CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi Kararı  
TATÜRKĐYE'YE KARI KARARI  
Bavuru no 24396/94 Strazburg  
14 Kasım 2000  
USULĐ ĐꢀLEMLER  
1. Dava, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması'na Yönelik Sözleme'ye Ek 11  
nolu Protokol'ün yürürlüğe girmesinden önce uygulanan hükümler gereğince Avrupa Đn-  
san Hakları Komisyonu tarafından (11 nolu Protokol'ün 5. maddesinin 4. paragrafı ve  
Sözlemenin eski 47. ve 48. maddeleri) Mahkeme'ye gönderilmitir.  
2. Dava, bir Türk vatandaı olan Sn. Beir Tatarafından ("bavuran") 7 Haziran 1994  
tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Komisyonu'na, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin  
Korunması'na Yönelik Sözleme'nin eski 25. maddesine uygun olarak yapılan bavurudan  
kaynaklanmaktadır.  
3. Kendisine yasal yardım sağlanan bavuran, Đngiltere'de mesleğini ifa etmekte olan  
avukatlar Sn. K. Boyle ve Sn. F. Hampson tarafından temsil edilmitir. Türk Hükümeti,  
Hükümet Ajanları, Sn. A. Gündüz ve Sn. . Alpaslan tarafından temsil edilmitir.  
4. Bavuran oğ lu Muhsin Ta'ın 14 Ekim 1994 tarihinde Cizre'de güvenlik güçleri  
tarafından tutuklandıktan sonra kaybolduğ unu iddia etmitir. Sözlemenin 2,3,5,13,14  
ve  
18. maddelerinin ihlal edildiğ ini önü sürmütür.  
5. Bavuru 5 Mart 1996 tarihinde Komisyon tarafından kabuledilebilir bulunmutur. Ko-  
misyon, 9 Eylül 1999 tarihli raporunda (Sözlemenin eski 31. maddesi ) 1'e karı 27 oyla  
Sözlemenin 2. maddesinin ihlal edildiği, bavuranın oğlu ile ilgili olarak oybirliğiyle Sözleꢀ  
menin 3. maddesinin ihlalinin sözkonusu olmadığı, bavuranın kendisi ile ilgili olarak,  
oybirliğiyle 3. maddenin ihlal edildiği, oybirliğiyle 5. maddenin ihlal edildiği, oybirliğiyle  
13. maddenin ihlal edildiği, oybirliğiyle 14. ve 18. maddelerin ihlal edilmediği görüünde  
olduğunu açıklamıtır. Dava 23 Ekim 1999 tarihinde Komisyon tarafından Mahkeme'ye  
gönderilmitir. Bavuran Mahkeme huzurunda, 14. madde ile ilgili ikayetini geri çekmiꢀ  
tir.  
6. Bavuru Mahkeme'nin Birinci Dairesine tahsis edilmitir (Mahkeme Tüzüğünün 52.  
maddesinin 1. paragrafı). Bu Daire içinde davaya bakacak olan bölüm (Sözlemenin 27.  
maddesinin 1. paragrafı), Mahkeme Đç Tüzüğünün 26. maddesinin 1. paragrafında  
belirtildiği gibi oluturulmutur. Türkiye'den seçilen yargıç, Sn. Türmen sözkonusu  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2000. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Çok taraflı Siyasî Đ ꢀ ler  
Genel Müdürlüğ ü tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının  
tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri  
Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle  
ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
davada görevinden çekilmitir (Tüzük 28). Bu sebeple Hükümet, Sn. Gölcüklü'yü ad hoc  
yargıç olarak atamıtır. (Sözlemenin 27. maddesinin 2. paragrafı ve Đç Tüzüğün 29.  
maddesinin 1. paragrafı).  
7. Bavuran ve Hükümet görülerini sırayla 4 Nisan ve 3 Nisan 2000 tarihlerinde  
sunmulardır.  
8. 30 Mayıs 2000 tarihinde Daire tarafların da görülerini alarak esaslarla ilgili bir  
duruma yapılmasına gerek olmadığına karar vermitir (Tüzüğün 59. maddesinin 2.  
paragrafı).  
OLAYLAR  
I.  
DAVA OLAYLARI  
9. Davayı oluturan olaylar, özellikle de 14 Ekim 9 Kasım 1993 tarihleri arasında Muhsin  
Ta'ın güvenlik güçleri tarafından gözaltına alındığı süre zarfında gerçekleen olaylar  
taraflarca tartıılmıtır. Komisyon, Sözlemenin eski 28. maddesinin 1(a) paragrafı  
gereğince tarafların yardımı ile bir soruturma yürütmütür.  
Komisyon, 7-8 Mayıs 1998 tarihleri arasında Ankara'da tanık dinleme duruması  
yapmıtır. Tanıklar, bavuran, Muhsin Ta'ın gözaltı süresinin uzatılması talebine imza  
atan Cizre Cumhuriyet Savcısı Atilla Ceyhan, Muhsin Ta'ın dizindeki mermi yarasını  
tedavi eden Cizre Devlet Hastanesi'nde görevli Dr. Zekeiye Palpas, ırnak Askeri  
Hastanesi'nde Muhsin Ta'ı muayene eden Dr. Ahmet Can, Muhsin Ta'ı tutuklayan Cizre  
Bölge Jandarma Komutanı Jandarma Binbaı Cemal Temizöz, Muhsin Ta'ın  
tutuklanması sırasında olay yerinde bulunan Uzm. J. ÇavuBurhanettin Kıyak, Muhsin  
Ta'ın Cizre'den ırnak'a transferinde görevli Albay Erol Tuna, J. Astsb. Kd. Bçv.  
Kemal Kılıçlı, J. Astsubay Kd. Üçv. Adem Akyüz, Muhsin Ta'ın ırnak'a geldiği sırada  
ırnak Đl Jandarma Sorgu Merkezi'nde görev yapan J. Astsb. Üçv. Dursun Öztürk ve  
daha önce PKK'ya katılıp daha sonra yetkililere teslim olan "itirafçı" Nedim Kaya.  
10. Komisyon'un olaylarla ilgili bulguları 9 Eylül 1999 tarihli raporda belirtilmive  
aağıda özetlenmitir (Bölüm A). Bavuran Komisyon'un olaylarla ilgili saptamalarını  
kabul etmitir. Hükümet'in olaylarla ilgili saptamalarının özeti de aağıda sunulmutur.  
(Bölüm B).  
A. Komisyon'un Olaylarla Đlgili Saptamaları  
11. Ekim-Kasım 1993 tarihlerinde Irak ve Suriye sınırına yakın olan Cizre terörist  
faaliyetlerin çok yoğun olduğu bir yerdi. Cizre, PKK kamplarının ve sığınaklarının bol  
olduğu Gabar Dağları'na yakındı. Cizre ve ırnak arasındaki yol, il merkezi, konvoyların  
geçmesi için askeri korumayı gerektirecek ekilde saldırılara maruz kalıyordu.  
12. Cizre Đl Jandarma Komutanı olay zamanı Jandarma Binbaı Temizöz idi. Bir albay  
tarafından idare edilen Đl Jandarma Komutanlığı ve 23. Jandarma Tugayı ırnak'da idi.  
2
Aralarında mesafe olmasına rağmen, albayın komutası altındaki Đl Jandarma  
Komutanlığının generalin emri altındaki Jandarma Tugayı'na bağlı olduğu açıktı.  
Sorgulamayı yapan Kemal Kılıçlı, Adem Akyüz ve Dursun Öztürk'ün çalığı Đl  
Jandarma Komutanlığı'nda bir sorgu merkezi vardı.  
1. Muhsin Ta'ın Yakalanması ve Gözaltına Alınması Hakkında  
13. Cizre'nin Cudi bölgesinde 14 Ekim 1993 sabahında polis ve jandarmalar tarafından  
yürütülen bir operasyon sırasında, Muhsin Tadizinden vurulmuve saat 05.00  
sıralarında Jandarma Binbaı Temizöz'ün emrindeki jandarmalar tarafından gözaltına  
alınmıtır. Olayla ilgili detayları içeren 14 Ekim 1993 tarihli arama raporunda Muhsin  
Ta'ın bir kalanikof, bir tabanca ve el bombalarıyla yakalandığı belirtilmitir. Bu rapora  
ve Binbaı Temizöz'ün sözlü ifadesine göre, Muhsin Tajandarmalara adını, kod adının  
"Hanemir" olduğunu Cizre'ye PKK adına faaliyette bulunmak üzere geldiğini belirtmitir.  
Binbaı Temizöz, Muhsin Ta'ın kendisine söylediklerinden komutan olduğunun açık  
olduğu görüündedir. Ancak, Muhsin Ta'ın PKK'nın konulandığı yerleri tespit etmek  
için yardım teklif ettiğini hatırlamamaktadır. O sırada olay yerinde bulunan Çavuꢀ  
Burhanettin Kıyak, Ta'ın adını, kod adını ve dağdan indiğini söylediğini duymutur.  
Ta'ın güvenlik güçlerine yardımcı olacağını duymadığını söylemitir.  
14. Yakalanması sırasında jandarmalarla yaptığı kısa konumadan sonra, Muhsin Ta,  
saat 05.50 sıralarında muayene için Cizre Devlet Hastanesi'nde Dr. Palpas tarafından  
muayene edilmitir. Dr. Palpas Muhsin Ta'ı hatırlamamıtır, ancak, hazırladığı raporu  
Komisyon Delegeleri'ne anlatmıtır. Rapora göre Muhsin Ta'ın dizinde mermi girive  
çıkıizi ve sağ diz kapağının altında yara vardır. Bilinci yerinde idi ve hayatı o sırada  
tehlikede değildi. Tıbbi teçhizat bulunmadığı ve ortopedi uzmanı olmadığı için Dr. Palpas  
Ta'ın Mardin'e transferini tavsiye etmitir.  
15. Aynı gün, Muhsin Ta, Cizre ve ırnak arasında gidip gelen konvoyların  
sorumluluğunu üstlenen ırnak Đl Jandarma Komutanlığı'ndan Binbaı Erol Tuna'ya  
teslim edilmitir.  
16. Komisyon, birçok kere Muhsin Ta'ın yakalanmasının ardından gözaltına alındığı  
tarih ve saatlerin kayıtlarının tutulduğu tutanakları istemitir. Hastane'deki muayenesi ve  
ırnak Konvoyuna transfer edilmesi arasında geçen sürede Cizre'de nerede tutulduğuna  
dair hiçbir belge sunulmamıtır. Binbaı Temizöz, Ta'ın Cizre Savcısının talimatının  
ardından gözaltına alınması nedeniyle Cizre Đl Jandarma kayıtlarına geçirilmiolması  
gerektiğini belirtmitir. Hükümet tarafından sunulan Cizre Đl Jandarmaya ait kayıtlar  
Muhsin Tahakkında hiçbir bilgi içermemektedir.  
17. Muhsin Ta'ın ırnak'a transfer edilmesi kararı ırnak 23. Jandarma Tugayı  
tarafından alıntır. Binbaı Temizöz, Ta'ın yakalandığını Tugaya bildirmive Tugay  
da transferin ırnak'a yapılmasını istemitir. 14 Ekim 1993 tarihli transfer kaydı Tugayın  
talebine de değinmektedir. Transfer nedeni bu belgede açıklanmamıtır. Binbaı  
Temizöz Muhsin Ta'ın Gabar Dağları hakkında bilgisi olan bir komutan olduğu için  
3
ırnak'a gitmiolması gerektiği ve ırnak'da operasyonları yürütenlerin bu güçler olduğu  
görüündedir.  
18. Muhsin Ta'ın ırnak'a geldikten sonra gözaltına alınmasına ilikin tek kayıt ırnak  
Askeri Hastanesi poliklinik kayıtlarına aittir. Bu kayıt 14 Ekim 1993 tarihlidir ve saat  
belirtilmemitir. Ne Binbaı Erol Tuna ne de muayeneyi yapan doktor olayı  
hatırlamaktadır, bu nedenle geldiği zamana veya kime teslim edildiğine dair bir açıklama  
sunulmamıtır. Muhsin Ta'ı muayene eden Dr. Can, hastane kayıtlarına dayanarak  
bacağa uzun ince bir tahta sararak tedavi ettiğini veya bir asistana bu ekilde talimat  
vermiolması gerektiğini belirtmitir. Doktor, Muhsin Ta'ın hastanede sürekli kalmasına  
gerek olmadığını düündüğü için hastaneye kabul edilmemiolması gerektiği  
görüündedir. Fakat, tedaviye muhtemelen hastaya verilen antibiyotiklerle devam edilmiꢀ  
olması gerektiğini ve üç günde bir yaranın sargılarının değitirilmesi gerektiğini ve bunun  
da hastanede devamlı kalmayı gerektirmeyeceğini belirtmitir.  
