bulunmaktadır. Hükümet ayrıca, Anayasa’nın 41. maddesine göre evliliğin Türk toplumunun
temelini oluꢀturduğunu ve yasalar vasıtasıyla evlilik için getirilen kısıtlama ve ꢀartların
demokratik bir toplum için gerekli olduğunu vurgulamaktadır. Hükümet, Türkiye
Cumhuriyeti’nin laik bir devlet yapısına sahip olduğunu ve dini nikâhın resmi nikâh olarak
geçerli olmadığını bildirmektedir. Zaten, böyle bir evlilik hem geçersiz ve hem de yok
sayılmaktadır.
Hükümet, yasaların gereğini tam olarak yerine getirmeyen bir kimsenin evlilik haklarından
yararlanamayacağını açıklamaktadır. Hükümet, mevcut davada baꢀvuranın Ö.K. ile resmi
olarak evli bulunmadığının altını çizmektedir. Hükümete göre, Ö.K. ile 1976 yılında imam
nikâhıyla evlenen baꢀvuranın aile hayatı hakkına müdahale edilmemiꢀtir. Zira, birlikte
yaꢀamaları hiçbir zaman engellenmemiꢀtir ve kendileri beraber geçirdikleri otuz altı yıllık
müꢀterek yaꢀamları boyunca durumlarını resmi hale getirmek için sayısız fırsat
yakalamıꢀlardır. Hükümet, AĐHM’nin Đrlanda aleyhine Johnston ve diğerleri davasındaki
(18 Aralık 1986, prg. 68, seri A no 112) içtihadına atıfta bulunarak, 8. maddenin yasadıꢀı
evlilik kategorisi için özel bir sistem kurma zorunluluğu getiriyor ꢀeklinde
yorumlanamayacağını ileri sürmektedir.
Son olarak Hükümet, baꢀvurana yapılan uygulamanın benzer durumdaki diğer kimselere
yapılan uygulamalarla aynı olduğunu, bu konuda ilgili ꢀahsa getirilen kısıtlamaların yasalarla
belirlendiğini ve demokratik toplumlarda bu gibi önlemlerin gerekli olduğunu
vurgulamaktadır.
Hükümetin iddialarına itiraz eden baꢀvuran, nüfus kütüğünde Ö.K.’nın eꢀi olarak kayıtlı
olduğunu ileri sürmektedir. Kızlık soyadının Yiğit olmasına rağmen, mahkeme kararlarında
ve duruꢀma tutanaklarında soyadının eꢀininki gibi Koç olarak yazıldığını vurgulamaktadır.
Baꢀvuran, imam nikâhının gelenek ve göreneklere dayalı bir Türkiye gerçeği olduğunu
savunmaktadır. Baꢀvuran, kendisinin Ö.K. ile resmi nikâhlı olmaması gerekçe gösterilerek
sosyal haklardan mahrum edilmesine itiraz etmektedir. Ayrıca, böyle durumlarda erkeklerin
değil sadece kadınların mağdur olduğunun altını çizmektedir. Bu konuda, yasaların kadınları
korumadığını ileri süren baꢀvuran, ulusal makamların durumdan haberdar olduğu halde bu
durumu düzeltmek için herhangi bir giriꢀimde bulunmadıklarını vurgulamaktadır. Baꢀvuranın
kanaatine göre, nüfus kütüklerini tutan resmi makamların yürürlükteki yasa gereğince
kendisinin bu durumunu yetkili makamlara bildirmesi gerekirdi.
AĐHM’ne göre, 8. madde aile hayatının korunmasını teminat altına alırken bir ailenin mevcut
olduğunu varsaymaktadır. Bu, hem
« gayrımeꢀru » ailenin ve hem de « yasal » ailenin
« aile hayatı » için geçerlidir (Belçika aleyhine Marckx davası, 13 Haziran 1979, prg. 31, seri
A no 31, ve Johnston ve diğerleri davası, sözkonusu bölüm, prg. 62). Bir «aile hayatının»
mevcut olup olmadığı konusu, yakın kiꢀisel bağlar gerçeğine dayanan olgusal bir meseledir
(Finlandiya aleyhine K. ve T. davası [GC], no 25702/94, prg. 150, CEDH 2001-VII). Aslında,
«aile» kavramı yalnızca resmi nikâh üzerine kurulu iliꢀkilerle sınırlı olmayıp, evlilik dıꢀı
birlikte yaꢀayan çiftlerde olduğu gibi diğer fiili de facto « ailesel » iliꢀkileri de içine
alabilmektedir (Johnston ve diğerleri davası, sözkonusu bölüm, prg. 55, Đrlanda aleyhine
Keegan davası, 26 Mayıs 1994, prg. 44, seri A no 290, ve Bulgaristan aleyhine Al-Nashif
davası, no 50963/99, prg. 112, 20 Haziran 2002).
Bu nedenle, bir iliꢀkinin « aile hayatı » olarak kabul edilip edilemeyeceğine karar vermek
için, çiftin birlikte yaꢀayıp yaꢀamadıkları, ne zamandan beri birlikte yaꢀadıkları ve müꢀterek
çocuklarının olup olmadığı gibi bazı belirleyici unsurların dikkate alınması gerekebilir
4