ve Salduz, ilgili bölüm), bu koꢀullarda Yargıtay kararının AĐHS’nin 35. maddesinin 1.
paragrafı anlamında iç hukuktaki kesin kararı oluꢀturduğunu kaydetmektedir. Mevcut davada
söz konusu karar Yargıtay’ın 17 Nisan 2003 tarihli kararıdır. AĐHM, baꢀvuranın 30 Eylül
2003 tarihide, yani AĐHS tarafından zorunlu kılınan altı aylık süre içerisinde baꢀvurusunu
sunduğunu not etmektedir.
Hükümet, yargılama süresinin uzunluğu yönünde dile getirilen ꢀikâyetle ilgili olarak iç
hukuk yollarının tüketilmediğini ileri sürmektedir. Hükümet, baꢀvuranın idare mahkemeleri
önünde Adalet Bakanlığı aleyhine dava açabileceğini savunmaktadır.
AĐHM, Türk hukuk sisteminin davacılara AĐHS’nin 13. maddesi anlamında aꢀırı uzun
yargılama süresine itiraz etme imkânı veren etkili bir hukuk yolu sunmadığını daha önce de
tespit ettiğini hatırlatmaktadır (Türkiye aleyhine Tendik ve diğerleri davası, no 23188/02,
prg. 36, 22 Aralık 2005, ve Türkiye aleyhine Pınar ꢁener davası, no 17883/04, prg. 33,
18 Kasım 2008). Bu nedenle, baꢀvuranların ꢀikâyetlerine çözüm getirecek nitelikte bir itiraz
yoluna sahip oldukları söylenemez. Bunun sonucu olarak, Hükümetin bu noktadaki ön itirazı
kabul edilemez.
AĐHM ayrıca, 6. madde kapsamında dile getirilen ꢀikâyetlerin AĐHS’nin 35. maddesinin 3.
paragrafı anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve baꢀka bir kabuledilemezlik
gerekçesi bulunmadığını tespit etmektedir. Dolayısıyla, sözkonusu ꢀikâyetlerin kabuledilebilir
ilan edilmesi uygun olacaktır.
B. Esasa iliꢀkin
1. Yargılama süresi
AĐHM, dikkate alınacak dönemin baꢀvuranın yakalandığı 13 Haziran 1995 tarihinde
baꢀladığını ve Yargıtay’ın verdiği kesin kararla 30 Nisan 2003 tarihinde son bulduğunu not
etmektedir. Dolayısıyla bu dönem, dört karar alan iki dereceli yargılama için yaklaꢀık yedi yıl
on ay sürmüꢀtür.
Bu bağlamda AĐHM, bir yargılamanın makul sürede yapılıp yapılmadığını tespit
edebilmek için özellikle davanın karmaꢀıklığı, baꢀvuran ile yetkili makamların tutumları baꢀta
olmak üzere dava ꢀartlarının ve AĐHM’nin konuyla ilgili yerleꢀik içtihadının incelenmesi
gerektiğini hatırlatmaktadır (bakınız, diğerleri arasından, Fransa aleyhine Pélissier ve Sassi
davası [GC], no 25444/94, prg. 67, CEDH 1999-II).
AĐHM, mevcut davadakine benzer sorunların tartıꢀıldığı birçok davayı incelediğini ve
AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafının ihlal edildiğine hükmettiğini kaydetmektedir
(Pélissier ve Sassi, ilgili bölüm; ayrıca bakınız Türkiye aleyhine Özkan ve Adıbelli davası, no
18342/02, prg. 51-55, 9 Ocak 2007).
AĐHM, kendisine sunulan tüm unsurları inceledikten sonra, mevcut davada Hükümetin
yukarıda belirtilen karardan farklı bir sonuca varmasını gerektirecek herhangi bir olgu ya da
argüman sunmadığı kanaatine varmaktadır. Bu alandaki yerleꢀik içtihadını dikkate alan
AĐHM, mevcut davada yargılama süresinin aꢀırı olduğuna ve « makul süre » gereksinimini
karꢀılamadığına hükmetmektedir.
Bu durumda, AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafı ihlal edilmiꢀtir.
4