C O N S E I L D E  
L ' E U R O P E  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
EREFLĐ VE DĐĞERLERĐ - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 14015/05)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
30 Mart 2010  
Đꢀbu karar Sözleme’nin 44 / 2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecek olup  
ekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (14015/05) numaralı bavurunun nedeni on  
üç T.C. vatandaı Necip Mümtaz erefli, erif Necip erefli, Engin Onay, Gülümser erefli,  
Aslı erefli, Firuzan Topaloğlu, Habibe Rona, Nevcihan Ertuğlu, Gülümser Ertan, Firdevs  
Hepgül Selçik, Meltem Özkaya, Adviye Onay ve Zümrüt Onay’ın (bavuranlar) 18 Mart 2005  
tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi’nin (AĐHS)  
34. maddesi uyarınca yaptığı bavurudur.  
Bavuranlar Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Strazburg’ta ikamet eden  
Đstanbul Barosu avukatlarından O. Uğural ve Ankara Barosu avukatlarından H. Tepe  
tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
Bavuranların atalarına ait iki özel ormanlık alanı 22 Eylül 1947 tarihinde milli orman alanı  
ilan edilmive devletletirme tazminatı olarak 46.250 TL. ödenmitir. Hükümete göre o  
dönemde bu meblağ yaklaık 293.955 Euro’ya tekabül etmekteydi.  
Bavuranlar ormanlarının milli orman alanı olarak nitelendirilmesine karı birçok idari ve  
hukuki giriimde bulunmalarını müteakip 26 Nisan 1965 tarihinde Marmaris Asliye Hukuk  
Mahkemesi’ne giderek devletletirme tazminat miktarının artırılması talebiyle dava  
açmılardır.  
24 Ocak 1967 tarihinde Asliye hukuk mahkemesi hakkın sükûtu ve davanın açılacağı ahsın  
kimliğinde hata yapıldığı gerekçesiyle bavuranların talebini reddetmitir. Bununla birlikte  
Yargıtay 31 Mayıs 1967 tarihinde ilk derece mahkemesinin kararını bozmutur.  
Asliye hukuk mahkemesi Yargıtay’ın bozduğu kararı yeniden incelemive 29 Eylül 1970  
tarihinde bavuranlara talep ettikleri 4.953.750 TL ek tazminatın ödenmesini kararlatırmıtır.  
17 Aralık 1971 tarihinde Yargıtay bir kez daha ilk derece mahkemesinin kararını bozmutur.  
O tarihten bu yana esas hakimi yüz altmıbeduruma gerçekletirmive ihtilaf konusu  
taınmazın değerini saptamak amacıyla birçok olay yeri incelemesi ve bilirkii incelemeleri  
yapılmasını talep etmitir. Dava dosyasında yer alan bilgilerden ibu kararın alındığı tarihte  
mahkemenin esas hakkında kararını vermediği ve davanın ilk derece mahkemesinde halen  
sürdüğü anlaılmaktadır.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuranlar yargılamanın uzunluğu nedeniyle AĐHS’nin 6/1 maddesinde öngörülen «makul  
süre» ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.  
Hükümet bavuranların iç hukukta öngörülebilir nihai bir karara varmaksızın mevcut  
bavuruyu yapmaları ölçüsünde iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazında bulunmaktadır.  
AĐHM bu yöndeki bir itirazın hukuki yargı sürecinin uzunluğuna ilikin yapılan ikayetle  
bağdamadığını ve ayrıca aırı uzun süren yargılamanın ivedilikle sonuçlanması gerektiği  
2
hususu göz önüne alındığında itirazın anlaılamaz olduğuna itibar etmektedir (Bkz. mutatis  
mutandis, Erhun-Türkiye no: 4818/03 ve 53842/07, 16 Haziran 2009). AĐHM bu nedenle  
Hükümetin itirazını reddetmekte ve ikayetin herhangi bir kabuledilemezlik gerekçesiyle karı  
karıya bulunmadığını kaydetmektedir. Bu nedenle ikayet kabuledilebilir niteliktedir.  
Hükümet esasa ilikin bavuranların iddiasına karı çıkmakta ve sözü edilen yargılamanın  
uzunluğunun bilhassa davanın karmaık yapısından, davaya karıan kii sayısının fazla  
oluundan ve kimi durumalara katılmayan bavuranların tutumundan ileri geldiğini  
savunmaktadır.  
Bavuranlar Hükümetin bu savına karı çıkmaktadır.  
AĐHM bavuranların ikayetçi oldukları yargı sürecinin Marmaris Asliye Hukuk  
Mahkemesi’ne 26 Nisan 1965 tarihinde yapılan bavuru ile baladığını ve bu kararın alındığı  
tarihte henüz sona ermediğini not etmektedir. Bunun yanı sıra AĐHM, dikkate alınması gereken  
dönemin Türkiye’nin Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne bireysel bavuru hakkını tanıdığı 28  
Ocak 1987 tarihinde baladığını da hatırlatır. 28 Ocak 1987 yılından mevcut kararın alındığı  
tarihe dek iki dereceli mahkemede görülen, bekez incelenen ve yargı süreci yirmi bir yıla  
ulaan bu dava yirmi üç yıldan fazla sürmütür.  
