CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
İKİNCİ DAİRE  
SIDDIK ASLAN VE DİĞERLERİ/TÜRKİYE  
(Başvuru no. 75307/01)  
KARAR  
(İlk İtiraz)  
STRAZBURG  
18 Ekim 2005  
Sözkonusu karar AİHS’nin 44§2. maddesi uyarınca kesinlik kazanacaktır. Ancak ,şekle ilişkin  
değişiklik yapılabilir.  
Sıddık Aslan ve Diğerleri/Türkiye kararında,  
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Daire),  
Sn. J.-P. COSTA, Başkan,  
Sn. R. TÜRMEN,  
Sn. V. BUTKEVYCH,  
Sn. M. UGREKHELIDZE,  
Sn. A. MULARONI,  
Sn. E. FURA-SANDSTRÖM,  
Sn. D. JOČIENĖ, yargıçlar,  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
ve Bölüm Sekreteri Sn. S. DOLLÉ’nin katılımı ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Heyeti  
olarak toplanmış,  
27 Eylül 2005 tarihindeki gizli görüşme sonucunda,  
Yukarıda anılan tarihte benimsenmiş olan aşağıdaki karara varmıştır:  
USULİ İŞLEMLER  
1. Davanın nedeni, dört Türk vatandaşı Sıddık Aslan, Yasin Aslan, Türkan Aslan ve  
Nihari Aslan’ın (“başvuranlar”), 4 Ekim 2001 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri  
Korumaya Dair Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca, Türkiye Cumhuriyeti  
aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne yaptığı başvurudur (başvuru no. 75307/01).  
2. Birinci ve ikinci başvuranları, görevlerini Diyarbakır’da ifa etmekte olan avukatlar  
Cihan Aydın, Reyhan Yalçındağ, Metin Kılavuz ve Ayla Akat temsil etmiştir. Üçüncü ve  
dördüncü başvuranı, görevini Diyarbakır’da ifa etmekte olan avukat Sezgin Tanrıkulu temsil  
etmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”), AİHM huzurundaki davalar için bir yetkili tayin  
etmemiştir.  
3. Başvuranlar, özellikle, yakınlarından ikisinin, 2001 senesi Eylül ayında güvenlik  
güçleri tarafından kanuna aykırı biçimde öldürülmüş olduklarını ve yetkili makamların,  
öldürülme koşulları hususunda soruşturma başlatmadıklarını iddia etmiştir. İddialarını,  
AİHS’nin 2, 3, 13 ve 14. maddelerine dayandırmışlardır.  
4. Başvuru ile ilgili olarak AİHM’nin İkinci Dairesi görevlendirilmiştir (AİHM İç  
Tüzüğü’nün 52 § 1. maddesi). Sözkonusu Daire içerisinde, davayı değerlendirecek Heyet  
(AİHS’nin 27 § 1. maddesi), İç Tüzüğün 26 § 1. maddesinde öngörüldüğü üzere  
oluşturulmuştur.  
5. 27 Aralık 2001 tarihinde başvuruya, AİHM İç Tüzüğü’nün 41. maddesi uyarınca  
öncelik verilmiştir.  
6. 19 Ekim 2004 tarihli bir kararla AİHM, başvurunun kabuledilebilir olduğuna karar  
vermiştir.  
7. Başvuranlar ve Hükümet, esaslar üzerine görüşlerini belirtmiştir (İç Tüzüğün 59 §  
1. maddesi).  
8. 1 Kasım 2004 tarihinde AİHM, Dairelerinde değişiklik yapmıştır (İç Tüzüğün 25 §  
1. maddesi). Sözkonusu dava ile ilgili olarak yeni oluşturulan İkinci Daire görevlendirilmiştir  
(İç Tüzüğün 52 § 1. maddesi).  
OLAYLAR  
I. DAVA OLAYLARI  
9. Başvuranlar sırasıyla 1960, 1965 ve 1945 doğumludur ve Van’da yaşamaktadır.  
A. Giriş  
10. Dava olayları, özellikle 7 ve 15 Eylül 2001 tarihleri arasında görülen olaylara  
ilişkin olanlar, taraflar arasında ihtilaflıdır.  
11. Başvuranlar tarafından sunulan olaylar, aşağıda kaydedilen Kısım B’de  
belirtilmektedir (paragraflar 12-17). Hükümet’in olaylarla ilgili görüşleri, aşağıda kaydedilen  
Kısım C’de özetlenmektedir (paragraflar 18-25). Taraflarca sunulan belgelere dayalı kanıtlar,  
aşağıda kaydedilen Kısım D’de özetlenmektedir (paragraflar 26-65).  
B. Başvuranların olaylara ilişkin görüşleri  
12. Ebuzeyt Aslan, ilk başvuranın büyük erkek kardeşidir ve üçüncü başvuran Türkan  
Aslan’ın eşidir. Halit Aslan, ikinci başvuranın kuzenidir ve dördüncü başvuran, Nihari  
Aslan’ın eşidir.  
13. 7 Eylül 2001 tarihinde Ebuzeyt Aslan ve Halit Aslan, Şırnak şehrinin idari yargı  
yetkisi içerisinde bulunan bir kasaba olan Beytüşşebap’a gitmek üzere Van’daki evlerinden  
ayrılmışlardır. 15 Eylül 2001 tarihinde bir yakınları olan Zübeyt Aslan’a kimliği belirsiz  
birinden telefon gelene kadar kendilerinden haber alınamamıştır. Arayan kişi Zübeyt Aslan’a,  
Ebuzeyt ve Halit’in Yeşilöz Köyü sınırları içerisindeki Geçitli Köyü yakınındaki Dereyatağı  
Mevkii’ndeki köy korucuları ve polisler tarafından düzenlenen bir operasyonda öldürülmüş  
olduklarını söylemiştir. Daha sonra kapatmıştır. Müteakiben, Ebuzeyt ve Halit Aslan’ın  
yakınları, yardım istemek için İnsan Hakları Derneği’nin Diyarbakır ve Van’daki şubelerine  
başvurmuştur.  
