CONSEIL  
AVRUPA  
DE L’EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
BOZ -TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 2039/04)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
9 ubat 2010  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (2039/04) no’lu davanın nedeni T.C. vatandaı  
Mehdi Boz’un (bavuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 30 Eylül 2003 tarihinde Đnsan  
Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilikin Sözleme’nin (Avrupa Đnsan Hakları  
Sözlemesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Ankara Barosu avukatlarından  
S. Kaya tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuran 1969 doğumlu olup Ankara’da ikamet etmektedir.  
13 Haziran 1995 tarihinde bir ihbarı değerlendiren güvenlik güçleri, bavuranı yasadıı  
silahlı terör örgütü PKK üyesi olduğu üphesiyle yakalayarak, gözaltına almıtır.  
21 Haziran 1995 tarihine kadar sorgulanan bavuran, PKK üyesi olduğunu ve bu terör  
örgütü adına dokuz eyleme katıldığını kabul etmitir.  
Aynı tarihte, diğer iki suç ortağıyla birlikte MuSulh Ceza Mahkemesi hakimi önüne  
çıkarılan bavuran, bu defa PKK üyesi olduğu yönündeki suçlamaları reddederken, iki  
kundaklama olayına katıldığını ve kamusal mallar üzerine ateaçtığını itiraf etmitir. Hakim,  
bavuranın tutuklanmasına karar vermitir.  
Yargılamanın bu safhasında, bavuran avukat yardımı almamıtır.  
Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi (« DGM ») Cumhuriyet Savcısı, 3 Temmuz 1995  
tarihli iddianamesinde bavuran ile birlikte diğer iki suç ortağını Türk Ceza Kanunu’nun 125.  
maddesine dayanarak PKK üyesi olmak ve desteklemek, ayrıca ulusal toprakların bir kısmının  
bölünmesini tahrik eden eylemler gerçekletirmekle suçlamıtır.  
DGM önünde 4 Ekim 1995 tarihinde balayan ilk durumadan itibaren bavuran resen  
atanan bir avukat tarafından yardım almıtır.  
DGM önünde görülen yargılama sırasında bavuran, kendisine yöneltilen tüm suçlamaları  
reddederken, ön soruturmalarda verdiği ifadeleri de inkâr etmitir.  
17 Kasım 1998 tarihinde, DGM bavuranı on beyıl hapis cezasına mahkûm etmitir.  
Mahkeme, bavuran hakkındaki iddiaların Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesinde  
öngörülen suç kapsamına girmediği, buna karın aynı yasanın 168. maddesinin 2. fıkrası  
anlamında « silahlı çete mensubu olma» suçunu oluturduğu kanaatine varmıtır. DGM, aldığı  
kararı bavuranın ön soruturma sırasında verdiği ifadeler ile tanık ifadelerine dayandırmıtır.  
23 Kasım 1998 tarihinde, Cumhuriyet savcısı, isnad edilen suçların Türk Ceza Kanunu’nun  
125. maddesi kapsamına girdiği gerekçesiyle bu kararı temyiz etmitir.  
2
Aynı gün, bavuran da kararı temyize götürmütür.  
18 Haziran 1999 tarihinde T.C. Anayasası’nda yapılan değiiklikler doğrultusunda,  
bavuranın davasına bakan Devlet Güvenlik Mahkemesi bünyesinde yer alan askeri yargıç, 22  
Haziran 1999 tarihinde sivil yargıçla değitirilmitir.  
4 Ekim 1999 tarihinde Yargıtay, Cumhuriyet savcısının temyiz bavurusunda dile getirdiği  
gerekçeyi benimseyerek, ilk derece mahkemesinin verdiği kararı bozmutur.  
15 Ekim 2002 tarihinde kendisine iade edilen davayı karara bağlayan DGM, bavuranı  
suçlu bulmuve Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesi uyarınca ölüm cezasına mahkûm  
etmitir. Daha sonra, mahkeme bu cezayı ömür boyu hapis cezasına çevirmitir. DGM, aldığı  
kararı bavuranın ön soruturma sırasında verdiği çeitli ifadelere ve piman olan sanıklar ile  
mağdurların ifadelerine dayandırmıtır.  
Bavuranın avukatı bunun üzerine temyize gitmive bir duruma yapılmasını talep  
etmitir. Bu talep Yargıtay tarafından kabul edilmitir.  
