CONSEIL  
AVRUPA  
DE L’EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ERĐFE YĐĞĐT -TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no:3976/05)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
20 Ocak 2009  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (3976/05) no’lu davanın nedeni (T.C. vatandaı)  
erife Yiğit’in (bavuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 6 Aralık 2004 tarihinde Đnsan  
Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilikin Sözleme’nin (Avrupa Đnsan Hakları  
Sözlemesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Adli yardımdan yararlanan bavuran, Antakya Barosu avukatlarından H. Akbaht tarafından  
temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuran 1954 doğumludur ve Gaziantep’te ikamet etmektedir.  
Bavuran, 1976 yılında Ömer Koç (Ö.K.) ile imam nikâhı yoluyla evlenmive bu  
birliktelikten altı çocukları dünyaya gelmitir. Ö.K. 10 Eylül 2002 tarihinde vefat etmitir.  
A. Đslahiye Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görülen dava  
Bavuran, 1 Eylül 2003 tarihinde kendi ve kızı Emine adına Đslahiye Đdare Mahkemesi önünde  
Ö.K. ile evliliğinin resmi olarak tanınması ve kızının nüfus siciline merhumun kızı olarak  
kaydedilmesi talebiyle dava açmıtır.  
Đslahiye Asliye Hukuk Mahkemesi, 26 Eylül 2003 tarihinde aldığı kararda, bavuranın evliliği  
hakkındaki talebini reddetmiancak kızı Emine’nin Ö.K.’nın kızı olarak nüfus kayıtlarına  
geçirilmesini kabul etmitir. Herhangi bir temyiz bavurusu bulunmadığından, bu kararla  
birlikte yargılama süreci sona ermitir.  
B. Hatay Đꢁ Mahkemesi’nde görülen dava  
Bilinmeyen bir tarihte bavuran, kendisi ve kızı Emine’nin merhum einin emekli maaı ile  
sağlık sigortasından yararlanması için Bağ-Kur Hatay Đl Müdürlüğü’ne bavurmutur. Yine  
bilinmeyen bir tarihte Bağ-Kur, bavuranın talebini reddetmitir. 20 ubat 2003 tarihinde  
bavuran, Đslahiye Đꢀ Mahkemesi’nde iptal davası açmıtır. Bu mahkeme, 20 Mayıs 2003  
tarihinde Hatay Đꢀ Mahkemesi lehine görevsizlik kararı vermitir.  
Hatay Đꢀ Mahkemesi 21 Ocak 2004 tarihli kararında bavuranın talebini kısmen reddetmive  
Đslahiye Asliye Hukuk Mahkemesi’nin verdiği karara dayanarak ilgili ahsın Ö.K. ile olan  
evliliğinin geçerli olmadığını bildirmitir. Bu karara göre, imam nikâhı yasal olmadığı için  
bavuran merhumun yerine bu haklardan yararlanamaz. Mahkeme buna karın, Bağ-Kur’un  
Emine ile ilgili verdiği kararı iptal etmitir. Dolayısıyla, Emine’nin ölen babasının emekli  
maaı ile sağlık sigortasından yararlanmasına onay vermitir.  
Bavuran, 10 ubat 2004 tarihinde davayı temyiz etmitir. Bavuran, nüfus kayıt örneğinde,  
Kerküt köyüne kayıtlı Ö.K.’nin ei olarak yazıldığını belirtmitir. Ayrıca bavuran, Ö.K. ile  
1976 yılında gelenek ve göreneklere uygun olarak evlendiklerini ifade etmitir. Bu evlilikten  
sırasıyla 1977, 1980, 1981, 1982, 1985 ve 1990 doğumlu altı çocuk dünyaya gelmitir. Đlk beꢀ  
çocuk 1985 yılında babalarının nüfus kütüğüne ilenmi, ancak son çocuk olan 1990 doğumlu  
2
Emine, 2002 yılında kendi nüfus kütüğüne kaydedilmitir. Bavuran, tam da resmi nikâh  
kıymaya hazırlandıkları sırada, 10 Eylül 2002 tarihinde, einin yakalandığı hastalığa yenik  
erek vefat ettiğini belirtmektedir. Ölen einin emekli maaı ve sağlık sigortasından  
yararlanamadığının altını çizen bavuran, buna karın altı çocuğunun bu haklardan  
yararlandığını vurgulamıtır.  
