C O N S E I L  
AVRUPA  
D E L 'E U R O P E  
KONSEYĐ  
AVRUPA KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ÜÇÜNCÜ DAĐRE (1)  
TAKIN VE DĐĞERLERĐ - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 46117/99)  
KARAR  
STRAZBURG  
10 Kasım 2004  
Mahkeme Đç Tüzüğü’nün 81. maddesi uyarınca karar 1 ubat 2005 tarihinde düzeltilmitir.  
Bu karar, AĐHS’nin 44 § 2 maddesi çerçevesinde belirlenen artlarda kesinleecektir.  
1) Heyetin 1 Kasım 2004 tarihinden önceki oluumu ile.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2004. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Takın ve diğerleri - Türkiye davasında,  
Sn. G.RESS, Bakan,  
Sn. I. CABRAL BARRETO,  
Sn. L. CAFLICH,  
Sn. R. TÜRMEN,  
Sn. B. ZUPANCIC,  
Sn. Bayan H.S. GREVE,  
Sn. K. TRAJA, Yargıçlar  
ve Daire Grefyesi V. BERGER’den oluan Đnsan Hakları Mahkemesi (üçüncü daire),  
3 Haziran ve 21 Ekim 2004 tarihlerinde yapmıoldukları müzakerelerin ardından,  
yukarıda belirtilen tarihte aağıdaki kararı kabul etmitir :  
USULĐ ĐꢀLEMLER  
1. Davanın balangıcında, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılmıolan dava (No:  
46117/99) bulunmakta ve sözkonusu Devletin on vatandaı Sefa Takın, Hasan Geni, Tahsin  
Sezer, Ali Karacaoğlu, Muhterem Doğrul, Đzzet Öçkan, Đbrahim Dağ, Ali Duran, Sezer Umeç  
ve Günseli Karacaoğlu («bavuranlar»), Đnsan Haklarını ve Temel Özgürlükleri Koruma  
Sözleme’nin 1. Davanın balangıcında, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılmıolan dava (No  
: 46117/99) bulunmakta ve söz konusu Devletin on vatandaı Sefa Takın, Hasan («AĐHS»)  
eski 25. maddesi gereğince, 25 Eylül 1998 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Komisyonu’na  
(«Komisyon») bavurmulardır.  
2. 27 Nisan 2004 tarihli mektup ile, Mahkeme Grefyesi, Đzzet Öçkan’ın 13 Ocak 2004  
tarihinde öldüğü konusunda bilgilendirmitir. Bavuranın ei bayan Aye Öçkan, davayı takip  
etme konusunda niyetli olduğunu bildirmitir.  
3. Bavuranlar, Đzmir Barosu avukatları olan M. N. Terzi, S. Özay, E. I. Günay, M.  
Özsüer, Y. Özsüer, E. Avar, N. Özkan, Đ. Arzuk, A. Okyay, U. Kalelioğlu, O.K. Cengiz, .  
ensoy, I. Toktamı, A. Tansu, O. Yıldırım ve A. Eren tarafından temsil edilmitir. Türk  
Hükümeti (“Hükümet”), Sayın Münci Özmen tarafından temsil edilmitir.  
4. Bavuranlar, altın madeni iletilmesi amacı ile verilen izinler konusunda, ilgili karar  
sürecinin AĐHS’nin 2. ve 8. maddelerine aykırılık taıdığını iddia etmiler, ayrıca AĐHS’nin 6  
§ 1 ve 13. maddelerine aykırı olarak etkili bir bavuru yolundan yararlanamadıklarını ileri  
sürmülerdir.  
5. Dava, Mahkeme’nin Birinci Dairesine havale edilmitir. (Đçtüzüğün 52. maddesi,  
paragraf 1). Bu bölümde, davayı incelemekle görevli Daire (Sözleme’nin 27. maddesi,  
paragraf 1), Đçtüzüğün 26 § 1 maddesine uygun olarak oluturulmutur.  
6. AĐHM, 1 Kasım 2001 tarihinde, Dairelerin oluumunu değitirmi, (Đçtüzüğün 25 § 1  
maddesi) dava, bu değiikliğin ardından üçüncü Daireye verilmitir (Madde 52 § 1).  
2
7. Sözkonusu Daire, 29 Ocak 2004 tarihli bir karar ile davayı kısmen kabuledilebilir  
bulmutur.  
8. Bavuranlar ve Hükümet, davanın esası hakkındaki yazılı görüleri AĐHM’ye  
sunmulardır (Đçtüzüğün 59 § 1 maddesi). Yazılı prosedür çerçevesinde müdahale etmesine  
Bakanın izin vermiolduğu Normandy Madencilik irketi de görübildirmitir (AĐHS’nin 36  
§ 2 maddesi ve Đçtüzüğün 44 § 5 maddesi gereğince). Taraflar, karı tarafın görülerini  
cevaplamılardır (Đçtüzüğün 44 § 5 maddesi).  