14. Yakınları, 30 kişilik bir grup halinde Beytüşşebap’taki Cumhuriyet Savcılığı’na  
gitmiştir. Cumhuriyet Savcısı, kimliği belirlenemeyen kişinin söylediklerini doğrulamıştır.  
Ayrıca, olayın gerçekleştiği bölge tehlikeli bir alanda yer aldığı için cesetleri kendilerine  
teslim edemeyeceğini belirtmiştir. İl Jandarma Alay Komutanı ile konuşmalarını söylemiştir.  
Komutanlığa giden grup mensuplarının kimlik kartlarına askerler tarafından el konulmuş ve  
tüm gün barakalarda alıkonulmuşlardır. Daha sonra askerler tarafından Beytüşşebap  
dolaylarına götürülmüşlerdir ve geri döndükleri takdirde yakınları ile aynı kaderi  
paylaşacakları söylenmiştir.  
15. 21 Eylül 2001 tarihinde İnsan Hakları Derneği Diyarbakır Şubesi, İçişleri  
Bakanlığı’na, Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Hakları Komisyonu’na, Olağanüstü Hal  
Bölge Valisi’ne, İnsan Haklarından sorumlu Devlet Bakanı’na, Şırnak Valisi’ne, Şırnak’taki  
Cumhuriyet Savcılığı’na, Beytüşşebap’taki Cumhuriyet Savcılığı ve Valiliğe mektup yoluyla  
Ebuzeyt ve Halit Aslan’ın ölümlerini bildirmiştir. Yetkili makamların olayı soruşturmasını ve  
olayın faillerini bulmasını istemiştir. Ayrıca, cesetlerin resmi teşhislerinin ve otopsilerinin  
yapılmasını talep etmiştir.  
16. Uluslararası Af Örgütü de olaydan haberdar edilmiş ve itirazda bulunması  
istenmiştir.  
17. Başvuranlar, 1939 doğumlu Halit Aslan’ın ya da 1954 doğumlu Ebuzeyt Aslan’ın  
PKK1 ile ilişkisi olmadığını ileri sürmüştür. Ayrıca, Halit Aslan sağlık problemleri nedeniyle  
sıkıntı yaşamıştır.  
C. Hükümet’in olaylara ilişkin görüşleri  
1 Kürt İşçi Partisi.  
 
18. 10 Eylül 2001 tarihinde Beytüşşebap Jandarma Alay Komutanlığı’nca Yeşilöz-  
Faraşin bölgesinde askeri bir operasyon düzenlenmiştir.  
19. 12 Eylül 2001 tarihinde 17.30 sularında, operasyonun üçüncü günü, jandarma  
askerleri, Dereyatağı civarında bir grup teröristle karşılaşmıştır. Teröristler teslim olmayı  
reddedince silahlı bir çatışma başlamıştır.  
20. Çatışma sona erdikten sonra bölgede askerler tarafından bir arama yapılmıştır.  
Arama sırasında iki teröristin cesedi, bir Kalashnikov tüfeği, dört fişek, 27 roket ve 22 boş  
mermi kovanı ile birlikte bulunmuştur.  
21. Civarın aranması, ertesi sabaha kadar devam etmiş ve arama sırasında üçüncü bir  
teröristin cesedi bulunmuştur. Sözkonusu üçüncü ceset üzerindeki bubi tuzağı, askerler  
tarafından etkisiz hale getirilmiştir.  
22. Askerler, kalan teröristlerin Van’a kaçtıklarını tespit etmiştir.  
23. Askerler tarafından hazırlanan bir operasyon kaydına göre, bölgenin çok dağlık  
olması, cesetlerin bulundukları yerin şehir merkezine fazla uzak olması ve askerlerin,  
kullanımlarına hazır araçları olmaması nedeniyle teröristlerin cesetlerini taşımak mümkün  
olmamıştır. Bu nedenle, cesetleri o bölgede bırakma kararı alınmış ve yırtıcı hayvanlardan  
korumak için taşlarla üzerleri örtülmüştür. Ayrıca, kameraları olmaması nedeniyle askerlerin  
cesetlerin fotoğraflarını çekmesi mümkün olmamıştır.  
24. Olayı müteakiben hava koşulları, yetkili makamların olay mahallini 29 Eylül, 17  
Ekim, 22 Ekim, 4 Kasım, 21 Kasım, 17 Aralık 2001 ve son olarak, 8 Ocak 2002 tarihlerinde  
ziyaret etmelerine izin vermiştir. Sözkonusu tarihlerde yetkili makamlar, cesetlerin  
fotoğraflarını çekmek ve otopsi yapmak için olay mahallini ziyaret etmiştir. Ancak, kapsamlı  
araştırmalara rağmen, Halit Aslan ve Ebuzeyt Aslan’a ait oldukları iddia edilen cesetler,  
bulunamamıştır. Cesetlerin çürüdükleri veya teröristlerce götürüldükleri tahmin edilmektedir.  
25. 12 Eylül 2001 tarihli operasyon sonrası ele geçirilen cesetlerin, başvuranların  
yakınlarına ait olup olmadığı tespit edilememiştir. Ayrıca, başvuranlarca iddia edilenin aksine,  
Beytüşşebap Cumhuriyet Savcısı, cesetlerin yakınlarına teslim edilemeyeceğine ilişkin bir  
iddiada bulunmamıştır.  
D. Taraflarca sunulan belgelere dayalı deliller  
26. Aşağıda kaydedilmiş olan bilgiler, taraflarca sunulan dokümanlardan elde  
edilmiştir.  
1. Askeri operasyona ilişkin dokümanlar  
27. 12 Eylül 2001 tarihinde düzenlenen bir operasyonda görev alan jandarma  
askerlerince 13 Eylül 2001 tarihinde hazırlanan operasyon kayıtlarına göre, üç teröristin  
cesetleri operasyon bölgesinde bulunmuştur. Büyük miktarda yiyecek ve cephane de ele  
geçirilmiştir. Raporda ayrıca askerler tarafından kullanılan cephane miktarı da belirtilmiştir.  
