Başvuran fiziki yönden iş göremez hale gelmesi karşısında iç hukuktaki mahkemelerin
ödenmesine hükmettikleri tazminat miktarının yetersiz olduğunu ve yargılamanın adil
olmadığını öne sürmektedir. Başvuran ayrıca bu miktarın yargılamanın uzun sürmesi ve
olayların meydana geldiği dönemde Türkiye’de enflasyon oranının yüksek seyretmesi
nedeniyle gülünç olduğunu ileri sürmektedir.
Yargılamanın hakkaniyete uygun gerçekleşmediği şikayeti ile ilgili AİHM, başvuranın aslında
tazminat davasının sonucuna karşı çıktığını hatırlatır. AİHM, AİHS ile güvence altına alınan
hak ve özgürlüklere zarar vermedikçe iç hukuktaki mahkemeler tarafından olaylar ve/veya
hukuk bakımından işlenen hatalara karşı yetkisinin bulunmadığını yineler (Bkz. Garcia Ruiz-
İspanya kararı, no: 30544/96).
Mevcut başvuruda, iş mahkemesinin başvuranın uğradığı zararın tespiti ve kendisine verilecek
maddi ve manevi zararın hesaplanması amacıyla bir yandan tarafların davadaki
sorumluluğunun, öte yandan başvuranın fiziki yetersizlik derecesinin saptanması için birçok
bilirkişi incelemesine başvurduğunu gözlemlemektedir. AİHM ayrıca, iç hukuktaki
mahkemelerin saptamaları gereken tazminat miktarı hakkında görüş bildirmenin kendi görevi
olmadığını ifade eder.
Kendisine sunulan delillerin tamamı ve öne sürülen iddialar karşısındaki yetkisi göz önüne
alındığında AİHM başvurunun bu bölümüne ilişkin AİHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edilmediği
kanısındadır.
Yapılan bu şikayet dayanaktan yoksun bulunmaktadır ve AİHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4.
paragraflarının uygulanmasına istinaden reddedilmelidir.
Başvuranın yargılamanın uzaması ve olayların meydana geldiği dönemde Türkiye’de
enflasyon oranının yüksek olması nedeniyle ödenen tazminat miktarının değer kaybettiği
yönündeki iddialarında AİHM, davanın olaylarını hukuki açıdan incelemeye yetkili olduğunu
hatırlatarak mülk kıymetine değin bir şikayeti Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesi açısından
inceleyebileceğini belirtmektedir. AİHM bu bağlamda yerleşik içtihadına göre bu hüküm
uyarınca bir alacağın ancak yargı kararıyla kesinleştiğinde «mülk» olarak sayılabileceğini
hatırlatır (Bkz. Stran ve Stratis Andreadis Yunan rafinerileri-Yunanistan kararı, 9 Aralık
1994).
Bununla birlikte AİHM, Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesi uyarınca başvuranın alacağının
Yargıtay’ın kararı onadığı tarih olan 21 Eylül 2004’te kesinleştiğini gözlemlemektedir. AİHM
yargılama süresi ve bunun alacak üzerindeki etkisi hakkındaki şikayetin dayanaktan yoksun
olduğu sonucuna varmaktadır (Bkz. Kahraman Yılmaz vd.-Türkiye kararı, no: 51423/99, 24
Nisan 2008).
Yukarıda yer alan gerekçeler ışığında AİHM başvuranın bu şikayetinin de AİHS’nin 35.
maddesinin 3. ve 4. paragraflarının uygulanmasına uygun olarak reddedilmesi gerektiği
sonucuna varmaktadır.
III. AİHS’NİN 41. MADDESİ’NİN UYGULANMASINA İLİŞKİN
A. Tazminat
Başvuran uğradığı maddi ve manevi zarar için 100.000 Euro talep etmektedir.
4