırk iki bölücü terör örgütü üyesi  
öldürültür. Savcılık, bu olayla ilgili bilançoya bakıldığında hiçbir terör örgütü üyesinin  
sağ olarak ele geçirilmediğinin anlaıldığını eklemitir. S.B, Đ.Ö, B.Ç., S.G. ve H.B.’nin  
verdikleri ifadeye göre, ne Andrea, ne yabancı uyruklu baka bir isim ve ne de bölücü terör  
örgütü üyesi herhangi bir kii sağ olarak yakalanmamıtır.  
Savcılık, daha sonra davacının tanık olarak gösterdiği isimlerin verdiği ifadelerden, erife  
Erdoğan’ın bölücü terör örgütü üyesi olduğu dönemde, ırnak’ın Besteler-Dereler bölgesinde  
bulunduğunun anlaıldığını kaydetmitir. Đlgili ahıs, bu operasyona katılmadığını ve Andrea  
Wolf’a rastlamadığını ; Fatih Yalçınkaya’nın Irak’ta askeri ve siyasi eğitim aldığını ; çeteye  
dahil olmadığı için ona silah verilmediğini, Çatak’ta çıkan çatımaya katılmadığını, onun  
Andrea Wolf isimli birini tanımadığını buna karın gazeteci olarak çalıan « Ronahi » adında  
birinden bahsedildiğini duyduğunu, ancak onu görmediğini ; Emine Yıldız’ın 1998 yılında  
Surik kırsalında çıkan çatımaya katılmadığını, yakalanmadan önce onun gazeteci olarak  
çalıan « Ronahi » adında biriyle tanığını, ancak Andrea Wolf adında hiç kimseyi  
tanımağını söylemitir. Savcılık, silahlı çatımanın Surik kırsalı ile Çatak-Beytüꢀꢀebap-  
ırnak bölgesi sınırında meydana geldiği sonucuna varmıtır. Çatak savcılığı, ırnak ve  
Beytüꢀꢀebap savcılıklarının verdikleri bilgileri inceledikten sonra, bu kayıtlarda 20 ile 24  
Ekim 1998 tarihleri arasında çıkan çatımalarla ilgili hiçbir unsur bulunmadığını ve Andrea  
Wolf hakkında hiçbir adli soruturmanın balatılmadığını tespit etmitir. Son olarak, Çatak  
Adliye Sarayı kaleminin verdiği bilgilere göre de Andrea Wolf hakkında hiçbir adli  
soruturma balatılmağı anlaılmaktadır. Savcılık, bavuran ve avukatının iddialarından  
baka elle tutulur hiçbir delil bulunmadığı sonucuna varmıtır.  
11 Nisan 2002 tarihinde, bavuran alınan takipsizlik kararına ErciAğır Ceza Mahkemesi  
bakanı önünde itiraz etmitir. 25 Eylül 2000 tarihli suç duyurusuna atıfta bulunan bavuran,  
kızının 20 ile 24 Ekim 1998 tarihleri arasında Van’ın Çatak ilçesine bağlı Keleköyü  
yakınlarında öldürüldüğünü savunmutur. Bavuran, elde ettiği bilgilere göre, kızının  
yakalandıktan sonra infaz edildiğini iddia etmi, kızının ölümünden sonra görevlendirilen bir  
komisyonun kızının ölümüyle ilgili bazı kiileri dinlediğini anlatmıtır. Bavuran, Çatak  
Cumhuriyet savcısına kızının gömülü olduğu alan hakkında bilgi verdiğini ve bu konuda  
tanıkların olduğunu kendisine ilettiğini kaydetmitir. Đtiraz bavurusunda bavuran, 20-24  
Ekim 1998 tarihli olaylarla ilgili ve kızının ölümüyle ilgili « resmi » hiçbir tutanağın  
olmadığını belirtmitir. Bavuran, ayrıca Andrea Wolf’un nerede gömülü olduğunu teyid  
edecek tanıkların bulunduğunu ve Çatak Cumhuriyet savcısının kızının mezarının açılmasını  
sözlü olarak kabul etmesine rağmen, bu yönde hiçbir adım atmadığını söylemitir.  
28 Mayıs 2002 tarihinde verilen ve 15 Temmuz 2002 tarihinde bavurana tebliğ edilen  
kararda ağır ceza mahkemesi bakanı, savcılık kararının usule ve yasalara uygun olarak  
alındığını kaydetmive itiraz edilen takipsizlik kararını onamıtır.  
6
C. Tarafların sunduğu diğer belgeler  
1. Bavuran tarafından sunulan belgeler  
a) Andrea Wolf’un ölümünü açığa kavuturmak üzere görevlendirilen Uluslararası Sivil Toplum  
Komisyonu tarafından düzenlenen belgeler  
PKK’nın Botan’daki askeri kanadının (ARGK) 22 Mayıs 1999 tarihinde kaleme aldığı bir  
belgede, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin 21 Ekim 1998 tarihinden itibaren Çatak’ın güneyi ile  
Beytüꢀꢀebap bölgesinde bir askeri harekât balattığı ; 23 Ekim 1998 tarihinde çıkan bir  
çatıma sırasında örgüt üyesi yirmi bir kiinin öldüğü ; Türk Silahlı Kuvvetleri’nin « Ronahi »  
(Andrea Wolf) ve « Bahoz »’u (Habib Ibo) canlı olarak ele geçirip, daha sonra infaz ettikleri ;  
Andrea Wolf’un çıplak cesedinin çatıma yerinde bırakıldığı ve özel eyalarının da yakıldığı  
belirtilmitir. Belgede ayrıca Zeynep Fırat, Silav (Necmiye Ibrahim), Diyar (Haim Kaçan),  
Karker (ehmuz Filiz) ve ahin’in (Mehmet Benek) sözkonusu çatımadan sağ olarak çıktığı  
ve imdi Irak’ta bulundukları yazılmıtır.  
PKK’nın askeri kanadının kaleme aldığı tarihsiz diğer bir belgede, 23 Ekim 1998 tarihinde  
Keleköyünde çıkan silahlı çatımayla ilgili olarak, « Bahoz » ve « Ronahi »’nin canlı olarak  
ele geçirildiği ve Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından öldürüldüğü belirtilmitir.  
4 Kasım 1998 tarihinde kaleme alınan bir nota göre, PKK üyesi Diyar (Haim Kaçan), ihtilaflı  
çatıma sırasında askerlerin « Ronahi »’yi canlı olarak yakaladıklarını ve daha sonra  
öldürdüklerini, ayrıca cesedin çıplak olduğunu ifade etmitir.  
5 Kasım 1998 tarihinde PKK üyesi Selahattin Elçiçek tarafından kaleme alınan bir notta, 23  
Ekim 1998 tarihinde Kele’te çıkan çatıma sırasında askerlerin Alman uyruklu « Ronahi »’yi  
canlı ele geçirdikleri ve daha sonra öldürdükleri ; genç kadının cesedinin de çıplak olduğu  
ifade edilmitir.  