19. ırnak Đl Jandarma Komutanlığı'nda Muhsin Ta'ı sorguladığı Hükümet tarafından  
tespit edilen Kemal Kılıçlı, Adem Akyüz ve Dursun Öztürk isimli kimselerden sadece  
Adem Akyüz Muhsin Ta'ı sorguladığını hatırlamıtır. Muhsin Ta'ın sorgulandığını  
gösteren belgeler ve tanıkların bahsettiği sorgulama notları Hükümet tarafından  
sunulmamıtır. Hükümet bu belgelerin varlığını reddetmitir. Bu nedenle Muhsin Ta'ın  
sorgulanması ile ilgili tek bilgi kaynağı Adem Akyüz'ün sözlü ifadesi ve Ta'ın kaçtığı  
eklindeki iddianın ardından jandarma raporlarında yeralan kısa yorumlardır.  
20. Adem Akyüz, Muhsin Tahastanede veya revirde yatmakta iken kendisini bir kere  
sorguladığını söylemitir. Aldığı notları üstlerine teslim etmitir. Faaliyetlerin  
yürütüldüğü yerle ilgili bilgiyi hatırlamakta ancak, güvenlik güçlerine ilgili yerleri  
göstereceği konusunda yardım teklif ettiğini hatırlamamaktadır. Delegeler, Muhsin Ta'ın  
orada bulunduğuna ve muayene edildiğine dair kayıtları görmek istemilerdir. Hükümet,  
revir kayıtlarının Muhsin Taile ilgili bilgi içermediğini belirtmitir.  
21. Komisyon'un hastane veya revir kayıtlarının hatalı olduğunu dikkate almasına  
rağmen, doktorlar tarafından tutulan kayıtların, bazen kısa olsa da genellikle güvenilir  
olduğunu, ancak jandarma kayıtlarındaki yanlılıkların veya eksikliklerin bir çok davada  
zıt bulgulara konu olduğunu belirtmitir. Dahası sorgu görevlilerinin ifadelerinin  
inandırıcı olmadığını, parça parça veya seçici olduğunu belirtmitir. üpheli kimsenin  
Bölge Jandarma Komutanlığında sorgulanmasının ardından, aynı sorgu görevlilerinin  
gözaltı süresinin sonunda üpheliyi yargılanmak üzere savcıya teslim etme aamasına  
kadar takip etmesi beklenirdi. Ancak, Adem Akyüz, Muhsin Ta'ı sadece bir kere ziyaret  
etmesinin nedenini açıklamamıtır. Muhsin Ta'ın sorgulama aamasından alınmasının  
alıılmıın dıında olmasına rağmen, ne olay hakkında, ne de Ta'ın sığınakların yerini  
belirlemeye yardım ettiği konusunda, ya da daha sonraki kaçıı hakkında bilgisi vardır.  
Komisyon, il jandarmanın hakkında soruturma balattığı bir üphelinin sorgulamayı  
yürüten görevlilere bilgi verilmeden baka bir yere transfer edilebilmesi konusunda ikna  
olmamıtır. Ayrıca yapılan kısa sorgulama, Cizre Đl Jandarması tarafından talep edilen  
onbeer günden oluan iki gözaltı süresi hakkında, Muhsin Ta'ın gözaltında tutulması  
lehinde bir açıklamayı hesaba katmamıtır.  
4
22. Bu nedenle sorgulama memurlarının ifadeleri, sorgulamanın yapıldığı tarih hakkında  
veya Muhsin Ta'ın Dr. Can tarafından muayene edildikten sonra tutulduğu yer hakkında  
güvenilir bir bulgu elde etmenin mümkün olmadığını ortaya koymutur. Yara sargılarının  
her üç günde bir değitirilmesi gerekliliğine ve hastanın bir hafta veya 10 gün sonra  
doktorun kendisi veya bir baka doktor tarafından kontrol edilmesi gerekliliğine rağmen,  
14 Ekim 1993 tarihinden sonra herhangibir tıbbi bakım aldığı konusunda herhangibir  
bilgi mevcut değildir.  
23. Tutuklandığı andan itibaren 15 günlük gözaltı süresi, Đlçe Jandarma Komutanı'nın  
talebi ile Cizre Savcısı tarafından verilmitir. 15 günlük bir gözaltı süresi daha, Đlçe  
Jandarma Komutanlığının talebi ile 29 Ekim 1993 tarihinde verilmitir.  
2. Muhsin Ta'ın Kaçıı ile Đlgili Đddia  
24. 9 Kasım 1993 tarihinde saat 16.30'da el yazısı ile yazılıp jandarma grup komutanı  
eyhmus Kara ve her ikisi de grup komutanı olan jandarma üsteğmen Burak Buğra ve  
Tarık Göktürk tarafından imzalanan olay tespit tutanağına göre, Muhsin TaGabar  
Dağlarında PKK sığınaklarını bulmak için yürütülen bir operasyonda yardım ederken  
kaçmıtır.  
25. Muhsin Ta'ı muayene eden doktorların ifadesine göre, büyük ihtimalle dizindeki  
yara onun hareket etmesine engel oluturmuyordu. Bacağındaki uzun tahta, koltuk  
değneği ve ufak bir yardımla aksayarak yürüyebilirdi. Yaralanmasını takip eden ilk  
günlerde çektiği acı fazla olabilirdi. Yaralanmasından 25 gün sonra 9 Kasım 1993  
tarihine kadar iyilemeye balaması gerekir. Ortopedi uzmanı Dr. Can, uzun tahta  
parçasının üç ya da altı hafta daha kalması gerektiğini ve hastanın aynı süre içinde  
yürüyebileceğini hatta koabileceğini belirtmitir. Yeterli motivasyona sahip bir insanın  
iddetli sancıya rağmen koabileceğine dikkati çekmitir. Tıbbi bilgiler olmadığı için,  
Komisyon, Muhsin Ta'ın 9 Kasım 1993 tarihindeki sağlık durumu hakkında doğru  
bilgilere ulaamamıtır. Ancak Komisyon bu tarihte Muhsin Ta'ın normal olarak  
yürüyüp koabileceği konusunda tam olarak tatmin olmamıtır.  
26. Komisyon, 9 Kasım 1993 tarihinde olay tespit tutanağının güvenilir bir belge  
olmadığını saptamıtır. Rapor, Muhsin Ta'ın çatıma çıktıktan sonra bölgenin dağlık  
olmasından ve yeterince aydınlık olmamasından faydalanarak kaçtığını belirtmitir.  
Rapor, operasyona katılan jandarmaların sayısını, üphelinin yanında kaç kii olduğunu,  
üphelinin kelepçelenip kelepçelenmediğini, kelepçelenmediyse sebebini belirtmemitir.  
üpheliyi yakalamak için yapılanlar hakkında bilgi verilmemitir. Raporda belirtilen  
saatler makul görünmemektedir. Çatımanın 16.15'te çıktığı, ardından kaçı, kaçıın  
tespit edilmesi, baarısız bir arama, teröristler arasında çeitli telsiz görümelerinin  
dinlenmesi, raporun hazırlanıp 16.30'da üç görevli tarafından imzalanması gibi olayların  
gerçekletiği belirtilmitir.  
27. Bu artlarda Komisyon, rapora imza atan üç kiinin belgeyi açıklamalarının ve  
gerçekte ne gördüklerini ve ne yaptıklarını açıklamalarının büyük önem taıdığı  
5
görüündedir. Delegelerin tanıkların ifadelerini vermeleri için Hükümet'in yardımını  
istemesi, Hükümet'in aynı zamanda Muhsin Ta'ın kaçıına tanık olan görevlilerin  
kimliklerini tespit etmesini gerektirmektedir; Komisyon daha önce edindiği  
tecrübelerinden rapora imza atan kimselerin, içeriği hakkında bilgi sahibi olmadıklarını  
gözlemlemitir. Mayıs 1998'de yapılan durumada Hükümet Ajanı, Delegelere rapora  
imza atan üç kiiyi tesbit edemediklerini, kullanılan isimlerin kodadı olduğunu henüz  
öğrendiklerini belirtmitir. Kasım 1993 tarihinde bu kod adlarını kullanan görevlilerin  
kimliğinin tesbit edilmesi yönündeki Delegelerin isteklerine cevaben Hükümet, bu  
görevlilerin kimliklerini saptamanın mümkün olmadığını bildirmitir. Delegeler ayrıca,  
diğer operasyon kayıtlarını veya olaya ıık tutabilecek detayları görmek istemitir.  
Hükümet baka kayıtların varolmadığını belirtmitir.  
28. Muhsin Ta'ın ırnak'ta herhangi bir yere transfer edildiğini gösteren kayıtlı bir belge  
yoktur. Özellikle de il jandarma sorgulama merkezinden baka bir yere nakledildiğini  
gösteren belge veya kayıt mevcut değildir. Muhsin Ta'ın gerçekte sorgulama sırasında  
PKK’nın konulandığı yerleri göstereceği sözünü verdiğine dair yazılı veya sözlü ifadeler  
tespit edilmemitir.  
29. Hükümet Muhsin Ta'ın kaçtığı ve 9 Kasım 1993 tarihinde Gabar Dağlarında PKK'ya  
tekrar katıldığı iddiasını eski iki PKK üyesi itirafçının ifadelerine dayandırmıtır -Nedim  
Kaya ve Süleyman Fidan'dan alınan yazılı ifadeler ve Nedim Kaya'nın sözlü ifadesi-.  
Ancak, Komisyon, bu bilgileri güvenilir ve inandırıcı bulmamıtır. Komisyon iki  
itirafçının aynı anda Muhsin Taile ilgili bilgi sahibi olması hakkında açıklama  
sunulmayıına; Nedim Kaya'nın ve Süleyman Fidan'ın 4 Kasım 1995 tarihli ifadelerinde,  
Muhsin Ta'ın 1992 yılında yarasından dolayı sancı çektiğini belirtmelerine ve Ta’ın  
Ekim 1993 tarihinde aldığı yaraya değinmeyilerine ve Nedim Kaya'nın 12 Ocak 1996  
tarihli ifadesinde, Ta’ın Cizre'de yakalanmasından önce; (bu olayın 14 Ekim 1993  
tarihinde gerçeklemiolmasına rağmen), Kasım 1993'te PKK’ya katıldığı ve Muhsin  
Ta'ın arkadaı olduğu eklindeki ifadesine gönderme yapmıtır.  
Komisyon, Nedim Kaya'nın sözlü ifadesinin tutarsız ve inandırıcı olmadığını tesbit  
etmitir. Hikayesi sorgulama sırasında değimive olaylarla çelikili hale gelmitir.  
Örneğin, Nedim Kaya ekim ayında PKK'ya katıldıktan sonra, 15 günlük bir eğitim  
kursuna Muhsin Taile birlikte katıldığı ve bu sırada arkadalık kurdukları konusunda  
ısrar etmitir, ancak Muhsin Ta, 14 Ekim 1993 tarihinde sabahın erken saatlerinde  
Cizre'de yakalanmıtır. Bu nedenle Komisyon, Nedim Kaya’nın iddia ettiği gibi 9 Kasım  
1993 tarihinden sonra Muhsin Ta'ı gördüğü konusunda ikna olmamıtır. Hükümet'in  
Muhsin Ta'ın güvenlik güçlerine yardımcı olurken kaçtığı iddiası kanıtlarla  
desteklenmemitir bu nedenle de bu olayın ihtimal dahilinde olabileceği kabul  
edilmemitir. Dr. Can tarafından ırnak Askeri Hastanesi'nde 14 Ekim 1993 tarihinde  
muayene edildikten sonra, Muhsin Ta'ın akibeti hakkında açıklama sunulmamıtır.  
