COUNCIL  
AVRUPA  
OF EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
SERÇĐNOĞLU/TÜRKĐYE  
(B a vuru no. 7755/05)  
KARAR  
STRAZBURG  
20 Ekim 2009  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 7755/05 no’lu davanın nedeni sırasıyla  
1958, 1956 ve 1940 doğumlu T.C. vatandaları Okay Serçinoğlu, Oktay Serçinoğlu ve Ahmet  
Oğuz Serçinoğlu’nun (“bavuranlar”), Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 3 ubat 2005  
tarihinde Avrupa Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözlemesi’nin (“AĐHS”) 34. maddesi  
uyarınca yapmıoldukları bavurudur.  
Bavuranlar, AĐHM önünde Okay Serçinoğlu tarafından temsil edilmitir. 20 Mayıs  
2008’de fakslanan bir yazıyla Sekretarya’ya Ahmet Oğuz Serçinoğlu’nun vefat ettiği  
bildirilmitir. Đkinci ei ve beçocuğu (Dilek Serçinoğlu, Vedide Deveci, Orhan Nazif  
Serçinoğlu, Orhun Serçinoğlu, Ülkü Serçin Serçinoğlu ve Tevfik SavaSerçinoğlu)  
bavuruya devam etmek istediklerini belirtmilerdir. Pratik nedenlerden ötürü, her ne kadar  
ailesi bavuran olarak kabul edilse dahi, Ahmet Oğuz Serçinoğlu’nun bavuran olarak  
anılmasına devam edilecektir (bkz. Ahmet Sadık/Yunanistan, 15 Kasım 1996, 3. paragraf,  
Hüküm ve Karar Raporları 1996-V).  
OLAYLAR  
23 ubat 1979’da bavuranların babalarının da dahil olduğu otuz bekii, Söke Tapu  
Kadastro Mahkemesi’ne bavurarak toplamda yaklaık 30,000,000 metre kare geniliğinde  
arazide hisse talebiyle dava açmılardır. Sözkonusu arazinin, bölgede 1974 ve 1979  
senelerinde yapılan arazi etüdü sırasında köy tüzel kiiliği adına kaydedilmiolmasına itiraz  
etmilerdir. 5 Aralık 1985’te ulusal mahkeme, taleplerini reddetmitir. 30 Haziran 1987’de  
Yargıtay, kararı bozmutur.  
Belirsiz bir tarihte dava, 11 Temmuz 1991’de kararını veren Söke Tapu Kadastro  
Mahkemesi’ne gönderilmitir. Her iki taraf da kararı temyiz etmitir. 29 Kasım 1993’te  
Yargıtay, kararı bozmutur.  
9 Ekim 2002’de Söke Tapu Kadastro Mahkemesi, önceki kararı ile aynı doğrultuda bir  
karar vermitir. 31 Mart 2003’te bavuranlar, babalarının ölümünü müteakiben, varisleri  
olarak Yargıtay’a temyiz bavurusunda bulunmulardır.  
18 Haziran 2007’de Yargıtay kararı bozmutur. 7 Mart 2008’de bavuranlar, kararın  
düzeltilmesini talep etmilerdir. Tarafların sunduğu ve dava dosyasında yer alan bilgilere  
göre, dava halen ulusal mahkemeler önünde derdesttir.  
HUKUK  
Bavuranlar, AĐHS’nin 6/1 maddesi ve 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesine dayanarak  
yargılama süresinin aırı olduğundan ve bunun, mal ve mülk dokunulmazlığına saygı  
gösterilmesini isteme haklarının ihlaline neden olduğundan ikayetçi olmutur. Hükümet, bu  
iddialara itiraz etmitir.  
AĐHM, bavuranların AĐHS’nin 6/1 maddesi bağlamındaki ikayetlerinin, 35/3. madde  
uyarınca dayanaktan yoksun olmadığını kaydeder. Ayrıca, baka açılardan bakıldığında da  
kabuledilemezlik unsuru taımadıklarını tespit eder. Bu nedenle, kabuledilebilir niteliktelerdir.  
AĐHM, göz önüne alınması gereken sürenin, Türkiye’nin kiisel bavuru hakkını  
tanıdığı 28 Ocak 1987’de baladığını kaydeder. Ancak, sözkonusu tarihten bu yana geçen  
sürenin makullüğü değerlendirilirken, yargılamanın o tarihte bulunduğu aama göz önüne  
alınmalıdır (bkz. ahiner/Türkiye, no. 29279/95, 21. paragraf, AĐHM 2001-IX). 28 Ocak 1987  
tarihi itibariyle davanın, yedi yıl on bir aydan fazla süredir devam etmekte olduğunu  
kaydeder. Anlaıldığı kadarıyla yargılamanın halen devam etmesi nedeniyle, sözkonusu süre  
henüz sona ermemitir. Dolayısıyla, iki aamalı yargılamada yirmi iki yıl sekiz ay devam  
etmitir.  