6 Kasım 1998 tarihinde kaleme aldığı notta Zeynep Fırat, Alman uyruklu « Ronahi »’nin bir  
askeri operasyon sırasında canlı olarak yakalandığını ve daha sonra askerler tarafından  
öldürülğünü ifade etmitir. Zeynep Fırat ayrıca, cesedin çıplak olduğunu ve darp izleri  
taıdığını belirtmitir.  
10 Kasım 1998 tarihinde PKK üyesi Abuzer Arslanoğlu (Welat Yılmaz) tarafından kaleme  
alınan notta, askerlerin ihtilaflı çatıma sırasında canlı olarak ele geçirdikleri Alman uyruklu  
« Ronahi »’yi daha sonra öldürdükleri ; cesedin çıplak ve memelerinin kesik olduğu ;  
kurunların kafasına ve cinsel organlarına sıkıldığı ifade edilmitir.  
1 Eylül 1999 tarihinde, komisyon, Zeynep Fırat’ı dinlemitir. Zeynep Fırat, Andrea Wolf’u  
(kod adı : « Ronahi ») 1998 yılında Türkiye Irak sınırında, kürt kadınları kurtulubirliğinin  
kampında tanıdığını ve öldüğü gün onun yanında olduğunu ifade etmitir. Çatıma çıkınca  
Ronahi’yi bir kayalık arkasına sakladığını, sonra kendi grubunun bir mağaraya gizlendiğini  
anlattır. Dıarıdan Andrea Wolf’un sesinin geldiğini, köy korucularıyla önce ingilizce ve  
akabinde almanca konutuğunu duyduğunu belirten Zeynep Fırat, daha sonra dıarıdakilerin  
Diyar isimli diğer bir kiiyle birlikte Ronahi’yi öldürdüğünü söylemitir. Bu arada, kendisi  
diğer üç kiiyle birlikte mağaranın dibinde saklı kalmı, askerler gittikten sonra, bulunduğu  
yerden çıkmıtır. Dıarı çıkınca arkadalarının ve Ronahi’nin boğazlarında siyah lekeler olan  
ve darp izleri taıyan cesetlerini görmütür. Sonra, yirmi kadar arkadaı gelerek cesetleri  
toprağa vermilerdir. Arkadaları bu cesetleri Keleköprüsü yakınlarında, Awe Masiro  
7
(Beytüꢀꢀebap) dıında toplu olarak gömmülerdir. Andrea Wolf’un taıdığı silah yok  
edilmitir. Zeynep Fırat, ayrıca Andrea Wolf’un askerler tarafından sorgulandığını ve daha  
sonra ona ateedildiğini kendisinin bizzat duyduğunu ifade etmitir. Mağaradan çıktıktan  
sonra Ronahi’nin kafasına sıkılan bir kurunla öldürüldüğünü ve vücudunun çıplak olduğunu  
görmütür. Genç kadının iki kolu ile bir bacağında siyah bir leke olduğunu kaydetmitir.  
28 Haziran 2008 tarihinde, komisyon, bavuranın avukatı Eren Keskin’i dinlemitir. Avukat,  
bir gazetecinin çatımanın çıktığı bölgede bulunan köylülerin kendisiyle temas kurduğunu  
söylediğini ifade etmitir. Köylüler bu gazeteciye Andrea Wolf’un cesedini bildikleri bir  
köyde toprağa verdiklerini anlatmılardır. Bu köylüler Cumhuriyet savcısı önünde tanıklık  
etmeye hazır olduklarını da söylemilerdir.  
b) Bavuran tarafından sunulan diğer belgeler  
Bavuran, kızının ölümüyle ilgili Almanca dilinde kaleme alınmıçeitli belgeler sunmaktadır  
:
– Frankfurt basavcısının yazıları ;  
– Türkiye’deki Almanya Büyükelçiliği’nin T.C. Adalet Bakanı’ndan Andrea Wolf’un  
ölümüyle ilgili resmi bir belge aldığını belirten yazıları ; Alman yetkili makamlarının T.C.  
Adalet Bakanı’nın ibirliği yapmayı reddettiğini belirten 10 Mart 2005 tarihli bir yazısı ;  
Ankara’daki Alman Büyükelçiliği’nin bir Alman vatandaının ölüm nedenini açığa çıkarmak  
için Türkiye’nin ibirliği yapmamasından duyduğu üzüntüyü dile getirdiği yazısı ;  
– Türkiye’deki Almanya Büyükelçiliği’nin 26 Ekim 2004 tarihinde Dıileri Bakanı’na  
hitaben Türk yetkililerinin ibirliği yapmamasından dolayı duyduğu üzüntüyü dile getirdiği  
sözlü not ;  
– Frankfurt basavcısının Andrea Wolf’un ölümüyle ilgili aratırmalara sözkonusu ahsın  
bir terör örgütüne destek vermesi nedeniyle ara verildiğini belirten 18 Mayıs 1999 tarihli  
yazısı ;  
– Federal Kriminal Dairesi’nin Andrea Wolf’un ölümü konusunda hazırladığı 22 Eylül  
2002 tarihli rapor ; ki bu raporda Almanya Dıileri Bakanı’nın Türkiye Büyükelçisi ile bir  
görüme yaptığı ve büyükelçinin Eva Juhnke isimli bir kii haricinde Alman uyruklu hiçbir  
kimsenin yakalanmadığı bilgisini verdiği belirtilmektedir ;  
– çeitli gazete kupürleri.  
2. Hükümet tarafından sunulan belgeler  
Hükümet özellikle aağıdaki belgeleri sunmutur :  
– askeri operasyon sırasında ehit düen askerlerin otopsi raporları ;  
– askeri çatıma yerlerinin krokileri;  
– çatıma sonrasında askerlerin düzenlediği tutanak ve/veya raporlar ;  
– terör örgütü PKK üyelerinin kullandığı mağarada ele geçirilen silahlarla ilgili bir balistik  
raporu ;  
– çatıma sırasında askerleri öldüren terör örgütü PKK üyeleri hakkında kamu davası  
açıldığına dair belge.  
8
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 2, 13 VE 14. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran, kızının ölüm koullarından ve ulusal makamlar tarafından yürütülen soruturmanın  
yetersizliğinden ikâyetçi olmaktadır. Bu bağlamda bavuran, kızının mezarının  
belirlenemediğini kaydetmekte ve AĐHS’nin 2, 13 ve 14. maddelerine atıfta bulunmaktadır.  
AĐHM, bavuran tarafından dile getirilen ikâyetleri AĐHS’nin 2. maddesi açısından  
incelemeye karar vermitir.  
A. Kabuledilebilirliğe ilikin  
Hükümet, altı aylık süreye riayet edilmediğine dayalı iki noktada kabuledilemezlik itirazı  
kaydetmektedir. Hükümet, önce ağır ceza mahkemesi bakanının takipsizlik kararını onayan  
28 Mayıs 2002 tarihli kararının bavurana 15 Temmuz 2002 tarihinde tebliğ edildiğini  
savunmaktadır. Oysa bavuran, AĐHM kaleminin alındı kaesine göre bavurusunu 17 Ocak  
2003 tarihinde sunmutur. Hükümetin ikinci argümanına göre, eğer bavuran iç hukuktaki  
itiraz yollarını etkisiz buluyorsa bavuru dilekçesini engeç 28 Kasım 2002 tarihinde AĐHM’ne  
sunması gerekirdi .  