3. Đç hukuktaki yargılama süreci ve soruturma hakkında  
30. Bavuran 15 Ekim 1993 tarihinde oğlunun yakalandığını ve Cizre'de bir çatıma  
sırasında yaralanğını öğrenmitir. Bavuran, 17 ya da 18 Ekim tarihlerinde Cizre'ye  
6
geldikten sonra cumhuriyet savcısını görmeye gitmitir. Bavurandan 15 günlük gözaltı  
süresinin dolmasından sonra tekrar gelmesini istenmitir. Bu arada bavuran, ırnak ve  
Cizre'deki jandarmaya bavurarak yaralı oğlu hakkında bilgi almaya çalı, fakat  
talepleri geri çevrilmitir. 15 günlük sürenin sonunda bavuran, Ekim ayının sonunda  
veya Kasım ayının baında savcıya bir dilekçe ile bavurmutur. Savcı dilekçeyi  
imzalamıve kendisini bölge jandarma komutanına göndermi, komutan da kendisini  
tekrar savcıya göndermitir. Đkinci onbegünlük süre içinde bavuran bir çok kere haber  
almak için savcıya bavurmuve bir seferinde de savcı, bölge jandarma komutanlığını  
telefonla aramıtır.  
31. Đkinci sürenin dolmasından sonra, bavuran savcıya bavurmutur. Bavuran,18  
Kasım 1993 tarihinde, ikinci gözaltı süresinin üstünden bir hafta geçmiolmasına rağmen  
henüz haber alamadığını belirten bir dilekçe daha sunmutur. Oğlunun akibeti hakkında  
bilgi edinmek istemive hayatından endie duyduğunu belirtmitir. Yaklaık bu  
tarihlerde savcı, bavurana oğlunun kaçtığını bildirmitir. Bölge jandarmanın savcıya  
gönderdiği yazılı rapor, 19 Kasım 1993 tarihli idi, ancak sözkonusu bilginin savcıya bu  
tarihten önce ulaolması mümkündür. Bavuran savcıya sözlü olarak bu olaya  
inanmadığını söylemive oğlunun ikence gördükten sonra öldürülğünü iddia etmitir.  
32. Cizre Savcısı ne bavuranın endielerine ne de yargılanmayı bekleyen bir tutuklunun  
kaçmasına izin verilmesine karılık olarak Muhsin Ta'ın kaçtığı iddiası hakkında  
soruturma balatmamıtır. 13 Aralık 1993 tarihinde savcı görevsizlik kararı vermive  
PKK'nın üyesi olmakla suçlanan Muhsin Tahakkındaki dosyayı Diyarbakır Devlet  
Güvenlik Mahkemesi Savcısı'na göndermitir. Görevsizlik kararında Ta’ın PKK'ya  
tekrar katılmak için kaçtığının bariz olduğu belirtilmitir. Devlet Güvenlik Mahkemesi  
Savcısı soruturmayı Muhsin Ta'ın kayboluu hakkında değil, PKK'ya üye olup olmadığı  
hakkında yürütmütür.  
33. Bavuran Ocak 1994’te Savcıyla görümek için Cizre’ye dönmüve savcı kendisine  
davanın Diyarbakır'a gönderildiğini bildirmitir.  
34. Ekim 1994'te davanın Komisyon tarafından Hükümet'e bildirilmesinin ardından,  
Cizre Savcısı tarafından kısa bir soruturma yapılmıtır. (dosya no. 1995/653).Bu, Cizre  
Bölge Jandarma Komutanlığı'na 9 Kasım 1993 tarihli rapora imza atan görevlilerin  
kimliklerinin tespit edilmesi yönünde yapılan bir soruturmadan ibarettir. Soruların  
ırnak Jandarma Alay Komutanlığı'na yöneltilmesini ve özel operasyon timinin sorumlu  
olduğunu belirten 29 Kasım 1995 tarihli Cizre Bölge Jandarması tarafından gönderilen  
yazıyı takiben Cizre Cumhuriyet Savcısı, 7 Aralık 1995 tarihinde görevsizlik kararı  
vermive dosyayı ırnak savcısına göndermitir.  
35 ırnak Cumhuriyet Savcısı Ankara'nın giriimi ile bir hazırlık soruturması  
balatmıtır (1995/665). Bu aamada aağıdaki adımlar atılmıtır:  
-
10 Aralık 1995 tarihinde, ırnak 23. Jandarma Tugayı'na, 9 Kasım 1993 tarihinde  
yapılan operasyona katılan özel operasyon timi personelinin kimliklerinin  
belirlenmesi talebinde bulunulmutur.  
7
-
13 Aralık 1995 tarihinde Kastamonu Cumhuriyet Savcısı bavuranın ifadesini  
almıtır.  
-
-
12 Ocak 1996 tarihinde savcı, Nedim Kaya'nın ifadesini almıtır.  
4 Nisan ve 25 Mayıs 1996 tarihlerinde, 10 Aralık 1995 tarihli talebe ivedilikle cevap  
verilmesi için hatırlatma yapılmıtır.  
-
-
27 Mayıs 1996 tarihinde ırnak Đl Jandarma Komutanlığı'na personelin kimliği  
hakkında bilgi talebi gönderilmive Komutanlık 29 Mayıs 1996 tarihinde Muhsin  
Ta'ı götürenin Özel Operasyon Grup Komutanlığı olduğunu bildirmitir.  
Özel Operasyon Grup Komutanlığının, 9 Kasım 1993 tarihli rapora imza atan üç  
personelin isimlerinin tespit edilemediğini, ancak ilgili zamanda grup komutanı ve  
takım komutanları olarak Özarıcanlı, Tümöz ve Çetin gibi isimleri belirten 14  
Haziran 1996 tarihli bir mektubunun ardından, bu üç personele sözkonusu zamanda  
Özel Operasyon Grup Komutanlığı'nda hizmet verip vermediği, Muhsin Ta'ı teslim  
alanların kendileri mi yoksa, Özel Operasyon Komutanı mı olduğu, rapordaki isimleri  
bilip bilmedikleri ve rapordaki isimleri belirlemelerinin mümkün olup olmadığı gibi  
dört sorunun kendilerine yöneltilmesi talep edilmitir.  
-
8 Temmuz 1996 tarihinde Cizre Savcısının Muhsin Taile ilgili dosyayı transfer  
etmesi istenmitir.  
36. 28 Ağustos 1996 tarihinde ırnak Cumhuriyet Savcısı, sözkonusu olaya karıan  
personelin kimliklerini tespit etmenin mümkün olmadığını belirterek, görevsizlik kararı  
vermitir. Konunun özel operasyon timi ile ilgili olduğu için Memurin Muhakematı  
Kanunu'na göre incelenmesi gerektiği ve dosyanın ırnak Đl Đdare Kurulu'na gönderilmesi  
gerektiği sonucuna varmıtır.  
37.Soruturma, 3 Eylül 1996 tarihli yazıyla Đl Jandarma Komutanlığından Muhsin Ta'ın  
öldürüldüğü iddialarını aratırmak ve failleri tespit etmek için atanan Binbaı Doğan  
tarafından devralınmıtır. Soruturmanın bu aaması ubat 1998 tarihine kadar devam  
etmitir. Bu süre içinde Binbaı Doğan, Özel Operasyon Grup Komutanlığı'ndan raporu  
imzalayan üç kiinin kimliğinin tespit edilmesini istemitir. 7 ubat 1997 tarihinde  
isimlerin kayıtlarda geçmediğini ve kayıtların 1993 yılında yanması nedeniyle Gabar  
Dağlarında yürütülen operasyona katılan personelin kimliklerini belirlemenin mümkün  
olmadığını bildiren cevap kendisine iletilmitir. Binbaı Doğan, Cizre Bölge Jandarma  
Komutanlığından Muhsin Taile ilgili tıbbi kayıtları ve transfer ayrıntıları hakkındaki  
bilgileri görmek istemitir. Bu talep üzerine bavuranın, Nedim Kaya'nın, Albay Erol  
Tuna'nın ve daha önce ırnak Özel Operasyon Timi'nde görevli üç personelin ifadeleri  
alınmıtır. Muhsin Ta'ın kendilerine teslim edilmediğini Albay Özarıcanlı'nın 9 Kasım  
1993 tarihli olay tespit tutanağındaki imzayı tanımasına rağmen, kod isimlerinin kimlere  
ait olduğunun açıklanamayacağı belirtilmitir. Binbaı Doğan bu bilgiler ıığında 12  
ubat 1998 tarihli raporunda, 23. Jandarma Tugayı Özel Operasyon Grup  
Komutanlığı'ndan görevlilerle birlikte Muhsin Ta'ın PKK sığınaklarının yerinin tespit  
edilmesi için Gabar Dağlarına götürüldüğünü ve 9 Kasım 1993 tarihinde kaçtığının tespit  
edildiğini belirtmitir. Nedim Kaya ve Süleyman Fidan'ın bu tespiti destekleyici ifadeleri  
dayanak olarak kullanılmıtır. Albay Erol Tuna'nın, Ta’ı Sorgulama Merkezi'ne  
göndermesine rağmen, raporda Muhsin Taile ilgili sorgulama kayıtlarının varolmadığı  
belirtilmitir. Askeri personeldeki değiiklikler, kayıtların düzgün tutulmaması ve  
8
kayıtların yokedilmesi gibi nedenlerle raporu hazırlayanların kimliklerinin tespit  
edilemeyeceği sonucuna varılmıtır. Raporda, bu artlar altında dava açılmasının  
mümkün olmayacağı belirtilmitir.Đl idare kurulu bu sonuca katılmıve yargılama süreci  
sona ermitir.  
38. ırnak Cumhuriyet Savcısı ve ırnak Đl Đdare Kurulu tarafından atanan jandarma  
memuru Binbaı Doğan tarafından yürütülen soruturmalar ile ilgili belgeler,  
Komisyon'un delillerin toplanması ilemlerini tamamladıktan ve tarafları sözlü olarak  
görülerini sunmaya davet ettikten sonra, 11 Ağustos 1998 tarihinde Hükümet tarafından  
Komisyon'a sunulmutur. Bu belgeler, Muhsin Taile ilgili olaylara karıan, özel  
operasyon timi personeline ait olası kimlik bilgilerini içermektedir. 1996 yılında, olaylara  
karıan üç memurun kimliği hakkında soruturmayı yürüten yetkililerin bilgi sahibi  
olmasına rağmen, Hükümet, bu bilgiyi Komisyona ya da Delegelere sunmamıtır;  
sunmuolsaydı Komisyon, sözlü ifadelerini almak üzere, bu kiileri davet edebilirdi.  
Komisyon, bu bilginin delillerin toplanması aamasında Hükümet tarafından  
sunulmaması nedeniyle, dava ile ilgili olayları saptama görevinde Komisyona gerekli  
bütün kolaylıkları sağlamamasından dolayı Hükümet'in  
Sözlemenin eski 28.  
Maddesinin 1 (a) paragrafından doğan sorumluluklarını yerine getirmediğini tesbit  
etmitir.  
B. Hükümet'in Olaylar Hakkında Verdiği Bilgiler  
39.Muhsin Ta14 Ekim 1993 tarihinde PKK teröristleri ile giriilen silahlı bir çatıma  
sırasında güvenlik güçleri tarafından tutuklanmıtır. Sorgulama sırasında Muhsin Ta,  
Gabar Dağlarında PKK üyeleri tarafından kullanılan bazı sığınakların yerini bildiğini  
söylemitir. Bu bilgi üzerine, bir arama grubu Muhsin Taile birlikte dağlara gitmitir.  
Bu bölge daha çok PKK tarafından kullanılmaktadır. PKK ve güvenlik güçleri arasında  
silahlı bir çatıma balamıtır. Muhsin Tabu çatımadan faydalanarak kaçve hemen  
ortadan kaybolmutur. Elleri kelepçeli değildir ve o bölgeyi çok iyi bilmektedir.  
Kaçmasının ardından PKK'ya katılmıolma olasılığı çok yüksektir. Bacağı yaralı olduğu  
halde, koabilecek durumdadır.  
40. Muhsin Tagüvenlik güçlerinin elinden kaçtığı için Hükümet, Ta'ın halen hayatta  
olduğunu kanıtlamanın kendi sorumluluğu olmadığını ve nerede olduğu hakkında bilgisi  
olmadığını belirtmitir.  
II.  