9. 3 Haziran 2004 tarihinde, Strazburg’da, Đnsan Hakları Mahkemesi Mahkemesi’nde  
halka açık yapılan durumada (Đçtüzüğün 59 § 3 maddesi) :  
- Hükümet için :  
Bay M. ÖZMEN,  
D. ORHON,  
ajan  
M. ÇOLAKOĞLU,  
avukatlar  
Bayan B. ARI  
D. KILISLIOĞLU,  
H. D. AKAL,  
S. AFAK,  
S: KALAY  
avukatlar  
- Bavuranlar için :  
Bay M. N. TERZĐ,  
N. ÖZKAN,  
I. ARZUK,  
S. CENGĐZ,  
U. KALELĐOĞLU,  
avukatlar  
Hazır bulunmulardır.  
AĐHM, tarafların görsel sunumunun ardından, Bay Terzi, Özmen, Orhon ve Özkan’ın  
görülerini dinlemitir.  
10. Hükümet, 3 Eylül ve 20 Ekim 2004 tarihli yazıları ile, duruma sonrasındaki  
gelimeler hakkında Mahkeme’yi bilgilendirmitir (aağıda 77 – 81 paragraflar). Hükümet,  
ayrıca 3 Eylül tarihli mektubu ile, Danıtay nezdindeki prosedürün sonuna kadar,  
Mahkeme’yi, davayı incelemeyi askıya almaya davet etmitir (aağıda paragraf 78).  
Mahkeme, 30 Eylül 2004 tarihinde bu talebi reddetmitir.  
3
OLAYLAR  
I. OLGULAR  
11. Dava, Bergama ilçesi (Đzmir) sınırları dahilinde, Ovacık’ta altın madeni iletmesi  
izninin verilmesi ile ilgilidir. Bavuranlar, Bergama ve çevre köylerinde oturan ahıslardır.  
12. 1950 doğumlu bavuran Sefa Takın Bergama Belediye Bakanı’dır. Bavuran u  
anda, Ovacık altın madenine on kilometre mesafede bulunan Dikili’de ikamet etmektedir.  
1952 doğumlu bavuran Tahsin Sezer madene 300 metre mesafede bulunan Çamköy  
köyünde ailesi ile birlikte ikamet etmektedir. Bavuran çiftçi olup çevrede toprak sahibidir.  
1950 doğumlu bavuran Ali Karacaoğlu, ailesi ile birlikte Çamköy’de ikamet  
etmektedir. Madene bitiik topraklara sahip olan bavuran bu topraklarda tütün ve zeytin  
yetitirmektedir.  
1976 doğumlu bavuran Günseli Karacaoğlu, Çamköy muhtarının (yerel seçimle)  
eidir. Bavuran, hayvancılık ve tarım ile uğramaktadır.  
1949 doğumlu bavuran Muhterem Doğrul Çamköy’de ikamet etmektedir.  
Hayvancılık ve tarım ile uğramaktadır ve ailesi ile birlikte, maden ocağına bitiik bir  
zeytinliğe sahip bulunmaktadır.  
1951 doğumlu bavuran Đbrahim Dağ Çamköy’de ikamet etmektedir. Hayvancılık ve  
tarım ile uğraır, maden yakınında ekili veya zeytin ağacı dikili topraklara sahiptir.  
1976 doğumlu bavuran Ali Duran, ailesi ile birlikte Çamköy’de ikamet etmekte,  
tarım ve hayvancılıkla uğramaktadır.  
1978 doğumlu bavuran Sezer Umaç, madene 900 metre mesafede bulunan  
Süleymanlı köyünde ikamet etmektedir. Çevrenin bozulması nedeniyle yakın tarihlerde köyü  
terk ettiğini belirtmektedir.  
13 Ocak 2004 tarihinde ölen bavuran Đzzet Öçkan’ın ei Aye Öçkan Bergama  
bölgesinde oturmaktadır ve maden yakınında araziye sahiptir.  
1968 doğumlu bavuran Hasan Geni, Süleymanlı köyünde ikamet etmektedir.  
Kendisi ofördür.  
13. Bavuranlar, Ovacık altın madeninin iletilmesi ve düzenlemesi nedeni ile  
çevrenin bozulmasından etkilendiklerini ve etkilenmenin devam ettiğini, bu etkinin patlayıcı  
madde kullanımı ile makinaların çalımasından kaynaklanan gürültüden ve nüfus  
hareketinden olduğunu belirtmektedirler.  