Sözkonusu listeye göre, 5. Jandarma Taburu’ndan jandarma askerleri, toplam 1,533 mermi,  
15 el bombası ve 3 RPG-7 roketi kullanmıştır. Beytüşşebap Bölge Jandarma  
Komutanlığı’ndan askerler, toplam 1,128 mermi kullanmıştır.  
28. 18 Eylül 2001 tarihinde PKK tarafından bırakılan cephane, Beytüşşebap Jandarma  
Komutanlığı’na teslim edilmiştir.  
29. 19 Eylül 2001 tarihinde operasyon kaydı, ele geçirilen cephane ile birlikte  
Beytüşşebap’taki Cumhuriyet Savcılığı’na gönderilmiştir.  
2. Beytüşşebap ve Şırnak Cumhuriyet Savcılıklarınca yürütülen soruşturmaya ilişkin  
dokümanlar  
30. 17 Eylül 2001 tarihinde Hazım Aslan, Zübeyt Aslan ve Hacı Aslan Van  
Cumhuriyet Savcılığı’na iki dilekçe sunmuş ve Savcı’yı, kendisine Ebuzeyt ve Halit Aslan’ın  
ölümünden bahsedilen Zübeyt Aslan’a gelen ve kim tarafından edildiği belli olmayan bir  
telefon konuşmasından haberdar etmişlerdir. Savcıdan, yakınlarının cesetlerini ele  
geçirmelerinde yardımcı olmasını istemişlerdir. Aynı gün Van Cumhuriyet Savcısı, olayın  
yargı yetkisinde gerçekleşmiş olduğu Beytüşşebap Cumhuriyet Savcılığı’na sözkonusu  
dilekçeleri göndermiştir.  
31. 17 Eylül 2001 tarihinde Beytüşşebap Cumhuriyet Savcısı, Beytüşşebap Jandarma  
Komutanlığı’ndan dilekçelerde yer alan iddiaların doğruluğunu kesinliğe kavuşturmasını  
istemiştir.  
32. 19 Eylül 2001 tarihinde Beytüşşebap Cumhuriyet Savcısı, Hazım Aslan, Zübeyt  
Aslan ve Hacı Aslan’ı dilekçelerine ilişkin sorgulamıştır. Üç adam, kaybolan yakınlarını tarif  
etmiş ve Ebuzeyt’in ya da Halit’in hiçbir PKK eyleminde yer almadığını belirtmiştir. Ayrıca,  
yakınlarının öldürülmüş olduğunun iddia edildiği Yeşilöz Köyü’nün boşaltıldığını ve köyde  
kimsenin yaşamadığını da belirtmişlerdir. Zübeyt Aslan ayrıca, erkek kardeşi Halit Aslan’ın  
sözkonusu bölgeye Iraklı ve İranlı kişileri Türkiye’ye kaçak olarak sokmak için gitmiş  
olabileceğini eklemiştir.  
33. 24 Eylül 2001 tarihinde, Beytüşşebap Cumhuriyet Savcısı, askeri harekattan  
sorumlu jandarma yüzbaşı Kürşat Soysal ve yine harekatta yer alan başçavuş Tevfik  
Baştürk’ü sorgulamıştır. Bölük komutanı Soysal, o ve komutasındaki askerlerin 12 Eylül  
2001 tarihinde Geçitli mezrasına yaklaştıklarında, onlara telsiz tarafından silahlı bir adamın  
köyün aşağı kısmına doğru yürüdüğünün bildirildiğini belirtmiştir. Bölük komutanı Soysal,  
ayrıca, Dereyatağı bölgesi yakınında silahlı bir adam görmüştür. Bölük komutanı Soysal, inter  
alia, şunları belirtmiştir:  
“Askerlerime hızlı olmalarını ve silahlı adamı gözden kaçırmamalarını emrettim. 17:30  
sıralarıydı. Bildiğim kadarıyla, bu iki adamın görüldüğü köy sekiz ile on yıl arasında bir süredir boştu.  
Bölge, hayvan otlatmaya müsait değildir. Terörist Örgütü tarafından kullanılan bir bölgedir. Ben  
askerlerimi uyardıktan yaklaşık bir dakika sonra ateş başladı. Ateş durduktan sonra cesetlerden birini  
gördüm. Cesedin yanında bir Kalaşnikof tüfek vardı. Ceset kırk yaşın üstünde bir adama aitti. Cesedin  
üzerinde, kişiyi teşhis etmeye yardımcı olacak hiçbir belge yoktu. Tüfeği incelediğimde yeni ateşlenmiş  
olduğu belli oldu. Bölgede, ayrıca, dört boş fişek bulduk. Askerler tarafından bana, (köyün) yukarı  
kısmında başka bir ceset olduğu bildirildi ancak ben o cesedi bizzat görmedim. Hava kararıyor olduğu  
için araştırmayı durdurduk ve daha güvenli bir bölgeye hareket ettik. Ertesi sabah araştırmaya devam  
ettiğimizde, diğer cesedi gördüm. Yaklaşık otuz beş yaşında olan bir adamın cesediydi. Cesedin yanında  
hiçbir silah yoktu. Ayrıca, cesedin üzerinde hiçbir kimlik belgesi yoktu. Daha sonra, yaklaşık yirmi beş  
yaşında bir adama ait olan, üçüncü cesedi gördük. Vücudu, muhtemelen roket mermisinden, fena halde  
hasar görmüştü. Kendisini öldürmüş olabileceğinin mümkün olduğunu düşündüm. Bu cesedin üzerinde  
bir bubi tuzağı vardı ve biz onu güvenli hale getirdik. Onlar için mezar kazabileceğimiz herhangi bir  
ekipmanımız olmadığı için cesetleri taşlarla örttük. Cesetleri bıraktığımız bölge, buradan yaklaşık kırk  
beş kilometre uzaklıkta. Kullanabileceğimiz herhangi bir vasıta yoktu. Ayrıca, o bölgedeki yollarda kara  
mayını vardır.”  
