ifadesi alındığında itiraz etmemesinin, kendini savunma veya İzmir Devlet Güvenlik
Mahkemesi’ne çıkma hakkından zımnen feragat ettiği anlamına gelmediğine işaret eder (örn.
bkz. Kahraman – Türkiye, 42104/02). Ayrıca, başvuranın avukat yardımı almadığı ve istinabe
mahkemesinin, avukat tutma hakkı da dahil olmak üzere başvurana haklarını okumadığı ve
böyle bir talebin sonuçlarına ilişkin başvurana bilgi vermediği göz önünde
bulundurulduğunda, AİHM, avukatlık mesleğine mensup olmayan başvuranın, böyle bir
talebin, yokluğunda yargılanması ve mahkum edilmesiyle sonuçlanacağını anlamasının
beklenemeyeceği kanısındadır. Dolayısıyla, başvuranın kararını çevreleyen koşullar, bu kararı
AİHS bakımından geçersiz kılmıştır. Bu nedenle bu koşullarda, başvuranın 6. madde
kapsamındaki haklarından net bir biçimde ve bilinçli olarak feragat ettiği söylenemez (bkz.
Jones ve mutatis mutandis, Pfeifer ve Plankl - Avusturya).
Üstelik AİHM, adil yargılanma hakkının demokratik toplumlardaki önemi göz önünde
bulundurulduğunda, AİHS’nin 6. maddesinin, sanığın, aleyhinde yürütülen davanın
duruşmalarına katılma olanağının bulunup bulunmadığını -bu yöndeki iddiaların, sözkonusu
başvuruda olduğu gibi, açıkça esastan yoksun olduğu derhal anlaşılmayan gerekçelerle ileri
sürüldüğü durumlarda- kontrol etmeyi her ulusal mahkeme için zorunlu hale getirdiği
kanısındadır. (bkz. mutatis mutandis, Somogyi – İtalya, 67972/01). Mahkemenin kararından,
Yargıtay’ın yalnızca başvuranın itirazının sebeplerini inceleyip, avukatının yaptığı itirazları
göz ardı edip etmediği açıkça anlaşılmamaktadır. Bununla birlikte AİHM, kararda,
mahkemenin, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 320/1 maddesi uyarınca resen,
başvuranın duruşmaya çıkma hakkından net bir biçimde feragat edip etmediğini veyahut
başvurana aleyhindeki tanıklara itiraz etmek ve onlara sorular sormak için yeterli ve uygun
imkanların tanınıp tanınmadığını belirlemeye yönelik herhangi bir incelemede bulunduğuna
ilişkin emare görmemektedir. Bu bağlamda AİHM, bir mahkumiyetin, yalnızca ya da
belirleyici bir oranda, sanığın soruşturma veya kovuşturma sırasında sorguya çekme veya
çektirme olanağının bulunmadığı kimseler tarafından verilen tanık ifadelerine dayandığı
durumlarda, savunma tarafının haklarının, 6. maddenin öngördüğü güvencelerle uyumlu
olmayacak derecede sınırlandığını yineler (bkz. Sadak ve Diğerleri - Türkiye, 29900/96). Bu
durum özellikle, mahkumiyet kararında ifadelerine dayanılan tanıklar, başvuranı mahkum
eden mahkeme önünde ifade vermediklerinde sözkonusu olmaktadır. Bu koşullar altında,
AİHM, takip eden temyiz sürecinin, ilk derece mahkemesinde görülen duruşmaların -
başvuranın mahkeme huzuruna çıkma ve kendini savunma hakkından feragat ettiği veyahut
mahkemeden kaçma niyetinde olduğu tespit edilmemesine karşın- başvuran olmadan yapıldığı
gerçeğini değiştirmediği kanısındadır.
Yukarıdakiler ışığında, AİHM, mevcut davada, AİHS’nin 6/3(c) maddesiyle bağlantılı
olarak 6/1 maddesinin ihlal edildiği kanısına varır.
Yukarıda tespit edilen ihlaller ışığında, AİHM, başvuranın AİHS’nin 6. maddesi
kapsamında geri kalan şikayetlerini incelemenin gerekli olmadığı kanaatindedir (örn. bkz.
Sejdovic ve Juhnke – Türkiye, 52515/99).
II. MEYDANA GELDİĞİ İDDİA EDİLEN DİĞER AİHS İHLALLERİ
Başvuran başvuru formunda ayrıca, 3713 Sayılı Kanun’un 8. maddesinin AİHS’nin 10.
maddesiyle bağdaşmadığından ve ifade özgürlüğünü ihlal ettiğinden şikayetçi olmuştur.
Başvuran ayrıca aynı madde kapsamında, devlet güvenlik mahkemelerinde
gerçekleştirilen yargılamada uygulanabilecek farklı usul kuralları bulunması ve Türkiye’de
5