A. Đzinlerin tarihçesi ve çevre üzerindeki etkinin değerlendirilmesi prosedürü  
14. Sonradan Normandy Madencilik A.adını alan E. M. Eurogold Madencilik  
Anonim irketi (“irket”), 16 Ağustos 1989 tarihinde, altın aramalarını balatma iznini  
almıtır.  
4
15. Madenlerden sorumlu Bakanlığın Madenler Đdaresi ve Orman Bakanlığı, 4  
Temmuz ve 12 Ağustos 1991 tarihlerinde, irket için gerekli olan iki izni çıkarmılardır.  
16. Đzmir Bayındırlık Đꢀleri Müdürlüğü, 14 Ocak 1992 tarihinde, Ovacık altın madeni  
hakkında görüisteyen bir mektubu Çevre Bakanlığı’na göndermitir.  
17. Buna paralel olarak, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, 12 ubat 1992 tarihinde  
Ovacık altın madeni iletme müsaadesini irkete vermitir. Bu müsaade 10 yıl için geçerli  
olup altın çıkarılması için siyanürle yıkama tekniği kullanmaya olanak sağlamaktadır.  
18. irket, 22 Haziran 1992 tarihinde, kendisine tahsis edilen ormanlık sahada,  
ağaçların kısmi kesimine balamı, ormanın kalan kısmı, bir koruma eridi oluturmak için  
muhafaza edilmitir.  
19. 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 10. maddesine uygun olarak, çevre üzerindeki  
etkinin değerlendirilmesi prosedürü (aağıda paragraf 91), Çevre Bakanlığı’nın inisiyatifi ile  
balatılmıtır.  
20. 26 Ekim 1992 tarihinde, etki incelemeleri ile ilgili hazırlıklar çerçevesinde, halka  
açık bir toplantı düzenlenmi, halk bu toplantı sırasında özellikle ağaçların kesimini, patlayıcı  
ve sodyum siyanür kullanımını kınamı; ayrıca, atıkların yeraltı suları içine sızması  
konusundaki kaygılarını dile getirmitir. Atık barajı, yer sarsıntısı durumunda doğacak riskler  
ve kapanıtan sonra altın madeninin durumu hakkındaki birçok soru, toplantıda hazır bulunan  
uzmanlara sorulmutur. Özellikle bir referandumun tertip edilmesi ve gerekli önlemlerin  
alınması talep edilmitir.  
Uzmanlar, bu konu ile ilgili olarak diğer ülkelerin tecrübesini anlatmılardır. Bay  
Đpekoğlu, özellikle bu tür faaliyetlerin her zaman bir risk taıdığını ve bunları doğru yönetmek  
ve iletmek gerektiğini belirtmitir. Bay Erdem, etki ile ilgili incelemelerin hazırlanıꢀ ꢀeklini  
eletirmive yeni bir incelemenin balatılmasını istemitir.  
Belediye Bakanı Takın, Belediye Meclisi’nin söz konusu altın madenini ve çevre  
sonuçlarını uzun ekilde görüğünü açıklamıtır. Madene karı olmadığını beyan etmi,  
ancak atık barajının ve sıkı bir gözetim sisteminin tesis edilmesi için gerekli önlemlerin  
alınmasını talep etmitir. Sonuç olarak, 1938 yılındaki depremin bölgeyi vurduğunu özellikle  
vurgulamıtır.  
21. Etki incelemesi, yirmi yedi aylık bir hazırlıktan sonra Çevre Bakanlığı’na  
sunulmutur. Bakanlık, bu incelemenin sonuçlarına dayanarak, 19 Ekim 1994 tarihinde,  
Ovacık altın madenine iletme müsaadesinin verilmesini kararlatırmıtır.  
22. Diğer idari ilemlerin ve prosedürlerin tamamlanmasından ve Hükümete göre,  
ulusal ve uluslararası standartların gerektirdiği bütün önlemlerin alınmasından sonra 1997 yılı  
Kasım ayından itibaren, maden ocağı ilemeye hazır olmutur.  
B. Çevre Bakanlığı tarafından 19 Ekim 1994 tarihinde kabul edilen izin verme  
kararına karı bavuranlar tarafından yapılan iptal itirazı  
23. 8 Kasım 1994 tarihinde, bavuranların da aralarında bulunduğu Bergama ve çevre  
köyleri halkı, Çevre Bakanlığı tarafından kabul edilmiolan izin verme kararının iptal  
5
edilmesi için Đzmir Đdare Mahkemesi’ne bavuruda bulunmulardır. Değerli madenin  
çıkarılması için irket tarafından siyanür kullanılmasının tehlikeleri, özellikle su tabakasının  
kirlenmesi, mahalli bitki ve hayvan yıkımı riskleri, belirtilen gerekçeler arasında yer almıtır.  