ĐLGĐLĐ ĐÇ HUKUK VE UYGULAMASI  
41. Hukuka aykırı fillerle ilgili kurallar ve usuli ilemler u ekilde özetlenebilir.  
A. Cezai Đꢁlemler  
42. Ceza Kanunu'na göre adam öldürmenin her türü (448-455. maddeler) ve adam  
öldürmeye teebbüs ile ilgili suçlar (61 ve 62. maddeler ) cezai suç tekil ederler. Ayrıca  
bir devlet memurunun birine ikence veya kötü muamele yapması (ikence hakkında 243.  
9
madde ve kötü muamele hakkında 245. madde) veya bir kimseyi yasadıı olarak  
özgürlüğünden mahrum bırakmak (genel olarak 179. madde, devlet memurları hakkında  
181. madde) suç unsuru taımaktadır.  
43. Bu tür suçları tekil eden ve yetkililerin dikkatine sunulan fiiller veya ihmaller  
hakkında hazırlık soruturmasının yapılması sorumluluğu Ceza Muhakemeleri Usulü  
Kanunu'nun 151-153. maddeleri kapsamına girmektedir. Bu tür suçlar, yetlililere ve  
güvenlik güçlerine olduğu kadar savcılıklara da bildirilebilir. ikayet yazılı veya sözlü  
yapılabilir. Sözlü olarak yapılması halinde yetkili bunu kayıtlara geçirmelidir. (151.  
Madde).  
Ölümün doğal yollardan gerçeklemediği konusunda delil mevcutsa, olayla ilgili olarak  
bilgilendirilen güvenlik güçleri üyeleri, savcıya veya ceza mahkemesi yargıcına bunu  
bildirmek zorundadırlar (madde 152). Ceza Kanununun 235. Maddesi gereğince, görevini  
ifa ederken ilenen bir suçu polise veya savcılığa bildirmeyen bir devlet memuru hapse  
mahkum edilir.  
Cumhuriyet Savcısı, herhangi bir suretle bir suçun ilendiği üphesine haiz olduğu zaman  
kamu davası açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen iin hakikatını  
aratırmaya mecburdur. (Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 153. Maddesi ).  
44. Sözkonusu olan terör suçları ise, Türkiye'de kurulan Devlet Güvenlik Mahkemeleri  
ve savcıları yetkilidirler.  
45. üpheli kiinin devlet memuru olması ve suçun görevin ifa edilmesi sırasında  
gerçeklemesi durumunda hazırlık soruturması bu aamada savcının yetkilerini kii  
açısından sınırlayan 1914 Memurin Muhakematı Kanunu'na göre yürütülür. Böyle  
durumlarda hazırlık soruturması yapmak ve lüzum- muhakeme kararı vermek ilgili idare  
kurulunun (üphelinin statüsüne göre bölge veya il) sorumluluğundadır. Lüzum-u  
Muhakeme kararı verildikten sonra soruturma yapmak savcının görevidir.  
Kurulun kararına karı Yüksek Đdare Mahkemesi’ne itiraz edilebilir. Men-i muhakeme  
kararı verildiği taktirde dava otomatik olarak bu mahkemeye gönderilir.  
46. Olağanüstü Hal Bölge Valisi'nin yetkileri hakkındaki 10 Temmuz 1987 tarihli Kanun  
Hükmünde Kararname'nin 4. Maddesinin (i) bendi gereğince, 1914 tarihli Kanun (bkz.  
yukarıdaki 45. prg.) valinin yetkisi altındaki güvenlik güçleri üyelerine de uygulanır.  
47. üphelinin silahlı kuvvetlerin üyesi olması durumunda uygulanacak olan kanun suçun  
niteliğine göre belirlenir. Đꢀlenen suç 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu bağlamında "askeri  
suç" niteliği taıyorsa, cezai ilemler kural olarak 353 sayılı Askeri Mahkemelerin  
Kuruluu ve Đꢀleyii Hakkında Kanuna göre yürütülür. Silahlı kuvvetlerin bir üyesi adi  
bir suç ilediği zaman hakkında Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu uygulanır. (bkz.  
Anayasanın 145. maddesinin 1. paragrafı ve 353 nolu Kanunun 9-14. maddeleri).  
10  
Askeri Ceza Kanunu silahlı kuvvetlerin bir üyesinin verilen emre uymamak suretiyle bir  
kimsenin hayatını tehlikeye sokmayı askeri suç sayar. (89. Madde) Böyle durumlarda  
sivil ikayetçiler, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nda belirtilen yetkililere veya suçu  
ileyen kimsenin amirine ikayetlerini sunabilirler. (bkz. yukarıdaki 43. prg)  
B. Cezai Suçlardan Kaynaklanan Sivil ve Đdari Sorumluluk  
48.2577 sayılı Đdari Usül Kanunun 13. paragrafına göre yetkililerin bir fiili nedeniyle  
zarara uğrayan kimseler ilgili suç ilendikten bir yıl içinde ilgili kimselerden tazminat  
talep etme hakkına sahiptir. Talebin tamamen veya kısmen reddedilmesi ya da atmıgün  
içinde cevap alınamaması halinde mağdur kimse idari ilemleri balatabilir.  
49. Anayasa'nın 125. maddesinin 1. ve 7. paragrafları öyledir:  
"Đdarenin her türlü eylem ve ilemlerine karı yargı yolu açıktır…  
Đdare, kendi eylem ve ilemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür."  
Bu hüküm, yetkililerin kusurunun ispatlanmasına gerek olmaksızın, Devletin kamu  
düzenini ve güvenliğini sağlayamadığı, insanların hayatlarını veya mallarını  
koruyamadığı kanıtlandığında ortaya çıkan sorumluluğunu belirler. Bu kurallar gereğince  
yetkili otoriteler kimliği belirlenemeyen kimselerin eylemleri sonucunda zarar gören  
kiilere tazminat vermekle sorumludurlar.  
50. Yukarıda bahsedilen hükümden (bkz. prg. 49) kaynaklanan 16 Aralık 1990 tarihli  
430 sayılı Kanun Hükmünde Karaname'nin 8. Maddesinin son cümlesi u ekildedir:  
"Bu Kanun Hükmünde Kararname ile Đçileri Bakanına, Olağanüstü Hal Bölge Valisine ve olağanüstü hal  
bölgesi dahilindeki il valilerine tanınan yetkilerin kullanılması ile ilgili her türlü karar ve tasarruflarından  
dolayı bunlar hakkında cezai, mali veya hukuki sorumluluk iddiası ileri sürülemez ve bu maksatla herhangi  
bir yargı merciine bavurulamaz. Kiilerin sebepsiz uğradıkları zararlardan dolayı Devletten tazminat talep  
etme hakları saklıdır."  
51. Borçlar Kanunu gereğince hukuka aykırı veya haksız bir fiilden dolayı zarara  
uğrayan bir kimse maddi (41-46. maddeler) ve manevi zararlar için (47. madde) dava  
açma hakkına sahiptir. Ceza Mahkemesinin sanığın suçu hakkındaki bulguları ya da  
kararı Hukuk Mahkemelerini bağlamaz. (53. madde).  
Ancak 657 nolu Devlet Memurları Kanununun 13. maddesine göre, kamu hukuku  
kapsamına giren görevlerin ifa edilmesi sırasında devlet memurunun sorumlu olduğu bir  
eylemden zarar gören kimse, devlet memuruna karı değil, amire karı dava açabilir.  
(bkz. Anayasanın 125. maddesinin 5. bendi ve Borçlar Kanunu'nun 55. ve 100.  
maddeleri). Ancak bu kat’i bir nitelik taımamaktadır. Bir fiilin hukuka aykırı ve haksız  
fill olduğu ve idari bir eylem niteliği taımadığı tespit edildiğinde, hukuk mahkemeleri  
iverenle ortak sorumluluk temelinde, mağdurun yetkiliye karı dava açma hakkı saklı  
kalmak kaydıyla ilgili devlet memuruna karı tazminat talebinde bulunabilmesi için izin  
verir (Borçlar Kanununun 50 maddesi).  
11  
HUKUK  
1. MAHKEME'NĐN OLAYLARI DEĞERLENDĐRMESĐ  
52. Mahkeme 1 Kasım 1998 tarihinden önce olayları tespit ve tayin etmenin öncelikle  
Komisyon'un görevi olduğu eklindeki içtihatlarını hatırlatır. (Sözlemenin eski 28.  
maddesinin 1. paragrafı ve 31. maddeleri) Komisyon'un olaylarla ilgili tespitlerinin  
Mahkeme'yi bağlamamasına ve kendisine sunulan belgelerin ıığında kendi  
değerlendirmesini yapmakta özgür olmasına rağmen, Mahkeme sadece bazı istisnai  
durumlarda bu konudaki yetkisini kullanır. (bkz. diğer kararlar arasında 16 Eylül 1996  
tarihli Akdivar ve Diğerleri Türkiye'ye Karı Kararı, Raporlar 1996- IV, s. 1218, prg.. 78)  
53. Hükümet, Komisyon'un, bavuranın sunmuolduğu belgelere gereğinden fazla itibar  
gösterdiğini iddia etmitir. Ayrıca, Hükümet, itirafçıların ve ahitlerin sundukları  
kanıtların güvenilir ve hatta inanılması mümkün olmadığı eklinde bir değerlendirme  
yaptığı için Komisyon'u eletirmitir. Mahkeme, bavuranın iddialarına destek veren ya  
da bu iddiaların güvenirliğine üphe düüren unsurları değerlendirme görevine büyük bir  
dikkatle yaklaan Komisyon'un, raporunda tanıklarla ilgili Hükümet görülerini dikkate  
aldığını gözlemlemitir. Mahkeme, Hükümet'in bu ahitlerle ilgili ifadelerinin Komisyon  
Raporu'nda değerlendirmeye alındığını gözlemlemitir. Bu artlar altında Mahkeme,  
olayları Komisyon'un tespit ettiği ekliyle kabul etmitir. (bkz. yukarıdaki paragraflar 11-  
38).  
54.Olayları tespit etme ile ilgili güçlüklere ek olarak, Mahkeme, Hükümet yetkililerince,  
kayıp olayı ve olaya karıma ihtimali yüksek olan özel operasyon timi personeli ile ilgili  
olarak, Komisyon Delegelerine bilgi sunulmadığının tespit edildiğini hatırlatmıtır.  
Mahkeme, Sözlemenin eski 25. maddesi ile kurulan (imdiki 34. madde) bireysel  
bavuru sisteminin etkin bir ekilde ilemesi için, sadece bavuranların veya potansiyel  
bavuru sahiplerinin, yetkililerin herhangi bir baskısı altında kalmadan Sözleme  
organları huzurunda ikayetlerini sunabilmelerinin değil, aynı zamanda bavuruların  
etkili bir biçimde değerlendirilmeleri için, ilgili Devletlerin bütün kolaylıkları  
sağlamasının büyük önem taıdığını belirtmitir. (bkz. Komisyonun olayları tespit etme  
sorumluluğu ile ilgili Sözlemenin eski 28. maddesinin 1(a) paragrafı; u anda yerini  
Mahkeme'nin usuli ilemleri ile ilgili 38. madde almıtır). Mahkeme Komisyon'un talep  
ettiği bilgilerin zamanında sunulmayıı ile ilgili olarak, Hükümet tarafından açıklama  
yapılmadığını belirtmitir.(bkz Komisyon Raporunun 19,25,26,29, 181-3, 189 ve 195.  
paragrafları). Bu gecikme önemli kanıtların elde edilmesini sağlayacak tanıkların davet  
edilmesini engellemitir. Mahkeme, bu nedenle, Hükümet'in Sözlemenin eski 28.  
maddesinin 1(a) paragrafından doğan olayları tespit etme görevinde Komisyon'a gerekli  
kolaylıkları sağlama yükümlülüğünü yerine getirmediği eklindeki Komisyon  
Raporu'ndaki tespiti onaylamaktadır.  
II. SÖZLEME'NĐN 2. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
12  
55. Bavuran, oğlunun gözaltında iken kaybolması konusuna yetkililerin açıklama  
getirmemesinin yaama hakkını ihlal ettiğini ve oğlunun ölümünden yetkililerin sorumlu  
olduğunu iddia etmitir. Ayrıca ölümün hangi artlar altında meydana geldiği konusunda  
etkili bir soruturma yapılmağından ikayetçi olmutur. Sözlemenin 2. maddesinin  
ihlal edildiğini iddia etmitir:  
"
1.Herkesin yaama hakkı kanunla korunur. Kanunun ölüm cezası ile cezalandırdığı bir suçtan dolayı  
hakkında mahkemece hükmedilen bu cezanın yerine getirilmesi dıında hiç kimse kasten öldürülemez.  
