Fransa aleyhine Piermont davası, 27 Nisan 1995, prg. 76-77, seri A no 314, ve Avusturya
aleyhine Plattform « Ärzte für das Leben » davası, 21 Haziran 1988, prg. 32, seri A no 139).
Mevcut davada gösteri, iç hukukun öngördüğü ꢀekilde yetkili makamlara bildirilmemiꢀtir.
Bu noktada AĐHM, spontane bir ꢀekilde gösteri düzenleme hakkının ancak güncel bir olaya
hemen cevap verme niteliği taꢀıması ve özellikle hemen yapılmadığı takdirde önemini
kaybedecek olması gibi bazı özel koꢀullarda, genel kuralların aksine, yetkili makamlara haber
verme zorunluluğundan muaf tutulabileceğini hatırlatmaktadır (M a c a r i s t a n a l e y h i n e É v a
Molnár davası, no 10346/05, prg. 38, 7 Ekim 2008). Oysa, baꢀvuranlar « hayata dönüꢀ »
operasyonunun ikinci yıldönümü münasebetiyle gösteri düzenlemiꢀlerdir. Dolayısıyla,
A ĐHM’nin kanaatine göre, söz konusu gösteri güncel bir olaya hemen cevap vermek amacıyla
kendiliğinden düzenlemediği için ilgili ꢀahıslar yetkili makamlara haber verme
zorunluluğundan muaf tutulamaz. AĐHM ayrıca, baꢀvuranların diğer göstericilerle birlikte
güvenlik güçlerinin dağılma çağrısına uymadıklarını ve eylemlerine devam etmeye
kalktıklarını not etmektedir.
Bununla birlikte, dosyanın ve delil unsurlarının derinlemesine incelenmesinden sonra
A ĐHM, gösterici grubun, muhtemel trafik sıkıntıları dıꢀında kamu düzenini tehlikeye atacak
bir tehdit oluꢀturmadıklarını kaydetmektedir. Bu bağlamda AĐHM, halka açık bir alanda
gerçekleꢀtirilen her türlü gösterinin günlük yaꢀamın akıꢀını belirli bir ölçüde bozacak bir
karıꢀıklığa ve hasmane tepkilere yol açabileceğini hatırlatmaktadır. Ancak AĐHM, durumun
kurallara aykırı olmasının, tek baꢀına, toplanma özgürlüğüne müdahaleyi haklı çıkarmayacağı
kanaatindedir (Karatepe ve diğerleri, ilgili bölüm, prg. 47). Mevcut davada sözkonusu olan,
zamanında ulusal düzeyde tartıꢀılmıꢀ ve ꢀiddetli tepkilere yol açmıꢀ bir olay üzerine
kamuoyunun dikkatini çekmek isteyen küçük bir grup insanın düzenlediği bir gösteridir.
A ĐHM, özellikle yetkililerin, düzenlenen gösteriye son vermekte gösterdikleri sabırsızlığa
anlam verememektedir (Oya Ataman, ilgili bölüm, prg. 41 ve, a contrario, Éva Molnár, ilgili
bölüm, prg. 42). Bu konuyla ilgili olarak AĐHM, grubun saat 14 :30 sıralarında toplanmaya
baꢀladığını ve gösterinin birkaç dakika içinde grubun tutuklanmasıyla sona erdiğini
gözlemlemektedir. AĐHM’nin nezdinde göstericilerin ꢀiddete baꢀvurmadıkları durumlarda,
A ĐHS’nin 11. maddesi ile garanti altına alınan toplantı özgürlüğü kavramının içeriğinin
boꢀaltılmaması bakımından kamu erkinin barıꢀçıl gösterilere belli ölçüde hoꢀgö r ü gö s t er me s i
önem arz etmektedir (bakınız, bu anlamda, Karatepe ve diğerleri, ilgili bölüm, prg. 48-49).
Sonuç olarak AĐHM, mevcut davada polisin kaba kuvvet uygulayarak müdahale etmesini
ve baꢀvuranlar hakkında ceza yargılaması baꢀlatılmasını orantısız olarak kabul etmektedir. Bu
önlemler AĐHS’nin 11. maddesinin ikinci paragrafı uyarınca kamu düzeninin korunması
bakımından gereklilik arz etmemektedir.
Dolayısıyla, AĐHS’nin 11. maddesi ihlal edilmiꢀtir.
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Baꢀvuranlar, kazanç kaybı ve sağlık masrafları nedeniyle uğradıkları maddi zarar
karꢀılığında 470,40 Euro (EUR) talep etmektedir.
Baꢀvuranlar ayrıca, manevi tazminat olarak her biri için 10 000 Euro talep etmektedir.
Hükümet, bu taleplere itiraz etmektedir.
6