Ayrıca, bu türden bir iletme yönteminin insan sağğı ve güvenliği için gösterdiği tehlikeyi  
belirtmilerdir.  
24. Đdari Mahkeme, 2 Temmuz 1996 tarihinde, bavuranların talebini reddetmitir.  
Mahkeme’nin değerlendirmesine göre, altın madeni çevresel etki değerlendirmesi kapsamında  
tayin edilen kriterlere uygundu ve itiraz edilen karar, çevreyi etkileyebilen projeler ile ilgili  
izin prosedürüne uygun olarak alınmıtı.  
25. Đzmir Valisi, kamu düzenini ve huzurunu korumak kaygısı ve Đdari Mahkeme’nin  
kararından sonra ortaya çıkan çok sayıda muhalif gösteriler nedeniyle, 25 Nisan 1997  
tarihinde, maden iletmesinin bir aylık süre boyunca durdurulmasını kararlatırmıtır.  
26. Bavuranların bavurduğu Danıtay, 13 Mayıs 1997 tarihinde, Mahkeme’nin  
kararını bozmutur. Kendisine sunulan muhtelif uzman raporları ve çevresel etki  
değerlendirmesi tarafından ortaya konan ekli ile sözkonusu madencilik faaliyetinin fiziki,  
ekolojik, estetik, sosyal ve kültürel etkilerini değerlendirmeye almıtır. Bu incelemelerin,  
yerel ekolojik sistem, insan sağğı ve güvenliği için sodyum siyanür kullanımının  
tehlikelerini ortaya koyduğunu belirtmi; sözkonusu maden iletme müsaadesinin hiçbir  
ekilde kamu yararına uygun olmadığı ve irketin taahhüt ettiği güvenlik önlemlerinin, bu tür  
faaliyetlerin içerdiği riskleri yok etmek için yeterli olmadığı sonucuna varmıtır.  
Danıtay kararının önemli kısımları aağıda belirtilen ekildedir :  
«Siyanür kullanımının atmosfer, yeraltı su kaynakları, hayvan ve bitki türleri üzerindeki etkileri, gürültü  
ve titreimler ile bağlantılı rahatsızlık, ve çevre düzenleme sorunları çevre üzerinde etki incelemesi ve  
uzmanlık raporları kapsamında incelenmitir. [Görülen o ki] sudan (seller) ve rüzgardan kaynaklanan  
bölge toprak erozyonunun potansiyel seviyesi, ve ormanlık arazilerin erozyon derecesi ikinci ve üçüncü  
kategoriye girer ve bazı yerlerde birinci kategoride yer alır (...). Zemin geçirgen bir özelliğe sahiptir,  
bölge yüksek riskli deprem alanında bulunmaktadır. Sözkonusu alanda yağmur, yapısı ve yaz ve bahar  
aylarındaki gücü nedeni ile sellere neden olmaktadır; seller bu mevsimlerde, toplama alanında meydana  
gelir. Bölgenin sakinleri, yeraltı suyu kullanır; sızma durumunda, zehirli atıklar suya karıabilir. Siyanür  
ile ilgili olarak ph değeri önemlidir ve bu değer yağmurdan etkilenir: ph değeri düğü zaman siyanür  
hidrojen-siyanür gazına (HCN) dönüebilir. Kaynama noktası yeterince düük bir gaz olan HCN (25,70)  
atmosfere karıma tehlikesi gösterir (...). [Ayrıca] yeraltı sularına maddelerin sızma tehlikesi yirmi ile  
elli yıllık süre boyunca devam edebilir (...). [Ve] Atmosfer veya toprak içine sızma durumunda çevre ile  
bitki ve hayvan türleri olumsuz etki gösterebilirler. [Ancak, yukarıda belirtilen incelemeler kapsamında,  
görülmektedir ki] iletmeci irketin iyi niyeti, taahhüt sözlemesinde öngörülen artlara sıkı ekilde  
riayet edilmesi, merkezi ve yerel yetkili merciler tarafından sağlanacak olan gözetim ve kontrol  
güvencesi, sözkonusu eylemin kamu yararından sonra geldiği sonucuna götürür (...).  
Yukarıda belirtilen incelemelerden çıkan sonuca göre, altın madeni iletmesinde siyanür kullanımı ve  
daha sonra ortaya çıkan diğer ağır maddelerin kullanımı çevreyi ve insan sağğını tehlikeye koyan  
potansiyel bir risk oluturur; özellikle son derece toksik bir madde olan siyanür suya, toprağa ve havaya  
karığı zaman, bütün canlılar için zararlıdır. Sonuç olarak, barajlara doğru pompalanan, siyanür ihtiva  
eden atıklar su kaynakları ve [suyun kullanıldığı] diğer alanlar içine sızabilir ve karıabilir (...) Bölgenin  
bitki ve hayvan türleri aynı ekilde tehdit altındadır. [Bundan böyle], unutmamak gerekir ki siyanür  
kullanımı insan sağğı ve çevre için büyük bir tehlike gösterir (...).  
