CONSEIL  
A V R U PA  
DE L’EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
SERKAN YILMAZ VE DĐĞERLERĐ - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 25499/04)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
13 Ekim 2009  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (25499/04) no’lu davanın nedeni T.C.  
vatandaları Serkan Yılmaz, Burak Bakaya, Behlül Ocak, Alev Oral, Aye Rojda endur,  
Özlem Oral ve Ruhsel Demirba’ın (bavuranlar) 17 Haziran 2004 tarihinde Avrupa Đnsan  
Hakları Mahkemesi’ne Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilikin  
Sözleme ’ ni n ( Avr u p a Đnsan Hakları Sözleme s i - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ  
olduğu bavurudur.  
Bavuranlar Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Đstanbul Barosu  
avukatlarından H. Bostancı ve T. Demir tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuranlar sırasıyla 1980, 1985, 1986, 1984, 1980, 1976 ve 1980 doğumlu olup  
Đstanbul’da ikamet etmektedir.  
19 Aralık 2002 tarihinde, bavuranlar « hayata dönü»1 operasyonunun ikinci yıldönümü  
mü na s eb e t i yl e d üze nl e nen b i r gö s t e ri ye ka t ı ld ı k la rı s ı rad a t ut uk la n mı tır.  
Saat 15’te düzenlenen olayın, tutuklama ve toplama tutanaklarına göre, Polis, saat 14:30  
sıralarında yasadıı TKEP/L (« Türkiye Komünist Emek Partisi/Leninist ») örgütü  
sempatizanlarının katıldığı bir gösteri yapılacağı yönünde aldığı istihbarat üzerine olay  
y e r i n d e g e n i kapsamlı önlemler almıtır. Saat 14:30 sıralarında ellerindeki flamalarla slogan  
atarak Đstiklal caddesine gelen ve caddeyi trafiğe ve yaya geçiine kapatan on üç kiilik  
gösterici grubu bir polis barikatı tarafından engellenmitir. Polis güçleri, bir güvenlik kordonu  
oluturarak gruba yaptıkları gösterinin yasalara aykırı olduğunu bildirmive dağılmaları için  
göstericileri uyarmıtır. Bunun üzerine güvenlik kordonunu açan polis, ilgili ahıslara  
dağılacakları ve basın açıklaması yapacakları bir yer göstermitir. Göstericiler bu talimata  
uymayarak eylemlerini sürdürmeye çalılardır. Polis bu durumda on üç göstericinin  
tutuklanması için güç kullanmıtır.  
Gösteri sırasında polis tarafından alınan video kayıtlarına ilikin tutanağa göre, gösterici  
grubunun yaya geçidini ve tramvay yolunu bloke ettiği, polisin grubun etrafında bir güvenlik  
kordonu oluturduğu, bir polis memurunun ilgili ahısları yolu açmaları ve daha sonra basın  
açıklaması yapabilecekleri yönünde uyardığı anlaılmaktadır. Göstericiler polisin uyarılarına  
karı gelerek güvenlik güçlerine direnmilerdir.  
Aynı gün, saat 20 ile 23 arasında, bavuranlar bir adli tıp doktoru tarafından muayene  
edilmilerdir. Bu muayene sonunda düzenlenen tıbbi raporlarda aağıdaki tespitler  
y a p ı l m ı tır :  
– Serkan Yılmaz : sağ kaın üzerinde 2 x 0,1 cm ve 1,5 x 0,3 cm büyüklüğünde ekimotik  
alanlar, sol alt çenede kırık bir kesici di. Yedi gün süreyle igöremez.  
1. 19 Aralık 2000 tarihinde, güvenlik güçleri yüzlerce tutuklunun katıldığı açlık grevlerinin yapıldığı yirmi kadar  
cezaevine ezamanlı olarak müdahale etmitir. «Hayata dönü» olarak adlandırılan bu operasyon sırasında,  
güvenlik güçleriyle tutuklular arasında iddetli çatıma la r v u k u b u l m u tur.  