Bavurana 28 Haziran 2004 tarihinde tebliğ edilen 3 Haziran 2004 tarihli kararla Yargıtay  
mahkemenin kararını onanmıtır.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 8. MADDESĐNĐN ĐHLÂL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran, çocuklarının babası olan merhum einin emekli maaı ile sağlık sigortasından  
yararlanma hakkının ulusal mahkemeler tarafından reddedilmesi nedeniyle AĐHS’nin  
aağıdaki gibi kaleme alınan 8. maddesi anlamında aile hayatı hakkının ihlâl edildiğini ileri  
sürmektedir :  
Hükümet bu iddiaya itiraz etmektedir.  
A. Kabuledilebilirliğe ilikin  
Hükümet, iç hukuk yollarının tamamen tüketilmediğini ve davanın kabuledilemez olduğunu  
iddia etmektedir. Hükümet, Hatay Đꢀ Mahkemesi’nin verdiği karara esas tekil eden Đslahiye  
Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 26 Eylül 2003 tarihli kararının bavuran tarafından bir üst  
mahkemeye taınmadığını vurgulamaktadır.  
Bavuran bu konuda bir görübildirmemektedir.  
AĐHM, bavuranın merhum einin emeklilik maaı ve sağlık sigortasından yararlanma  
talebinin Hatay Đꢀ Mahkemesi’nin 21 Ocak 2004 tarihli kararıyla reddedilmesinden ikâyetçi  
olduğunu tespit etmektedir. Bu karar, 3 Haziran 2004 tarihinde Yargıtay tarafından onanmıꢀ  
ve 28 Haziran 2004 tarihinde bavurana tebliğ edilmitir, oysa ilgili ahıs bavurusunu  
AĐHS’nin 35. maddesinin 1. fıkrasında öngörülen altı aylık süre sınırlaması içerisinde kalarak  
6 Aralık 2004 tarihinde yapmıtır. Bu itibarla Hükümet’in bu itirazı reddedilmelidir.  
AĐHM, bavurunun AĐHS’nin 35. maddesinin 3. fıkrası anlamında açıkça dayanaktan yoksun  
olmadığını tespit etmektedir. AĐHM diğer taraftan, ikâyetin baka herhangi bir  
kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını vurgulamaktadır. Dolayısıyla, kabuledilebilir ilan  
edilmesi doğru olacaktır.  
B. Esasa ilikin  
Hükümet, ulusal yasaların imam nikâhını tanımadığını ileri sürmekte ve yalnızca resmi  
nikâhın geçerli olduğunu vurgulamaktadır. Hükümet diğer taraftan, önce yasal geçerliliği olan  
resmi nikâhı yapmadan imam nikâhıyla evlenen herkesin yeni Ceza Kanunu’nun 230.  
maddesi kapsamında suç ilediğini bildirmektedir. Hükümetin görüüne göre, AĐHS’nin 12.  
maddesinde öngörülen hakkın kullanımı konusunda Savunmacı Devletin takdir hakkı  
3
bulunmaktadır. Hükümet ayrıca, Anayasa’nın 41. maddesine göre evliliğin Türk toplumunun  
temelini oluturduğunu ve yasalar vasıtasıyla evlilik için getirilen kısıtlama ve artların  
demokratik bir toplum için gerekli olduğunu vurgulamaktadır. Hükümet, Türkiye  
Cumhuriyeti’nin laik bir devlet yapısına sahip olduğunu ve dini nikâhın resmi nikâh olarak  
geçerli olmadığını bildirmektedir. Zaten, böyle bir evlilik hem geçersiz ve hem de yok  
sayılmaktadır.  
Hükümet, yasaların gereğini tam olarak yerine getirmeyen bir kimsenin evlilik haklarından  
yararlanamayacağını açıklamaktadır. Hükümet, mevcut davada bavuranın Ö.K. ile resmi  
olarak evli bulunmadığının altını çizmektedir. Hükümete göre, Ö.K. ile 1976 yılında imam  
nikâhıyla evlenen bavuranın aile hayatı hakkına müdahale edilmemitir. Zira, birlikte  
yaamaları hiçbir zaman engellenmemitir ve kendileri beraber geçirdikleri otuz altı yıllık  
terek yaamları boyunca durumlarını resmi hale getirmek için sayısız fırsat  
yakalamılardır. Hükümet, AĐHM’nin Đrlanda aleyhine Johnston ve diğerleri davasındaki  
(18 Aralık 1986, prg. 68, seri A no 112) içtihadına atıfta bulunarak, 8. maddenin yasadıı  
evlilik kategorisi için özel bir sistem kurma zorunluluğu getiriyor eklinde  
yorumlanamayacağını ileri sürmektedir.  