AĐHM yargılama süresinin makul olup olmadığının davanın artları ıığında ve özellikle de  
davanın karmaıklığı, bavuranın ve ilgili mercilerin tutumu, davanın bavuran için arz ettiği  
önem gibi, içtihadında yerlemiölçütlere bakılarak değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatır  
(Bkz. diğer birçokları arasında, Pelissier ve Sassi-Fransa kararı, no:30979/96).  
AĐHM daha önce de benzer sorunları ortaya koyan bavuruları incelediğini ve AĐHS’nin 6/1  
maddesinin ihlal edildiği sonucuna vardığını hatırlatır (sözü edilen Frylender).  
AĐHM kendisine sunulan bütün unsurları incelemive Hükümetin bu davada farklı bir sonuca  
ulamasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespit ve delil sunmadığını tespit etmitir.  
Mahkemenin bu konudaki yerleik içtihadı ıığında AĐHM, sözkonusu yargı sürecinin  
uzunluğunun aırı olduğuna ve «davanın makul bir süre zarfında görülmesi» ilkesini  
karılamadığına itibar etmektedir.  
Bu nedenle AĐHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmitir.  
II. AĐHS’YE EK 1 NO’LU PROTOKOL’ÜN 1. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ  
ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuranlar sözkonusu yargı sürecinin uzunluğunun Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesi ile  
güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlalini oluturduğundan yakınmaktadır.  
Hükümet bu iddiaya karı çıkmaktadır.  
AĐHM bu bavuruda ihtilaf konusunun devletletirme tazminatının artırılmasına dayandığını ve  
buna ilikin sürecin ulusal mahkemeler önünde halen derdest olduğunu gözlemlemektedir.  
AĐHM ulusal mahkemelerin bavuranların talepleri konusunu bir karara bağlamadıklarını ve Ek  
1 no’lu Protokol’ün 1. maddesi gereğince taınmazın mevcudiyetinin iç hukuk düzeyinde  
henüz tamamlanmadığını hatırlatır. AĐHM, kendisine sunulan unsurların tamamı ıığında Ek 1  
3
no’lu Protokol’ün 1. maddesi uyarınca yapılan ikayetin giderilmesi bakımından iç hukuktaki  
sürecin sonlandırılması gerektiği kanısındadır.  
Davanın ulusal mahkemeler nezdinde halen sürüyor olması göz önüne alındığında, mevcut  
ikayet erken yapılmıtır ve AĐHS’nin 35/1 ve 4. maddeleri gereğince iç hukuk yollarının  
tüketilmemesi nedeniyle reddedilmelidir (Bkz. aynı anlamda, Veli Uysal-Türkiye, no:  
57407/00, 4 Mart 2008 ve Ergül vd.-Türkiye no: 22492/02, 20 Ekim 2009).  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
Bavuranlar 200.000.000 Euro maddi tazminat ve ayrıca mevcut bavurunun konusunu tekil  
eden yargı sürecinin uzunluğu nedeniyle uğradıkları manevi zararın karılanması bakımından  
bavuranların her biri 25.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir. Bavuranlar son olarak  
kanıtlayıcı herhangi bir belge olmadan iç hukuktaki ve AĐHM önündeki yargılama  
giderlerinin karılanması için toplam 50.000 Euro talep etmektedir.  
Hükümet bu meblağlara karı çıkmaktadır.  
AĐHM AĐHS’nin 6/1 maddesine yönelik tespit edilen ihlal ile öne sürülen maddi tazminat  
talebi arasında herhangi bir illiyet bağı kuramamakta ve maddi tazminat talebini  
reddetmektedir. Buna karın, bavuranların belirli bir ölçüde manevi zarara uğradığını kabul  
ederek hakkaniyete uygun bavuranlara ortaklaa 15.600 Euro manevi tazminat ödenmesini  
kararlatırmaktadır (Bkz. sözü edilen Ergül kararı). Yargılama giderleri ile ilgili AĐHM,  
bavuranların bu doğrultuda herhangi bir kanıtlayıcı belge sunmadıklarını hatırlatarak bu  
taleplerini reddetmektedir (Bkz. diğer birçokları arasında, Montzila-Yunanistan no: 25536/04,  
4 Mayıs 2006).  
AĐHM gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına  
uygulağı faiz oranına üç puanlık bir artıın ekleneceğini belirtmektedir.  
Bununla birlikte, hukuki yargı süreci yaklaık kırk beyıldır halen derdesttir. AĐHM sonuç  
olarak en uygun telafi yolunun mezkur ihlale son verecek ekilde adaletin iyi idaresinin  
gözetilerek mezkur davaların bir an evvel sonuçlanmasını sağlamak olduğuna itibar  
etmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. AĐHS’nin 6/1 maddesi hakkındaki ikayetin (yargılama sürecinin uzunluğunun aırı olması)  
kabuledilebilir bunun dıında kalanların kabuledilemez olduğuna;  
2. AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;  
3. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödeme tarihindeki döviz kuru  
üzerinden TL’ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından bavuranlara ortaklaa 15.600  
(on bebin altı yüz) Euro manevi tazminat ödenmesine;  
4
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
4. Adil tatmine ilikin diğer tüm taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢀTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 30 Mart 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
5