2
– Burak Bakaya : sol gözün altında 1,5 x 0,3 cm büyüklüğünde ekimotik alanlar. Baın  
orta kısmında 0,5 cm çapında bir ilik. Đki gün süreyle igöremez.  
– Behlül Ocak : Đki gözün etrafında ekimotik alanlar, kaüzerinde 1,5 cm, kulak üzerinde  
0,5 cm büyüklüğünde bir yara ve sol kol üzerinde sıyrıklar. Sırtın orta kısmında 2 x 0,1 cm  
büyükğünde ekimozlar. Üst kesici diler yok. Yedi gün süreyle igöremez.  
– Alev Oral : üst ve alt dudaklar üzerinde tırmık izleri. Alt dudak üzerinde 2 cm  
büyükğünde yüzeysel bir kesik. Sol kaüzerinde 1,5 x 0,5 cm büyüklüğünde ilik ve  
kızarıklık. Đki e l ü ze r i nd e 0 , 3 c m b ü yü k l ü ğünde ekimotik alanlar. Üç gün süreyle igöremez.  
– Aye Rojda endur : Sol kaüzerinde ilik, sağ kaaltında 0,5 cm büyüklüğünde  
sıyrık. Burun üzerinde hafif ilik. Üç gün süreyle igöremez.  
– Özlem Oral : sol kaüzerinde 1,5 x 0,3 cm ve sağ göz altında 0,2 cm büyüklüğünde  
ekimozlar. Đki dudak üzerinde sıyrıklar. Bir gün süreyle igöremez.  
- Ruhsel Demirba: alnın sol tarafında 0,5 cm büyüklüğünde ekimotik alanlar. Bir gün  
süreyle igöremez.  
Bavuranlardan Burak Baka ya v e B e h l ü l Oc a k r e it olmadıklarından, doktor  
mu a ye ne s i nde n ge ç i r i ld ikt e n so nr a ser b e s t b ı ra k ı lmı tır.  
Diğer bavuranlar, gözaltı sürelerinin sona erdiği 21 Aralık 2002 tarihinde yeniden adli tıp  
doktorunun muayenesinden geçirilmitir. Bu muayene sonucu düzenlenen rapor 20 Aralık  
2002 tarihli ilk tıbbi raporlarda yapılan tespitleri doğrulatır.  
1. Bavuranlar aleyhine yürütülen ceza yargılamaları  
21 Aralık 2002 tarihinde, Đsta nbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet savcısı  
bavuranların yasadıı TKEP/L örgütüne yardım ve yataklık ettikleri üp he s i n i d e s te k le ye n  
inandırıcı deliller bulunmadığı gerekçesiyle takipsizlik kararı vermitir.  
Beyoğlu Cumhuriyet Savcısı (« savcı »), 26 Aralık 2002 tarihinde bavuranların 2911  
sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüleri Kanunu’na aykırı davranmaktan mahkûm edilmelerini  
gerekli bulmutur. Bu kararın kabul edildiği tarihte, bu yargılama iç hukukta halen  
görülmektedir.  
2. Bavuranların tutuklanma artları hakkında yürütülen ceza yargılamaları  
Bavuranlar, 9 Mayıs 2003 tarihinde kötü muamele uyguladıkları gerekçesiyle kendilerini  
tutuklayan polisler hakkında suç duyurusunda bulunmutur.  
Savcı, bavuranları dinledikten sonra 1 Ekim 2003 tarihinde takipsizlik kararı vermitir.  
Savcı, bavuranların kanun tarafından yasaklanan bir yerde gösteri düzenlediklerini  
kaydetmitir. Göstericilerin polis uyarılarına uymamaları ve dağılmayı reddetmeleri  
karısında, güvenlik güçleri 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüleri Kanunu’nun 24.  
ma d d e s i uya r ı nc a t ut u kla ma i lemini gerçekletirmek için güç kullanmak zorunda kalmıtır.  
Güvenlik güçlerinin bu tutumu suç tekil etmemektedir.  