2. Öldürme, aağıdaki durumlardan birinde kuvvete bavurmanın kesin zorunluk haline gelmesi sonucunda  
meydana gelmise, bu maddenin ihlali suretiyle yapılmısayılmaz:  
a) Bir kimsenin kanun dıı iddete karı korunması;  
b) Kanuna uygun olarak tutuklama yapılması veya kanuna uygun olarak tutuklu bulunan bir kiinin  
kaçmasının önlenmesi;  
c) Ayaklanma veya isyanın, kanuna uygun olarak bastırılması".  
56. Hükümet bu iddialara itiraz etmitir. Komisyon gözaltında iken kaybolan Muhsin  
Ta'ın hayatını yitirmesi ve ölümünün hangi artlar altında meydana geldiği konusunda  
etkili bir soruturma yapılmaması nedeniyle, Sözlemenin 2. maddesinin ihlal edildiği  
görüündedir.  
A. Tarafların sunduğu görüler  
57. Bavuran, bir kii yetkililerin kontrolü altında gözaltına alındığında, Devlet'in ilgili  
kiinin hayatını koruma altına alması gerektiğini veya ölümün meydana geldiği artlar  
hakkında mantıklı bir açıklama sunması gerektiğini, bunu sağlayamadığı takdirde yaama  
hakkını koruma altına alma sorumluluğunun ihlal edildiğini ifade etmitir. Bavuranın  
oğlunun resmi makamlarca gözaltına alınması ve oğlunun akıbeti konusunda bavurana  
ayrıntılı bilgi verilmemesi, Devlet'in ilgili kiinin yaama hakkını koruma altına alma  
sorumluluğunu yerine getirmediğini ortaya koymutur.  
58. Bavuran, ayrıca oğlunun ölümünün gözaltına altında gerçekletiği ya da oğlunun  
öldüğü sonucuna varmak için yeterli kanıt varolduğu için Devletin ölüm ile ilgili olarak  
sorumlu tutulması gerektiğini ifade etmitir. Bavuran, Avrupa Đꢀkenceyi Önleme  
Komitesi'nin tespitlerine, gözaltında ikencenin sık rastlanan bir durum olduğuna, bu süre  
içinde meydana gelen kayıp olaylarına (1993 yılında 44 kiinin kayıp olduğu rapor  
edilmitir) ve sözkonusu kayıplar hakkında etkili soruturma yapılmamasına gönderme  
yapmıtır. Ayrıca, oğlunun ismi gözaltı kayıtlarına geçirilmediği için baına gelenler  
hakkında belge mevcut değildir. Hükümet, bavuranın oğlunun kaçtığını iddia eden  
raporu imzalayan üç görevlinin kimliğini tespit edememitir. Ayrıca raporu savunmak  
için Hükümet'in gösterdiği itirafçıların sunduğu ifadeler tutarsız ve çelikilidir.  
59. Son olarak bavuran Komisyon'un bulgularına katılarak yetkililerin oğlunun ölümü  
hakkında derhal, etkili ve yeterli bir soruturma yürütmediğini belirtmitir. Cizre  
Cumhuriyet Savcısı bavuranın oğlunun öldürüldüğü yolundaki korkularına cevap  
vermemive olayın üzerinden iki yıl geçene kadar soruturma balatılmamıtır.  
13  
Soruturma, bağımsız olarak nitelendirilemeyen Đl Đdare Kurulu'nca devralınmıve ne  
olay ne de kaçıolayı ile bağlantılı görevlilerin kimlikleri tespit edilmitir.  
60. Hükümet, bavuranın, oğlunun gözaltında iken öldüğü iddiasını kanıtlarla  
desteklemediğini belirtmitir. Muhsin Tagüvenlik güçlerinden kaçtığında hayattadır.  
Gabar Dağı yöresini iyi biliyordur ve bu yüzden askerleri o yöne çekerek iklim, arazi  
koulları ve çatımadan yararlanarak kaçmayı baarmıtır. Bunu Nedim Kaya ve  
Süleyman Fidan isimli tanıklar açıklamılardır ve kaçağın hala hayatta olduğunu  
ispatlamak yetkililerin görevi değildir. Kaçtığı için, ilgili kiinin nerede olduğu hakkında  
yetkililerin bilgi vermesi mümkün değildir.  
61. Hükümet, yetkili cumhuriyet savcılarının gerekli soruturmayı yürüttüğünü  
belirtmitir. Ancak, bavuru sahibi iddialarını kanıtlayamadığı için soruturmalara devam  
edilmemitir.  
B. Muhsin Ta'ın Ölümü Đle Đlgili Devlet Sorumluluğu  
62. Mahkeme, Komisyon'un olaylarla ilgili bulgularını (prg. 54); Muhsin Ta'ın 14 Ekim  
1993 tarihinde gözaltına alındığını, bu tarihten sonra nerede tutulduğu hakkında belge  
mevcut olmadığını ve Nedim Kaya ve Süleyman Fidan isimli itirafçıların Muhsin Ta'ın  
güvenlik güçlerinden kaçtığı eklindeki ifadelerin güvenilmez olduğunu kabul etmitir.  
Bu artlar altında, bavuranın da belirttiği gibi sorumlu Devletin yetkililerinin  
Sözleme'nin 2. maddesine göre yaama hakkını koruma altına alma yükümlülüğünü  
yerine getirip getirmediği sorusu gündeme gelmektedir..  
63. Mahkeme daha önce, bir kimsenin sağlıklı olarak gözaltına alındığı ve serbest  
bırakıldığında vücudunda bir takım darp izleri mevcutsa Sorumlu Devletin bu izlerin  
nasıl olutuğunu açıklama yükümlülüğü olduğuna aksi takdirde Sözlemenin 3.  
maddesinin ihlalinin sözkonusu olacağına karar vermitir. (bkz. 27 Ağustos 1992 tarihli  
Tomasi Fransa Kararı, Dizi A, no 241-A, prg. 108-111, 4 Aralık 1995 tarihli Ribitsch  
Avusturya Kararı, Dizi A, no 336, prg.34 ve AĐHM 1999 prg. 877de yayınlanacak olan  
28 Temmuz 1999 tarihli Selmouni Fransa'ya Karı Kararı). Yetkililerin gözaltındaki bir  
kimseye uygulanan muamele konusunda bilgi verme sorumluluğu, sözkonusu kimse  
ölmüse daha kuvvetlidir. Yetkililerin, cesedin bulunamadığı durumlarda yeterli bir  
açıklama sunmamasının, 2. madde bağlamında bazı problemleri ortaya çıkarıp  
çıkarmayacağı dava artlarına özellikle de sözkonusu kimsenin gözaltında öldüğü  
sonucuna varmak için yeterli somut kanıtların varlığına bağlıdır. (bkz, AĐHM 1999'da  
yayınlanacak olan 8 Temmuz 1999 tarihli Çakıcı Kararı, prg.85, AĐHM 2000'de  
yayınlanacak olan 9 Mayıs 2000 tarihli Ertak/Türkiye Kararı, prg. 131 ve AĐHM 2000'de  
yayınlanacak olan 13 Haziran 2000 tarihli Timurta/Türkiye Kararı 82-86. paragraflar).  
64. Bu bağlamda sözkonusu kimse gözaltına alındıktan sonra geçen zaman gözönüne  
alınması gereken önemli bir faktördür. Kabul edilmelidir ki gözaltındaki kimseden haber  
alınamadan geçen süre nekadar uzun olursa, bu kimsenin ölmüolma olasılığı da o kadar  
yüksektir. Bu yüzden, uzun süre geçmesi, ilgili kimsenin öldüğü sonucuna varmadan  
önce, ölüm ile ilgili kanıtlara verilmesi gereken önemi belli bir dereceye kadar etkiler.  
14  
Sözlemenin 5. maddesini ihlal edecek surette gözaltına alınmayı aan konular ortaya  
çıkabilir. Böyle bir yorum Sözlemenin 2. maddesi aracılığıyla yaama hakkının etkili bir  
ekilde güvence altına alınması ile uyum içindedir (bkz. diğer kararlar arasında yukarıda  
değinilen Çakıcı Kararı, prg. 86).  
65. Bavuranın oğlu 14 Ekim 1993 tarihinde gözaltına alınmıolmasına rağmen, hiç bir  
gözaltı kayıt defterine kayıt yapılmamıve Ta'ın nerede gözaltında tutulduğuna dair hiç  
bir inanılır belge sunulamamıtır. Takurunla dizinden yaralanmıolmasına rağmen,  
yakalandığı tarihte ırnak Askeri Hastanesi'nde Dr. Can tarafından muayene edildikten  
sonra tedaviye devam edildiğini gösteren herhangi bir kayıt da yoktur. Bir ay sonra  
bavuran 18 Kasım 1993 tarihinde oğlu ile ilgili haber alabilmitir; oğlunun 9 Kasım  
1993 tarihinde Gabar Dağlarında yürütülen bir operasyon sırasında güvenlik güçlerinden  
kaçtığı kendisine bildirilmitir. Bu iddia kod isim kullanan üç memur tarafından  
hazırlanan bir güvenilir bir kanıtla ispatlanamamıbir rapora dayanmaktadır; sözkonusu  
üç memurun kimliği tespit edilememitir.  
66. Mahkeme, Muhsin Ta'ın nerede gözaltına alındığına dair belge olmamasından ve  
Hükümet'in Muhsin Ta'ın akibeti hakkında yeterli ve makul bir açıklama  
sunmamasından kuvvetli sonuçlar çıkarmıtır. Ayrıca 1993'te güneydoğudaki durum  
gözönüne alındığında, bir kimsenin bu ekilde gözaltına alınmasının hayati tehlike  
içerdiği gözardı edilemez. Mahkeme, bu dava ile ilgili olayların gerçekletiği dönemde  
güneydoğu bölgesinde güvenlik güçlerinin eylemlerinden dolayı sorumlu  
tutulmayılarının ceza hukukunun sağladığı korumanın etkinliğindeki eksiklikten  
kaynaklandığını son iki kararında da belirtmitir. (bkz. her ikisi de AĐHM 2000'de  
yayınlanacak olan 28 Mart 2000 tarihli Kılıç/Türkiye Kararı, prg. 75 ve 28 Mart 2000  
tarihli Mahmut Kaya/Türkiye Kararı, prg. 98).  
67. Yukardaki nedenlerden dolayı Mahkeme, Muhsin Ta'ın güvenlik güçlerince  
gözaltına alınmasının ardından öldüğünü tespit etmitir. Devlet, sözkonusu kiinin  
ölümünden sorumludur. Yetkililerin Muhsin Tagözaltında iken baına gelenler  
konusunda bilgi vermemesi ve görevlilerin silah kullanmaları konusunda haklı bir sebep  
göstermemeleri nedeniyle, ölüm ile ilgili sorumluluk Devlet'e aittir. (bkz. Çakıcı Kararı,  
loc.cit., prg. 87).Bu sebeple Sözleme'nin 2. maddesi ihlal edilmitir.  
C. Muhsin Ta'ın Ölümü Hakkındaki Soruturmanın Yetersizliği Đddiası  
68. Mahkeme, yaama hakkını koruma altına alma sorumluluğu ile ilgili Sözlemenin 2.  
maddesinin "kendi yetki alanları içinde bulunan herkese bu Sözleme'nin 1. bölümünde  
açıklanan hak ve özgürlükleri tanırlar" eklindeki 1.madde ile birlikte ele alındığında,  
sözkonusu sorumluluğun, kiiler kuvvet kullanımı sonucu öldürüldüğünde etkili bir resmi  
soruturmanın yürütülmesini gerekli kıldığını hatırlatmıtır.(bkz. mutatis mutandis, 27  
Eylül 1995 tarihli McCann ve Diğerleri/Đngiltere Kararı, Dizi A, no 324, s.49, prg. 161 ve  
19 ubat 1998 tarihli Kaya/Türkiye Kararı, Raporlar 1998-I, prg. 105).  
