A. Kabuledilebilirliğe iliꢀkin
AĐHM, bu ꢀikâyetin AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı anlamında açıkça dayanaktan
yoksun olmadığını ve baꢀka bir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını tespit etmektedir.
Dolayısıyla, kabuledilebilir ilan edilmesi uygun olacaktır.
B. Esasa iliꢀkin
Baꢀvuran, iddialarını yinelemektedir.
Hükümet, olayların meydana geldiği dönemde iç hukukta yürürlükte olan mevzuata göre
yalnızca ilk yargılamaya taraf olan kiꢀilerin boꢀanma kararının tanınma ve tenfizini talep
edebileceğini hatırlatmaktadır.
AĐHM, öncelikle « mahkemeye eriꢀim hakkı »’nın (Birleꢀik Krallık aleyhine Golder davası,
21 ꢁubat 1975, prg. 36, seri A no 18) mutlak bir kavram olmadığını ve bazı dolaylı
kısıtlamalara tabi tutulabileceğini hatırlatmaktadır. Bununla birlikte, uygulanan sınırlamalar,
herhangi bir ꢀekilde veya hakkın özünü zedeleyecek biçimde bireyin mahkemeye ulaꢀma
hakkını sınırlayamaz veya azaltamaz ; sonuç olarak, eğer sınırlama meꢀru bir amaç
gütmüyorsa ve kullanılan araçlar ve varılmak istenen amaç arasında makul bir orantılılık
iliꢀkisi yoksa, sınırlama 6. maddenin 1. paragrafıyla uygun düꢀmeyecektir (Birleꢀik Krallık
aleyhine Tolstoy Miloslavsky davası, 13 Temmuz 1995, prg. 59, seri A no 316-B, ve Fransa
aleyhine Berger davası, no 48221/99, prg. 30, CEDH 2002-X).
AĐHM, ayrıca kendisini ulusal mahkemelerin yerine koyamayacağını ve ulusal yasaları
yorumlama yetkisinin baꢀta yargı organları ve mahkemeler olmak üzere ulusal mercilere ait
olduğunu hatırlatmaktadır. AĐHM’nin rolü böylesi yorumlamaların etkisinin AĐHS ile uyumlu
olup olmadığını denetlemekle sınırlıdır. Bu bakımdan, AĐHM’nin görevinin iç hukuktaki
mevzuat ve uygulamayı mücerret olarak incelemek değil, baꢀvuranı etkileyen yönüyle
AĐHS’ni ihlal edip etmediğini araꢀtırmak olduğunu hatırlatmak yerinde olacaktır (Đtalya
aleyhine Kaufmann davası, no 14021/02, prg. 33, 19 Mayıs 2005, ve, daha yakın zamanda,
Fransa aleyhine McDonald davası (karar), no 18648/04, 29 Nisan 2008).
Mevcut davada, AĐHM baꢀvuranın babasının boꢀanma kararının bir Alman mahkemesi
tarafından verildiğini not etmektedir. Babası bu kararın tanınması ve tenfizi talebiyle Türk
mahkemeleri önünde dava açmadığı için baꢀvuran, tanınma talebinde bulunmuꢀ, ancak dava
açma vasfı olmadığı gerekçesiyle bu baꢀvurusu reddedilmiꢀtir.
AĐHM, ayrıca olayların meydana geldiği dönemde Uluslararası Özel Hukuk ve Usul Hukuku
Hakkında Kanun’da karar tanıma ve tenfiz davası açma sıfatına haiz kiꢀilerin açıkça
belirtilmediğini gözlemlemektedir. Bununla birlikte, Yargıtay’ın yerleꢀik içtihadına göre,
yalnızca ilk yargılamaya taraf olanlar yabancı bir ülkede alınan kararın tanınması ve tenfizi
için dava açabileceğinden, çocukların anne-babalarının boꢀanma kararının tanınması ve
tenfizi için baꢀvuru yapma imkânı ortadan kalkmaktadır.
AĐHM, söz konusu kuralın Yargıtay’ın yerleꢀik içtihadını yasal temel olarak aldığı
kanaatindedir. AĐHM ayrıca, bu kuralın meꢀru bir amaç güttüğünü, yani ilk yargılamadaki
tarafların haklarını koruduğunu kabul edebilir. Bundan sonra yapılması gereken, baꢀvuranı
merhum babasının boꢀanma kararının tanınma ve tenfizi için dava açma imkânından mahrum
4