18 Kasım 2003 tarihinde alınan ve 26 Aralık 2003 tarihinde tebliğ edilen kararda, Đstanbul  
A ğır Ceza Mahkemesi bakanı bavuranların itirazını reddetmitir.  
3
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuranlar, gösteri sırasında polisler tarafından kötü muameleye maruz kaldıklarından ve  
suçlanan polis memurlarının cezasız bırakıldıklarından ikâyetçi olmakta ve AĐHS’nin 3., 6.  
ve 13. maddelerine atıfta bulunmaktadır.  
AĐHM, bu ikâyetlerin 3. madde açısından incelenmesinin uygun olacağı kanaatindedir.  
AĐHM, söz konusu ikâyetin AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı anlamında açıkça  
dayanaktan yoksun olmadığını tespit etmektedir. Öte yandan, baka b ir k a b u le d i le me z l i k  
gerekçesi bulunmamaktadır. Bu nedenle ikâyetin kabuledilebilir ilan edilmesi uygun  
olacaktır.  
Bavuranlar, gösteri sırasında kullanılan gücün meru ve orantılı olmadığını savunmakta  
ve polisin kalabalığı dağıtmak için uyarı yapmadan güç kullandığını iddia etmektedir.  
Hükümet, bavuranların vücutlarında tespit edilen bazı yara izlerinin gösterinin dağıtılması  
sırasında kullanılan güç sonucu meydana geldiğinin kesin olarak ortaya konmadığını ileri  
sürmektedir. Hükümet, böyle olduğu kabul edilse dahi göstericilerin polisin yaptığı dağılma  
çağrısına uymadıklarını ve etkili bir direnç gösterdiklerini hatırlatmaktadır. Güvenlik güçleri  
kamu güvenliğini tehdit eden bu olaylara son vermek için müdahale etmek zorunda  
kalmılardır. Bu bağlamda Hükümet, göstericileri dağıtmak için kullanılan gücün 2911 sayılı  
Kanun’un 24. maddesine uygun olduğunu kaydetmektedir.  
Usul yönüyle ilgili olarak Hükümet, savcının bavuranların suç duyurusundan hemen sonra  
bir soruturma balattığını hatırlatmaktadır. Savcı, bavuranların ifadelerini almı, polis  
kayıtlarını ve tıbbi raporları incelemitir. Dosyadaki unsurların ıığında güvenlik güçlerinin  
2911 sayılı Kanun’un 24. maddesinde öngörülen güç kullanımı haklarını am a d ı ğı kanaatine  
varan savcı, ayrıca ilgili ahısların verilen takipsizlik kararına ağır ceza mahkemesi önünde  
itiraz etme hakkı bulunduğunu eklemitir.  
AĐHM öncelikle, kötü muamelelerin, AĐHS’nin 3. maddesinin kapsamına girebilmesi için  
asgari ciddiyet düzeyine ulama s ı g er e kt i ğini hatırlatmaktadır. Bu asgarinin değerlendirilmesi  
özü itibariyle görelidir; muamelenin süresi ya da fiziksel ve psikolojik etkileri ve bazı  
hallerde, mağdurun cinsiyeti, yaı ve sağlık durumu gibi davaya özgü koulların bütününe  
bağlıdır. Özgürlüğünden yoksun bırakılmıdurumda olan bir bireye karı, davranıı  
gerektirmediği halde fiziksel güç kullanılması insan onuruna saldırıdır ve ilkesel olarak  
A ĐHS’nin 3. maddesi ile güvence altına alınan hakkın ihlalini tekil eder (Đtalya aleyhine  
Labita davası [GC], no 26772/95, prg. 120, CEDH 2000-IV).  
Mevcut davada, taraflar, polisin bavuranları tutuklarken güç kullandıklarına itiraz  
etmemektedir. Tutuklandıktan sonra ilgili ahıslar tıbbi muayeneden geçirilmive  
vücutlarında yara izleri tespit edilmitir. Bu yara izlerinin gösteri sırasında polislerin  
kullandığı güç sonucunda meydana geldiği düünülebilir. Bu nedenle, mevcut davada  
kullanılan gücün orantılı olup olmadığı aratırılmalıdır. Bu bağlamda AĐHM, yaraların  
ciddiyetine ve meydana gelikoullarına özel bir önem vermektedir.  
