COUNCIL  
AVRUPA  
OF E U R O P E  
KONSEYİ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
TAŞÇIGĐL – TÜRKĐYE  
(Başvuru no. 16943/03)  
KARAR  
STRAZBURG  
3 Mart 2009  
Sözkonusu karar AĐHS’nin 44/2 maddesi uyarınca kesinlik kazanacaktır. Ancak, şekle ilişkin  
değişiklik yapılabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USULĐ ĐŞLEMLER  
Davanın nedeni, Türk vatandaşı Fırat Taşçıgil’in (“başvuran”), 9 Nisan 2003 tarihinde,  
Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Korumaya Dair Sözleşme’nin (“AĐHS”) 34. maddesi  
uyarınca, Türkiye aleyhine Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne yaptığı başvurudur (başvuru  
no. 16943/03).  
Başvuran, Diyarbakır Barosu avukatlarından M. Nacak tarafından temsil edilmiştir.  
OLAYLAR  
I. DAVA OLAYLARI  
Başvuran 1981 doğumludur ve Diyarbakır’da yaşamaktadır.  
14 Mart 1999’da polis, yasadışı örgüt Hizbullah’a karşı Mardin’de bir operasyon  
düzenlemiştir. Polis, Hizbullah üyesi olduğunu iddia eden A.T.’den bilgi almalarını  
müteakiben sabaha karşı 03.00’te bir daireye baskın düzenlemiştir. Dairede yapılan arama  
sırasında, kovanları ile birlikte üç silah ve üç bilgisayar hard diski ile farklı gereçler ele  
geçirilmiştir. Bu hard disklerinden birinden elde edilen bilgilere göre, başvuran Hizbullah  
üyesiydi ve Diyarbakır’daki Kuba Camisi’nde çocuklara din dersleri vermekteydi.  
5 Haziran 1999’da Diyarbakır DGM Cumhuriyet Savcısı, DGM’ye sunmak üzere  
Mardin’de yapılan baskında ele geçirilen gereçlerin bir listesini hazırlamıştır. Sözkonusu  
gereçlere, bilgisayar hard diskleri de dahildir.  
18 Ekim 1999 tarihinde 20.30 sularında başvuran, yanında dört kişi ile birlikte  
Diyarbakır’daki Kuba Camisi’nden ayrılırken yakalanmıştır. Yakalama tutanağına göre,  
Hizbullah hakkında yapılan soruşturma kapsamında yakalanmıştır.  
19 Ekim 1999’da güvenlik güçleri, başvuranın evini aramışlardır. Üç polis memuru ve  
başvuranın babası tarafından imzalanan arama ve zapt tutanağına göre, dairede dini içerikli  
dokuz kitap ve dört kaset bulunmuştur.  
25 Ekim 1999’da başvuran, polise ifade vermiştir. Başvuran Hizbullah eylemlerine  
dahil olduğunu kabul etmiştir.  
26 Ekim 1999’da başvuran, diğer dört sanıkla birlikte, Diyarbakır’daki sağlık ocağı  
doktoru tarafından muayene edilmiştir. Doktor, başvuranın vücudunda kötü muamele izi  
tespit etmemiştir.  
Aynı gün başvuran, Cumhuriyet Savcısı ve müteakiben Diyarbakır DGM hakimi  
önüne çıkarılmış ve Hizbullah’la olan bağlantısına ilişkin sorgulanmıştır. Hizbullah üyesi  
olmadığını iddia etmiş ve sözkonusu örgüt adına din dersleri verdiğini inkar etmiştir.  
Dairesinde bulunan kitaplar hususunda bir imam hatip liseli1 olduğunu ve kitapları bir kitap  
fuarından aldığını iddia etmiştir. Başvuran, polis tarafından gözetim altında tutulduğu sırada  
gözlerinin bağlandığını ve ifadelerini içerdiği iddia edilen belgenin kendisine zorla  
imzalattırılğını ileri sürmüştür.  
1 Đmam Hatip okulları, imamları camilerde dini görevleri yerine getirmek üzere eğitme amacına hizmet  
etmektedir.  
Hakim aynı gün başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir.  
2 Kasım 1999’da Diyarbakır DGM Cumhuriyet Savcısı, eski Ceza Kanunu’nun 168.  
maddesi ve 3713 no’lu Kanun’un 5. maddesi uyarınca Hizbullah’a üye olmakla suçladığı ve  
aralarında başvuranın da bulunduğu altı kişi aleyhinde dava açmıştır.  
16 Aralık 1999’da başvuran, birinci derece mahkemesi önünde ifade vermiştir. Diğer  
sanıklardan birinin, okul arkadaşı olduğunu ve diğer kişileri tanımadığını ileri sürmüştür. Bu  
bağlamda, Hizbullah ile bağlantısı bulunmadığını belirtmiştir. Başvuran ayrıca polise verdiği  
iddia edilen ifadelerinin doğruluğuna itiraz etmiş ve baskı altında alındıklarını iddia etmiştir.  