34. Başçavuş Baştürk, Cumhuriyet Savcısı’na benzer bir ifade vermiştir.  
35. 24 Eylül 2001 tarihinde, Beytüşşebap Cumhuriyet Savcısı, Beytüşşebap  
Valisi’nden, Yeşilöz köyü yakınındaki Geçitli bölgesinde herhangi birisinin yaşayıp  
yaşamadığını ve bölgenin köylüler tarafından hayvanlarını otlatmak için kullanılıp  
kullanılmadığını ıklığa kavuşturmasını istemiştir.  
36. Aynı tarihte, Cumhuriyet Savcısı, ayrıca, iki kayıp kişiye ilişkin nüfus belgelerinin  
örneklerinin kendisine gönderilmesini istemiştir.  
37. Yine aynı tarihte, Cumhuriyet Savcısı, Beytüşşebap Jandarma Komutanlığı’na,  
cesetlerin öldürülmüş oldukları bölgeden getirilmelerinin ihtimalini sormuştur. Başka bir şık  
olarak, Cumhuriyet savcısı, teşhis amacıyla cesetlerden örnekler ve saç örneklerinin  
alınmasını istemiştir.  
38. Eylül 2001’de belirsiz bir tarihte, General Yavuz Ertürk, komutasındaki  
kuvvetlere, cesetten örnekler almak için cesetleri bulmaları talimatını vermiştir.  
39. 29 Eylül 2001 tarihinde, Bölük komutanı Soysal, Beytüşşebap Cumhuriyet  
Savcısı’na, önceki gün kendisi ve askerleri tarafından cesetleri geri getirmek için yapılan  
çalışmayı bildirmiştir. Bölgeye varma çalışmaları sis ve yoğun yağış tarafından  
engellenmiştir.  
40. 1 Ekim 2001 tarihinde, Beytüşşebap İlçe Jandarma Komutanı Üsteğmen Hakan  
Torun, Cumhuriyet Savcısı’na, cesetleri geri getirmenin ancak güvenlik güçleri bir operasyon  
düzenlerse başarılabileceğini bildirmiştir. Komutasındaki kısıtlı asker sayısı düşünüldüğünde,  
böyle bir operasyonu tek başına yürütmesi mümkün değildir. Böyle bir operasyonu yürütmek  
mümkün değilse, o zaman cesetlerden örnekler ve saç örnekleri almak mümkün olabilir.  
41. 2 Ekim 2001 tarihinde, Beytüşşebap Valisi, Cumhuriyet Savcısı’na, Yeşilöz köyü  
Geçitli mezrasının 1989 tarihinde tahliye edilmiş olduğunu ve o tarihten itibaren kimsenin  
orada yaşamamış olduğunu bildirmiştir. Ayrıca, köylülerin hayvanlarını bu bölgede  
otlatmalarına izin verilmemiştir.  
42. 5 Ekim 2001 tarihinde, Beytüşşebap Cumhuriyet Savcısı, Özalp ilçesi Cumhuriyet  
Savcısı’ndan daha önce onun yetki alanında yaşayan iki kayıp kişinin, evlerinden ayrılmış  
oldukları tarihi tespit etmesini istemiştir. Ayrıca, kayboluşa ilişkin herhangi bir resmi  
şikayette bulunulup bulunulmadığını sormuştur. Cumhuriyet Savcısı, Özalp’teki  
meslektaşından, son olarak, kayıp Halit Aslan’ın oğlu Hacı Aslan’ı sorgulamasını istemiştir.  
43. 9 Eylül 2001 tarihinde, Özalp Cumhuriyet Savcısı tarafından Hacı Aslan’ın bir  
ifadesi alınmıştır. Aslan, annesinin – dördüncü başvuran Nihari Aslan – ona, babası ve  
Ebuzeyt Aslan’ın akrabalarının olduğu Beytüşşebap’a gittiklerini söylemiş olduğunu  
belirtmiştir. Babasının, muhtemelen, askeri bölgeye girmiş olduğu için askerler tarafından  
vurulmuş olduğunu düşünmüştür. Babasının, PKK’ya karşı duyduğu korkudan dolayı  
Beytüşşebap bölgesinden ayrılmış olduğunu ve bu yüzden babasının terörist olmasının veya  
silah taşımış olmasının mümkün olmadığını belirtmiştir. Babası geçmişte hiçbir zaman  
tutuklanmamış; dahası, hiçbir zaman polis merkezine ayak basmamıştır. Babasının terörist  
olduğu farz edilse bile, bu, jandarmanın, babasının cesedini teslim etmeyi reddetmesini haklı  
çıkarmaz. Ona, Beytüşşebap Jandarma Komutanlığı’nda, ölülerin terörist olmaları sebebiyle  
cesetlerin teslim edilemeyeceği söylenmiştir. Ona, ayrıca, cesetleri kendi geri almaya teşebbüs  
ederse vurulacağı söylenmiştir.  
44. 10 Ekim 2001 tarihinde, Beytüşşebap Cumhuriyet Savcısı, 23. Jandarma Sınır  
Tümen Komutanlığı’na, cesetleri geri getirmenin ya da başka bir şık olarak, cesetlerden örnek  
almanın mümkün olup olmayacağını sormuştur.  
45. Bir jandarma başçavuşu tarafından 17 Ekim 2001 tarihinde düzenlenen bir rapora  
göre, iki komando birliğinin eşlik ettiği tam teçhizatlı iki komando timi tarafından 16 Ekim  
2001 tarihinde, cesetleri geri getirmek için başka bir teşebbüste bulunulmuştur. Çok soğuk,  
sisli ve yağmurlu olduğu için, bu operasyonun, ertesi gün durdurulması gerekmiştir.  
46. 18 Ekim 2001 tarihinde, 23. Jandarma Sınır Tümen Komutanlığı, Beytüşşebap  
Cumhuriyet Savcısı’nın isteğine, cesetlerin ancak bölgede yürütülecek bir operasyon yoluyla  
geri getirilebileceği şeklinde yanıt vermiştir. Cumhuriyet Savcısına, aynı mektupta, böyle bir  
operasyonun fizibilite çalışmalarının başlamış olduğu bildirilmiştir.  