Teknik ve hukuki sonuçlar ıığında ve yaam [ile] çevre hakkını koruma konusunda Devlete düen  
yükümlüğü dikkate alarak (...), anlamazlık konusu altın madeni iletme yöntemi, çevresel etki  
değerlendirmesinde ve bilirkii raporlarında öngörülen riskleri taıdığından ve bu risklerin  
6
gerçeklemesi durumunda, çevrenin bozulması ile insan sağğı doğrudan veya dolayı olarak  
etkileneceğinden itiraz konusu olan kararı bozmak uygun olur, (...)»  
27. Đdari Mahkeme, Danıtay kararına uyarak, 15 Ekim 1997 tarihinde, Çevre  
Bakanğı tarafından kabul edilen izin verme kararını iptal etmitir.  
28. Danıtay, 1 Nisan 1998 tarihinde, idari mahkeme kararını onamıtır.  
C. 13 Mayıs 1997 tarihli Danıtay Kararı’nın uygulanması  
29. 2577 sayılı Đdari Đꢀlem Yasası’nın («2577 sayılı Yasa») 52 § 4 maddesi gereğince,  
Danıtay’ın 13 Mayıs 1997 tarihli kararı, fiilen, Çevre Bakanlığı tarafından kabul edilen izin  
kararının uygulanmasını askıya alma sonucunu doğurmaktadır (aağıda 97. paragraf).  
30. Đzmir Barosu 26 Temmuz 1997 tarihli yazısıyla, Đzmir Valiliği’nden Danıtay  
kararının uygulanmasını izlemeye almasını ve anlamazlık konusu olan maden yatağı  
üzerinde her türlü faaliyetin durdurulmasını kararlatırmasını talep etmitir.  
31. Đzmir Valiliği, 27 Haziran 1997 tarihinde, henüz hiçbir kesin kararın alınmadığını  
ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın iletmenin devamı lehinde görübildirdiğini ifade  
etmitir.  
32. Danıtay Kararı, 20 Ekim 1997 tarihinde, Çevre Bakanlığı’na bildirilmitir.  
Bakanlık, 23 Ekim 1997 tarihinde, Danıtay kararına göre, anlamazlık konusu iletmeye  
izinlerin veriliꢀ ꢀartlarını gözden geçirmek üzere yetkili mercileri göreve davet etmitir.  
33. Bavuranlar, idari yargı kararlarının uygulamaya konmasını sağlamak üzere, 24  
Aralık 1997 tarihinde, Çevre Bakanı’na, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı’na, Orman  
Bakanı’na ve Đzmir Valisi’ne bir ihbar mektubu göndermilerdir.  
34. Bavuranlar, idari yargı kararlarının uygulanmamasından dolayı, Babakan, ilgili  
Bakanlar ve Đzmir Valisi aleyhine tazminat davası açmak üzere 6 Ocak 1998 tarihinde Ankara  
Asliye Hukuk Mahkemesi’ne bavurmulardır.  
35. 27 ubat 1998 tarihinde Đzmir Valiliği altın madeninin kapatılmasını  
kararlatırmıtır. Hükümete göre, maden Nisan 2001 tarihine kadar faaliyette bulunmamıtır.  
36. Bergama Cumhuriyet Savcısı, gerekli ön müsaade alınmadan anlamazlık konusu  
maden yatağı üzerinde siyanür kullanımı ile iletme faaliyetlerinde bulunmasından dolayı,  
iletmeci irket sorumluları aleyhine kamu davası açmıtır.  
37. Đzmir Jandarma Komutanlığı, 27 Mart 1988 tarihinde 932 gram ağırlığında altın ve  
gümükarıımı bir külçe çıkarmaya olanak sağlayan üç ton siyanür kullanımını teyit eden bir  
nakliye tutanağını mahallinde tutmutur. Sözkonusu tutanak, ayrıca, on sekiz ton siyanürün  
maden iletme sahası üzerinde depolandığını belirtmektedir.  
38. Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi, 25 Kasım 1999 tarihinde, bavuranlar  
tarafından açılan tazminat davasını reddetmitir.  