4
AĐHM, Hükümetin bavuranların tam olarak nasıl yakalandıklarını ve kullanılan gücün  
orantılılığını ortaya koyamadığını kaydetmektedir. Bu bağlamda AĐHM, iki ila yedi gün  
arasında değien igöremez raporu dikkate alındığında güvenlik kuvvetlerinin uyguladığı  
gücün orantısız olduğu ka n aa t i ne v ar ma k t a d ır . Ü s t e l i k , me v c u t d a va d a b a vuranların iddeti  
tetiklediği ve kaba güce bavurulmasını gerektirici bir müdahalenin sözkonusu olduğu dile  
getirilmemektedir (bakınız, bu anlamda, Türkiye aleyhine Karatepe ve diğerleri davası, no  
33112/04, 36110/04, 40190/04, 41469/04 ve 41471/04, prg. 31, 7 Nisan 2009).  
AĐHM, savcılık tarafından yürütülen cezai soruturmayla ilgili olarak ise, savcılığın  
göstericilere karı yöneltilen gücün orantılı olup olmadığını incelemeksizin polisin  
göstericilere karı müdahalesini öngören 2911 sayılı Kanun’un 24. maddesine atıfta  
bulunmakla yetindiğini gözlemlemektedir ( bakınız, Karatepe ve diğerleri, ilgili bölüm, prg.  
32).  
Bu nedenle, AĐHS’nin 3. maddesi ihlal edilmitir.  
II. AĐHS’NĐN 11. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuranlar, AĐHS’nin 10., 11. ve 14. maddelerine atıfta bulunmakta ve gösteri ve  
sonrasında yapılacak basın açıklamasını engelleyen polisin ifade özgürlüğü h a k l a r ı i l e b ar ı çıl  
gösteri yapma özgürlüklerini ihlal ettiğini ileri sürmektedir.  
AĐHM, bu ikâyetleri AĐHS’nin 11 maddesi açısından inceleyecektir (Türkiye aleyhine  
Balçık ve diğerleri davası, no 25/02, prg. 36, 29 Kasım 2007).  
Bavuranlar, Đstiklal Caddesi’ni kapattıkları iddiasını kabul etmemektedir. Bu bağlamda,  
bavuranlar toplam on üç göstericinin bulunduğunu ifade etmekte ve yalnızca barıçıl bir  
gösteri yapma niyetinde olduklarını, dolayısıyla güvenlik güçlerinin müdahalesini  
gerektirecek bir davranıta bulunmadıklarını ileri sürmektedir.  
Hükümet, bavuranların gösteri yapma özgürlüğün e mü d a h a le ed i l me d i ğini, öyle olduğu  
kabul edilse bile, müdahalenin 2. paragraf bakımından haklı olduğunu iddia etmektedir.  
Hükümet, yasadıı bir gösterinin sözkonusu olduğunu ve bu nedenle güvenlik güçleri  
tarafından dağıtılabileceğini hatırlatmakta, müdahalenin kamu düzenini korumak amacını  
taıdığını ve dolayısıyla kargaa çıkarılmasını ve suç ilenmesini önlemeye yönelik olduğunu  
kaydetmektedir. Hükümet, bavuranların kamu güvenliği açısından yasaklanan bir bölgede  
gösteri yaptıklarından haberdar olduğunu savunmaktadır. Hükümet, güvenlik güçleri ilgili  
ahıslara basın açıklaması yapabilecekleri bir yer gösterdiği halde bunu reddettikleri için  
me vc u t d a va nı n Oya Ataman davasından farklı olduğu kanaatindedir.  