47. 18 Ekim 2001 tarihinde iki kayıp adamın bir akrabası olan Hazım Aslan, polise  
verdiği bir ifadede, ailenin, Şırnak Tugay Komutanlığı ile birlikte Beytüşşebap Cumhuriyet  
Savcılığı’na başvurularda bulunmuş olduğunu söylemiştir.  
48. Bir jandarma binbaşısı tarafından 22 Ekim 2001 tarihinde düzenlenen bir rapora  
göre, 21 Ekim 2001 tarihinde, cesetleri geri getirmek için üçüncü bir teşebbüste  
bulunulmuştur. Bölge karla kaplı olduğu için bu operasyonun da durdurulması gerekmiştir.  
49. 3 Kasım, 20 Kasım ve 16 Aralık 2001 ve son olarak 8 Ocak 2002 tarihlerinde  
benzer teşebbüslerde bulunulmuştur. O zaman kar kalınlığı 50-60 santimetreye varmıştı ve  
aynı zamanda çığ tehlikesi vardı ve bunun sonucunda bu operasyonların durdurulması  
gerekmiştir.  
50. 20 Kasım 2001 tarihinde, İnsan Hakları İl Kurulu tarafından bir toplantı  
düzenlenmiştir. İl Vali’sinin başkanlık ettiği Kurul, yerel belediye başkanı, il jandarma  
komutanı, il polis komiseri ile birlikte bazı memurlardan oluşmuştur. Toplantının detaylarına  
göre, Kurul, dosyada yer alan delilleri incelemesi üzerine, operasyonda hiçbir masum sivilin  
öldürülmemiş olduğu sonucuna varmıştır. Kurul, ayrıca, ön soruşturmanın halen devam  
etmekte olduğunu ve ulaşım olanakları eksikliği ve coğrafi zorluklar dolayısıyla otopsilerin  
yapılamadığını kaydetmiştir. Kurul, cesetleri geri getirme çalışmalarının devam edeceğini  
belirtmiştir.  
51. Kayıp Halit Aslan’ın oğlu Hacı Aslan, 21 Aralık 2001 tarihinde, Özalp  
Cumhuriyet Savcılığı’nda verilen bir ifadede, ailenin, akrabalarının ortadan kaybolmasına  
ilişkin herhangi bir resmi şikayette bulunmamış olduğunu söylemiştir.  
52. 25 Ocak 2002 tarihinde, Beytüşşebap Cumhuriyet Savcısı, Beytüşşebap Jandarma  
Komutanlığı’ndan, Yeşilöz köyünün boşaltılmasına ilişkin belgelerin örneklerini kendisine  
göndermesini istemiştir. Cumhuriyet Savcısı, ayrıca, iki kayıp adamın Dereyatağı bölgesine  
yürüyerek gitmiş olmalarının mümkün olmuş olup olamayacağını sormuştur. Cumhuriyet  
Savcısı, son olarak, bölgede güvenlik güçleri, köy korucuları ve teröristler arasındaki  
çatışmalara ilişkin belgelerin ve aynı zamanda civarda hint keneviri tarımına ilişkin belgelerin  
örneklerini istemiştir.  
53. Aynı tarihte, Beytüşşebap jandarması, Cumhuriyet Savcısı’nın isteğini, Geçitli  
mezrasının PKK faaliyetleri dolayısıyla ve köylülerin talebi üzerine boşaltılmış olduğu  
şeklinde yanıtlamıştır. Dolayısıyla, Halit Aslan ve Abuzeyt Aslan’ın bölgeye gitmeleri için bir  
sebep yoktur.  
54. 28 Ocak 2002 tarihinde, Beytüşşebap Jandarma Komutanlığı, Beytüşşebap  
Cumhuriyet Savcısı’na, ayrıca, PKK terör faaliyetleri sebebiyle, köylülerin, köyü kendi özgür  
istekleri ile terk etmiş olduklarını bildirmiştir. Cumhuriyet Savcısı’na, ayrıca, iki kişinin,  
Van’dan Beytüşşebap ilçesine otobüsle gitmiş olabilecekleri, ancak köye hiçbir yol olmadığı  
ve bölgenin güvenli olmadığı bildirilmiştir. Cumhuriyet Savcısı’na, son olarak, 1989 ve 2001  
yılları arasında, bölgede, PKK tarafından 31 saldırı olmuş olduğu bildirilmiştir.  
55. 5 Mart 2002 tarihinde, Beytüşşebap Cumhuriyet Savcısı içinde soruşturmasındaki  
gelişmeleri ortaya koyduğu bir fezleke düzenlemiş ve onu, 19 Mart 2002 tarihinde, Adalet  
Bakanlığı’na göndermiştir. Cumhuriyet Savcısı, Bakanlık’tan, Beytüşşebap İlçe Jandarma  
Komutanı Üsteğmen Hakan Torun’un, cesetleri otopsi için getirememesindeki mesleki  
ihmalkarlık iddiasından dolayı, takibatı için yetki vermesini talep etmiştir.  
56. 1 Mayıs 2002 tarihinde, cesetleri bulmak amacıyla bölgeye ulaşmak için jandarma  
tarafından başka bir teşebbüste daha bulunulmuştur. Bu kez, askerler bölgeye ulaşabilmiş  
ancak, 1 Mayıs ve 2 Mayıs tarihlerinde arama yürütmelerine rağmen, cesetleri  
bulamamışlardır.  
57. 8 Mayıs 2002 tarihinde, Adalet Bakanlığı, Beytüşşebap Cumhuriyet Savcısı  
tarafından talep edilen yetkiyi vermiştir (bkz. yukarıda 55. paragraf).  
58. 20 Mayıs 2002 tarihinde, Şırnak Cumhuriyet Savcısı, Beytüşşebap’taki  
meslektaşına, onun, jandarmadan, cesetleri bulmak için başka bir teşebbüste daha  
bulunmalarını istemesini talep eden, bir mektup göndermiştir. Beytüşşebap Cumhuriyet  
Savcısı’ndan, ayrıca, Hakan Torun’u, Şırnak Cumhuriyet Savcılığı’na çağırması talep  
edilmiştir.  