39. Yargıtay, 25 Eylül 2001 tarihinde, 25 Kasım 1999 tarihli kararı bozmuve davayı  
Đlk derece Mahkemesi’ne geri göndermitir. Yargıtay, maden yatağının iletme iznini iptal  
7
eden Danıtay kararının bildirilmiolmasına rağmen, 2577 sayılı Kanun’un 28 § 1 maddesi  
uyarınca öngörülen (aağıda paragraf 96) süre içinde siyanür yöntemi ile maden çıkarma  
faaliyetlerini önleyici nitelikte hiçbir önlem almamıolan bakanların hareketsiz kaldıklarını  
tespit etmitir.  
40. Asliye Hukuk Mahkemesi, Yargıtay kararı üzerine 16 Ekim 2002 tarihinde,  
bavuranların talebini kabul etmitir.  
41. Cezai soruturmalar ubat 2001 tarihinde terk edilmitir.  
D. Sonraki gelimeler  
42. irket, müsaade almak üzere 12 Ekim 1998, 28 Ocak ve 3 Mart 1999 tarihlerinde  
muhtelif bakanlıklara bavurmutur. irket, altın madeni iletmesinde daha iyi bir güvenlik  
sağlamak amacı ile ek önlemler almıolduğunu özellikle belirterek ve diğerleri arasında,  
Đngiliz irketi Golder Associated Ltd. tarafından hazırlanmıolan sözkonusu risk  
değerlendirme raporuna da referansta bulunmutur.  
43. Dönemin babakanı, irketin talebi konusuna doğrudan müdahale etmitir.  
Babakan tarafından bavurulan Danıtay, 5 Aralık 1999 tarihli istiare niteliğinde olan bir  
görüle, 3 Mayıs 1997 tarihli kararının altın madenlerinin iletilmesinde siyanür kullanımının  
mutlak yasaklanması olarak yorumlanamayacağını ve özel durumların dikkate alınabileceğini  
belirtmitir.  
44. Babakan, buna paralel olarak, Mart 1999 tarihinde, altın madeni iletmesinde  
siyanür kullanımının muhtemel etkisi hakkında bir rapor hazırlaması için Türkiye Bilimsel ve  
Teknik Aratırma Kurumunu («TÜBĐTAK») görevlendirmitir.  
TÜBĐTAK tarafından hazırlanan uzmanlık raporu («TÜBĐTAK Raporu») Ekim 1999  
tarihinde teslim edilmitir. Bu rapor, çevre, çevre hukuku, kimya, hidrojeoloji, jeoloji,  
jeoteknik ve sismoloji alanında uzman on bilim adamı tarafından hazırlanmıtır.  
Bu rapor, Danıtay kararında belirtilen insan sağğı ile çevreyi tehdit eden risklerin,  
«sıfır dearj» prensibine dayalı olan ve çevre ile uyumlu yüksek bir teknolojinin kullanımına  
bağlı olarak tamamen kaldırıldığı veya kabul edilebilir sınırların altına çekildiği ve ekolojik  
sistem üzerindeki etki riskinin, bilimsel kriterlere göre, kabul edilebilir seviyenin çok altında  
kaldığı sonucuna varmıtır.  
1. Babakan’ın ve Çevre Bakanı’nın görüleri ve itirazlar  
45. Babakan, 5 Ocak 2000 tarihinde, TÜBĐTAK raporunu Çevre Bakanlığı’na  
sunmuve sözkonusu altın madeni iletmesi hakkında görübildirilmesini talep etmitir.  
46. Çevre Bakanlığı, 31 Ocak 2000 tarihinde, raporun sonuçları ıığında iletme  
lehinde görübildirmitir.  
47. Babakanlık Müstearlığı, 5 Nisan 2000 tarihinde, maden iletmesine hasredilmiꢀ  
bir rapor hazırlatmıtır. Bu raporda, irket tarafından alınan ek önlemler, TÜBĐTAK  
raporunun vardığı sonuçlar, Çevre Bakanlığı tarafından sunulan olumlu görüve böyle bir  
8
yatırımın ekonomik önemini vurgulayan Cumhurbakanlığı Genel Sekreterliği’nin görüü  
ıığında bu iletmeye izin vermenin uygun olacağı sonucuna varılmıtır.  
48. Đzmir Birinci Đdare Mahkemesi, 1 Haziran 2001 tarihinde, Babakanlık  
Müstearlığı tarafından hazırlanan 5 Nisan 2000 tarihli rapora karı, aralarında Sefa Takın’ın  
da bulunduğu Bergama halkından on sekiz kii tarafından iptal istemiyle yapılan itiraz  
sonunda bir karara varmıtır. Sözkonusu Mahkeme, gerekli izinlerin verilmesine olanak  
sağlayarak bir idari ilem oluturan bu raporun iptaline karar vermitir. Mahkemenin  
değerlendirmesine göre, iletmeci irket tarafından alınan önlemlere rağmen, sözkonusu  
“risklerin ve tehditlerin” adıgeçen altın madeninde sodyum siyanürünün kullanımından  
kaynaklandığı ve yeni önlemlerin uygulanmaya konması ile bu risklerin önlenebileceği  
sonucuna varmanın mümkün olmadığı kesin yargı kararları tarafından ortaya konmutur.  