69. Bu davada, Mahkeme, bavuranın oğlunun gözaltında iken öldürüldüğü yönündeki  
endielerini içeren dilekçelerine karı, Cizre Savcısının soruturma balatmadığını  
15  
hatırlatmıtır. Hükümet'in, savcıdan temelsiz bir iddiayı soruturmasının  
beklenemeyeceğini belirtmiolmasına rağmen, Mahkeme, sorumlu yetkililerin  
gözaltındaki kimselerin, yasa ile belirlenen güvencelerden faydalanmalarını sağlaması  
gerektiği görüündedir. Ağır bir suç ilediğinden üphe duyulan gözaltındaki bir  
kimsenin "kaybolduğu" eklindeki güvenlik güçlerinin raporuna tepki verilmemesi bu  
sorumluluk ile bağdamamaktadır.  
70. Soruturmanın, kaçıolayına karıan kimselerin kimliklerinin tespit edilmesine  
çalıan ırnak Savcısı tarafından olayların üzerinden iki yıl geçtikten sonra balatıldığı  
doğrudur. Ancak, yaklaık dokuz ay sonra yetki, soruturmaya devam etmesi için bir  
müfettiatayan Đl Đdare Kurulu'na geçmitir. Soruturma sonucunda olaya karıan  
görevlilerin kimliklerinin tespit edilmesinin mümkün olmadığı belirtilmitir. Komisyon,  
soruturma balatmak için birkaç önemli adım atılmasına rağmen, aynı kararlılıkla devam  
edilmediğini saptamıtır. Örneğin, Muhsin Ta'ın yakalanmasında görev alan jandarma  
memurlarının ifadeleri alınmamıve sorgulamayı yapan personelin ifadelerinin alınması  
için giriimde bulunulmamıtır. Gabar Dağlarında yürütülen operasyona katılan  
personelin kimliklerini belirleyememe durumunda ortaya çıkan çelikili iddialar ve üç  
görevli tarafından yapılan itirazlar soruturmayı daha fazla derinletirmeden kabul  
edilmitir.  
71. Mahkemenin soruturma ile ilgili değerlendirmesi Komisyonun yaptığı  
değerlendirme ile aynıdır. Mahkeme, daha önce verdiği birçok kararda, yasadıı öldürme  
iddiaları ile ilgili soruturmaların Đl Đdare Kurulları tarafından yürütülmesinin  
soruturmanın mağdurun yakın akrabalarının da katılım sağlayabileceği bağımsız bir  
organ tarafından yürütülmesi gerekliliği ile ters düğünü saptamıtı; Đl Đdare Kurulu  
idari olarak güvenlik güçlerinden sorumlu olan Valiye bağlı üyelerden olumaktadır.  
(bkz. 27 Temmuz 1998 tarihli Güleç/Türkiye Kararı, Raporlar 1998-IV, s. 1732-33, prg.  
80-81 ve 1999 Raporlarında yayınlanacak olan 20 Mayıs 1999 tarihli Oğur/Türkiye  
Kararı, prg. 91-92).  
72. Daha önce anlatılanların ıığı altında Mahkeme, bavuranın oğlunun kaybolması  
hakkında yürütülen soruturmanın etkili ve yeterli olmadığını ve Devletin yaama hakkını  
koruma altına alma sorumluluğunu yerine getirmediğini tespit etmitir. Bu nedenle 2.  
maddenin bu bağlamda da ihlal edildiğini tespit etmitir.  
III. SÖZLEMENĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
A. Muhsin TaHakkında  
73. Bavuran, oğlunun Sözleme'nin aağıda ifadesini bulan 3. maddesine aykırı bir  
uygulamanın mağduru olduğundan ikayetçi olmutur.  
"Hiç kimse, ikenceye, insanlık dıı, ya da onur kırıcı ceza ve ilemlere tabi tutulamaz".  
16  
74. Bavuran, ilk olarak oğluna tıbbi müdahale yapılmadığı ikinci olarak da kimseyle  
görütürülmeksizin 15 veya 26 gün boyunca gözaltında tutulduğu için bu maddenin ihlal  
edildiğini belirtmitir.  
75.Hükümet, davanın bu kısmı ile ilgili görüsunmamıtır.  
76.Mahkeme, bavuranın oğlunun Cizre Devlet Hastanesi'ne götürüldüğü ve ırnak  
Askeri Hastanesi'nde uzman doktor tarafından tedavi gördüğü için etkili bir tıbbi  
müdahalede bulunulduğunu gözlemlemitir. Daha sonra uygulanan tedavilerle ilgili kayıt  
tutulmaması Sözlemenin 3. maddesine aykırı bir müdahaleye tabi tutulduğu sonucuna  
varmak için yetersiz bir temel oluturmaktadır eklindeki Komisyon görüünü  
paylamaktadır. Ayrıca bu hüküm bağlamında Muhsin Ta'ın kimseyle  
görütürülmeksizin gözaltında tüutulmasının üzerinde yarattığı etki hakkında  
saptamalarda bulunmanın uygun olmayacağı görüündedir.  
Bu sebeple Mahkeme Sözlemenin 3. maddesinin ihlal edilmediği sonucuna varmıtır.  
B. Bavuran Hakkında  
77. Bavuran, Mahkeme'den oğlunun kayboluunun Sözlemenin 3. maddesine aykırı  
olarak, insanlık dıı bir muamele oluturacak derecede sıkıntıya maruz bıraktığı  
eklindeki Komisyon bulgusunu onaylamasını talep etmitir.  
78. Hükümet, Muhsin Takaçtığı için oğlunun kayboluunun Hükümetin sorumluluğu  
altında olmadığını belirtmive bavuranın iddialarını reddetmitir.  
79. Mahkeme, bavuranın oğlunun gözaltında iken kaybolması ile ilgili 25 Mayıs 1998  
tarihli Kurt kararında (bkz. 25 Mayıs 1998 tarihli Kurt/Türkiye Kararı, Raporlar 1998-III,  
s.1187-88, prg. 130-34), davanın özel artlarına bağlı olarak, 3. maddenin ihlal edildiği  
kararına vardığını gözlemlemitir. Özellikle hakları ihlal edilen bir mağdurun annesi  
olduğuna ve çektiği sıkıntı ve üzüntü karısında yetkililerin kayıtsız kaldığına  
değinmitir. Ancak Kurt davası "kayıp bir kimsenin" aile bireylerinden birinin, 3.  
maddeye aykırı bir muamelenin mağduru olduğu eklinde genel bir kural ortaya  
koymamaktadır.  
Bir aile bireyinin mağdur olup olmaması, bavuranın çektiği sıkıntı ve üzüntüye farklı bir  
boyut kazandıran bazı özel faktörlerin varlığına bağlı olacaktır. Aile bağlarının yakınlık  
derecesi de önem kazanmaktadır. Bu bağlamda, aile çocuk bağına özel bir önem  
verilecektir, bireyin sözkonusu olaylara ne kadar tanık olduğu, kayıp kii hakkında bilgi  
edinmek için gösterdiği çaba ve bu çabalara karılık yetkililerin ne ekilde cevap verdiği  
önemlidir. Mahkeme, böyle bir ihlalin özünü, aile bireyinin kayboluunun değil, kayıp  
olayı yetkililerin dikkatine sunulduğunda gösterdikleri tepkinin oluturduğunu  
vurgulamıtır. Bu bağlamda sözkonusu kimsenin yakını, yetkililerin olay karısında  
gösterdikleri tepkiden dolayı doğrudan mağdur olduğunu iddia edebilir. (bkz. 1999  
raporlarında yayınlanacak olan 8 Temmuz 1999 tarihli Çakıcı/Türkiye Kararı, prg.98-99).  
17  
80. Bu davada bavuran kayıp kiinin babasıdır. Oğlunun gözaltına alındığını ve  
yaralandığını duyar duymaz Cizre'ye gitmive bir ay boyunca bilgi almaya çalıtır.  
Savcıya bavurmu, Cizre ve ırnak Jandarma Komutanlığı'nda oğlunu görmek için  
teebbüste bulunmutur. Bir ay sonra savcı oğlunun kaçtığını bildirmive bavuranın,  
oğlunun gözaltında iken öldürüldüğü eklindeki korkuları savcıyı soruturma balatmak  
için harekete geçirmemitir. Mahkeme, bavuranın bu nedenle Sözlemenin 3. maddesine  
aykırı olarak yetkililerin fiilleri nedeniyle mağdur olduğunu iddia edebileceğini tespit  
etmitir.  
IV. SÖZLEMENĐN 5. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
81. Bavuran, oğlunun gözaltında iken kaybolmasının Sözlemenin aağıda verilen 5.  
maddesinin bir çok açıdan ihlal edilmesine neden olduğu konusunda ikayetçi olmutur.  
"1. Herkesin kii özgürlüğüne ve güvenliğine hakkı vardır. Aağıda belirtilen haller ve ve yasada belirtilen  
yollar dıında hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz.  
a) Kiinin yetkili mahkeme tarafından mahkum edilmesi üzerine usulüne uygun olarak hapsedilmesi;  
b) Bir mahkeme tarafından, yasaya uygun olarak verilen bir karara riayetsizlikten dolayı veya yasanın  
koyduğu bir yükümlülüğün yerine getirilmesini sağlamak için usulüne uygun olarak yakalanması veya  
tutulu durumda bulundurulması;  
c) Bir suç ilediği hakkında geçerli üphe bulunan veya suç ilemesine ya da suçu iledikten sonra  
kaçmasına engel olmak zorunluluğu inancını doğuran makul nedenlerin bulunması dolayısıyla, bir  
kimsenin yetkili merci önüne çıkarılmak üzere yakalanması veya tutulu durumda bulundurulması…  
2.Yakalanan her kiiye yakalama nedenleri ve kendisine yöneltilen her türlü suçlama en kısa zamanda ve  
anladığı bir dille bildirilir.  
3. Bu maddenin 1.c fıkrasında öngörülen koullar uyarınca yakalanan veya tutulu durumda bulunan herkes  
hemen bir yargıç veya adli görev yapmaya yasayla yetkili kılınmıdiğer bir görevli önüne çıkarılır,  
kendisinin makul bir süre içinde yargılanmaya veya adli kovuturma sırasında serbest bırakılmaya hakkı  
vardır. Salıverilme, ilgilinin durumada hazır bulunmasını sağlayacak bir teminata bağlanabilir.  
4. Yakalama veya tutuklu durumda bulunma nedeniyle özgürlüğünden yoksun kılınan herkes, özgürlük  
kısıtlamasının yasaya uygunluğu hakkında kısa bir süre içinde karar vermesi veya yasaya aykırı görülmesi  
halinde kendisini serbest bırakması için bir mahkemeye bavurma hakkına sahiptir.  
5. Bu madde hükümlerine aykırı olarak yapılmıbir yakalama veya tutulu kalma ileminin mağduru olan  
herkesin tazminat istemeye hakkı vardır".  
82. Bavuran, Muhsin Tayakalandıktan sonra baına gelenler konusunda yetkililerin  
güvenilir bilgi vermediğini ve kaybolmasından yetkililerin sorumlu olduğunu ifade  
etmitir. Gözaltı ile ilgili bilgilerin kayıtlara geçirilmemesi ve gözaltı süresi içinde  
gerçekleen olaylar hakkında etkili ve yeterli bir soruturma yapılmaması gerekli  
güvencelerin sağlanmadığını ortaya koymaktadır. Ayrıca, Cumhuriyet Savcısı tarafından  
verilen 30 günlük gözaltı süresi ile ilgili olarak, yargılama öncesindeki sözkonusu kiinin  
yakınlarına haber verilmeksizin geçen sürenin uzunluğu nedeniyle 5. maddenin 3.  
paragrafının, bu süre içinde bir mahkeme tarafından gözaltının yasal olduğunu ilikin  
kararın alınamaması nedeniyle 5. maddenin 4. paragrafının ve bu ihlaller karılığında  
18  
tazminat alması mümkün olmadığı için 5. maddenin 5. paragrafının ihlal edildiğini iddia  
etmitir.  
83. Hükümet, Cizre ve ırnak savcılarının bavuranın iddiaları hakkında soruturma  
yürüttüğünü belirtmitir. Ancak somut delil olmadığı için ve bavuran iddialarını  
kanıtlayamadığı için soruturmaya devam edilmemitir.  