Bavuran, Hükümetin bu iki noktadaki itirazına karı çıkmaktadır.  
Altı aylık süre ile ilgili olarak AĐHM, bir bavurunun sunulduğu tarihi belirlemek için  
bavuruyu içeren zarfın üzerindeki posta kaesinin dikkate alındığını hatırlatmaktadır. Mevcut  
davada, bavuran bavuru dilekçesini hem faks ve hem de posta yoluyla iletmitir. Bu  
durumda, ağır ceza mahkemesi bakanının takipsizlik kararını onayan 28 Mayıs 2002 tarihli  
kararı bavurana 15 Temmuz 2002 tarihinde tebliğ edilmiiken, bavuru için geçerli kabul  
edilen posta kaesindeki tarih 14 Ocak 2003’tür. Yine de AĐHM, mahkeme kaleminin bavuru  
dilekçesini teslim aldığına dair attığı 17 Ocak 2003 tarihli mühürün bavurunun ileme  
alınmak üzere AĐHM dahilindeki yetkili servis tarafından teslim alındığını gösterdiğini, ancak  
bavuru için dikkate alınması gereken tarihin bu tarih olmadığını hatırlatmaktadır.  
Dolayısıyla, bavuran sözkonusu bavuru dilekçesini AĐHS’nin 35. maddesinin 1. paragrafına  
uygun olarak altı aylık süre içerisinde sunmutur. Bunun sonucu olarak, Hükümetin bu  
noktadaki itirazı reddedilmelidir.  
Đtiraz yollarının etkinliği ile ilgili olarak ise AĐHM bavuranın iç hukuktaki itiraz yollarının  
etkisizliğinden ikâyet etmediğini, buna karın ulusal makamların yürüttüğü soruturmanın  
yetersizliğinden yakındığını tespit etmektedir. Dolayısıyla, AĐHM mevcut davada Hükümetin  
‘eğer bavuran iç hukuktaki itiraz yollarını etkisiz buluyorsa bavuru dilekçesini engeç 28  
Kasım 2002 tarihinde AĐHM’ne sunması gerekirdi’ eklindeki argümanının konuyla ilgisi  
olmadığını gözlemlemektedir. Bu itibarla, bavuran mevcut tüm iç hukuk yollarını tükettikten  
sonra AĐHS’nin 35. maddesinin 1. paragrafına uygun olarak bavurusunu altı aylık süre  
içerisinde AĐHM’ne sunmutur. Bunun sonucu olarak, Hükümetin bu noktadaki itirazı da  
reddedilmelidir.  
AĐHM, bavurunun AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı anlamında açıkça dayanaktan  
yoksun olmadığını ve baka bir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını tespit etmektedir.  
Dolayısıyla, sözkonusu ikâyetin kabuledilebilir ilan edilmesi uygun olacaktır.  
9
B. Esasa ilikin  
1. Tarafların argümanları  
a) Hükümet  
Bavuran tarafın sunduğu belgelere dayanarak Hükümet, Andrea Wolf’un ergenlik çağından  
itibaren radikal gruplara katıldığı için Almanya’da birçok defa gözaltına alındığını  
belirtmektedir. Özellikle, kendisi bir zamanlar Kızıl Ordu Fraksiyonu (RAF) üyesi olmutur.  
Frankfurter Allgemeine Zeitung gazetesinde yayınlanan bir habere göre, RAF üyesi olan  
Andrea Wolf, PKK saflarına geçmitir.  
Hükümet, bavuranın bir PKK üyesi olan Zeynep Fırat’ın ifadesine dayandığını  
belirtmektedir. Adıgeçen PKK üyesi Andrea Wolf’un ölümüne tanık olduğunu iddia etmive  
komisyon önünde Andrea Wolf’un ölümünün açığa çıkarılması için tanıklık ettiğini  
savunmutur. Zeynep Fırat’ın ifadesine göre, Andrea Wolf örgütün günlük yaantısı hakkında  
daha fazla bilgi edinmek ve bu konuda bir kitap yazmak üzere PKK saflarına katılmıtır.  
Zeynep Fırat, PKK ile Türk Silahlı Kuvvetleri arasında çıkan bir çatıma sırasında, diğer terör  
örgütü üyeleri saklanmayı baardığı halde, Andrea Wolf’un yakalandığını ifade etmitir. Bu  
tanığa göre, bir asker önce Andrea Wolf’u sorgulamıve daha sonra öldürmütür. Yine bu  
tanığın ifadesine göre, askerler gittikten sonra saklandıkları yerden çıkan diğer PKK üyeleri  
ölen terör örgütü üyelerinin cesetlerini bulmulardır. Zeynep Fırat, Andrea Wolf’un cesedini  
tanımıtır. Vücudunda ne bir kesik ne de bir hasar olumamıve boğulma izlerine  
rastlanmamıtır. Sadece boynunda, kollarında ve bir bacağında siyah lekeler görülmütür. Bu  
tanık, terör örgütü PKK üyelerinin cesedi gömdüğünü ifade etmitir.  
Hükümet, terör örgütü PKK’ya karı gerçekletirilen operasyon sırasında on askerin ehit  
ğünü ; askerlerin bu çatıma sırasında ölen PKK üyelerinin kimliklerini tespit etmek için  
gerekli donanıma sahip olmadıklarını, zaten onların da üzerlerinde kimlik belgeleri  
bulunmadığını belirtmektedir. Üstelik, cesetleri, dağda saklanan PKK üyeleri toplamıtır.  
Andrea Wolf’un o sırada bu teröristlerle beraber olduğu varsayılırsa, cesedinin akıbetini de  
ancak onlar bilebilir. Hükümet, bu konuda hiçbir bilgi olmadığını, tanıkların ifadelerini  
çelikili bulduğunu ve Andrea Wolf’un cenazesinin gömüldüğü yer hakkında herhangi bir  
delil sunulmadığını ifade etmektedir.  
Hükümet, Andrea Wolf’un ölmeden önce ikenceye maruz kaldığı yönündeki iddialara itiraz  
etmektedir. Bu bağlamda Hükümet, Andrea Wolf’un ölümüne tanık olan Zeynep Fırat’ın  
ifadesine atıfta bulunmakta, Andrea Wolf’a ait olduğu söylenen ceset üzerindeki siyah  
lekelerin ölüm sonrası beliren olağan lekeler olduğunu kaydetmektedir. Dolayısıyla, Andrea  
Wolf’un ölmeden önce kötü muameleye maruz kaldığına dair bir delil bulunmamaktadır.  
Hükümet, bavuran tarafın mahkemeye çağırdığı tanıkların verdiği ifadelere bakıldığında,  
Ronahi adlı Alman uyruklu kiinin silah taıdığı sonucunun çıktığı kanaatindedir. Buradan  
yola çıkan Hülkümet, böyle bir silaha sahip olan bir kiinin bu silahı kullanmaya hazır olduğu  
ve böyle bir kiinin gazeteci olarak değil yasadıı silahlı terör örgütü PKK’nın aktif bir üyesi  
olarak değerlendirilebileceği sonucuna varmaktadır. Öte yandan Hükümet, Andrea Wolf’un  
Almanya’da Kızıl Ordu Fraksiyonu (RAF) üyesi olarak tanındığını kaydetmektedir.  