Ayrıca, ağır madde veya siyanür birikimi ile bağlantılı riskin yirmi ile elli yıl boyunca  
sürebileceği ve çevredeki bölge sakinlerinin haklarını ihlal edici nitelikte olduğu tespit  
edilmitir. Bu noktada, itiraz konusu olan ilemin kesinlemibir yargı kararını saptırdığı ve  
Hukuk Devleti prensibi ile uyumadığı sonucu çıkmaktadır.  
49. Danıtay, 26 Temmuz 2001 tarihinde, Babakan’ın talebi üzerine, 5 Nisan 2000  
tarihli raporun yürütülebilir bir ilemi oluturmağını ve idari yargı önünde itiraz konusu  
niteliğinde olmadığını dikkate alarak 1 Haziran 2001 tarihli kararın yürütülmesini durdurmayı  
kararlatırmıtır. Ayrıca, sadece ilgili bakanlıkların, yani Çevre, Đçileri, Sağlık, Bayındırlık,  
Enerji ve Tabii Kaynaklar ve Orman Bakanlıklarının bu konuda yetkili olduğu  
değerlendirmesini yapmıtır.  
50. 14 ubat 2001 tarihinde, Đzmir 4. Đdare Mahkemesi, Bergama’da yerleik 14  
kiinin açmıolduğu iptal davasında, Çevre Bakanlığı’nın sözkonusu altın madeninin  
iletilmesini sağlayıcı nitelikte hazırlamıolduğu hiçbir çevre etkisel değerlendirme  
raporunun varolmadığını saptamı, sonuç itibariyle esasa ilikin bir inceleme yapmaksızın  
dava konusu tekil edebilecek nitelikte bir icrai ve idari ilemin bulunmadığı gerekçesiyle  
bavuranların bavurusunu reddetmitir. Danıtay, Mahkeme’nin bu kararını 26.09.2001  
tarihili kararı ile onamıtır.  
51. Đzmir Birinci Đdare Mahkemesi, 28 Mart 2003 tarihinde, Bergama’da oturan Bayan  
Lemke tarafından yapılan bavuru üzerine 5 Nisan 2000 tarihli raporun iptalini  
kararlatırmıtır.  
52. Uyumazlık davaları, idari yargı önünde devam etmektedir.  
2. Orman Bakanlığı tarafından iletme müsaadesinin uzatılması ve uyumazlık davaları  
53. Orman Genel Müdürlüğü, 6 Ekim 2000 tarihinde, TÜBĐTAK raporuna dayalı  
olarak, iletmeci irkete verilen iznin uzatılması ile ilgili bir karar almıtır.  
54. Đzmir Dördüncü Đdare Mahkemesi, balangıçta, 21 Kasım 2001 tarihli kararı ile,  
Orman Genel Müdürlüğü kararının yürütmesinin durdurulmasını amaçlayan bir talebi  
reddetmitir.  
55. «Yine 23 Ocak 2002’de Đzmir Birinci Đdare Mahkemesi, Bayan Lemke’nin  
bavurusu üzerine, böyle bir müsaadenin yasaya uygun olmadığı ve kararın ifa  
9
edilmesinin tazmin edilemez bir zarara yol açacağı gerekçesiyle 6 Ekim 2000 tarihli  
kararın durdurulmasına karar vermitir.  
56. Bu karar Đzmir Bölge Đdare Mahkemesi tarafından 20 Mart 2002 tarihinde  
onantır.  
57. 7 Haziran 2002’de Đzmir Bölge Đdare Mahkemesi 4. Dairesi, on sekiz  
Bergamalının 6 Ekim 2000 tarihli kararın iptali istemiyle yapmıoldukları bavuruyu, 12  
ubat 1992 tarihinde verilen iletme izninin on yıl süreyle geçerli olduğu gerekçesine dayalı  
olarak reddetmitir.  
58. 27 Mars 2003 tarihinde Danıtay 7 Haziran 2002 tarihli kararı onamıtır.  
59. Aynı anda, Orman Genel Müdürlüğü, 3 Mayıs 2002 tarihinde, altın madeni  
yakınında bir güvenlik eridi tesis edilmesi, yolların yapımı, bir sondaj sahası ile atık  
barajının yapımı için gerekli müsaadeyi vermitir.»  