84. Mahkeme içtihatları, bireylerin yetkililer tarafından keyfi olarak gözaltına alınmasına  
karı güvence sağlamak için 5. madde kapsamındaki hakları vurgulamıtır. Bu bağlamda  
özgürlüğün kısıtlanmasının, kiinin keyfi olarak gözaltına alınmasını engellemek için,  
sadece ulusal kanunlarla değil, 5. madde ile de uyumlu olması gerektiğini tekrarlamıtır.  
5. Madde, bir kiinin keyfi olarak gözaltına alınması riskini asgariye indirmek için  
özgürlüğün kısıtlandığı hallerde bu konunun bağımsız yargı tarafından inceleneceğini ve  
yetkililerin güvenilirliğini garanti etmek amacıyla kiilere birçok haklar sağlar. Bir  
kimsenin yakınlarına bilgi verilmeksizin gözaltına alınması sözkonusu güvencelerin  
reddedildiğini ve 5. maddenin ihlal edildiğini ortaya koyar. Yetkililerin kendi kontrolleri  
altındaki kimselerden sorumlu oldukları gözönüne alınırsa, 5. madde kaybolma  
tehlikesine karı etkili tedbirler almayı ve bir kimsenin gözaltına alındıktan sonra  
kaybolduğu iddiaları karısında etkili ve yeterli bir soruturma yapmayı gerekli kılar.  
(Kurt, loc cit., s. 1184-85, prg. 122-125; Çakıcı, loc cit., prg. 104).  
85. Mahkeme, 2. madde ile ilgili saptamalarının, Muhsin Ta'ın gözaltına alınmasının 5.  
maddenin ihlalini ortaya koyduğu hakkında üpheye yer vermediğini belirtmitir. 14  
Ağustos 1993 tarihinde Cizre'de jandarmalar tarafından yakalanmıve aynı gün ırnak'a  
transfer edilmitir. Yetkililer bu tarihten sonra bavuranın oğlunun bulunduğu yer ve  
akıbeti konusunda makul bir açıklama sunamamılardır.Bavuranın iddiaları hakkında  
yetkililer tarafından yürütülen soruturmanın ne yasal süresi içinde tamamlandığı ne de  
etkili olduğu söylenebilir. Mahkeme, Muhsin Ta'ın gözaltında tutulduğu sürelerle ilgili  
bilgilerin resmi kayıtlara girilmeyii konusuna ağırlık vermitir. Doğru ve güvenilir  
bilgilerin kayıtlara geçirilmesi, keyfi olarak gözaltına alınmalara karı vazgeçilmez bir  
güvence sağlamaktadır, bu sorumluluğun yerine getirilmemesi ise özgürlüğün  
kısıtlanmasından sorumlu olanların gözaltındaki kiinin akibeti konusunda hesap  
vermekten kaçmalarına yolaçmaktadır. (bkz. Kurt/Türkiye Kararı, loc. cit, prg. 125).  
86. Mahkeme, Muhsin Ta'ın gözaltı süresinin 14 Ekim 1993 tarihinden sonra Cizre  
Cumhuriyet Savcısı tarafından iki kere onbegün süreyle uzatıldığını gözlemlemitir.  
Sözlemenin 5. maddesinin 3. paragrafına göre serbest bırakmak ve yargıç önüne  
çıkarmak için tanınan dört günlük süre sadece istisnai durumlarda aılabilir. (bkz. örn. 29  
Kasım 1988 tarihli Brogan ve Diğerleri Birleik Krallığa Karı Kararı, Dizi A, no 145-B,  
s. 33, prg. 62; 26 Mayıs 1993 tarihli Brannigan ve McBride Kararı, Dizi A, no. 258-B, s.  
49-50, prg. 43 ve 18 Aralık 1996 tarihli Aksoy/Türkiye Kararı, Kararlar 1996- IV, s.  
2282-84, prg. 76-84). 30 günlük gözaltı süresi Sözlemenin hem 5. maddesinin 3.  
paragrafına hem de 4. paragrafına aykırıdır, ayrıca bu ihlaller nedeniyle tazminat  
verilmemesi 5. maddenin 5. paragrafına aykırıdır.  
19  
87. Mahkeme, Muhsin Ta'ın 5. madde ile sağlanan güvencelerden yoksun olarak  
gözaltında tutulduğu ve bu madde ile sağlanan özgürlük ve güvenlik hakkının ihlal  
edildiği sonucuna varmıtır.  
V. SÖZLEMENĐN 13. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
88. Bavuran etkili bir iç hukuk yolundan faydalanamadığı için Sözlemenin aağıda  
ifadesini bulan 13. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmitir:  
"
Bu Sözleme'de tanınmıolan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili resmi görev yapan  
kimseler tarafından bu sıfatlarına dayanılarak yapılmıda olsa, ulusal bir makama etkili bir bavuru  
yapabilme hakkına sahiptir".  
89. Bavuran, Komisyon'un bulgularını benimseyerek oğlu ve kendisi ile ilgili iç hukuk  
yollarından faydalanamadığı konusunda ikayetçidir. Savcıların, güvenlik güçlerinin,  
Đdare Kurulu tarafından atanan soruturma memurunun ve Đdare Kurulu'nun olaylara  
yaklaım tarzına değinmitir. Bavuran, Sözlemenin 13. maddesinin gözaltında  
kaybolma iddialarına karı yetkililerin sorumlu tutulmasını gerektirdiğini belirtmektedir..  
Bu dava yetkililerin dokunulmazlıklardan faydalandıklarını ve baarısızlıkların sistematik  
ve sistemle ilgili olduğunu ortaya koymaktadır.  
90. Hükümet, gerekli bütün soruturmaların yapıldığını, ancak eldeki kanıtların  
bavuranın iddialarını kuvvetlendirmediğini teyit etmitir.  
91. Mahkeme, Sözleme'nin 13. maddesinin Sözleme hak ve özgürlüklerini daha etkili  
kılmak için ulusal düzeyde bir iç hukuk yolunun varlığını gerektirdiğini tekrarlamıtır.  
Böylece 13. madde, ulusal bir hukuk yolu hükmünün bu türdeki ikayetlerle  
ilgilenmesini ve Sözlemeci Devletlerin Sözleme ile ilgili sorumluluklarına uyum  
tarzları konusunda belli bir takdir yetkisine sahip olmalarına rağmen, uygun tazmini  
sunmasını gerekli kılmaktadır. 13. madde bağlamındaki sorumluluğun boyutu ikayet  
konusuna göre çeitlilik kazanmaktadır. 13. madde ile gerekli kılınan hukuki yol etkili  
olmalı ve uygulanması haksız bir ekilde Sorumlu Devletin yetkililerinin ihmalleri veya  
fiilleri nedeniyle engellenmemelidir. (bkz. yukarıda bahsedilen Çakıcı Kararı, loc cit, prg.  
112, ve bahsedilen diğer kararlar).  
Mahkeme, daha önceki davalarda, bir kimsenin akrabalarının sözkonusu kiinin  
yetkililerin kontrolündeyken kaybolduğunu iddia ettikleri hallerde, 13. Maddenin  
tazminat ödenmesini ve sorumluların kimliklerinin tespit edilip cezalandırılmalarını  
sağlayacak ekilde etkili ve yeterli bir soruturmanın yürütülmesini ve akrabaların  
soruturma prosedürüne etkin bir ekilde katılmalarını gerekli kıldığı eklinde karara  
varmıtır. (bkz. Kurt Kararı, loc cit, prg. 140 ve 2 Eylül 1998 tarihli Yaa/Türkiye Kararı,  
Raporlar 1998- VI, s. 2442, prg. 114).  
92. Mahkeme dava ile ilgili olaylara dönerek, bavuranın, oğlunun gözaltına alnmasının  
ardından kaybolduğu eklindeki iddiasının tartıılması gerekliliğinin üphesiz olduğunu  
saptamıtır. Ayrıca, Mahkeme, yetkililerin bavuranın oğlunun yaama hakkını koruma  
20  
altına alma sorumluluğunu yerine getirmediğini ve bir önceki paragrafta belirtildiği gibi  
etkili bir iç hukuk yolundan faydalanması gerektiğini tesbit etmitir.  
93. Yetkililerin, bavuranın oğlunun kaybolduğu iddiası hakkında soruturma açma  
yükümlülüğü vardı. Ancak 13. maddenin gerektirdiği ekilde etkili bir soruturma  
yapılmamıtır. Daha önce belirtilen sebeplerden dolayı, (bkz. 68-72. paragraflar),  
Sözlemenin 13. maddesine uygun olarak, etkili bir cezai soruturma yapıldığı  
söylenemez, bu maddenin gereklilikleri 2. maddenin yüklediği soruturma yapma  
yükümlülüğünden daha genikapsamlıdır. (bkz. yukarıda değinilen Kaya Kararı, s. 330-  
31, prg. 107). Mahkeme bu nedenle bavuranın, oğlunun kaybolması ve ölmesi ile ilgili  
olarak tazminat talebine cevap verebilecek etkili bir iç hukuk yolundan  
faydalanamadığını tespit etmitir.  
Bu nedenlerle 13. madde ihlal edilmitir.  
VI. 18. MADDENĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
94. Bavuran gözaltı ve sorgulama ile ilgili kayıtlara girilmemesinin, yetkililerin sağlanan  
ulusal güvencelere müdahale ettiğini ve Hükümet'in Sözlemenin aağıda ifadesini bulan  
18 maddesine ve hukuk kurallarına aykırı olarak gücü kötüye kullanmaktan sorumlu  
olduğunu iddia etmitir.  
"
Bu Sözlemenin hükümleri gereğince, sözü edilen hak ve özgürlüklere getirilen sınırlamalar ancak  
öngörülen amaçlar için uygulanabilir".  
95. Hükümet, bu ikayet hakkında görüsunmamı, Komisyon ise bu hükümle ilgili ihlal  
tespit etmemitir.  
96. Yukarıda sözü edilen bulgulara bağlı olarak, Mahkeme, bu ikayeti ayrıca incelemeye  
gerek görmemitir.  
VII. SÖZLEMENĐN 2. VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLALĐNĐN YETKĐLĐLERCE  
GENEL BĐR UYGULAMA HALĐNE GETĐRĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
97. Bavuran üpheli ölümlerle ilgili yetersiz soruturmaların, 2. ve 13. maddelerin  
ihlallerinin ağırlamasına neden olan etkili iç hukuk yollarının sunulmayıının  
Türkiye'de resmi olarak hogörülen genel bir uygulama olduğunu ve oğlu ile kendisinin  
bu uygulamadan dolayı mağdur olduğunu belirtmitir. Komisyonun ve Mahkemenin bu  
maddelerle ilgili ihlal tespit ettiği güneydoğu ile ilgili davalara gönderme yaparak,  
yetkililerin ciddi insan hakları ihlallerini ve iç hukuk yollarını reddettiklerini belirtmitir.  
98. Sözlemenin 2. ve 13. maddeleri ile ilgili bulguları bağlamında, Mahkeme, bu davada  
yerine getirilmediği tespit edilen gerekliliklerin, yetkililerce benimsenen uygulamanın bir  
parçası olup olmadığı konusunu incelemeye gerek olmadığına karar vermitir.  
VIII. SÖZLEMENĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
21  
99. Sözlemenin 41. maddesi aağıda verilmitir:  
"Mahkeme ibu Sözleme ve protokollarının ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözlemeci  
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete  
uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder".  
A. Zararlar  
100. Bavuran, Hükümet'in, oğlunun akıbeti, mezarının yeri hakkında bilgi vermemesi ve  
bu ekilde oğlunu istediği yere nakletmesini engellemesi halinde, oğlunun maruz kaldığı  
ihlaller nedeniyle, oğlunun varislerine verilmek üzere 40,000 Đngiliz Sterlini, 3. ve 13.  
maddelerin ihlalleri nedeniyle kendi adına 10,000 Đngiliz Sterlini, ihlallerin devam eden  
bir niteliğe sahip olması nedeniyle 50,000 Đngiliz Sterlini talep etmitir. Talep edilen  
meblağ toplam 100,000 Đngiliz Sterlinidir.  