Dolayısıyla Hükümete göre, sözkonusu kiinin dağdaki PKK üyelerinin yaam tarzlarını  
gözlemleyen bir gazeteci olduğu iddiaları gerçeği yansıtmamaktadır. Hükümete göre, gönüllü  
olarak PKK saflarına geçen bu ahsın çıkması muhtemel silahlı çatımalara katılmak zorunda  
kalacağını bilmesi gerekirdi. Ayrıca, PKK’nın Türkiye’nin güney-doğusunda sürdürdüğü  
10  
faaliyetler herkes tarafından bilinmektedir. Andrea Wolf askere karı bir silahlı çatımaya  
katılmıtır. Đlk önce terör örgütü PKK üyeleri ateaçmıve bir askeri ehit etmitir. Bu  
koullar altında, askerlerin güç kullanmasının AĐHS’nin 2. maddesinin 2. paragrafı anlamında  
gerekli olup olmadığı hususunun incelenmesine ihtiyaç yoktur.  
Hükümet, daha sonra bu çatıma sırasında ölen PKK üyelerinin listesinin çıkarılmadığını, bu  
nedenle Andrea Wolf’un adının askerlerin hazırladığı tutanaklarda yer almadığını  
belirtmektedir. Öte yandan, PKK üyelerinin bizzat kendileri bile bavuranın kızının gerçek  
adını bilmemektedir. Dolayısıyla, bu kiinin sözkonusu silahlı çatıma sırasında ölüp  
ölmediğinin Hükümet tarafından bilinmesi mümkün değildir. Eğer Andrea Wolf bir gazeteci  
olsaydı, Hükümete göre, Türkiye’ye yasal yollardan girebilirdi ; kayıtlarda onun izine  
rastlanmaması ya Türkiye’ye hiçbir zaman girmediğini ya da yasadıı yollarla girdiğini  
göstermektedir.  
Son olarak, Hükümet bu askeri operasyon sırasında hiçbir PKK üyesinin sağ olarak  
yakalanmadığını, içlerinden hiçbirinin üzerinde kimlik belgesi bulunmadığını, dolayısıyla  
Andrea Wolf’un ölen kiiler arasında bulunup bulunmadığını bilmenin mümkün olmadığını  
kaydetmektedir. Eğer bavuranın avukatı Andrea Wolf’un mezarının bulunduğu yer hakkında  
bir bilgiye sahipse, defin yerini belirleyemeyen yetkili mercilere bu bilgiyi vermesi gerekirdi.  
Bavuranın iddiasının aksine herhangi bir gayri resmi rapor mevcut değildir. Çeitli ulusal  
makamlar tarafından hazırlanan raporların hepsi resmi kayıt ya da resmi raporlardır.  
Çatımaya katılan askerlerin isim listesi hariç, ceza soruturması sırasında ortaya çıkan tüm  
belgelerin fotokopisi bavuran tarafa verilmitir. Hükümete göre, eğer Andrea Wolf öldüyse,  
silahlı çatıma sırasında ölmütür. Ordunun birçok erini kaybettiği bir çatıma sırasında  
askerlerin Andrea Wolf’u öldürmeden önce sorgulamaya zaman bulduğunu düünmek  
mantığa sığmaz. Andrea Wolf’un kimlik tespitiyle ilgili olak Hükümet, bavuran tarafın  
sadece Zeynep Fırat ve avukatı Eren Keskin’in ifadelerine dayandığını savunmaktadır.  
b) Bavuran  
Bavuran, Hükümetin argümanlarına karı çıkmakta ve kendi iddialarını yinelemektedir.  
Bavuran, ulusal makamlar tarafından yürütülen ceza soruturmasının yetersiz olduğunu  
savunmakta ve bu makamların tanıkların ifadelerini değerlendirme tarzına itiraz etmektedir.  
Bavurana göre, avukatı dosyadaki tüm unsurlara eriememitir. Adli makamlar askeri  
operasyona katılan askerleri dinlememitir. Bavuran, kızının Kızıl Ordu Fraksiyonu (RAF)  
üyesi olduğunu yalanlamakta ve bu iddianın hiçbir zaman kanıtlanamadığını ileri sürmektedir.  
Öte yandan, Türk makamları, Andrea Wolf’un hangi koullar altında öldüğünü açığa  
kavuturmak üzere adli makamlar tarafından yürütülen soruturma dosyasını incelemek  
isteyen Frankfurt savcılığı ile ibirliği yapmayı reddetmitir. Bu soruturma, Andrea Wolf’un  
nasıl öldüğünü açıklamak ve defin yerini bulmak için yetersiz kalmıtır.  
Frankfurt savcılığı Andrea Wolf’un ölümüyle ilgili bir ceza soruturması açmı;  
Bundestag’ın (Almanya Parlamentosu) 11 Kasım 1998 ve 16 Ağustos 2002 tarihli  
oturumlarında, birçok parlamenter onun hakkında sorular sormutur. Bavuranın avukatı,  
Đçileri Bakanı’na delil unsurlarının dikkate alınmasını ve Andrea Wolf’un mezar yerinin  
bulunmasını talep etmitir. Öte yandan, bavuran 1998 yılı için Uluslararası Af Örgütü’nün  
Türkiye’de gerçekleen yargısız infazlarla ilgili raporuna atıfta bulunmaktadır. Bavuran,  
terör örgütü PKK üyesi Zeynep Fırat’ın Andrea Wolf’un mezarı hakkında ayrıntılı bilgiler  
vermek üzere tanık olarak AĐHM’ne ifade vermeye hazır olduğunu belirtmektedir. Bavuran,  
Andrea Wolf’un ölümünü açığa kavuturmak için AĐHM’nin adıgeçen komisyonun vardığı  
sonuçları dikkate almasını istemektedir. Bavuran, MED-TV televizyonunun 28 Ekim 1998  
11  
tarihinde « Ronahi » kod adıyla da bilinen bir Alman vatandaı olan Andrea Wolf’un Van’ın  
Çatak ilçesi yakınlarında Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından öldürüldüğü haberini verdiğini ;  
ayrıca ölümüyle ilgili bir röportajın yayınlandığını belirtmektedir. Bu röportaj Frankfurt  
savcığının yürüttüğü soruturma dosyasında bulunmaktadır. Đlgili ahıs, ayrıca diğer Türk ve  
Alman gazetelerinin de isimlerini vermektedir.  
Bavuran, 2001 yılı ubat ayında yapılan bir telefon konumasında avukatının Çatak  
Cumhuriyet savcısı R.B.’ye Andrea Wolf’un nerede gömüldüğünü bilen insanların olduğunu  
söylediğini belirtmektedir. Savcı, yerini bildirdikleri takdirde mezarın açılması talimatını  
vereceğini söylemitir. Ancak bu konuda hiçbir ey yapılmamıtır.  