Son olarak Hükümet, bavurana yapılan uygulamanın benzer durumdaki diğer kimselere  
yapılan uygulamalarla aynı olduğunu, bu konuda ilgili ahsa getirilen kısıtlamaların yasalarla  
belirlendiğini ve demokratik toplumlarda bu gibi önlemlerin gerekli olduğunu  
vurgulamaktadır.  
Hükümetin iddialarına itiraz eden bavuran, nüfus kütüğünde Ö.K.’nın ei olarak kayıtlı  
olduğunu ileri sürmektedir. Kızlık soyadının Yiğit olmasına rağmen, mahkeme kararlarında  
ve duruma tutanaklarında soyadının eininki gibi Koç olarak yazıldığını vurgulamaktadır.  
Bavuran, imam nikâhının gelenek ve göreneklere dayalı bir Türkiye gerçeği olduğunu  
savunmaktadır. Bavuran, kendisinin Ö.K. ile resmi nikâhlı olmaması gerekçe gösterilerek  
sosyal haklardan mahrum edilmesine itiraz etmektedir. Ayrıca, böyle durumlarda erkeklerin  
değil sadece kadınların mağdur olduğunun altını çizmektedir. Bu konuda, yasaların kadınları  
korumadığını ileri süren bavuran, ulusal makamların durumdan haberdar olduğu halde bu  
durumu düzeltmek için herhangi bir giriimde bulunmadıklarını vurgulamaktadır. Bavuranın  
kanaatine göre, nüfus kütüklerini tutan resmi makamların yürürlükteki yasa gereğince  
kendisinin bu durumunu yetkili makamlara bildirmesi gerekirdi.  
AĐHM’ne göre, 8. madde aile hayatının korunmasını teminat altına alırken bir ailenin mevcut  
olduğunu varsaymaktadır. Bu, hem  
« gayrımeru » ailenin ve hem de « yasal » ailenin  
« aile hayatı » için geçerlidir (Belçika aleyhine Marckx davası, 13 Haziran 1979, prg. 31, seri  
A no 31, ve Johnston ve diğerleri davası, sözkonusu bölüm, prg. 62). Bir «aile hayatının»  
mevcut olup olmadığı konusu, yakın kiisel bağlar gerçeğine dayanan olgusal bir meseledir  
(Finlandiya aleyhine K. ve T. davası [GC], no 25702/94, prg. 150, CEDH 2001-VII). Aslında,  
«aile» kavramı yalnızca resmi nikâh üzerine kurulu ilikilerle sınırlı olmayıp, evlilik dıı  
birlikte yaayan çiftlerde olduğu gibi diğer fiili de facto « ailesel » ilikileri de içine  
alabilmektedir (Johnston ve diğerleri davası, sözkonusu bölüm, prg. 55, Đrlanda aleyhine  
Keegan davası, 26 Mayıs 1994, prg. 44, seri A no 290, ve Bulgaristan aleyhine Al-Nashif  
dava, no 50963/99, prg. 112, 20 Haziran 2002).  
Bu nedenle, bir ilikinin « aile hayatı » olarak kabul edilip edilemeyeceğine karar vermek  
için, çiftin birlikte yaayıp yaamadıkları, ne zamandan beri birlikte yaadıkları ve müterek  
çocuklarının olup olmadığı gibi bazı belirleyici unsurların dikkate alınması gerekebilir  
4
(Birleik Krallık aleyhine X, Y ve Z davası, 22 Nisan 1997, prg. 36, Karar ve Hükümlerin  
derlemesi 1997-II, ve Fransa aleyhine Merger ve Cros davası, no 68864/01, prg. 45, 22 Aralık  
2004).  