30 Nisan 2003 tarihinde, Yargıtay 15 Ekim 2002 tarihli kararı tüm hükümleriyle birlikte  
onamıtır.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran, AĐHS’nin 6. maddesi kapsamında birçok ikâyet dile getirmektedir.  
– AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafına atıfta bulunan bavuran, ceza davasının  
süresinden ve bünyesinde askeri yargıç bulundurması dolayısıyla DGM’nin tarafsız ve  
bağımsız olmadığından ikâyet emektedir;  
– AĐHS’nin 6. maddesinin 1 ve 3 c) ve d) paragraflarına atıfta bulunan bavuran, gözaltı  
sırasında ve sulh ceza mahkemesi hakimi önüne çıktığında avukat yardımı almaması  
nedeniyle davasının adil görülmediğini iddia etmektedir. Bavuran, lehte tanıkları kendisinin  
sorgulayamadığını ve aleyhte tanıkların mahkemeye çağırılmasını ve sorgulanmasını lehte  
tanıklarla aynı koullarda elde edemediğini ileri sürmektedir.  
Hükümet, bu sava karı çıkmaktadır.  
A. Kabuledilebilirliğe ilikin  
Bavuranın ön soruturma sırasında avukat yardımı alamadığı yönündeki ikâyetiyle ilgili  
olarak Hükümet, AĐHS’nin 35. maddesinin 1. paragrafında öngörülen altı aylık sürenin Muꢀ  
Sulh Mahkemesi tarafından alınan tutuklama kararı ile ön soruturmanın sona erdiği 21  
Haziran 1995 tarihinde baladığını savunmaktadır.  
AĐHM, benzer ikâyetlerle ilgili olarak daha önce verdiği kararlarda olduğu gibi (bakınız,  
örneğin, Türkiye aleyhine Özer ve diğerleri davası, no 48059/99, prg. 18-20, 22 Nisan 2004,  
3
ve Salduz, ilgili bölüm), bu koullarda Yargıtay kararının AĐHS’nin 35. maddesinin 1.  
paragrafı anlamında iç hukuktaki kesin kararı oluturduğunu kaydetmektedir. Mevcut davada  
söz konusu karar Yargıtay’ın 17 Nisan 2003 tarihli kararıdır. AĐHM, bavuranın 30 Eylül  
2003 tarihide, yani AĐHS tarafından zorunlu kılınan altı aylık süre içerisinde bavurusunu  
sunduğunu not etmektedir.  
Hükümet, yargılama süresinin uzunluğu yönünde dile getirilen ikâyetle ilgili olarak iç  
hukuk yollarının tüketilmediğini ileri sürmektedir. Hükümet, bavuranın idare mahkemeleri  
önünde Adalet Bakanlığı aleyhine dava açabileceğini savunmaktadır.  
AĐHM, Türk hukuk sisteminin davacılara AĐHS’nin 13. maddesi anlamında aırı uzun  
yargılama süresine itiraz etme imkânı veren etkili bir hukuk yolu sunmadığını daha önce de  
tespit ettiğini hatırlatmaktadır (Türkiye aleyhine Tendik ve diğerleri davası, no 23188/02,  
prg. 36, 22 Aralık 2005, ve Türkiye aleyhine Pınar ener davası, no 17883/04, prg. 33,  
18 Kasım 2008). Bu nedenle, bavuranların ikâyetlerine çözüm getirecek nitelikte bir itiraz  
yoluna sahip oldukları söylenemez. Bunun sonucu olarak, Hükümetin bu noktadaki ön itirazı  
kabul edilemez.  
AĐHM ayrıca, 6. madde kapsamında dile getirilen ikâyetlerin AĐHS’nin 35. maddesinin 3.  
paragrafı anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve baka bir kabuledilemezlik  
gerekçesi bulunmadığını tespit etmektedir. Dolayısıyla, sözkonusu ikâyetlerin kabuledilebilir  
ilan edilmesi uygun olacaktır.  
B. Esasa ilikin  
1. Yargılama süresi  
AĐHM, dikkate alınacak dönemin bavuranın yakalandığı 13 Haziran 1995 tarihinde  
baladığını ve Yargıtay’ın verdiği kesin kararla 30 Nisan 2003 tarihinde son bulduğunu not  
etmektedir. Dolayısıyla bu dönem, dört karar alan iki dereceli yargılama için yaklaık yedi yıl  
on ay sürmütür.  