59. 24 Mayıs 2002 tarihinde, Hakan Torun, Şırnak Cumhuriyet Savcısı huzurunda  
hazır bulunması için çağrı almıştır.  
60. 12 Temmuz 2002 tarihinde, Şırnak Cumhuriyet Savcısı, Hakan Torun’un  
kendisinin huzurunda hazır bulunmamasına Beytüşşebap’taki meslektaşının dikkatini çekmiş  
ve meslektaşına onu bulması için ısrar etmiştir.  
61. 12 Temmuz 2002 tarihinde Beytüşşebap Cumhuriyet Savcısı tarafından bulunan  
Hakan Torun, Cumhuriyet Savcısı’na, mümkün olan en kısa zamanda Şırnak Cumhuriyet  
Savcılığı’na gitme niyetini bildirmiştir.  
62. 23 Temmuz 2002 tarihinde, Şırnak Cumhuriyet Savcısı, Adalet Bakanlığı’na,  
Hakan Torun’un faaliyetlerine yönelik bir soruşturma yürütmüş olduğunu ve Hakan Torun’un  
cesetlerin bulunamamasında ihmalkar olmadığı sonucuna varmış olduğunu söyleyen bir  
mektup göndermiştir. Cumhuriyet Savcısı’na göre, cesetleri bulmak büyük bir operasyon  
gerektirirdi ve Hakan Torun’un, komutasındaki sınırlı sayıdaki askerle, böyle bir operasyonu  
yürütmesi mümkün değildi. Bu mektuptan görünen o ki, Hakan Torun Şırnak Cumhuriyet  
Savcısı tarafından sorgulanmıştır.  
63. 12 Kasım 2002 tarihinde, Beytüşşebap Cumhuriyet Savcısı, soruşturma dosyasını,  
Şırnak’taki meslektaşına teslim etmiştir.  
64. 20 Kasım 2002 tarihinde, Şırnak Cumhuriyet Savcısı, bir soruşturmanın  
halihazırda yürütülmüş olduğu ve Adalet Bakanlığı’nın bilgilendirildiği gerekçelerine  
dayanarak, Hakan Torun için takipsizlik kararı almıştır.  
65. 30 Ocak 2003 tarihinde, Ankara Jandarma Komutanlığı, İçişleri Bakanlığı’na,  
Avrupa İnsan Hakları mahkemesi tarafından, 2002 bahar ve yaz mevsimleri sırasında cesetleri  
ele geçirmek için ciddi teşebbüslerde bulunulup bulunulmadığı, hangi teşebbüslerde  
bulunulduğu ve ele geçirilen mühimmatın parmak izleri için incelenip incelenmediğine dair  
öne sürülen soruların cevaplarını ortaya koyan, bir mektup göndermiştir. Jandarma  
Komutanlığı’nın mektubuna göre, 29 Eylül 2001 ve 8 Ocak 2002 tarihleri arasında sekiz  
teşebbüste bulunulmuş, ancak, cesetler bulunmamıştır. Cesetlerin kendiliğinden çürümüş  
olması veya terör örgütü tarafından götürülmüş olması mümkündür. Cesetlerin bırakılmış  
olduğu bölgenin irtifası 2.668 metredir ve hava şartları nedeniyle bölgeye helikopterle  
ulaşmak mümkün olmamıştır. Bölgeye olan mesafe, askerlerin, ele geçirilmiş olan mühimmatı  
geri getirmelerini zorlaştırmıştır ve askeri üste yürütülen mühimmat incelemesi herhangi bir  
parmak izini açığa çıkarmamıştır.  
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMA  
66. Türk Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 79. maddesinin ilgili kısmı şu  
şekildedir:  
“Bir ölünün adli muayenesi tabip huzuru ile yapılır. Otopsi, hakim ve tehirinde zarar umulan hallerde  
Cumhuriyet savcısı huzurunda biri adli tabip veya patolog olmak şartı ile iki hekim tarafından yapılır.  
Gömülen ölünün muayenesine veya üzerinde otopsi yapılmasına lüzum görüldüğü takdirde, ölünün  
mezardan çıkarılmasına hazırlık tahkikatında Cumhuriyet Savcısı, son tahkikatta mahkeme tarafından müsaade  
olunur ve gerekli işlemler karar veren mercice yerine getirilir.”  
67.Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 80. maddesi şöyledir:  
“Mani sebepler olmadıkça, otopsiden evvel ölünün hüviyeti her suretle ve bilhassa kendisini tanıyanlara  
gösterilerek, bilgilerine müracaat olunarak tayin olunur ve elde edilmiş bir sanık varsa ölü tanınmak üzere ona da  
gösterilir.”  
68.Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 152. maddesi şöyledir:  
“Bir ölümün tabii sebeplerden ileri gelmediği şüphesini verecek emareler olur yahut meçhul bir şahsın  
ölüsü bulunursa, zabıta ve belediye memurları veya köy muhtarları keyfiyeti derhal Cumhuriyet Savcılığı’na  
veya sulh hakimine bildirmekle mükelleftirler. Defin ancak Cumhuriyet Savcısı veya sulh hakimi tarafından  
verilecek yazılı ruhsata bağlıdır.”  
69.Diğer ilgili iç hukuk izahı Ergi - Türkiye’de bulunabilir (28 Temmuz 1998 kararı,  
Reports of Judgments and Decisions, 1998-IV, ss.1767-68, §§ 46-52).  
HUKUK  
I.HÜKÜMET’İN ÖN İTİRAZI  
70.AİHM, 19 Ekim 2004 tarihli kararında, sözkonusu cezai soruşturmanın, AİHS  
çerçevesinde etkili olarak görülüp görülemeyeceği sorusunun, başvuranın şikayetlerinin  
konusuna sıkı sıkıya bağlı olduğu ve bu sorunun esaslara birleştirilmesi gerektiği kanısına  
vardığını not eder.  