Mevcut davada AĐHM, bavuranın 1976 yılında Ö.K. ile imam nikâhı yoluyla evlendiğini, bu  
birliktelikten altı çocuğun dünyaya geldiğini ve ilk beçocuğun babalarının nüfus kütüğüne  
ilendiğini, ancak en son doğan çocuğun bavuranın nüfüs kütüğüne kaydedildiğini tespit  
etmektedir. Bavuran ile çocuklarının, 2002 yılında vefat edene kadar Ö.K. ile birlikte  
yaadıkları hususunda tarafların herhangi bir itirazı bulunmamaktadır. AĐHM kendisinin, Türk  
hukukunda imam nikâhının yeri ve rolü ile bunun toplumda doğurduğu sonuçlar hakkında  
herhangi bir karar verme yetkisi olmadığını vurgulamaktadır. AĐHM’nin kanaatine göre,  
bavuran, Ö.K. ve müterek çocuklarının AĐHS’nin 8. maddesi anlamında « aile » oluturacak  
ekilde beraber yaadıklarının tespit edilmesi yeterlidir.  
AĐHM, mevcut davanın özel artlarında, Hatay Đꢀ Mahkemesi tarafından 21 Ocak 2004  
tarihinde verilen kararın bavuranın aile hayatını etkileyecek nitelikte olup olmadığını  
incelemelidir.  
AĐHM, Avrupa Konseyi’ne üye bazı ülkelerde geleneksel resmi nikâh dıında istikrarlı bir  
terek yaam sürdüren nikâhsız çiftler veya medeni ortaklıkların makul karılandığı, hatta  
kabul gördüğü bir sosyal eğilimin yasama organı tarafından da desteklendiğini tespit  
etmektedir. Bununla birlikte AĐHM, Türk hukukunda aynı veya ayrı cinsiyetten iki kiinin  
resmi nikâh dıında medeni ortaklık oluturarak resmi nikâhlı bir çiftle aynı veya benzer  
haklara sahip olmalarını sağlayacak hukuki bir düzenleme bulunmadığını anımsatmaktadır.  
AĐHM, Sözlemeci Devletlere tanınan takdir hakkı nedeniyle bu alanda yasal düzenlemeler  
yapılmasını talep edemez. Halihazırda, yürürlükteki ulusal kanunlara göre bir imam  
tarafından kıyılan imam nikâhı üçüncü ahıslar ve devlet nezdinde herhangi bir yükümlülük  
oluturamaz. Bavuranın ileri sürdüğü savlardan bağımsız olarak, buradaki esas belirliyici  
unsur, uzun süreli ve sağlam bir ilikinin varlığı değil, tüm hak ve yükümlülüklerin akdî  
olarak belirtildiği resmi bir taahüdün var olup olmadığıdır. Bağlayıcı bir yasal anlamanın  
yokluğunda, Türk yasama organının sadece resmi nikâhı koruma altına alması mantıksız  
sayılamaz. Bu bağlamda AĐHM, daha önceki kararlarında da evlilik kurumunun evli çiftlere  
özel bir statü tanıdığının genel kabul gördüğüne hükmettiğini anımsatmaktadır (Birleik  
Krallık aleyhine Burden davası [GC], no 13378/05, prg. 65, 29 Nisan 2008, ve Birleik Krallık  
aleyhine Joanna Shackell davası (karar), no 45851/99, 27 Nisan 2000). Ayrıca, AĐHS’nin 8.  
maddesi, nikâhsız çiftler kategorisi için özel bir sistem kurma zorunluğu getiriyor eklinde  
yorumlanamaz. (Johnston ve diğerleri davası, sözkonusu bölüm, prg. 68).  
Mevcut davadaki özel koullar çerçevesinde AĐHM, ölüm yardımları konusunda resmi nikâhlı  
çiftler ile evli olmayan çiftler arasında gözlemlenen farklı uygulamaların meru bir amacı  
gözettiğini, geleneksel resmi nikâhla kurulan ailelerin korunması gibi haklı ve makul bir  
dayanağının olduğunu dikkate almaktadır (Đspanya aleyhine Antonio Mata Estevez davası  
(karar), no 56501/00, 10 Mayıs 2001).  
Bu gerekçelerle AĐHS’nin 8. maddesi ihlâl edilmemitir.  
5
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM,  
1. Oybirliğiyle, bavurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. Üçe karı dört oyla AĐHS’nin 8. maddesinin ihlal edilmediğine;  
KARAR VERMĐꢀTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 20 Ocak 2009 tarihinde yazıyla bildirilmitir.  
Mevcut karar ekinde, AĐHS’nin 45. maddesinin 2. paragrafı ve Đçtüzüğün 74. maddesinin 2.  
paragrafına uygun olarak Yargıç F. Tulkens, Yargıç V. Zagrebelsky, ve Yargıç A. Sajo’nun  
ayrık oy görüleri yer almaktadır.  