Dua etmek için camide bulunduğunu ve oradaki çocuklara din dersleri vermediğini ileri  
sürmüştür. Başvuran son olarak dairesinde bulunduğu iddia edilen kasetlerin kendisine ait  
olmadıklarını belirtmiştir.  
Aynı gün DGM, başvuranın tahliyesine karar vermiştir.  
17 Ocak 2000’de polis, Đstanbul’da Hizbullah’a karşı operasyonlar düzenlemiştir.  
Güvenlik güçleri, üç Hizbullah liderinin yaşadığı bir daireye baskın düzenlemiştir.  
Liderlerden biri öldürülmüş ve diğer iki Hizbullah lideri yakalanmıştır. Polis ayrıca örgüt  
hakkında bilgiler içeren çok sayıda hard disk ele geçirmiştir. Bu hard disklerden birinde,  
başvurana ait özgeçmiş formu bulunmaktadır.  
19 Ekim 2000’de Diyarbakır DGM, başvuranın gıyabında tutuklama kararı vermiştir.  
21 Temmuz 2001 tarihinde 20.15’de başvuran, 19 Ekim 2000 tarihli tutuklama kararı  
uyarınca yakalanmış ve müteakiben tutuklu yargılanmasına başlanmıştır.  
8 Kasım 2001’de DGM Cumhuriyet Savcısı, davanın esasına ilişkin görüşlerini  
sunmuştur. 14 Mart 1999 ve 17 Ocak 2000 tarihli polis operasyonlarında ele geçirilen hard  
disklerden sağlanan bilgilere dayanarak başvuranın, Hizbullah’a dahil olduğunu, Kuba  
Camisi’ndeki çocuklara din dersleri verdiğini ve Hizbullah’a özgeçmiş formu verdiğini  
kaydetmiştir.  
23 Mart 2002’de başvuranın yasal temsilcisi, Cumhuriyet Savcısı’nın 8 Kasım 2001  
tarihli görüşlerine karşı başvuranın cevabını sunmuş ve inter alia Đstanbul’da ele geçirilen  
hard diskte bulunan özgeçmiş formunun, başvuranın Hizbullah’a bu bilgiyi verdiğini  
kanıtlayacak gösterge bulunmaması nedeniyle delil olarak kullanılamayacağını ileri  
sürmüştür. Avukat ayrıca, hard disklerin ne şekilde ele geçirildiğinin açık olmadığını ve  
içlerindeki bilgilerin dökümünün uzmanlarca yapılmadığını kaydetmiştir. Başvuranın polise  
verdiği ifadeleri adli makamlar önünde yinelememiş olması nedeniyle bu ifadelerin aleyhinde  
delil olarak kullanılamayacağını ileri sürmüştür.  
16 Mayıs 2002’de Diyarbakır DGM, başvuranı Hizbullah üyesi olmaktan suçlu  
bulmuş ve onu on iki yıl altı ay hapis cezasına çarptırmıştır. Mardin’de bulunan bilgisayar  
hard disklerinden birinden elde edilen bilgilere göre, başvuranın çocuklara din dersleri  
verdiğini ve Đstanbul’daki hard disklerden birinde bulunan özgeçmiş formuna göre, Aksakal  
Camisi’nde gerçekleştirilen eylemlere dahil olduğunu kaydetmiştir. Mahkeme ayrıca yine  
Hizbullah’a üye olmakla suçlanan beş kişinin, polise verdikleri ifadelerinde başvurandan  
bahsettiklerini ve başvuranın evinde Đran Đslam Cumhuriyeti kurucusu Ayatollah Khomeini  
tarafından yazılmış kitaplar bulunduğunu gözlemlemiştir. DGM son olarak başvuranın, polise  
verdiği ifadelerde, Hizbullah ile bağlantısı olduğunu kabul ettiğini kaydetmiştir.  
Aynı gün başvuran temyiz başvurusunda bulunmuştur.  
Belirsiz bir tarihte Yargıtay Savcısı, temyizin esasına ilişkin bir tebliğname sunmuştur.  
Sözkonusu görüş başvurana tebliğ edilmemiştir.  
17 Aralık 2002’de Yargıtay, Diyarbakır DGM kararını onaylamıştır.  
29 Ocak 2006’da başvuran şartlı olarak tahliye edilmiştir.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐALARI  
Başvuran, AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafı ve 3. paragrafının (c) fıkrası uyarınca  
polis tarafından göz altında tutulduğu sırada adli yardım alamadığını ve polis baskı altında  
verdiği ifadelere dayanılarak mahkum edildiğini belirtmiştir.  