71.28 Şubat 2005 tarihinde, Hükümet, birkaç belge ile birlikte ek görüşünü AİHM’ye  
iletmiş ve AİHM’den sözkonusu ek görüşlerde sunulan bilgiler ışığında başvuruyu  
kabuledilmez ilan etmesini talep etmiştir. Aşağıdaki bilgiler, Hükümet’in ek görüşlerine  
eklediği belgelerde yer almaktadır:  
72.Dördüncü başvuran Nihari Aslan, 20 Ağustos 2004 tarihinde, görüldüğü kadarıyla  
kocası Halit Aslan’ın ölümünün Nüfus Müdürlüğü’nde kayda geçilmesi ve ölüm belgesi  
alabilmek amacıyla, karakolda ifade vermiştir. Aslan, ifadesinde, kocası Halit Aslan’ın  
rahatsızlandığını ve 11 Kasım 2003 tarihinde evinde öldüğünü belirtmiştir. Ailesi, Halit  
Aslan’ı Şabaniye Mezarlığı’nda defnetmiştir.  
73.20 Ağustos 2004 tarihinde, Osman Kotaş ve Kadir Narin isimli şahıslar da aynı  
karakolda ifade vermiş ve Aslan ailesinin komşuları olduklarını belirtmişlerdir. Halit Aslan’ın  
rahatsızlandığını ve 11 Kasım 2003 tarihinde evinde öldüğünü teyit etmişlerdir. Narin ayrıca,  
cenazesine katıldığını da ifade etmiştir.  
74.13 Nisan 2005 tarihinde, AİHM, Hükümet’in ek görüşlerini ve bu görüşlerdeki  
ekleri başvuranlara iletmiş ve bu belgelere ilişkin görüşlerini bildirmeye davet etmiştir.  
75.2 Mayıs 1995 tarihli cevaplarında, başvuranların avukatları, Nihari Aslan’ın  
gerçekten yukarıdaki 20 Ağustos 2004 tarihli ifadeyi verdiğini teyit etmişlerdir. Ayrıca, Halit  
Aslan’ın çiftçi destekleme kredisi alabilmek için Van Tarım İl Müdürlüğü’ne başvurduğunu  
ifade etmişlerdir. Bu tür krediler, Dünya Bankası’ndan alınmaktaydı ve Tarım İl Müdürlüğü  
de bunları kredi şeklinde sağlamaktaydı. Halit Aslan’ın öldürülmesinden sonra, eşi Nihari  
Aslan, Tarım İl Müdürlüğü ile irtibata geçmiş ve kocasının ölümünü bildirmiştir. Ardından,  
kredinin kendisine verilmesini talep etmiştir. Tarım İl Müdürlüğü, kocasının ölümünü  
belgelemesini talep etmiştir. Bunun üzerine, Nihari Aslan, köy muhtarına gitmiştir. Muhtar,  
kendisine, karakola gitmesini, ifade vermesini ve kredi alabilmek için bu ifadeyi Tarım İl  
Müdürlüğü’ne sunmasını söylemiştir.  
76.Avukatlar, Aslan’ın 20 Ağustos 2004 tarihli ifadesinin tek nedeninin bu olduğunu  
ifade etmiştir. Nihari Aslan oldukça yoksul bir kimseydi ve krediye ihtiyacı vardı. Diğer  
başvuranlar ve Narin (73. paragraf), Cumhuriyet Savcısı’na bu bağlamda ifade vermeye hazır  
idi. Avukatlar ayrıca, Halit Aslan’ın Faraşin mevkiinde öldürülmesinin kendilerine  
anlatıldığını ileri süren iki muhtar tarafından yazılan yazıyı AİHM’ye iletmiştir. Ziraat  
kredisini alabilmesi için Nihari Aslan’a ölüm belgesi çıkarmasını tavsiye ettiklerini teyit  
etmişlerdir.  
77.Avukatlar ayrıca, başvuranlarla yaptıkları son görüşmelerinde, başvuranların,  
kendileriyle, korkularından dolayı daha önce vermedikleri bazı çok önemli bilgiler  
paylaştıklarını ifade etmişlerdir. Bu bilgilere göre, akrabalarının öldürülmesinden altı ya da  
yedi gün sonra, başvuranlar akrabalarının öldürüldüğü yere gitmiş ve cesetleri gömmüşlerdir.  
78.Avukatlar, başvuranların, akrabalarından kalanların bulunması için yetkililere  
yardım etmeye hazır olduklarını belirtmişlerdir. Sözkonusu bölge artık emniyetliydi ve  
yetkililerin cesetleri bulması ve ardından kimliklerini belirleyip otopsi yapmaları oldukça  
kolay olacaktı.  
79.Avukatlar, yetkililerin konuya karşı tamamen ilgisiz kalarak, AİHM’yi yanıltmaya  
çalıştıklarını ileri sürmüşlerdir. Yetkililer, ölü üç kişi ve bunların öldürülmelerini çevreleyen  
koşullara ilişkin olarak başvuranlara hiçbir bilgi vermemiştir. Başvuranlar, akrabalarını  
kendileri defnetmek zorunda kalmışlardır. Hükümet’in iddia ettiğinin aksine, cesetlerin  
bulunmasını engellemek için hiçbir güvenlik gerekçesi bulunmamaktaydı; Hükümet’in amacı,  
cinayetleri örtbas etmekti.  
80.Taraflarca sunulan yukarıdaki görüşler ışığında ve AİHM’nin dikkatine sunulan  
yeni bilgileri dikkate alarak, AİHM, Hükümet’in, cezai soruşturmanın etkinliğine dair ön  
itirazına bu noktada işaret etmenin uygun olacağı kanısındadır.  
81.AİHM ayrıca, başvuranların iddialarının ivediliği ve ciddiyeti karşısında, ve  
özellikle cesetlerin çürümesi sebebiyle hayati kanıtların zarar görmüş olması ihtimali  
karşısında, önceliğin, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 41. maddesi çerçevesindeki uygulamaya  
verildiğini (bkz 5. paragraf) ve Hükümet’ten cesetleri araması ve kimliklerini belirlemesinin  
talep edildiğini hatırlatır. Hükümet tarafından sunulan belgelerden, ulusal makamların,  
başvuranların iddiaları kendilerine bildirildikten sonra, cesetleri halihazırda aramaya başladığı  
anlaşılmaktadır (30-50 paragraflar).  