6
YARGIÇ TULKENS, ZAGREBELSKY VE SAJO’NUN AYRIK OY  
GÖRÜÜ  
Mevcut davada, çoğunluğun AĐHS’nin 8. maddesinin ihlâl edilmediği yönünde açıklanan  
görüüne katılmıyoruz.  
Bavuran, ei Ö.K. ile 1976 yılında gelenek ve göreneklere uygun bir ekilde imam nikâhı  
kıyarak evlenmitir ve bu birliktelikten 1977 ile 1990 yılları arasında altı çocukları dünyaya  
gelmitir. Ö.K.’nin 2002 yılında vefat etmesinden sonra bavuran, yetkili makamlara  
müracaat ederek merhum einin emekli maaı ile sağlık sigortasından yararlanma talebinde  
bulunmutur. Bu talep, önce Hatay Đꢀ Mahkemesi’nin 21 Ocak 2004 tarihli kararıyla  
reddedilmitir. Daha sonra temyize gönderilen bu karar, bavuran ile Ö.K. arasındaki nikâh  
resmiletirilmediği ve dolayısıyla yasal geçerliliği olmadığı gerekçesiyle 3 Haziran 2004  
tarihinde Yargıtay tarafından onanmıve bavuranın merhuma ait haklardan  
yararlanamayacağı açıklanmıtır.  
Bavuran, AĐHM önünde dile getirdiği iddialarda, ulusal mahkemelerin çocukların da babası  
olan merhum eine ait bazı sosyal haklardan yararlanmasını engellemek suretiyle AĐHS’nin 8.  
maddesinde teminat altına alınan aile hayatı hakkının özü itibariyle 14. maddeyle  
birletirilebilecek ekilde ihlâl edildiğini vurgulamaktadır. Bu bağlamda AĐHM, dini ve resmi  
nikâhın Türk hukukundaki yeri ve rolü üzerinde herhangi bir yargılama yapmaksızın, yalnızca  
AĐHS’ndeki düzenlemeleri dikkate alarak karar vermelidir.  
AĐHM’nin aile hayatı kavramıyla ilgili yerleik içtihadına göre, bavuranın Ö.K. (vefatına  
kadar) ve çocuklarıyla birlikte sürdürdüğü bu müterek yaam AĐHS’nin 8. maddesi  
anlamında bir aile hayatı oluturmaktadır. Gerçekten de AĐHM, resmi nikâha dayanan  
ilikilerin yanısıra fiili birlikteliklerin de aile hayatı kavramı içerisinde değerlendirildiğini (22  
Aralık 2004 tarihli Fransa aleyhine Merger ve Cros davası kararı, prg. 44) ve hukuki bağları  
bulunmayan fiili durumların bazen geleneksel aile hayatı olarak kabul edilebileceğini  
defalarca açıklamıtır. Bu noktada dikkate alınması gereken faktörler, özellikle müterek  
yaamın var olup olmadığı, bu müterek yaamın süresi ve daha genel anlamda örneğin  
terek çocukların mevcudiyeti gibi eler arasındaki güçlü bağı kanıtlayan unsurlardır (20  
Haziran 2002 tarihli Bulgaristan aleyhine Al-Nashif davası kararı, prg. 112) ve mevcut  
davada tüm bu unsurlar birarada bulunmaktadır.  
Bavuranın hayatta kalan elere normal olarak tanınan sosyal haklardan mahrum edildiği  
konusunda bir ihtilaf bulunmamaktadır. Hükümet, savunmasında « yasaların öngördüğü  
artları yerine getirmeyen bir kimse evlilikten doğan haklardan yararlanamaz » ilkesini  
savunmakla yetinmitir. Bavuranın ikâyeti AĐHS’nin 14. maddesiyle bağlantılı olarak 1  
no’lu Ek Protokolün 1. maddesi kapsamında ele alınabilirdi. Bu çerçevede, AĐHM’nin sosyal  
güvenlik alanında milliyete dayalı ayrımcılıkla ilgili kesin içtihadının anımsanması (16 Eylül  
1996 tarihli Avusturya aleyhine Gaygusuz davası kararı ; 4 Haziran 2002 tarihli Hollanda  
aleyhine Wessels-Bergervoet davası kararı ; 11 Haziran 2002 tarihli Birleik Krallık aleyhine  
Willis davası kararı ; 30 Eylül 2003 tarihli Fransa aleyhine Koua Poirrez davası kararı ; 25  
Ekim 2005 tarihli Niedzwiecki davası kararı; 25 Ekim 2005 tarihli Almanya aleyhine Okpisz  
davası kararı ; 27 Kasım 2007 tarihli Polonya aleyhine Luczak davası kararı; v.b.). ve bu  
konunun medeni durum açısından incelenmesi gerekir.  