Bu bağlamda AĐHM, bir yargılamanın makul sürede yapılıp yapılmadığını tespit  
edebilmek için özellikle davanın karmaıklığı, bavuran ile yetkili makamların tutumları bata  
olmak üzere dava artlarının ve AĐHM’nin konuyla ilgili yerleik içtihadının incelenmesi  
gerektiğini hatırlatmaktadır (bakınız, diğerleri arasından, Fransa aleyhine Pélissier ve Sassi  
davası [GC], no 25444/94, prg. 67, CEDH 1999-II).  
AĐHM, mevcut davadakine benzer sorunların tartııldığı birçok davayı incelediğini ve  
AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafının ihlal edildiğine hükmettiğini kaydetmektedir  
(Pélissier ve Sassi, ilgili bölüm; ayrıca bakınız Türkiye aleyhine Özkan ve Adıbelli davası, no  
18342/02, prg. 51-55, 9 Ocak 2007).  
AĐHM, kendisine sunulan tüm unsurları inceledikten sonra, mevcut davada Hükümetin  
yukarıda belirtilen karardan farklı bir sonuca varmasını gerektirecek herhangi bir olgu ya da  
argüman sunmadığı kanaatine varmaktadır. Bu alandaki yerleik içtihadını dikkate alan  
AĐHM, mevcut davada yargılama süresinin aırı olduğuna ve « makul süre » gereksinimini  
karılamadığına hükmetmektedir.  
Bu durumda, AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafı ihlal edilmitir.  
4
2. AĐHS’nin 6. maddesi kapsamında dile getirilen diğer ikâyetler  
Bavuranın ön soruturma sırasında avukat yardımından mahrum kaldığı yönündeki  
ikâyetle ilgili olarak AĐHM, Salduz kararında ortaya çıkan ve bu alanda uygulanan ilkelere  
atıfta bulunmaktadır.  
Mevcut davada, o dönemde yürürlükte olan yasa engel tekil ettiği için bavuranın gözaltı  
sırasında– yani ön sorgulama esnasında- avukat yardımı almadığına kimse itiraz  
etmemektedir (Salduz, ilgili bölüm, prg. 27 ve 28).  
Đlgili yasa hükümleri temelinde böylesi sistematik bir kısıtlama balı baına, AĐHS’nin 6.  
maddesindeki gereksinimlerin yerine getirilmediği sonucuna varmak için yeterlidir (Türkiye  
aleyhine Dayanan davası, no 7377/03, prg. 33-34, 13 Ekim 2009).  
Bu durumda AĐHM, AĐHS’nin 6. maddesinin 3 c) paragrafının 6. maddenin 1. paragrafıyla  
bağlantılı olarak ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.  
Dolayısıyla AĐHM, karar hakimleri önünde savunma hakkına saygı gösterilmesi  
konusunda AĐHS’nin 6. maddesinin 3. paragrafı bakımından ortaya çıkan temel hukuki  
sorunu karara bağladığı kanaatindedir (bakınız, diğer birçoğu arasından, Türkiye aleyhine  
Kamil Uzun davası, no 37410/97, prg. 64, 10 Mayıs 2007 ve Türkiye aleyhine Karabil davası,  
no 5256/02, prg. 46, 16 Haziran 2009).).  
Bu nedenle AĐHM, Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsız ve tarafsız olmadığı  
yönündeki iddiaların gerçeğe uygunluğunun veya lehte tanıkların sorgulanamaması ve aleyhte  
tanıkların mahkemeye çağırılması ve sorgulanmasının lehte tanıklarla aynı koullarda elde  
edilememesi hususlarının ayrıca karara bağlanmasına gerek olmadığı kanaatindedir.  
II. AĐHS’NĐN 5. MADDESĐNĐN 3 VE 4. PARAGRAFLARININ ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ  
ĐDDĐASI HAKKINDA  
Son olarak, AĐHS’nin 5. maddesinin 3 ve 4. paragraflarına atıfta bulunan bavuran, gözaltı  
süresinin uzunluğundan ve buna itiraz edecek bir hukuk yolunun bulunmadığından ikâyetçi  
olmaktadır.  