AĐHM yargılama süresinin makullüğünün, dava koulları ıığında ve davanın  
karmaıklığı, bavuranlar ile ilgili makamların tutumları ve bavuranlar için nelerin riskte  
olduğu gibi kriterler göz önüne alınarak değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatır (bkz.  
Frydlender/Fransa [BD], no. 30979/96, 43. paragraf, AĐHM 2000-VII).  
AĐHM, mevcut bavurudakine benzer sorunların ortaya konduğu davalarda sıklıkla,  
AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıtır.  
Sunulan delilleri inceleyen AĐHM, Hükümet’in mevcut davada farklı bir sonuca  
varmasını sağlayacak görüler ya da iddialar ileri sürmediği kanaatindedir. Konuya ilikin  
içtihadını göz önüne alan AĐHM, yargılama süresinin aırı olduğu ve “makul süre” koulunu  
karılamadığı kanısına varmaktadır. Dolayısıyla, AĐHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmitir.  
AĐHM, bavuranların AĐHS’ye ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi bağlamındaki  
ikayetleri hususunda yargılamanın halen devam ettiğini ve bavuranların, taınmazın yasal  
sahipleri olup olmadıklarının, henüz nihai bir kararla çözüme ulatırılmıolmadığını  
gözlemler. Sonuç olarak, AĐHM sözkonusu ikayetin, açıkça dayanaktan yoksun olması  
nedeniyle AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmesi gerektiği  
sonucuna varır (bkz. Ali Kemal Uğur ve Diğerleri/Türkiye, no. 8782/02, 39. paragraf, 3 Mart  
2009).  
AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. maddesi öyledir:  
“Mahkeme ibu Sözleme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek  
Sözlemeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde,  
hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
Bavuranlar, maddi tazminat olarak 8,655,150 Euro talep etmitir. Ayrıca manevi  
tazminat olarak 1,195,000 Euro talep etmitir. Talep edilen 1,195,000 Euro’nun 195,000  
Euro’su yargılama süresinin aırı olması hususundaki ikayete ilikin, kalan meblağ da 1  
No’lu Protokol’ün 1. maddesi bağlamındaki ikayete ilikindir. Bavuranlar son olarak,  
yargılama masraf ve giderleri için 72,000 Euro talep etmitir. Talep edilen 72,000 Euro’nun  
8,000 Euro’su AĐHM önünde yapılan yargılamalara, kalan 64,820 Euro’su da ulusal  
mahkemeler önünde yapılan yargılamalara ilikindir. Bavuranlar bu bağlamda, diğer  
belgelerin yanısıra, bir bilirkii raporuna, ulusal mahkemeler ve noterlerce verilen  
makbuzlara, tarihi 1979 yılına kadar giden çeitli avukatlık sözlemelerine, vekaletname  
ücretlerine ve posta makbuzlarına dayanmılardır.  
Hükümet, bu taleplere itiraz etmitir.  
AĐHM, tespit edilen ihlal ile ileri sürülen maddi zarar arasında illiyet bağı tespit  
etmemitir; bu nedenle, sözkonusu talebi reddeder.  
Ancak, AĐHM bavuranların yalnızca ihlal tespiti ile yeterince telafi edilemeyecek  
derecede manevi zarara uğramıolmaları gerektiğini kabul eder. AĐHM, bir AĐHS maddesinin  
ihlal edildiğini tespit ettiği durumlarda, uğradığı manevi zarar için bavurana belirli bir  
meblağ ödenmesine karar verebilir. Sözkonusu meblağın ödenme amacı, ihlalin neden olduğu  
sıkıntı, rahatsızlık ve belirsizlik durumunu telafi etmektir (bkz. Comingersoll S.A./Portekiz  
[BD], no. 35382/97, 29. paragraf, AĐHM 2000-IV; Arvanitaki-Roboti ve Diğerleri/Yunanistan  
[BD], no. 27278/03, 27. paragraf, AĐHM 2008-…; ve Kakamoukas ve Diğerleri/Yunanistan  
[BD], no. 38311/02, 39. paragraf, 15 ubat 2008).  
Aynı somut ve kanuni gerekçelerle ve aynı amaca yönelik olarak birlikte hareket eden  
bir grup insanın açtığı dava süresinin aırı olmasının AĐHS’nin 6. maddesinin ihlaline neden  
olması durumunda, grubun her bir üyesine, ilke olarak ve uygulanacak standartlara halel  
getirmeksizin, ayrı ayrı manevi tazminat ödenebilir (bkz. Arvanitaki-Roboti ve Diğerleri, 29.  
paragraf ve Kakamoukas ve Diğerleri, 41. paragraf).  