Başvuran ayrıca AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafı uyarınca mahkumiyeti için  
aleyhinde kullanılan delillerin adli makamlara ivedilikle teslim edilmediğini ve bu nedenle  
güvenilirlikleri hususunda şüphe uyandırdığını ileri sürmüştür. Ayrıca aynı madde uyarınca  
hard disklerin içindeki bilgilerin dökümünün, uzmanlar tarafından değil polis tarafından  
yapıldığını kaydetmiştir.  
Başvuran son olarak aynı başlık altında Yargıtay Başsavcısı’nın, temyizin esasına  
ilişkin yazılı görüşlerinin kendisine tebliğ edilmediğinden şikayetçi olmuştur.  
A. Kabuledilebilirlik  
1. Bilgisayar hard disklerinin Diyarbakır DGM tarafından delil olarak kullanılması  
Hükümet, başvuranın AĐHS’nin 35. maddesinin 1. paragrafı bağlamında mevcut olan  
iç hukuk yollarını tüketmediğini ileri sürmüştür. Başvuranın, sözkonusu şikayetin esasını  
yerel mahkemeler önünde arz etmediğini kaydetmiştir.  
AĐHM, başvuranın hard disklere ilişkin şikayetlerini 23 Mart 2002 tarihli görüşleri ile  
ilk derece mahkemesine sunduğunu gözlemler. Bu nedenle, sözkonusu şikayeti ulusal  
makamlar önünde arz ettiği kanaatindedir.  
Ancak AĐHM, Ayçoban ve Diğerleri/Türkiye ((karar), no. 42208/02, 43491/02 ve  
43495/02, 13 Ocak 2005) davasında da benzer bir şikayeti incelediğini ve dayanaktan yoksun  
bulduğunu kaydeder. Mevcut davada, DGM’nin 14 Mart 1999 ve 17 Ocak 2000 tarihli polis  
operasyonları sırasında ele geçirilen delilleri keyfi ve makul olmayan şekilde değerlendirdiği  
sonucuna varmasına neden olacak hususlar tespit etmemiştir.  
Bu nedenle, sözkonusu şikayet dayanaktan yoksundur ve AĐHS’nin 35. maddesinin 3.  
ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmelidir.  
2. Baskı altında ve adli yardım sağlanmaksızın alındığı iddia edilen ifadelerin Diyarbakır  
Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından kullanılması ve Yargıtay Başsavcısı’nın yazılı  
görüşünün tebliğ edilmemesi  
Hükümet, başvuranın ayrıca sözkonusu şikayetlerin esasını ulusal makamlar önünde  
arz etmediğini ileri sürmüştür.  
AĐHM ilk olarak başvuranın, 26 Ekim ve 16 Aralık 1999 tarihlerinde ulusal makamlar  
önünde polis tarafından gözetim altında tutulurken belirli belgeleri imzalamaya zorlandığını  
iddia ettiğini gözlemler.  
AĐHM ayrıca polis tarafından gözetim altında tutulduğu sırada başvurana adli yardım  
sağlanmamasına ilişkin şikayet hususunda, devlet güvenlik mahkemelerinin yetki alanına  
giren bir suçu işlemiş olmakla itham edilmesi nedeniyle başvuranın avukata erişim hakkının  
3842 No’lu Kanun’un 31. maddesi bağlamında kısıtlandığını kaydeder. AĐHM ayrıca  
başvuranın, kanunların doğru uygulanmadığını ileri sürmediğini belirtir. Bu nedenle AĐHM,  
başvuranın polis tarafından gözaltında tutulduğu sırada avukat talep etmesinin ya da ulusal  
makamlar önünde adli yardım alamamasına ilişkin müteakip şikayetinin netice vermeyeceği  
kanısındadır (bkz., mutatis mutandis, Özel/Türkiye, no. 42739/98, 25. paragraf, 7 Kasım  
2002).  
Son olarak, başvuranın kendisine Yargıtay Başsavcısı’nın yazılı görüşünün tebliğ  
edilmemesine ilişkin şikayeti hususunda AĐHM, daha önce de Hükümet’in benzer ilk  
itirazlarını incelemiş ve reddetmiş olduğunu yineler (bkz., örneğin, Maçin/Türkiye (no. 2), no.  
38282/02, 20. paragraf, 24 Ekim 2006).  
Yukarıda kaydedilenleri göz önüne alan AĐHM, Hükümet’in ilk itirazlarını reddeder  
ve başvurunun sözkonusu kısmının kabuledilebilir olduğuna karar verir.  
