85.Yukarıda anlatılanlar ışığında, AİHM, cesetleri bulabilmek için, - özellikle
Beytüşşebap Cumhuriyet Savcısı olmak üzere – ulusal yetkililerin yetkileri dahilinde
ellerindeki bilgi elverdiğince her türlü çabayı sarf ettiğini tespit etmiştir. Ancak, çabaları,
ölümden altı yedi gün sonra cesetleri gömen, yetkilileri ve AİHM’yi bu temel bilgiden
haberdar etmeyen başvuranların davranışı sebebiyle ciddi olarak sekteye uğramıştır. AİHM,
başvuranların, iddiaya göre bu bilgiyi başkasıyla paylaşmalarını engellemiş olan korkularının
temeli olduğu hakkında ikna olmamıştır. Bu bağlamda, AİHM, bu korkuların, başvuranların,
başvurularında ve dilekçelerinde herhangi bir olumsuz sonuç veya engelle karşılaşmaksızın,
gerek ulusal mercilere gerekse AİHM’ye oldukça ciddi birkaç iddia sunmalarını
engellemediğini gözlemler.
86.Bu davada AİHM’yi yanıltanların başvuranların bizzat kendileri olduğu gerçeğini
dikkate alarak, AİHM, başvuranların, ulusal makamların AİHM’yi yanıltmaya çalıştığı
şeklindeki iddiasını, istismar olmasa da, en azından iki yüzlülük olarak nitelendirmektedir
(79. paragraf). AİHM, başvuranların, ölen üç kişinin cesedini bizzat gömmeleri suretiyle,
onların nerede olduğunu saklaması karşısında, ulusal yetkililerin ölü üç kişi hakkında
başvuranlara nasıl bilgi verebilme imkanının olabileceğini anlayabilmiş değildir.
87.AİHM, AİHS’nin 35 § 1. maddesinde ifade bulan iç hukuk yollarının tüketilmesi
kuralının başvuranların öncelikle ulusal sistemde sağlanan hukuk yollarından yararlanmalarını
gerektirdiğini hatırlatır. Sonuç olarak, Devletler, kendi hukuk sistemlerinde bir konuyu sonuca
ulaştırma imkanı bulmadan önce, bir uluslararası organda, kendi amelleri hakkında izahatta
bulunmaktan muaftırlar. Bu, AİHS ile tanınan korunma mekanizmasının, insan haklarını
güvence altına alan ulusal hukuk sistemleri karşısında ikincil olduğu ilkesinin önemli bir
parçasıdır (bkz. Akdıvar ve Diğerleri - Türkiye, 16 Eylül 1996 kararı, Reports 1996-IV, § 65,
ve orda anılan davalar).
88.Yukarıda anlatılanlar ışığında, AİHM, başvuranlar tarafından dikkatlerine sunulan
iddialar karşısında ulusal yetkililerin pasif kaldığının söylenemeyeceği sonucuna varmıştır.
Dolayısıyla, yetkililer, cesetleri bulamamalarından dolayı kınanamaz. Cesetlerin gömülmesine
dair bilgi, başvuranlar tarafından henüz ifşa edilmiş olduğundan (75-77 paragraflar), ulusal
yetkililerin cesetlerin kimliğini belirleme ve ölümlerine ilişkin gerçekleri açıklığa kavuşturma
imkanı olmamıştır.
89.Dördüncü başvuranın polise verdiği ifadeye ilişkin olarak, kocasının – başvuru
formunda belirtildiği gibi Eylül 2001’de değil de – 11 Kasım 2003’te öldüğünden hareketle,
AİHM, bu çelişkili bilgiyi incelemek ve ölümle ilgili olayları kesinliğe kavuşturmak için en
uygun platformun ulusal merciler olduğu kanısındadır.
90.Dolayısıyla, başvuranların AİHS ihlalleri bağlamında iç hukuk yollarını
tüketmedikleri düşünülmelidir. Buna göre, Hükümet’in ön itirazı kabul edilmiştir (bkz.
mutatis mutandis, Aytekin – Türkiye, 23 Eylül 1998 kararı, Reports 1998-VII, § 85).
YUKARIDAKİ GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,
Hükümet’in ön itirazını kabul etmiş ve iç hukuk yolları tüketilmediğinden, davanın
esaslarını incelememeye karar vermiştir.
İngilizce hazırlanmış, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 §§ 2. ve 3. maddeleri uyarınca 18
Ekim 2005 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.