CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
İKİNCİ DAİRE  
ŞEVKİ ŞAHİN - TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no: 7190/05)  
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
STRAZBURG  
9 Aralık 2008  
İşbu karar Sözleşme’nin 44 / 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup  
şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
T.C. vatandaşı Şevki Şahin (başvuran) tarafından Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, 17 Ocak  
2005 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin  
(Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapılan 7190/05 numaralı  
başvuru sonucu bu dava görülmektedir.  
Başvuran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde Konya barosu avukatlarından T.  
Turgut tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
DAVANIN KOŞULLARI  
1978 doğumlu başvuran Konya’da ikamet etmektedir.  
30 Eylül 1997 tarihinde başvuran vücudunun % 85’ini kullanamaz hale geldiği bir iş kazası  
geçirmiştir.  
19 Kasım 1998 tarihinde başvuranı çalıştıran şirket hakkında ceza davası ılmıştır.  
2001 yılında Konya Asliye Ceza Mahkemesi, 23 Nisan 1999 tarihine kadar işlenen suçlardan  
dolayı şartla salıverilmeye, dava ve cezaların ertelenmesine ilişkin 4616 sayılı Kanun  
uyarınca sözü edilen şirketin yöneticileri hakkında açılan ceza davasının ertelenmesine karar  
vermiştir.  
Bu arada başvuran 27 Nisan 1999 tarihinde Konya İş Mahkemesi’nde kazanın sorumluları  
olduğunu düşündüğü kişiler hakkında maddi ve manevi tazminat davası açmıştır.  
Yargılama süresince mahkeme tarafların davadaki sorumluluklarını tespit amacıyla istinabe  
yoluyla birçok bilirkişi incelemesi yaptırmıştır. Bu amaçla bir bilirkişi heyeti tarafından 11  
Haziran 2001’de bir rapor düzenlenmiş, bir başka bilirkişi heyeti tarafından 14 Mayıs 2003’te  
ikinci bir rapor düzenlenmiştir.  
İki rapor arasındaki uyuşmazlık nedeniyle mahkemenin talebi üzerine üçüncü rapor 9 Ekim  
2003 tarihinde hazırlanmıştır.  
Mahkeme başvurana verilecek tazminat tutarına ilişkin dördüncü raporu istinabe ile 10 Şubat  
2004 tarihinde almıştır.  
Mahkeme 6 Mayıs 2004 tarihli bir kararı ile kazanın meydana geldiği 30 Eylül 1997  
tarihinden itibaren geçerli yasal faiziyle birlikte kazanın sorumlularının başvurana  
4.962.959.218 TL. (yaklaşık 2.790 Euro) maddi ve 1.000.000.000 TL. (560 Euro) manevi  
tazminat ödemesine karar vermiştir.  
21 Eylül 2004 tarihinde Yargıtay ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır.  
HUKUK  
I. AİHS’NİN 6/1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
2
A. Yargılamanın uzunluğuna ilişkin şikayet  
Başvuran tazminat davası süresinin uzunluğunun AİHS’nin 6/1 maddesinde yer alan «makul  
süre» ilkesini ihlal ettiğini ileri sürmektedir.  
1. Kabuledilebilirlik hakkında  
AİHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde bu şikayetin dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru  
bulunmadığını tespit eder. Başvuru kabuledilebilir niteliktedir.  
2. Esasa dair  
AİHM bu başvuruda yargılama süresinin Konya İş Mahkemesi’ne başvurulduğu 27 Nisan  
1999 tarihinde başlayıp 21 Eylül 2004 tarihli Yargıtay’ın kararı ile sona erdiğini hatırlatır. İki  
dereceli mahkemede görülen bu süre yaklaşık beş yıl beş aydır.  
Hükümet yargının her aşamasının titizlikle ele alındığını ortaya koymak bakımından yargı  
sürecinin bir kronolojisini sunmaktadır. Hükümet iş mahkemesinin davadaki sorumlulukların  
saptanması ısından başvuranın işvereni olan şirketin yöneticileri hakkında açılan ceza  
davasının sonuçlanmasını beklemek durumunda kaldığını ifade etmektedir.  
Başvuran iddialarını yinelemektedir.  
AİHM, yargılama süresinin makul olup olmadığı konusunun dava koşulları ışığında ve  
davanın karmaşıklığı, başvuran ile ilgili makamların tutumu ve sözkonusu anlaşmazlıkta  
başvuran için neyin tehlikede olduğu gibi içtihadında yerleşmiş ölçütlere bakılarak  
değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatır (Bkz. birçokları arasında, Frydlender-Fransa kararı, no:  
30979/96).  
AİHM daha önce de mevcut başvuruya benzer sorunları ortaya koyan birçok davayı  
incelediğini ve AİHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiği tespitine vardığını hatırlatır.  
AİHM mevcut başvuruda temyiz aşamasının uzun sürmemesine karşın, birinci derece  
mahkemesinin, başvuranın fiziki olarak % 85 oranında iş göremez bırakan iş kazasına ilişkin  
davayı beş senede sonuçlandırdığını tespit etmektedir. AİHM’ye göre, bir başka davanın,  
ihtilaflı davanın sonucunu etkileme ihtimali bulunması tek başına sürenin bu kadar uzamasını  
haklı gösteremez (Bkz. mutatis mutandis, Vermeersch-Fransa kararı, no: 39273/98, 22 Mayıs  
2001).  
AİHM kendisine sunulan bütün unsurları incelemiş ve Hükümetin bu davada farklı bir sonuca  
ulaşmasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespit ve delil sunmadığını tespit etmiştir. Bu yöndeki  
yerleşik içtihadı ışığında ve özellikle sözkonusu yargılamanın başvuran açısından arz ettiği  
önemi dikkate alan AİHM yargı sürecinin aşırı olduğu ve «makul süre» gereğini  
karşılamadığı sonucuna varmaktadır.  