82.Bu bağlamda, AİHM, Beytüşşebap Cumhuriyet Savcısı’nın, akrabalardan haber alır  
almaz aynı gün jandarmadan bilgi istemek suretiyle derhal harekete geçtiğini gözlemler (31.  
paragraf). Cumhuriyet Savcısı, dilekçelerindeki iddialarına ilişkin olarak üç akrabayı 19 Eylül  
2001 tarihinde sorgulamıştır (32. paragraf). Cumhuriyet Savcısı, 24 Eylül 2001 tarihinde,  
güvenlik güçlerinin komutanı Yüzbaşı Sosyal’ı ve başçavuşu sorgulamıştır (33-34  
paragraflar). Ayrıca, 24 Eylül’de, Cumhuriyet Savcısı, jandarmaya cesetleri bulmaları  
talimatını vermiştir (37. paragraf).  
83.Birçok girişime rağmen, askerler bölgeye ulaşamamıştır. Ancak, Cumhuriyet  
Savcısı, cesetleri arama çabalarına devam etmiş, hatta cesetleri bulamayan komutanın iddia  
edilen ihmalkarlığı sebebiyle soruşturulması için Adalet Bakanlığı’ndan izin talep etmiştir  
(bkz 55. paragraf).  
84.Sonunda askerler bölgeye ulaşabildiklerinde, iki günden daha fazla bir süre geniş  
çaplı araştırma yapmalarına rağmen cesetleri bulamamışlardır (bkz. 56. paragraf).  
85.Yukarıda anlatılanlar ışığında, AİHM, cesetleri bulabilmek için, - özellikle  
Beytüşşebap Cumhuriyet Savcısı olmak üzere – ulusal yetkililerin yetkileri dahilinde  
ellerindeki bilgi elverdiğince her türlü çabayı sarf ettiğini tespit etmiştir. Ancak, çabaları,  
ölümden altı yedi gün sonra cesetleri gömen, yetkilileri ve AİHM’yi bu temel bilgiden  
haberdar etmeyen başvuranların davranışı sebebiyle ciddi olarak sekteye uğramıştır. AİHM,  
başvuranların, iddiaya göre bu bilgiyi başkasıyla paylaşmalarını engellemiş olan korkularının  
temeli olduğu hakkında ikna olmamıştır. Bu bağlamda, AİHM, bu korkuların, başvuranların,  
başvurularında ve dilekçelerinde herhangi bir olumsuz sonuç veya engelle karşılaşmaksızın,  
gerek ulusal mercilere gerekse AİHM’ye oldukça ciddi birkaç iddia sunmalarını  
engellemediğini gözlemler.  
86.Bu davada AİHM’yi yanıltanların başvuranların bizzat kendileri olduğu gerçeğini  
dikkate alarak, AİHM, başvuranların, ulusal makamların AİHM’yi yanıltmaya çalıştığı  
şeklindeki iddiasını, istismar olmasa da, en azından iki yüzlülük olarak nitelendirmektedir  
(79. paragraf). AİHM, başvuranların, ölen üç kişinin cesedini bizzat gömmeleri suretiyle,  
onların nerede olduğunu saklaması karşısında, ulusal yetkililerin ölü üç kişi hakkında  
başvuranlara nasıl bilgi verebilme imkanının olabileceğini anlayabilmiş değildir.  
87.AİHM, AİHS’nin 35 § 1. maddesinde ifade bulan iç hukuk yollarının tüketilmesi  
kuralının başvuranların öncelikle ulusal sistemde sağlanan hukuk yollarından yararlanmalarını  
gerektirdiğini hatırlatır. Sonuç olarak, Devletler, kendi hukuk sistemlerinde bir konuyu sonuca  
ulaştırma imkanı bulmadan önce, bir uluslararası organda, kendi amelleri hakkında izahatta  
bulunmaktan muaftırlar. Bu, AİHS ile tanınan korunma mekanizmasının, insan haklarını  
güvence altına alan ulusal hukuk sistemleri karşısında ikincil olduğu ilkesinin önemli bir  
parçasıdır (bkz. Akdıvar ve Diğerleri - Türkiye, 16 Eylül 1996 kararı, Reports 1996-IV, § 65,  
ve orda anılan davalar).  
88.Yukarıda anlatılanlar ışığında, AİHM, başvuranlar tarafından dikkatlerine sunulan  
iddialar karşısında ulusal yetkililerin pasif kaldığının söylenemeyeceği sonucuna varmıştır.  
Dolayısıyla, yetkililer, cesetleri bulamamalarından dolayı kınanamaz. Cesetlerin gömülmesine  
dair bilgi, başvuranlar tarafından henüz ifşa edilmiş olduğundan (75-77 paragraflar), ulusal  
yetkililerin cesetlerin kimliğini belirleme ve ölümlerine ilişkin gerçekleri açıklığa kavuşturma  
imkanı olmamıştır.  
89.Dördüncü başvuranın polise verdiği ifadeye ilişkin olarak, kocasının – başvuru  
formunda belirtildiği gibi Eylül 2001’de değil de – 11 Kasım 2003’te öldüğünden hareketle,  
AİHM, bu çelişkili bilgiyi incelemek ve ölümle ilgili olayları kesinliğe kavuşturmak için en  
uygun platformun ulusal merciler olduğu kanısındadır.  
90.Dolayısıyla, başvuranların AİHS ihlalleri bağlamında iç hukuk yollarını  
tüketmedikleri düşünülmelidir. Buna göre, Hükümet’in ön itirazı kabul edilmiştir (bkz.  
mutatis mutandis, Aytekin – Türkiye, 23 Eylül 1998 kararı, Reports 1998-VII, § 85).  
YUKARIDAKİ GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,  
Hükümet’in ön itirazını kabul etmiş ve iç hukuk yolları tüketilmediğinden, davanın  
esaslarını incelememeye karar vermiştir.  
İngilizce hazırlanmış, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 §§ 2. ve 3. maddeleri uyarınca 18  
Ekim 2005 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.  
S. DOLLE  
Sekreter  
J.-P. COSTA  
Başkan