B. Esas  
Baskı altında ve adli yardım sağlanmaksızın alındığı iddia edilen ifadelerin Diyarbakır  
Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından kullanılması yönündeki şikayet hususunda AĐHM, ilk  
olarak dava dosyasına dayanarak, makul şüphenin ötesinde, başvuranın kötü muameleye  
maruz bırakıldığı ya da polis tarafından gözaltında tutulurken ifade vermeye zorlandığı  
sonucuna varılamayacağını gözlemler (karşıt karar Örs ve Diğerleri/Türkiye, no. 46213/99,  
paragraflar 59-60, 20 Haziran 2006). Bu nedenle AĐHM, başvurunun bu kısmında, birinci  
derece mahkemesinin adli yardım alınmaksızın polise verilen ifadeleri kullanması hususunun  
incelenmesi gerektiği kanaatindedir.  
AĐHM ayrıca Salduz/Türkiye kararında benzer şikayetleri incelediğini ve AĐHS’nin 6.  
maddesinin 1. paragrafı ile birlikte 3. paragrafının c fıkrasının ihlal edildiğini tespit ettiğini  
yineler ([BD], no. 36391/02, paragraflar 56-62, 27 Kasım 2008). AĐHM mevcut davayı  
incelemiş ve yukarıda kaydedilen Salduz kararında vardığı sonuçlardan farklı bir sonuca  
varmasını gerektirecek özel bir durum görmemiştir. Sonuç olarak, AĐHS’nin 6. maddesinin 1.  
paragrafı ile birlikte 3. paragrafının c fıkrası ihlal edilmiştir.  
Başvuranın, Başsavcı’nın yazılı görüşünün kendisine tebliğ edilmemesine ilişkin  
şikayeti hususunda AĐHM, geçmişte aynı şikayeti incelediğini ve AĐHS’nin 6. maddesinin 1.  
paragrafının ihlal edildiğini tespit ettiğini kaydeder (bkz, Göç/Türkiye [BD], no. 36590/97, 55.  
paragraf, AĐHM 2002-V; Ayçoban ve Diğerleri/Türkiye, no. 42208/02, 43491/02 ve 43495/02,  
28. paragraf, 22 Aralık 2005). Mevcut davada daha önce vardığı sonuçtan farklı bir sonuca  
varmak için neden görmemektedir. Dolayısıyla, sözkonusu maddenin ihlal edildiği sonucuna  
varır.  
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
Başvuran, manevi tazminat olarak 20,000 Euro talep etmiştir. Ayrıca, maddi tazminat  
olarak 25,000 Euro ve AĐHM önünde yaptığı masraflar için 1,500 Euro talep etmiştir.  
Hükümet, başvuranın taleplerine itiraz etmiştir.  
AĐHM, başvuranın uğradığını iddia ettiği maddi zarar ve yaptığı masraflar hususunda  
taleplerini destekleyen deliller sunmadığını gözlemler ve bu nedenle, taleplerini reddeder.  
Manevi zarar hususunda, hakkaniyet temelinde, başvurana 2,000 Euro tazminat ödenmesine  
karar verir.  
AĐHM ayrıca en uygun telafi yolunun, talep etmesi halinde başvuranın AĐHS’nin 6.  
maddesinin gereklerine uygun olarak yeniden yargılanması olacağı kanaatindedir (bkz.  
Salduz, 72. paragraf).  
AĐHM son olarak gecikme faizinin, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi  
kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puanlık artış eklenerek belirlenmesi gerektiği  
kanaatindedir.  
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM, OYBĐRLĐĞĐ ĐLE  
1. Polis tarafından gözaltında tutulduğu sırada adil yardım alamaması sebebiyle başvuran  
aleyhinde başlatılan cezai takibatın adil olmadığı ve Yargıtay Başsavcısı’nın görüşlerinin  
kendisine tebliğ edilmemesi hususundaki şikayetlerin kabuledilebilir olduğuna;  
2. Başvurunun kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;  
3. Polis tarafından gözaltında tutulduğu sırada başvurana avukat yardımı sağlanmaması  
hususunda AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafı ile birlikte 3. paragrafının c fıkrasının ihlal  
edildiğine;  
4. Yargıtay Başsavcısı’nın yazılı görüşünün başvurana tebliğ edilmemesi hususunda  
AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;  
5. (a) AĐHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç  
ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden ulusal para birimine çevrilmek üzere  
Sorumlu Devlet tarafından başvurana, uygulanabilecek her tür vergi ile birlikte, manevi  
tazminat olarak 2,000 Euro (iki bin Euro) ödenmesine;  
(b)Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına  
kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan marjinal kredi kolaylığı oranının  
üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;  
6. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddedilmesine;  
KARAR VERMĐŞTĐR.  
Đşbu karar Đngilizce olarak hazırlanmış ve AĐHM Đçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragrafları gereğince 3 Mart 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.