2. AĐHM’nin takdiri  
a) Andrea Wolf’un ölümü hakkında  
i. Đlgili genel ilkeler  
AĐHM, 2. maddenin AĐHS’nin temel maddeleri arasında yer aldığını ve sözkonusu maddenin,  
3. madde ile birlikte Avrupa Konseyi’ni oluturan demokratik toplumların temel  
değerlerinden birini ifade ettiğini hatırlatmaktadır (Birleik Krallık aleyhine Finucane davası,  
no 29178/95, prg. 67-71, CEDH 2003-VIII, ve Türkiye aleyhine Çakıcı davası [GC],  
no 23657/94, prg. 86, CEDH 1999-IV). Üstelik AĐHS’nin 2. maddesi ile tanınan güvencenin  
önemi dolayısıyla AĐHM, yaam hakkına ilikin ikayetleri son derece büyük bir titizlikle  
inceleyerek bir görüoluturmak zorundadır (Türkiye aleyhine Tekdağ davası, no 27699/95,  
prg. 72, 15 Ocak 2004, ve Türkiye aleyhine Ekinci davası, no 25625/94, prg. 70, 18 Temmuz  
2000).  
AĐHS’nin 2. maddesi, bütün olarak okunduğunda, bu maddenin sadece kasti öldürmeleri  
kapsamadığı; ancak, kasıtlı olmayarak yaama hakkından mahrum bırakmayla  
sonuçlanabilecek “kuvvet kullanımına” müsaade edilen durumları da kapsadığı  
anlaılmaktadır. Bununla birlikte, ölümcül güce kasti olarak bavurma, bunun zorunluluğunu  
değerlendirirken göz önünde bulundurulacak faktörlerden sadece biridir. Ancak, (a), (b) ve (c)  
fıkralarında ortaya konan amaçlardan birine veya birden fazlasına ulamak için, “mutlak  
zorunluluk” haline gelmesi dıında kuvvete bavurmamak gerekmektedir. Bu koul, AĐHS’nin  
8 ila 11. maddelerinin 2. paragrafları uyarınca Devlet’in müdahalesinin “demokratik toplumda  
gerekli” olup olmadığının belirlenmesinde normal olarak uygulanana göre daha katı ve  
zorlayıcı bir zorunluluk kıstası uygulanması gerektiğini göstermektedir. Dolayısıyla, kuvvete  
bavurma, izin verilmiamaçlara ulamak ile kesin bir ekilde orantılı olmalıdır (bakınız,  
diğer birçoğu arasından, Türkiye aleyhine Anık ve diğerleri davası, no 63758/00, prg. 53,  
5 Haziran 2007, Birleik Krallık aleyhine McKerr davası, no 28883/95, prg. 110, CEDH  
2001-III, Rusya aleyhine Issaïeva davası, no 57950/00, prg. 173, 24 ubat 2005, Türkiye  
aleyhine Akkum ve diğerleri davası, no 21894/93, prg. 237, CEDH 2005-II (alıntılar)).  
Đnsanların korunması için bir araç olarak AĐHS’nin hedef ve amacı, ayrıca, 2. maddenin,  
teminatlarını etkili ve uygulanabilir kılacak ekilde, yorumlanmasını ve uygulanmasını  
gerektirir (Birleik Krallık aleyhine McCann ve diğerleri davası, 27 Eylül 1995 tarihli karar,  
seri A no 324, s. 45-46, prg. 146-147).  
AĐHS’nin 2. maddesinde teminat altına alınan korumaların önemini kabul eden AĐHM, bir  
görüe varmak amacıyla, özellikle ölüme yol açan olayları dikkatle incelemeli ve yalnızca  
güce bavuran Devlet görevlilerinin eylemlerini değil aynı zamanda dava koullarının  
tamamını da göz önüne almalıdır (Rusya aleyhine Issaïeva davası, ilgili bölüm, prg. 174).  
12  
ii. Genel ilkelerin mevcut davada uygulanması  
Mevcut davada AĐHM, bavuranın « Ronahi » kod adlı kızı Andrea Wolf’un ihtilaflı silahlı  
çatıma sırasında askerler tarafından yakalandığını ve daha sonra öldürüldüğünü savunduğunu  
tespit etmektedir. Hükümet ise, bu sava karı çıkmakta ve Andrea Wolf’un ölüp ölmediğinin  
bilinmesine imkân olmadığını ve eğer öldüyse, bu çatıma sırasında ölmüolabileceğini ileri  
sürmektedir. Hükümet, bavuranın silahlı çatıma sırasında askerlerin Andrea Wolf’u  
öldürmeden önce sorgulamaya zaman buldukları yönündeki iddialarına itiraz etmektedir.  
AĐHM mevcut sorunu dava dosyasındaki yazılı belgeler, tarafların sunduğu layihalar ve  
ihtiyaç halinde resen elde edeceği unsurlar ıığında inceleyecektir (Birleik Krallık aleyhine  
McCann davası, no 19009/04, prg. 173, 13 Mayıs 2008, Türkiye aleyhine Yaa davası, 2 Eylül  
1998, prg. 94, Karar ve hükümlerin derlemesi 1998-VI, ve Türkiye aleyhine Ekrem davası,  
no 75632/01, prg. 51, 12 Haziran 2007). Bu amaçla AĐHM, “her türlü makul üphenin  
ötesindeki” kanıt kriterine dayanan karineye atıfta bulunmaktadır (bakınız, mutatis mutandis,  
Birleik Krallık aleyhine Đrlanda davası, 18 Ocak 1978 tarihli karar, seri A no 25, prg. 160-  
161). Bu türden bir delil, yeteri kadar ciddi, açık ve birbiriyle uyumlu bir dizi emareden ya da  
çürütülemeyecek karinelerden oluabilir ; ayrıca delillerin toplanması sırasında tarafların  
tutumu da dikkate alınabilir (bakınız, diğer birçoğu arasından, Türkiye aleyhine Abdurrahman  
Orak davası, no 31889/96, prg. 69, 14 ubat 2002, ve Türkiye aleyhine Mansuroğlu davası,  
no 43443/98, prg. 76, 26 ubat 2008).  
Mevcut dava dosyasında tarafların sunduğu unsurların ıığında AĐHM, 22 Ekim 1998  
tarihinde Çatak yakınlarında güvenlik güçleri ile terör örgütü PKK üyeleri arasında silahlı bir  
çatıma çıktığını kabul etmektedir. Bu karılama karılıklı ateaçılmasına neden olmutur.  
Bu çatıma sırasında askerler ehit olmuve kırk kadar terör örgütü üyesi ölmütür. AĐHM,  
mevcut davadaki olayların, 1985 yılından beri güvenlik güçleriyle terör örgütü PKK üyeleri  
arasında ciddi huzursuzluğun süregeldiği Türkiye’nin güney-doğusunda olağanüstü hal ilan  
edilmibir bölgede vuku bulduğunu not etmektedir.  
Bu tespitler ile tarafların sunduğu ve AĐHM’nin incelediği belgeler göz önüne alındığında,  
AĐHM yine bu silahlı çatımanın Türkiye’nin güney-doğusunda güvenlik güçlerinin terör  
örgütü PKK üyelerine karı yürüttüğü mücadele kapsamında meydana geldiğini kabul  
etmektedir. Mevcut durumda, dosyadaki unsurlardan da anlaıldığı gibi çatımanın vuku  
bulduğu alan her türlü köy, ehir ve yerleim merkezinden bir hayli uzaktaki dağlardır.  