AĐHM, bavuranın gözaltı süresinin 21 Haziran 1995 tarihinde sona erdiğini ve ilgili  
ahsın 30 Eylül 2003 tarihinde AĐHM’ne bavurduğunu gözlemlemektedir. AĐHM, altı aylık  
süre kuralını yerine getirmediği için bu ikâyetlerin AĐHS’nin 35. maddesinin 1 ve 4.  
paragrafları uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varmaktadır.  
III. DĐĞER ĐHLAL ĐDDĐALARI HAKKINDA  
Bavuran, son olarak tüm yargılama boyunca ölüm cezasına çarptırılma riski bulunması  
nedeniyle AĐHS’nin 3. maddesinin ve 6 no’lu Ek Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğini  
ileri sürmektedir.  
Hükümet, Türkiye’de ölüm cezasının 1984 yılından beri uygulanmadığını ve ayrıca bu  
cezanın kanun metinlerinden çıkarıldığını hatırlatmaktadır.  
5
AĐHM, Hükümetin tespitine katılmaktadır. Ayrıca AĐHM, bu bağlamda Türkiye’de ölüm  
cezasının kaldırıldığını ve bavuranın cezasının ömür boyu hapis cezasına çevrildiğini dikkate  
almaktadır. Öte yandan, Türkiye ölüm cezasının kaldırılmasına ilikin 6 no’lu ve 13 no’lu Ek  
Protokolleri sırasıyla 12 Kasım 2003 ve 20 ubat 2006 tarihlerinde onaylamıtır.  
Bu artlar altında, bavuranın dile getirdiği bu ikâyetin dayanaktan yoksun olması  
nedeniyle AĐHS’nin 35. maddesinin 3 ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmesi uygun  
olacaktır.  
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Bavuran, uğradığı maddi zarar karılığında 100. 000 Euro ve manevi tazminat bağı  
altında 100.000 Euro talep etmektedir.  
Hükümet, bu taleplerin dayanaktan yoksun olduğu kanaatindedir.  
AĐHM, tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi zarar arasında illiyet bağı görememekte ve  
bu talebi reddetmektedir. Buna karın, AĐHM manevi tazminat olarak bavurana 4.000 Euro  
verilmesinin uygun olacağı kanaatine varmaktadır.  
Öte yandan AĐHM, tespit edilen ihlalin telafisi için en uygun yolun, talep ettiği takdirde  
bavuranın AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafı gereklerine uygun olarak yeniden  
yargılanması olacağı kanısındadır (Salduz, ilgili bölüm, prg. 72).  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuran, ayrıca AĐHM önünde görülen yargılama masraf ve giderleri için toplam 20.160  
Euro talep etmektedir. Bavuran bu taleplerin ayrıntılarını verirken, avukat ücretini  
17.160 Euro ve diğer masrafları 3.000 Euro olarak hesaplamakta, ancak herhangi bir kanıt  
belgesi sunmamaktadır.  
Hükümet, bu talebin haklı olmadığı kanaatindedir.  
AĐHM’nin yerleik içtihadına göre bir bavuran gerçekliğini ve gerekliliğini kanıtladığı  
makul miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir.  
AĐHM, mevcut davada, elinde bir kanıt belgesi bulunmadığını, yukarıdaki kıstasları ve  
bavuranın adli yardımdan yararlandığını dikkate alarak, AĐHM önünde görülen yargılama  
masraf ve giderleri bağı altında yapılan talebi reddetmektedir.  
C. Gecikme faizi  
AĐHM gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına  
uygulağı orana üç puanlık bir artıın ekleneceğini kaydetmektedir.  
6
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. AĐHS’nin 6. maddesi hakkındaki ikayetlerin kabuledilebilir, bunun dıında kalanların  
kabuledilemez olduğuna;  
2. AĐHS’nin 6/1 maddesinin (yargılama sürecinin uzunluğu) ihlal edildiğine;  
3. AĐHS’nin 6/1 ve 3 c) (gözaltında avukat bulundurma hakkı) maddesinin ihlal edildiğine;  
4. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödeme tarihindeki döviz kuru  
üzerinden TL’ ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından bavurana 4.000 (dört  
bin) Euro manevi tazminat ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
5. Adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 9 ubat 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
7