101. Hükümet, bu taleplere karılık vermemitir.  
102. Merhum oğlu adına yapılan manevi tazminat talebi hakkında, Mahkeme, daha önce  
tazminatların merhumun hayattaki ei ve çocuklarına, ayrıca uygun görüldüğü taktirde  
bavuru sahibi ebeveynlerine veya kardelerine verildiğini belirtmitir. Mahkeme, daha  
önce, merhum kimsenin ölümünden veya kaybolmasından önce yasadıı olarak  
tutuklanmıve ikence görmüse, merhum hakkında varislerine verilmek üzere tazminata  
hükmetmekte idi. (bkz. Kurt Kararı, prg. 174-175 ve Çakıcı Kararı, prg. 130). Mahkeme,  
kaybolduktan sonra akibeti bilinmeyen Muhsin Ta'ın gözaltına alınması ve hayatının  
koruma altına alınmaması sebebiyle 2,5, ve 13. maddelerin ihlal edildiğini belirtmitir.  
Mahkeme, benzer davalarda verilen tazminatları gözönünde bulundurarak, bavurana,  
merhumun varislerine verilmek üzere, 20.000 Đngiliz Sterlininin ödeme günündeki kur  
üzerinden Türk Lirasına çevrilerek ödenmesine karar vermitir.  
103. Bavuran hakkında Mahkeme, bavuranın oğlunun akıbetinin ve nerede olduğuna  
dair yapılan aratırmada yetkililerin olaya yaklaımı nedeniyle 3. ve 13. maddelerin ihlal  
edildiğini saptamıtır. Mahkeme, bavurana tazminat verilmesi gerektiği görüündedir.  
Mahkeme, bu nedenle bavurana ödeme günündeki kur üzerinden Türk Lirasına  
çevrilmek üzere 10.000 Đngiliz Sterlini ödenmesine hükmetmitir.  
B.Yargılama Masrafları  
104. Bavuran, bavuruyu sunmak için yapılan masraf ve harcamalardan Avrupa  
Konseyi'nden alınan yasal yardım çıkartıldıktan sonra toplam 16.250 Đngiliz Sterlini  
ödenmesini talep etmitir. Bu meblağa Ankara'daki durumada Komisyon delegeleri  
huzurunda ifade vermek için yapılan masraflar da dahildir. Kürt Đnsan Hakları Projesinin  
Đngiltere'deki avukatlar ve Türkiye'deki avukatlar ve bavuran arasında sağladığı irtibat  
nedeniyle yapılan harcamalar için talep edilen 4,198 Đngiliz Sterlinine tercümeler için  
yapılan 2,742.50 Đngiliz Sterlini tutarındaki meblağ da dahildir. Türkiye'deki avukatlar  
tarafından üstlenilen iler için toplam 8,431 Đngiliz Sterlini talep edilmitir.  
105. Hükümet, yorum yapmamıtır.  
22  
106. Mahkeme, tercüme masrafları hariç, KHRP hakkında talep edilen meblağ  
konusunda ikna olmamıtır. Mahkeme, adil bazda karar vererek ve bavuran tarafından  
yapılan iddiaların detaylarına bağlı olarak, bavurana Avrupa Konseyi'nden yasal yardım  
yoluyla alınan 9,700 Fransız Frangı adli yardım çıkartılarak KDV ile birlikte 14,795  
Đngiliz Sterlini ödenmesine karar vermitir. Sözkonusu meblağ, bavuranın adil tazmin  
talebinde belirtildiği gibi, Đngiltere'deki banka hesabına yatırılacaktır.  
C. Temerrüt Faizi  
107. Mahkeme'ye sunulan bilgiye göre, bu kararın alındığı tarihte Đngiltere'de uygulanan  
yıllık basit faiz oranı % 7,5'dir.  
MAHKEME BU NEDENLERDEN DOLAYI,  
1. 1'e karı 6 oyla Muhsin Ta'ın ölümünden Hükümet sorumlu olduğu için  
Sözleme'nin 2. maddesinin ihlal edildiğine;  
2. Oybirliğiyle, sorumlu Devlet'in yetkililerinin Muhsin Ta'ın ölümü hakkında etkili bir  
soruturma yapılmadığı için, 2. maddenin ihlal edildiğine;  
3. Oybirliğiyle, Muhsin Taile ilgili olarak 3. maddenin ihlal edilmediğine;  
4. Oybirliğiyle, bavuran ile ilgili olarak 3. maddenin ihlal edildiğine,  
5. 1'e karı 6 oyla 5. maddenin 1,3,4 ve 5. paragraflarının ihlal edildiğine;  
6. 1'e karı 6 oyla 13. maddenin ihlal edildiğine;  
7. Oybirliğiyle, Sözlemenin 18. maddesi bağlamındaki ikayeti hakkında karar  
vermeye gerek olmadığına;  
8. 1'e karı 6 oyla Sorumlu Devlet'in bavurana üç ay içinde manevi tazminat olarak,  
oğlunun varislerine verilmek üzere, 20,000 Đngiliz Sterlini ödeme günündeki kur  
üzerinden Türk Lirasına çevrilerek ödemesine,  
9. 1'e karı 6 oyla Sorumlu Devlet'in bavurana üç ay içinde manevi tazminat olarak,  
10,000 Đngiliz Sterlini ödeme günündeki kur üzerinden Türk Lirasına çevrilerek  
ödemesine,  
10. 1'e karı 6 oyla Sorumlu Devlet'in bavurana üç ay içinde yargılama masrafları için  
Đngiltere'deki banka hesabına, 9700 Fransız Frangı, bu kararın verildiği tarihte  
uygulanan kur üzerinden Đngiliz Sterlinine çevrildikten sonra 14,795 Đngiliz  
Sterlininden çıkartılarak katma değer vergisi ile birlikte ödemesine,  
23  
11. Oybirliğiyle, üç aylık sürenin aılması halinde yukarıda belirtilen meblağa yıllık  
%7.5 basit faiz uygulanmasına,  
12. Oybirliğiyle, bavuranın adil tazmin taleplerinin geri kalan kısmının reddedilmesine  
karar vermitir.  
Bu karar, Mahkeme iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragrafları gereğince  
Đngilizce olarak hazırlanmıolup, 14 Kasım 2000 tarihinde tebliğ edilmitir.  
Michael O'BOYLE  
Sekreter  
Elisabeth Palm  
Bakan  
Sözlemenin 45. Maddesinin 2. Paragrafına ve Mahkeme Đç Tüzüğünün 74. Maddesinin  
2. Paragrafına uygun olarak Sn. Gölcüklü'nün kısmi muhalefet erhi bu karara  
eklenmitir.  
E. P.  
M.O'B.  
YARGIÇ GÖLCÜKLÜ'NÜN KISMĐ MUHALEFET ERHĐ  
(Çeviri)  
24  
Aağıdaki nedenlerden dolayı, kararın 1,5,6,8,9 ve 10. maddelerine katılmadığımı  
üzülerek bildirmek istiyorum.  
1. Taraflar dava ile ilgili olaylar konusunda uzlaamamılardır. Muhsin TaCizre'de  
güvenlik güçlerinin yürüttüğü bir operasyon sırasında PKK'nın bir üyesi olması sebebiyle  
tutuklanmıtır. Dizinden vurulmasının ardından gözaltına alındıktan sonra tedavi edilmek  
üzere çeitli hastanelere götürülmütür. Mağdurun babası olan bavuran, oğlunun  
gözaltında polisin sorumluluğu altında iken öldüğünü iddia etmitir. Hükümet, Muhsin  
Ta'ın PKK sığınaklarının yerini tespit etmek için Gabar Dağlarında yürütülen bir  
operasyonda güvenlik güçlerine yardım ederken kaçtığını iddia etmitir.  
Hükümet'in argümanının çürütmek için Muhsin Ta'ın dizindeki yara nedeniyle  
kaçmasının fiziksel olarak mümkün olmadığının kanıtlanması gerektiği ancak bu  
konunun ispatlanmadığı görüündeyim. Ortopedi cerrahı Dr. Can'ın raporunda aksi yönde  
bir sonuca varmasına rağmen, Komisyon "… Muhsin Ta'ın 9 Kasım 1993 tarihindeki  
(kaçtığı tarih) sağlık durumu hakkında kesin bir sonuca ulaamamıtı." Bu tarihte  
yürüyebilmesi veya normal olarak koabilmesinin mümkün olmadığı sonucuna varmıtı.  
(bkz. bu kararın 25. Paragrafı). Komisyon'un neye göre bu sonuca vardığını anlayabilmiꢀ  
değilim. Herhangi bir gerekçe belirtilmemitir. Bir spekülasyon sonucunda böyle  
farzedildiği sonucuna vardım. Bu dava ile ilgili olarak yapılan son analizlerde  
Komisyon'un olaylarla ilgili yaptığı tespitlere sadece bir takım spekülasyonlar sonucunda  
varıldığı görüündeyim (bkz. 13. ve 24. paragraflar arası).Ancak Mahkeme, Komisyon'un  
spekülatif bulgularını tasdik etmitir. (bkz kararın 52. Paragrafını müteakip paragraflar).  
Bu davada Muhsin Ta'ın gözaltında iken öldüğü kesinlik kazanmamıtır. Hükümet'in  
kusurlu olduğu düüncesiyle çoğunluk sözkonusu kiinin gözaltında öldüğü sonucuna  
varmıtır. (bkz. kararın 63. Paragrafı). Aynı paragrafta kendi düüncelerini desteklemek  
için 8 Temmuz 1999 tarihli Çakıcı /Türkiye ve 9 Mayıs 2000 tarihli Ertak/Türkiye  
Kararlarına gönderme yapmalarını aırtıcı buluyorum. Bu iki davada sözkonusu dava ile  
ortak hiçbirey yoktur; her iki davada da mağdur kiilerin ölmüolduğu tespit edilmitir,  
Muhsin Taile ilgili olayda olduğu gibi kayıp sözkonusu değildir. Gözaltında öldüğü  
eklindeki iddiayı haklı sebebe dayandırmak için, bu dava ile ilgisi olmayan Çakıcı (prg.  
85) ve Ertak (prg. 131) davalarına gönderme yapmanın anlamı yoktur.  
Benim görüüme göre, ölümün kesinlik kazanmadığı durumlarda, Mahkeme, 25 Mayıs  
1998 tarihli Kurt Kararında ve Komisyon'un Timurtadavası (bavuru no 23531/94) ile  
ilgili 29 Ekim 1998 tarihli raporunda yaptığı gibi, "mecburi kayıp" terimini kullanma  
konusunda sınırlamalıdır.  
13 Haziran 2000 tarihli TimurtaKararında Mahkeme, Kurt Kararında ortaya koyduğu  
içtihatlarından ayrıltır; bu benim onaylamadığım bir gelime idi.  
Muhsin Ta'ın kayıp bir kii olduğu düünüldüğünde 2. Maddenin bu davada  
uygulanamayacağını düünmekteyim. Mahkeme, Kurt Kararında olduğu gibi, davaya 5.  
Madde açısından bakabilirdi. Daha detaylı bir açıklama için Timurta/Türkiye  
davasındaki ortak muhalefet erhime gönderme yapıyorum.  
25  
2. 13. maddenin ihlali ile ilgili olarak, bu davada çoğunluğun yaptığı gibi 2. maddenin  
ihlal edildiği tesbit edildiğinde, bu ihlal bulgusuna olaydan sonra etkili bir soruturma  
yapılmadığı da dahil olduğu için, 13. madde bağlamında farklı bir konunun gündeme  
gelmediğini düünüyorum.  
Bu konu ile ilgili daha fazla detay için 28 Temmuz 1998 tarihli Ergi/Türkiye ve (Hüküm  
ve Karar Raporları 1998-IV) ve 10 Ekim 2000 tarihli Akkoç/Türkiye Kararındaki  
muhalefet erhlerime gönderme yapıyorum.  
3. 41. Maddenin uygulanması ile ilgili olarak, bavuran ve oğlunun varisleri için ödenen  
tazminat miktarının Türkiye'ye karı açılan benzer davalarda ödenen tazminat  
miktarından daha fazla olduğu görüündeyim. Bu konu ile ilgili olarak, Akkoç  
Kararı'ndaki muhalefet erhime ve 27 Haziran 2000 tarihli Salman/Türkiye Kararındaki  
muhalefet erhimde verdiğim örneklere gönderme yapıyorum.  
Ayrıca bavuranın güneydoğuda küçük bir köyde yaayan bir Türk vatandaı olduğu  
gözönüne alındığında belirtilen meblağın Londra'daki banka hesabına yatırılması  
gerektiği eklindeki çoğunluğun görüünü paylamıyorum. Bu konuda da Salman  
Kararındaki muhalefet erhime gönderme yapıyorum.  
26