AĐHM, Uluslararası Sivil Toplum Komisyonu ve Frankfurt savcılığı tarafından Andrea  
Wolf’un ölümünü açığa çıkarmak üzere toplanan belge ve tanık ifadelerinin ve Hükümetin  
sunduğu layihaların, ulusal makamların yürüttüğü ve Andrea Wolf’un sözkonusu silahlı  
çatıma sırasında veya sonrasında öldüğünü düündüren soruturma sonuçlarına dayandığını  
kaydetmektedir. AĐHM, gerçekten de bavuranın Andrea Wolf’un sözkonusu silahlı çatıma  
sırasında güvenlik güçleri tarafından öldürüldüğü yönündeki iddialarına karı, Hükümetin de  
ilgili ahsın taraf olarak katıldığı bu çatıma sırasında ölmüolabileceği olasılığını yok  
saymağını gözlemlemektedir.  
Bu durum karısında alıılagelmiuygulamasına sadık kalan AĐHM, sözkonusu olayların  
hangi koullarda gerçekletiği konusunda bir sonuca varmak için incelemesine sunulan  
belgeleri esas alacaktır.  
Komisyon tarafından elde edilen belgeler ve dinlenen tanıklarla ilgili olarak AĐHM, bu  
delillerin sadece bu komisyon tarafından bir araya getirildiğini kaydetmektedir. Bu itibarla,  
13  
tanık ifadelerinin vicahi sorgulama ya duruma yoluyla doğrulanmaması, anlatılanların  
güvenirliğini zayıflatan niteliktedir (McKerr, ilgili bölüm, prg. 119).  
Sonra, özellikle Çatak savcılığının yürüttüğü soruturmadan anlaıldığına göre, sözkonusu  
çatımaya katılan köy korucuları dıında bavuranın dinlenmesini istediği üç tanık da ikier  
kez ifade vermitir. Fatih Yalçınkaya ve erife Erdoğan 1998 yılı Kasım ayında  
gerçekletirilen baka bir askeri operasyon sırasında orduya teslim olduklarını belirtmilerdir.  
Đlgili ahsıların ikisi de Andrea Wolf adında bir Alman vatandaını tanımadıklarını ifade  
ederken, Fatih Yalçınkaya gazeteci olarak çalıan « Ronahi » isimli birinden bahsedildiğini  
duyduğunu söylemitir. Bu iki tanığın ifadelerinden anlaıldığına göre, Fatih Yalçınkaya’nın  
« Ronahi » ile hiç karılamamıolmasına karın, sözkonusu çatımaya katılmadığını iddia  
eden Emine Yıldız gazeteci olarak çalıan « Ronahi » isimli birini tanımıtır. üphesiz, bu son  
tanığın 1998 yılında birisi « Ronahi » kod adlı Alman uyruklu iki kadınla birlikte  
yakalanğını ifade etmesi, Andrea Wolf’un baına gelenler konusunda ciddi sorular akla  
getirmektedir. Bununla birlikte, bu tanığın söyledikleri, komisyonun dinlediği diğer tanıklar  
tarafından doğrulanmatır. Elle tutulur delil unsurlarının bulunmaması nedeniyle Emine  
Yıldız’ın bu ifadesi, tek baına, sözkonusu çatıma sırasında güvenlik güçlerinin bavuranın  
kızını canlı olarak yakaladıkları sonucuna varmak için yeterli değildir.  
AĐHM, daha önce de Akkum ve diğerleri (karar ilgili bölüm, prg. 211) davasında,  
sağlıklarından Devlet’in sorumlu olduğu, gözaltında tutulan kiilerin durumları ile, Devlet  
makamlarının denetiminde olan bölgelerde yaralı veya ölü bulunan kiilerin durumları  
arasında bir paralellik görmenin meru kabul edilebileceğini söylediğini hatırlatmaktadır.  
Aslında, her iki durumda da, sözkonusu olayların tamamının ya da büyük bir kısmının nasıl  
gerçekletiği sadece yetkililer tarafından bilinmektedir.  
Bununla birlikte, mevcut dava, bavuranların yakınlarının öldüğü ve cesetlerinin silahlı  
çatımanın olduğu bölgede bulunduğu Akkum ve diğerleri davasından farklılık  
göstermektedir. Gerçekten de, mevcut davadaki olaylara bakıldığında, Andrea Wolf’un  
cesedinin ihtilaflı çatımanın meydana geldiği bölgede bulunmadığı anlaılmaktadır.  
üphesiz AĐHM, Çatak savcılığı ya da komisyon tarafından yürütülen soruturma  
çerçevesinde dinlenen tanıkları kendisinin de dinlemesini arzu ederdi. Ancak, Andrea  
Wolf’un baına gelenlerle ilgili delil noksanlığı nedeniyle AĐHM, bu tanıkları dinlemiolsa  
bile olayların meydana gelikoullarının kesin olarak aydınlığa kavuacağı ve « her türlü  
makul üphenin ötesinde » kıstasına göre Savunmacı Devlet’in sorumluluğunun belirleneceği  
konusunda ikna olmamıtır (bakınız, mutatis mutandis, Türkiye aleyhine Seyhan davası, no  
33384/96, prg. 81, 2 Kasım 2004). Delillerin değerlendirilmesi konusunda AĐHM ikincil bir  
role sahiptir ve belirli bir davanın koulları kendisini bunu yapmaya zorlamadığı sürece,  
olguları ele almakla yetkili olan ilk derece mahkemesinin rolünü üstlenemez (Tahsin Acar,  
ilgili bölüm, prg. 216).  
Elindeki unsurları dikkate alan AĐHM, bavuranın kızının güvenlik güçleri tarafından  
yakalanğı ve öldürüldüğü yönündeki iddialarının somut ve doğrulanabilir olgulara  
dayanmadığı ve 2002 yılında yapılan soruturma esnasında herhangi bir delille  
desteklenmediği sonucuna varmaktadır. Bu artlar altında, AĐHM bu iddianın bir varsayım  
olmakla kalmayıp, bazı meru üphelere dayandığını kabul etmekte, buna karın delillerle  
desteklenmediği kanaatine varmaktadır. Buradan yola çıkan AĐHM, Andrea Wolf’un akıbeti  
hakkında Savunmacı Devlet’in sorumluluğunun « her türlü makul üphenin ötesinde »  
belirlenemediği sonucuna varmaktadır.  
14  
Bu itibarla, AĐHS’nin 2. maddesi esas yönüyle ihlal edilmemitir.  
b) Yürütülen soruturmaların niteliği hakkında  
i. Đlgili genel ilkeler  
AĐHM, AĐHS’nin 2. maddesi ile öngörülen yaam hakkının korunması yükümlülüğünün, 1.  
madde uyarınca “kendi yetki alanı içinde bulunan herkese AĐHS’nin (...) de belirtilen hak ve  
özgürlükleri tanı[ması]” eklinde Devlete düen genel görevle birlikte, zor kullanmaya  
bavurmanın bir kimsenin ölümüne yol açması halinde etkin bir soruturma yürütülmesi  
anlamına geldiğini ve bunu art kotuğunu hatırlatmaktadır (bakınız, mutatis mutandis,  
Birleik Krallık aleyhine McCann ve diğerleri davası, 27 Eylül 1995, prg. 161, seri A no 324).  