Bu nedenle AİHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.  
B. AİHS’nin 6/1 maddesine ilişkin diğer şikayetler  
3
Başvuran fiziki yönden iş göremez hale gelmesi karşısında iç hukuktaki mahkemelerin  
ödenmesine hükmettikleri tazminat miktarının yetersiz olduğunu ve yargılamanın adil  
olmadığını öne sürmektedir. Başvuran ayrıca bu miktarın yargılamanın uzun sürmesi ve  
olayların meydana geldiği dönemde Türkiye’de enflasyon oranının yüksek seyretmesi  
nedeniyle gülünç olduğunu ileri sürmektedir.  
Yargılamanın hakkaniyete uygun gerçekleşmediği şikayeti ile ilgili AİHM, başvuranın aslında  
tazminat davasının sonucuna karşı çıktığını hatırlatır. AİHM, AİHS ile güvence altına alınan  
hak ve özgürlüklere zarar vermedikçe iç hukuktaki mahkemeler tarafından olaylar ve/veya  
hukuk bakımından işlenen hatalara karşı yetkisinin bulunmadığını yineler (Bkz. Garcia Ruiz-  
İspanya kararı, no: 30544/96).  
Mevcut başvuruda, iş mahkemesinin başvuranın uğradığı zararın tespiti ve kendisine verilecek  
maddi ve manevi zararın hesaplanması amacıyla bir yandan tarafların davadaki  
sorumluluğunun, öte yandan başvuranın fiziki yetersizlik derecesinin saptanması için birçok  
bilirkişi incelemesine başvurduğunu gözlemlemektedir. AİHM ayrıca, iç hukuktaki  
mahkemelerin saptamaları gereken tazminat miktarı hakkında görüş bildirmenin kendi görevi  
olmadığını ifade eder.  
Kendisine sunulan delillerin tamamı ve öne sürülen iddialar karşısındaki yetkisi göz önüne  
alındığında AİHM başvurunun bu bölümüne ilişkin AİHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edilmediği  
kanısındadır.  
Yapılan bu şikayet dayanaktan yoksun bulunmaktadır ve AİHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4.  
paragraflarının uygulanmasına istinaden reddedilmelidir.  
Başvuranın yargılamanın uzaması ve olayların meydana geldiği dönemde Türkiye’de  
enflasyon oranının yüksek olması nedeniyle ödenen tazminat miktarının değer kaybettiği  
yönündeki iddialarında AİHM, davanın olaylarını hukuki açıdan incelemeye yetkili olduğunu  
hatırlatarak mülk kıymetine değin bir şikayeti Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesi açısından  
inceleyebileceğini belirtmektedir. AİHM bu bağlamda yerleşik içtihadına göre bu hüküm  
uyarınca bir alacağın ancak yargı kararıyla kesinleştiğinde «mülk» olarak sayılabileceğini  
hatırlatır (Bkz. Stran ve Stratis Andreadis Yunan rafinerileri-Yunanistan kararı, 9 Aralık  
1994).  
Bununla birlikte AİHM, Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesi uyarınca başvuranın alacağının  
Yargıtay’ın kararı onadığı tarih olan 21 Eylül 2004’te kesinleştiğini gözlemlemektedir. AİHM  
yargılama süresi ve bunun alacak üzerindeki etkisi hakkındaki şikayetin dayanaktan yoksun  
olduğu sonucuna varmaktadır (Bkz. Kahraman Yılmaz vd.-Türkiye kararı, no: 51423/99, 24  
Nisan 2008).  
Yukarıda yer alan gerekçeler ışığında AİHM başvuranın bu şikayetinin de AİHS’nin 35.  
maddesinin 3. ve 4. paragraflarının uygulanmasına uygun olarak reddedilmesi gerektiği  
sonucuna varmaktadır.  
III. AİHS’NİN 41. MADDESİ’NİN UYGULANMASINA İLİŞKİN  
A. Tazminat  
Başvuran uğradığı maddi ve manevi zarar için 100.000 Euro talep etmektedir.  
4
Hükümet bu meblağa karşı çıkmaktadır.  
AİHM tespit edilen ihlal ile öne sürülen maddi tazminat arasında hiçbir illiyet bağı  
kuramamakta ve bu talebi reddetmektedir. Buna karşılık, sözkonusu yargılamanın makul  
süreyi aşan bir uzunlukta olmasının başvurana manevi tazminat ödenmesini haklı kılacak bir  
zarar verdiği kanaatindedir. AİHM hakkaniyete ve 41. maddeye uygun olarak başvurana  
2.600 Euro ödenmesini kararlaştırmıştır.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
AİHM başvuranın herhangi bir yargılama masraf ve gider talebinin olmadığını not etmektedir.  
Üstelik başvuran avukatlık gideri ile ilgili herhangi bir fatura veya benzeri bir belge  
sunmamıştır. AİHM bu nedenle bu yönde bir ödeme yapılmasını gerekli görmemektedir.  
C. Gecikme Faizi  
AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç  
puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,  
1. Yargılama sürecinin uzunluğunun aşırı uzun olduğuna ilişkin şikayetin kabuledilebilir,  
bunun dışında kalanların kabuledilemez olduğuna;  
2. AİHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;  
3 a) AİHS’nin 44 / 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru  
üzerinden YTL.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından başvurana 2.600 (iki bin  
altı yüz) Euro manevi tazminat ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;  
4. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine;  
KARAR VERMİŞTİR.  
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 9 Aralık 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.  
5
6