AĐHM, gösterinin dağıtılmasının bavuranların toplantı yapma hakkına müdahale tekil  
ettiği kanaatindedir. Bu müdahalenin, gösteri yapma ve toplantılara ilikin 2911 sayılı  
Kanun’un 22. maddesi gibi yasal bir dayanağı bulunmaktadır. Ayrıca söz konusu müdahale,  
kamu düzenini sağlama, bakalarının hakkını koruma gibi - mevcut durumda halk arasında  
baskı görmeden dolama ha kkı - AĐHS’nin 11. maddesinin 2. paragrafında öngörülen en az iki  
me ru amaca yöneliktir. (Oya Ataman, ilgili bölüm, prg. 32). Geriye müdahalenin demokratik  
bir toplumda gerekli olup olmadığı sorunu kalmaktadır.  
AĐHM öncelikle, 11. maddeye ilikin içtihadından çıkan temel ilkelere atıfta  
bulunmaktadır (Türkiye aleyhine Djavit An davası, no 20652/92, prg. 56-57, CEDH 2003-III,  
5
Fransa aleyhine Piermont davası, 27 Nisan 1995, prg. 76-77, seri A no 314, ve Avusturya  
aleyhine Plattform « Ärzte für das Leben » davası, 21 Haziran 1988, prg. 32, seri A no 139).  
Mevcut davada gösteri, iç hukukun öngördüğü ekilde yetkili makamlara bildirilmemitir.  
Bu noktada AĐHM, spontane bir ekilde gösteri düzenleme hakkının ancak güncel bir olaya  
hemen cevap verme niteliği taıması ve özellikle hemen yapılmadığı takdirde önemini  
kaybedecek olması gibi bazı özel koullarda, genel kuralların aksine, yetkili makamlara haber  
verme zorunluluğundan muaf tutulabileceğini hatırlatmaktadır (M a c a r i s t a n a l e y h i n e É v a  
Molnár davası, no 10346/05, prg. 38, 7 Ekim 2008). Oysa, bavuranlar « hayata dönü»  
operasyonunun ikinci yıldönümü münasebetiyle gösteri düzenlemilerdir. Dolayısıyla,  
A ĐHM’nin kanaatine göre, söz konusu gösteri güncel bir olaya hemen cevap vermek amacıyla  
kendiliğinden düzenlemediği için ilgili ahıslar yetkili makamlara haber verme  
zorunluluğundan muaf tutulamaz. AĐHM ayrıca, bavuranların diğer göstericilerle birlikte  
güvenlik güçlerinin dağılma çağrısına uymadıklarını ve eylemlerine devam etmeye  
kalktıklarını not etmektedir.  
Bununla birlikte, dosyanın ve delil unsurlarının derinlemesine incelenmesinden sonra  
A ĐHM, gösterici grubun, muhtemel trafik sıkıntıları dıında kamu düzenini tehlikeye atacak  
bir tehdit oluturmadıklarını kaydetmektedir. Bu bağlamda AĐHM, halka açık bir alanda  
gerçekletirilen her türlü gösterinin günlük yaamın akıını belirli bir ölçüde bozacak bir  
karııklığa ve hasmane tepkilere yol açabileceğini hatırlatmaktadır. Ancak AĐHM, durumun  
kurallara aykırı olmasının, tek baına, toplanma özgürlüğüne müdahaleyi haklı çıkarmayacağı  
kanaatindedir (Karatepe ve diğerleri, ilgili bölüm, prg. 47). Mevcut davada sözkonusu olan,  
zamanında ulusal düzeyde tartıılmıve iddetli tepkilere yol açmıbir olay üzerine  
kamuoyunun dikkatini çekmek isteyen küçük bir grup insanın düzenlediği bir gösteridir.  