Evlilik alanında özellikle Devlet’in takdir hakkına dayalı oldukça genel bir mantık  
çerçevesinden bakan ve evliliğin evli çiftlere özel bir statü sağlaya bir kurum olduğuna atıfta  
7
bulunan çoğunluk, AĐHS’nin 8. maddesinin ihlâl edilmediği yönündeki görüünü yalnızca  
« mevcut davanın olutuğu artlarda, (…) verilen yardım parası konusunda hayatta kalan  
resmi nikâhlı ve nikâhsız eler arasında gözlemlenen farklı uygulamaların, evlilik bağıyla  
oluturulan geleneksel aile hayatını korumak gibi meru, objektif ve makul gerekçeleri  
olduğuna » dayandırmaktadır. AĐHS’nin hem 8. hem 14. maddesi kapsamında değerlendirme  
yaparken kısmen de olsa üstü kapalı bir biçimde bu düünce tarzını benimseyen AĐHM’in  
bize göre hukuk ve olgudan yoksun bu argümanı inandırıcı olamaz.  
Mevcut davada resmi nikâhlı eler ile nikâhsız eler arasında uygulama farklılığı olduğunu  
tespit eden çoğunluk, bu durumun yalnızca « makul ve objektif bir gerekçe » ye dayandığını  
vurgulamakla yetinmektedir. Oysa AĐHM, verdiği birçok kararda, orantılı davranma  
zorunluluğunun makul ve objektif gerekçe kavramının özünü tekil ettiğini anımsatmıve  
ihtilaflı uygulamanın zorunluluk içermesi ve genel olarak istenilen meru amaca hizmet  
etmesi gerektiğini vurgulamıtır (24 Temmuz 2003 tarihli Avusturya aleyhine Karner davası  
kararı, prg. 41 ; 16 Kasım 2004 tarihli Türkiye aleyhine Ünal Tekeli davası, prg. 64 ve 65).  
Oysa, mevcut davada bu unsur somut olarak ortaya konulamadığı gibi değinilmemitir bile.  
Diğer taraftan, AĐHM’nin birçok kez anımsattığı gibi, AĐHS’nin 8. maddesi ile bazı  
durumlarda 14. maddesi, Sözlemeci Devletlere, teminat altına alınan hakkın etkin bir ekilde  
uygulanmasını ve gerçekletirilmesini amaçlayan pozitif sorumluluklar yükleyebilir. Ancak,  
mevcut davada, red oyu veren çoğunluk, bavuranın nüfus kütüklerinde yeralan bilgilere göre  
ulusal makamların durumdan haberdar oldukları ve bu durumu meru hale getirmek için  
hiçbir ey yapmadıkları yönündeki iddiasına cevap vermemektedir. Oysa, bu kayıtları tutan  
sorumluların durumu yetkili mercilere bildirmesi gerekmezmiydi ?  
Son olarak, alınan kararda, bavuranın 14. maddeye atıfta bulunarak böyle bir durumda  
erkekler değil sadece kadınların mağdur edildiği ve dolaylı yoldan ayrımcılık yapıldığı  
yönündeki diğer iddiasına da değinilmemektedir (6 Ocak 2005 tarihli Hollanda aleyhine  
Hoogendijk davası kararı ). Burada, Avrupa Birliği’nin sosyal güvenlik alanında kadın ve  
erkeğe yapılan uygulamalarda kademeli olarak eitlik sağlanmasıyla ilgili 19 Aralık 1978  
tarih ve 79/7/CEE sayılı direktifi ile yine Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin kadın ve  
erkekler arasında eitlik norm ve mekanizmalarıyla ilgili olarak aldığı 21 Kasım 2007 tarih ve  
Rec(2007)17 sayılı Tavsiye Kararı’nın hatırlatılması yeterli olacaktır (B. belirli alanlardaki  
normlar, 6. Sosyal koruma, prg. 37 ve devamı).  
8