Fail oldukları iddia edilenler ister devlet görevlileri isterse üçüncü kiiler olsun, zor  
kullanımının bir kiinin ölümüyle sonuçlandığı her durumda benzeri bir soruturma  
yürütülmelidir (Türkiye aleyhine Tahsin Acar davası [GC], no 26307/95, prg. 220, CEDH  
2004-III). Yürütülen soruturmalar özellikle kapsamlı, tarafsız ve duyarlı olmalıdır (McCann  
ve diğerleri, ilgili bölüm, prg. 161-163, ve Türkiye aleyhine Çakıcı davası [GC], no 23657/94,  
prg. 86, CEDH 1999-IV).  
Yürütülen soruturma aynı zamanda etkili olmalıdır. Yetkili mercilerin, olaylara ilikin  
delillerin toplanabilmesi için makul olarak kendilerine açık olan tedbirleri almaları  
gerekmektedir (Tanrıkulu [GC], no 23763/94, prg. 101-110, CEDH 1999-IV, prg. 109,  
Türkiye aleyhine Salman davası [GC], no 21986/93, prg. 106, CEDH 2000-VII, ve Suat Ünlü,  
ilgili bölüm, prg. 53).  
Dolayısıyla, yetkili merciler elindeki imkânlar doğrultusunda görgü tanıklarının ifadeleri ve  
Adli Tıp raporları dahil olmak üzere sözkonusu olaylarla ilgili tüm delillerin toplanmasını  
sağlamak için makul tedbirleri almakla yükümlüdür. Soruturma sonuçları, olayla ilgili tüm  
unsurların kapsamlı, objektif ve tarafsız bir analizine dayanmalı ve bu yapılırken de AĐHS’nin  
2. maddesinin 2. paragrafında dile getirilen « mutlak gereklilik» kıstasına benzer bir kıstas  
uygulanmalıdır. Dava koullarını ya da sorumlulukları ortaya koyma kapasitesini azaltan her  
türlü soruturma zaafiyeti, soruturmayı istenen etkinlikte olmadığı sonucuna varılması  
tehlikesi ile karı karıya bırakır (Birleik Krallık aleyhine Kelly ve diğerleri davası,  
no 30054/96, prg. 96-97, 4 Mayıs 2001, Bulgaristan aleyhine Anguelova davası, no 38361/97,  
prg. 139 ve 144, CEDH 2002-IV, ve Bulgaristan aleyhine Natchova ve diğerleri davası [GC],  
no 43577/98 ve 43579/98, prg. 113, CEDH 2005-VII).  
Makul olacak özen ve ivedilik gerekliliği bu bağlamda net değildir. Soruturmanın belirli bir  
durumda ilerlemesini engelleyen zorluk ve engellerin bulunabileceğini kabul etmek gerekir.  
Ancak, ölüme sebebiyet veren kuvvete bavurma konusunda soruturma yapmak sözkonusu  
olduğunda, eitlik ilkesine saygı çerçevesinde kamuoyunun güvenini korumak ve yasadıı  
eylemlere göre her türlü hogörü ya da suç ortaklığı izleniminden kaçınmak amacıyla  
yetkililerin ivedi cevabı temel unsur olarak değerlendirilebilir (Birleik Krallık aleyhine  
McKerr davası, no 28883/95, prg. 114, CEDH 2001-III, ve Türkiye aleyhine Bikin davası, no  
45403/99, prg. 69, 10 Ocak 2006).  
ii. Genel ilkelerin mevcut davada uygulanması  
Mevcut davada AĐHM, Hükümetin mahkemenin takdirine sunduğu dosyadaki unsurlara  
bakarak, ihtilaflı çatımaya katılanlardan sadece köy korucularının dinlendiğini tespit  
etmektedir. Cumhuriyet savcısı bu çatımaya hangi askeri birimin katıldığını aratırmave  
katılan askerlerin dinlenmesini gerekli görmemitir.  
15  
Buna rağmen AĐHM, 9 Kasım 2001 tarihinde yetkili ulusal savcılığın silahlı çatıma sırasında  
ölen kiilerin mezarlarının bulunduğu yeri belirlemek ve gerektiğinde Andrea Wolf’un  
cesedinin çatımanın vuku bulduğu sahada gömülüp gömülmediğini doğrulamak amacıyla  
jandarmaların çatıma mahalline gelmelerini istediğini kaydetmektedir. Oysa, jandarmalar  
iklim koulları elverili olmadığı için çatıma mahalline gidememilerdir. Dosyadan  
anlaıldığına göre, savcılık bu talebini iklimin daha ılıman olduğu bir dönemde yinelememiꢀ  
ve soruturmayı daha ileriye götürmemitir ; bu nedenle de Andrea Wolf’un mezarı hiçbir  
zaman bulunamamıtır.  
Bu bağlamda, yetkili ulusal savcılığın bavuranın kızının gömüldüğü yeri bilen tanıkların  
olduğu yönündeki iddialarını dikkate alması yararlı olabilirdi. Dava koullarına bakıldığında,  
sadece bu tanıkların dinlenmesi Andrea Wolf’un cesedinin gömüldüğü yerin belirlenmesini  
mümkün kılabilirdi. Yine bu konuyla ilgili olarak, Çatak savcılığının 9 Kasım 2001 tarihli  
talebi üzerine jandarmaların herhangi bir fotoğraf bulunmadığını söylemesine rağmen, erife  
Erdoğan’ın 12 Mart 2001 tarihli ifadesinden jandarmaların kendisine ihtilaflı çatımada  
ölenlerin fotoğraflarını gösterdiğinin belirlenmesi ilginç bir not olarak kaydedilmelidir. Savcı  
jandarmaların verdiği bu cevabı, örneğin erife Erdoğan’ın ifadesiyle eletirmek suretiyle  
doğrulamaya gerek görmeden kabul etmitir. Çatak savcılığının 9 Kasım 1998 tarihinde  
ihtilafı çatıma sırasında ölenlerin kimliklerinin belirlenmesi amacıyla bir giriimde  
bulunarak, Van jandarma Komutanlığı’ndan sözkonusu olayla ilgili tüm kanıt unsurlarının  
kendisine bildirilmesi talebi, yukarıdaki tespitle birlikte okunmalıdır. Oysa, dosya savcılığın  
bu talebine verilen yanıtla ilgili hiçbir bilgi içermemektedir.  
AĐHM, yetkili ulusal savcılığın da erife Erdoğan, Fatih Yalçınkaya ve Emine Yıldız’ın  
ifadeleri hakkında bir açıklama getirme teebbüsünde bulunmadığını gözlemlemektedir.  
AĐHM’ne göre, özellikle Emine Yıldız’ın « Ronahi »’nin askerler tarafından yakalanarak  
Van’a götürüldüğünü belirten 25 Ekim 2001 tarihli ifadesi ile yine Emine Yıldız’ın birinin  
kod adı « Ronahi » olan iki Alman uyruklu kadınla birlikte yakalandığını söylediği 4 ubat  
2002 tarihli ifadesini dinleyen Cumhuriyet savcısının görevi, bu ifadelerin doğruluğunu  
kontrol etmek olmalıydı. Oysa savcılık, ne ifadedeki farklılığı açıklığa kavuturma ve ne de  
örneğin Emine Yıldız’ı yakaladığı iddia edilen askerlerin ifadeleriyle eletirmek suretiyle  
doğruluğunu kontrol etme teebbüsünde bulunmamıtır. Savcılığın, sadece Emine Yıldız’ın  
kendisine takipsizlik kararı alma imkânı tanıyan ifadelerindeki unsurları dikkate aldığı  
anlaılmaktadır.  
Öte yandan, mevcut davada yetkili ulusal makamların, Andrea Wolf’un ölüm koullarını  
aratırmak için ayrıca bir soruturma balatan Alman yetkililer ile ibirliği yapmaya  
yanamadığı gibi, bavuranın kızının hangi artlarda öldüğünü açığa çıkarmak üzere Alman  
yetkililer tarafından muhtemelen takip edilen izleri de dikkate almadığının önemle altı  
çizilmelidir. AĐHM, Türkiye ile Almanya’nın yetkili ulusal makamları arasında hiç kukusuz  
bir ibirliği noksanlığı yaandığını kaydetmektedir. Soruturma komisyonu tarafından  
toplanan bilgi ve belgelerle ilgili olarak, bavuranın avukatı, Đçileri Bakanı ile Van  
savcığını bu komisyonun varlığı hakkında bilgilendirmitir. Oysa, bu komisyon tarafından  
dinlenen tanıkların ifadeleri ile bavuran tarafından çağırılan tanıkların ve ulusal makamlar  
tarafından dinlenen tanıkların ifadeleri arasındaki bariz farklılıklara rağmen, ceza  
soruturmasıyla görevlendirilen Cumhuriyet savcısı Andrea Wolf’un ölümü hakkında  
yürütğü soruturmayı derinletirmek adına bu izi takip etmeyi yeğlememitir.  
16  
Đꢀte bu nedenle, yukarıda tespit edilen noksanlığı da dikkate alan AĐHM, ulusal makamların  
AĐHS’nin 2. maddesi hükümlerine aykırı olarak bavuranın kızının akıbeti hakkında uygun ve  
etkili bir soruturma yürütmedikleri sonucuna varmaktadır.  
Dolayısıyla, AĐHS’nin 2. maddesi bağı altında Savunmacı Devlet’e düen usule ilikin  
yükümlülükler ihlal edilmitir.  
III. DĐĞER ĐHLAL ĐDDĐALARI HAKKINDA  
Bavuran, kızının ölümü nedeniyle hem fiziksel ve hem de ruhsal acı çektiğinden ikâyetçi  
olmaktadır. Bu bağlamda bavuran, kızının Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından yakalandığını,  
onların kötü muamelesine maruz kaldığını ve daha sonra onlar tarafından öldürüldüğünü iddia  
etmekte, AĐHS’nin 3. ve 5. maddelerine atıfta bulunmaktadır.  
Hükümet, bu iddiaları reddetmektedir.  
AĐHM, sözkonusu ikâyetlerin yukarıda incelenen ikâyetlerle bağlantılı olduğunu ve  
dolayısıyla bunların da kabuledilebilir ilan edilmesi gerektiğini kaydetmektedir.  
AĐHS’nin 2. maddesiyle ilgili tespitini dikkate alan AĐHM, mevcut bavuruda ortaya çıkan  
temel hukuki sorunu incelediği kanaatine varmaktadır. Davadaki bütün olguları ve tarafların  
argümanlarını göz önüne alan AĐHM, AĐHS’nin 3. ve 5. maddelerine dayalı ikâyetlerin  
ayrıca karara bağlanmasına gerek olmadığı sonucuna varmaktadır (bakınız, diğerleri  
arasından, Yıldırım ilgili bölüm, prg. 96, ve Türkiye aleyhine Kamil Uzun davası,  
no 37410/97, prg. 64, 10 Mayıs 2007).  
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
Bavuran, maruz kaldığı manevi zarar karılığında 15 000 Euro talep etmektedir.  
Hükümet, bu taleplere itiraz etmektedir.  
AĐHM, Savunmacı Devlet’in AĐHS’nin 2. maddesinden kaynaklanan yükümlülükleri  
kapsamında sorumlu olduğu sonucuna varmaktadır. AĐHM, bavurana manevi tazminat  
bağı altında 15 000 Euro ödenmesinin hakkaniyete uygun olacağı kanaatindedir.  
Bavuran, ayrıca ulusal mahkemeler ve AĐHM önünde görülen yargılama masraf ve gideri  
karılığında 15 583,56 Euro, tercüme masrafları olarak 5 335,21 Euro ve yol masrafları için  
ise 3 003,10 Euro talep etmektedir. Bavuran, AĐHM’ne avukat ücretleri, yargı masrafları  
tercüme ve yol masraflarıyla ilgili çeitli belgeler sunmaktadır.  
Hükümet, kanıt belgelerinin bulunmadığını, zira bavuranın sunduğu belgelerin bavuru  
dilekçesinin AĐHM’ne sunulduğu tarihten önceki bir döneme ait olduklarını savunmaktadır.  
Hükümet, AĐHM’nin yargı gider ve masrafları için bavurana herhangi bir tutar ödenmesine  
hükmetmemesini istemektedir.  
AĐHM’nin yerleik içtihadına göre, bir bavuran gerçekliğini ve gerekliğini kanıtladığı makul  
miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. AĐHM, mevcut davada sunulan belgeler ve sözü  
17  
edilen kıstaslar ıığında, bavurana dile getirdiği bütün yargılama masraf ve gideri için 15 000  
Euro ödenmesinin hakkaniyete uygun olacağına karar vermektedir.  
AĐHM, sözkonusu miktarlara, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına  
uygulanan orana üç puanlık bir artıeklenerek belirlenen gecikme faizi uygulanmasına  
hükmetmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM,  
1. Oybirliğiyle bavurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. Oybirliğiyle, bavuranın kızının ölümü ile ilgili olarak AĐHS’nin 2. maddesinin ihlal  
edilmediğine;  
3. Bire karı altı oyla, ulusal makamlar tarafından yürütülen soruturma ile ilgili olarak  
AĐHS’nin 2. maddesinin ihlal edildiğine;  
4. Oybirliğiyle, AĐHS’nin 3. ve 5. maddeleri kapsamında yapılan ikayetlerin ayrıca  
incelenmesine gerek olmadığına;  
5. Đkiye karı beoyla,  
a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere Savunmacı Devlet  
tarafından bavurana her türlü vergiden muaf tutularak 15.000 Euro (on bebin Euro) manevi  
tazminat ve her türlü vergiden muaf tutularak 15.000 (on bebin Euro) yargılama masraf ve  
gideri ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
6. Oybirliğiyle, adli tatmine ilikin diğer tüm taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 08 Haziran 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
Mevcut karar ekinde AĐHS’nin 45/2 ve Đçtüzüğün 74/2 maddesi uyarınca Yargıç I. Cabral  
Barreto’nun ayrı oy görüü bulunmaktadır.  
18