A ĐHM, özellikle yetkililerin, düzenlenen gösteriye son vermekte gösterdikleri sabırsızlığa  
anlam verememektedir (Oya Ataman, ilgili bölüm, prg. 41 ve, a contrario, Éva Molnár, ilgili  
bölüm, prg. 42). Bu konuyla ilgili olarak AĐHM, grubun saat 14 :30 sıralarında toplanmaya  
baladığını ve gösterinin birkaç dakika içinde grubun tutuklanmasıyla sona erdiğini  
gözlemlemektedir. AĐHM’nin nezdinde göstericilerin iddete bavurmadıkları durumlarda,  
A ĐHS’nin 11. maddesi ile garanti altına alınan toplantı özgürlüğü kavramının içeriğinin  
boaltılmaması bakımından kamu erkinin barıçıl gösterilere belli ölçüde hogö r ü gö s t er me s i  
önem arz etmektedir (bakınız, bu anlamda, Karatepe ve diğerleri, ilgili bölüm, prg. 48-49).  
Sonuç olarak AĐHM, mevcut davada polisin kaba kuvvet uygulayarak müdahale etmesini  
ve bavuranlar hakkında ceza yargılaması balatılmasını orantısız olarak kabul etmektedir. Bu  
önlemler AĐHS’nin 11. maddesinin ikinci paragrafı uyarınca kamu düzeninin korunması  
bakımından gereklilik arz etmemektedir.  
Dolayısıyla, AĐHS’nin 11. maddesi ihlal edilmitir.  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Bavuranlar, kazanç kaybı ve sağlık masrafları nedeniyle uğradıkları maddi zarar  
karılığında 470,40 Euro (EUR) talep etmektedir.  
Bavuranlar ayrıca, manevi tazminat olarak her biri için 10 000 Euro talep etmektedir.  
Hükümet, bu taleplere itiraz etmektedir.  
6
AĐHM, bavuranların maddi tazminat bağı altındaki taleplerinin hiçbir ekilde  
desteklenmediğini not etmektedir. Bu nedenle, söz konusu talepler haklı bulunamaz.  
Buna karın, AĐHM manevi tazminat olarak bavu r a nl ar S er k a n Y ı l ma z v e B e h l ü l O ca k ’ ı n  
her birine 7 000 Euro, bavuranlar Aye Rojda endur ve Alev Oral’ın her birine 3 000 Euro,  
bavuran Burak Bakaya’ya 2 000 Euro ve bavu r a nl a r Ö z l e m O r a l v e R u h s e l D e mi r b a ’ın  
her birine 1 000 Euro ödenmesinin hakkaniyete uygun olacağı kanaatindedir.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuranlar, ayrıca ulusal mahkemeler önünde görülen yargılama masraf ve giderleri  
karılığında 7 911 Euro ve AĐHM önünde görülen yargılama için ise aynı balık altında 2470  
Euro talep etmektedir.  
Hükümet, bu taleplere itiraz etmektedir.  
AĐHM’nin yerleik içtihadına göre bir bavuran gerçekliğini ve gerekliliğini kanıtladığı  
ma kul mi kt a r la r da ki ya r gı g i de r le r i ni el d e ed e bi l i r .  
Elindeki belgeler ile yukarıdaki kıstasları dikkate alan AĐHM, talebin kanıt belgeleriyle  
desteklenmediğini tespit etmekte ve dolayısıyla bu talebi reddetmektedir.  
C. Gecikme faizi  
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç  
puanlık bir artıeklenerek belirlenecektir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. AĐHS’nin 11. maddesinin ihlal edildiğine;  
4. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere, her türlü vergiden  
muaf tutularak Savunmacı Devlet tarafından bavuranlar Serkan Yılmaz ve Behlül  
Ocak’ın her birine 7.000 (yedi bin) Euro, bavuranlar Aye Rojda endur ve Alev Oral’ın  
her birine 3.000 (üç bin) Euro, bavuran Burak Bakaya’ya 2.000 (iki bin) Euro,  
bavuranlar Özlem Oral ve Ruhsel Demirba’ın her birine 1.000 (bin) Euro manevi  
tazminat ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
5. Adil tatmine ilikin diğer tüm taleplerin reddine;  
7
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 13 Ekim 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir  
Mevcut karar ekinde AĐHS’nin 45/2 ve Đçtüzüğün 74/2 maddesine uygun olarak Yargıç  
A n d r a s S a j o ’ n u n m u t a b ı k o y g ö r ü ü yer almaktadır.  
8