Bir grup bavuranın mağdur statülerinin, ihtilaflı ulusal yargılamadaki asıl katılımcı ile  
hukuki bir bağlantılarının mevcut olmasından kaynaklanması farklı bir durumdur. Bu tür bir  
durum, örneğin, yargılamadaki asıl taraflardan birinin vefat etmesi ve yerini varislerinin  
alması ya da iflas ettiğinin duyurulması ve yerini malvarlığını temsil eden vekillerin alması ya  
da talepten vazgeçilmesi hallerinde ortaya çıkabilmektedir. Bu durumlarda AĐHM, durum  
neticesinde bavuranların sayısının artmasına dayalı olarak tazminatın da artmasını gerekli  
görmez. Bunun nedeni, bavuranların sayısındaki artıın sorumlu Hükümet’e atfedilemeyecek  
olmasıdır.  
Mevcut davada ilk üç bavuran, babalarının haklarına varisleri olarak sahip  
olmulardır. AĐHM, babaları yaıyor olsaydı ona ödenmesine karar vereceği miktarı temel  
alarak bavuranlara topluca tazminat ödenmesine karar vermitir. Aynı ekilde hayatta olsaydı  
üçüncü bavurana (Ahmet Oğuz Serçinoğlu) ödenecek olan meblağ da altı varisine toplam  
olarak ödenecektir.  
Sonuç olarak, AĐHM 15,600 Euro’nun u ekilde bölünmesine karar vermitir: Okay  
Serçinoğlu ve Oktay Serçinoğlu’na ayrı ayrı 5,200 Euro; Dilek Serçinoğlu, Orhun Serçinoğlu,  
Ülkü Serçin Serçinoğlu, Vedide Deveci, Orhan Nazif Serçinoğlu ve Tevfik Savaꢀ  
Serçinoğlu’na toplam olarak 5,200 Euro.  
Ayrıca, anlaıldığı kadarıyla sözkonusu yargılamanın halen ulusal mahkemeler önünde  
derdest olduğu göz önüne alındığında, AĐHM en uygun tazmin yolunun, AĐHS’nin 6/1  
maddesinin gereklerine riayet edilerek yargılamayı mümkün olduğunca kısa sürede sonuca  
bağlamak olduğu kanaatindedir (bkz. yukarıda kaydedilen Ali Kemal Uğur davası, 45.  
paragraf).  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuranların yargılama masraf ve giderlerine ilikin talepleri hususunda, AĐHM  
içtihadına göre, bavuran ancak gerçekten ve gerekli olduğu için yapıldıklarını ve miktarın  
makul olduğunu kanıtlaması durumunda masraflarının tazmin edilmesine hak kazanır. Mevcut  
davada sunulan belgeleri ve yukarıda anılan kriterleri göz önüne alan AĐHM, bavuranlara  
toplam olarak, mevcut yargılama için, AĐHM önünde bir avukat tarafından temsil  
edilmemeleri nedeniyle 500 Euro ve ulusal mahkemeler önünde yapılan yargılamalar için  
2,000 Euro tazminat ödenmesine karar vermitir.  
C. Gecikme Faizi  
AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere  
uygulağı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun  
olduğuna karar vermitir.  
BU NEDENLERLE, AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Yargılamanın uzunluğuna ilikin ikayetin kabuledilebilir ve bavurunun kalan kısmının  
kabuledilmez olduğuna;  
2. AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edilmiolduğuna;  
3. (a) AĐHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç  
ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirası’na çevrilmek üzere  
aağıda kaydedilen meblağların ödenmesine;  
(i) ödenebilecek her tür vergi ile birlikte manevi tazminat olarak ;  
- Okay Serçinoğlu ve Oktay Serçinoğlu’nun her birine 5,200 Euro (bebin iki yüz  
Euro);  
- Dilek Serçinoğlu, Orhun Serçinoğlu, Ülkü Serçin Serçinoğlu, Vedide Deveci, Orhan  
Nazif Serçinoğlu ve Tevfik SavaSerçinoğlu’na toplam olarak 5,200 Euro (bebin iki  
yüz Euro);  
(ii) yargılama masraf ve giderleri için toplam 2,500 Euro (iki bin beyüz Euro) ve  
ödenebilecek her tür vergi;  
(b) Yukarıda kaydedilmiolan üç aylık sürenin bitiminden ödeme gününe kadar, Avrupa  
Merkez Bankası’nın uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle oluacak faiz  
oranına göre yukarıda belirtilen miktarlarda ödenecek basit faizi ödemekle yükümlü  
olduğuna karar vermi,  
4. Bavuranların adil tazmin taleplerinin kalan kısmını reddetmitir.  
Đꢀbu karar, Đngilizce olarak hazırlanmıve Mahkeme Đç Tüzüğü’nün 77. Maddesi’nin 2. ve  
3. fıkraları uyarınca 20 Ekim 2009 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmitir.