2. Baskı altında ve adli yardım sağlanmaksızın alındığı iddia edilen ifadelerin Diyarbakır
Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından kullanılması ve Yargıtay Başsavcısı’nın yazılı
görüşünün tebliğ edilmemesi
Hükümet, başvuranın ayrıca sözkonusu şikayetlerin esasını ulusal makamlar önünde
arz etmediğini ileri sürmüştür.
AĐHM ilk olarak başvuranın, 26 Ekim ve 16 Aralık 1999 tarihlerinde ulusal makamlar
önünde polis tarafından gözetim altında tutulurken belirli belgeleri imzalamaya zorlandığını
iddia ettiğini gözlemler.
AĐHM ayrıca polis tarafından gözetim altında tutulduğu sırada başvurana adli yardım
sağlanmamasına ilişkin şikayet hususunda, devlet güvenlik mahkemelerinin yetki alanına
giren bir suçu işlemiş olmakla itham edilmesi nedeniyle başvuranın avukata erişim hakkının
3842 No’lu Kanun’un 31. maddesi bağlamında kısıtlandığını kaydeder. AĐHM ayrıca
başvuranın, kanunların doğru uygulanmadığını ileri sürmediğini belirtir. Bu nedenle AĐHM,
başvuranın polis tarafından gözaltında tutulduğu sırada avukat talep etmesinin ya da ulusal
makamlar önünde adli yardım alamamasına ilişkin müteakip şikayetinin netice vermeyeceği
kanısındadır (bkz., mutatis mutandis, Özel/Türkiye, no. 42739/98, 25. paragraf, 7 Kasım
2002).
Son olarak, başvuranın kendisine Yargıtay Başsavcısı’nın yazılı görüşünün tebliğ
edilmemesine ilişkin şikayeti hususunda AĐHM, daha önce de Hükümet’in benzer ilk
itirazlarını incelemiş ve reddetmiş olduğunu yineler (bkz., örneğin, Maçin/Türkiye (no. 2), no.
38282/02, 20. paragraf, 24 Ekim 2006).
Yukarıda kaydedilenleri göz önüne alan AĐHM, Hükümet’in ilk itirazlarını reddeder
ve başvurunun sözkonusu kısmının kabuledilebilir olduğuna karar verir.
B. Esas
Baskı altında ve adli yardım sağlanmaksızın alındığı iddia edilen ifadelerin Diyarbakır
Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından kullanılması yönündeki şikayet hususunda AĐHM, ilk
olarak dava dosyasına dayanarak, makul şüphenin ötesinde, başvuranın kötü muameleye
maruz bırakıldığı ya da polis tarafından gözaltında tutulurken ifade vermeye zorlandığı
sonucuna varılamayacağını gözlemler (karşıt karar Örs ve Diğerleri/Türkiye, no. 46213/99,
paragraflar 59-60, 20 Haziran 2006). Bu nedenle AĐHM, başvurunun bu kısmında, birinci
derece mahkemesinin adli yardım alınmaksızın polise verilen ifadeleri kullanması hususunun
incelenmesi gerektiği kanaatindedir.
AĐHM ayrıca Salduz/Türkiye kararında benzer şikayetleri incelediğini ve AĐHS’nin 6.
maddesinin 1. paragrafı ile birlikte 3. paragrafının c fıkrasının ihlal edildiğini tespit ettiğini
yineler ([BD], no. 36391/02, paragraflar 56-62, 27 Kasım 2008). AĐHM mevcut davayı
incelemiş ve yukarıda kaydedilen Salduz kararında vardığı sonuçlardan farklı bir sonuca
varmasını gerektirecek özel bir durum görmemiştir. Sonuç olarak, AĐHS’nin 6. maddesinin 1.
paragrafı ile birlikte 3. paragrafının c fıkrası ihlal edilmiştir.
Başvuranın, Başsavcı’nın yazılı görüşünün kendisine tebliğ edilmemesine ilişkin
şikayeti hususunda AĐHM, geçmişte aynı şikayeti incelediğini ve AĐHS’nin 6. maddesinin 1.
paragrafının ihlal edildiğini tespit ettiğini kaydeder (bkz, Göç/Türkiye [BD], no. 36590/97, 55.