60. Bayan Lemke’nin müracaatı üzerine inceleme yapan Đzmir Üçüncü Đdare  
Mahkemesi, 13 Kasım 2003 tarihinde, Orman Genel Müdürlüğü’nün 3 Mayıs 2003 tarihli  
kararının yürütülmesinin durdurulması talebini reddetmitir. Bu karar, 24 Aralık 2003  
tarihinde, Đzmir Bölge Đdare Mahkemesince onaylanmıtır.  
61. Uyumazlık davaları, idari yargı önünde devam etmektedir.  
3. Sağlık Bakanlığı tarafından verilen geçici iletme izni ve uyumazlık davaları  
62. Sağlık Bakanlığı, 22 Aralık 2000 tarihinde, bir yıl süreli deneme amaçlı siyanür  
kullanılarak maden yatağı iletmesinin devamına olanak sağlayan bir kararı kabul etmi, bu  
izin, Đzmir Valiliği tarafından, 24 Ocak 2001 tarihinde iletmeci irkete iletilmitir.  
2 ubat 2001 tarihinde, bir gözetme ve kontrol komitesi Đzmir Valiliği bünyesinde  
kurulmuve 13 Nisan 2001 tarihinde, irket madencilik faaliyetlerine balamıtır.  
63. Bergama’da oturan birkaç kii (Bayan Genç ve diğerleri) tarafından yapılan iptal  
davası, 24 Mayıs 2001 tarihinde, dava konusu olan kararın bir uygulama akdi tekil etmediği  
gerekçesi ile, Đzmir Üçüncü Đdare Mahkemesi tarafından reddedilmitir.  
64. Danıtay, 24 Mayıs 2001 tarihli Mahkeme kararını 24 Haziran 2002 tarihinde  
bozmutur.  
65. Đzmir Đdare Mahkemesi, Đzmir Barosu’nun müracaatı üzerine, 10 Ocak 2002 tarihli  
kararı ile, böyle bir iznin hukuk devleti ile bağdamadığını dikkate alarak, Sağlık Bakanlığı  
tarafından verilen geçici iznin yürütülmesini durdurmayı kararlatırmıtır.  
66. Bu karar, 20 Mart 2002 tarihinde Đzmir Bölge Đdare Mahkemesi tarafından  
onantır.  
67. Đdare Mahkemesi, 3 Aralık 2002 tarihinde, bu karara karı Đzmir Barosu tarafından  
yapılan itirazı yetkisizlik nedeni ile reddetmitir. Danıtay, 12 Kasım 2003 tarihinde, bu kararı  
onamıtır.  
10  
68. Çevre ve Orman Bakanlığı, 12 ubat 2004 tarihinde, «kimyasal arıtma birimi ve  
atık çamur depolaması» ile ilgili izni üç yıllık bir süre için uzatmıtır.  
69. Đzmir Üçüncü Đdare Mahkemesi, 27 Mayıs 2004 tarihli karar ile, 22 Aralık 2000  
tarihinde Sağlık Bakanlığı tarafından verilmiolan geçici iletme iznini (deneme izni) iptal  
etmitir. Mahkeme, özellikle, 15 Ekim 1997 tarihli kararda belirtilen risklerin, bir deprem  
kuağında bulunan bölgenin özellikleri ve iklim artları kadar sözkonusu altın madeninde  
sodyum siyanür kullanımı ile bağlantılı olduğunu da dikkate almıtır. Mahkeme, bu risklerin  
ve tehditlerin, aynı yıkama tekniğine dayalı ek önlemler ile her zaman sıfıra indirilemediği  
değerlendirmesinde bulunmutur. Mahkeme, diğer yandan, sözkonusu idari ilemin,  
yargılama sonucunda güç kazanmıbir adalet kararını değitirmeyi amaçlamasından dolayı,  
itiraz edilen iznin verilii ile hukuk Devleti prensibi arasında uygunluk bulunmadığı sonucuna  
varmıtır.  
70. Uyumazlık davaları idari yargı önünde devam etmektedir.  
4. Çevre Bakanlığı tarafından verilen müsaade ve uyumazlık davaları  
71. Çevre Bakanlığı, 13 Ocak 2001 tarihinde, «kimyasal arıtma birimi ve atık çamuru  
depolaması» için üç yıllık geçerliliğe sahip bir izin vermitir. Ayrıca, 16 ubat 2001 tarihinde,  
iletmeci irket tarafından altmıton sodyum siyanür ithalatına izin vermitir.  
72. Đzmir Üçüncü Đdare Mahkemesi, 24 Mayıs 2002 tarihinde, irket lehine geçici  
iletme izni verilmesine karı, Bergama’da ikamet eden on dört kii tarafından yapılan iptal  
bavurusunu reddetmi, yürütülebilecek idari bir ilem olmadığı sonucuna varmıtır.  
73. Đzmir Đdare Mahkemesi, 10 ve 23 Ocak 2002 tarihlerinde, geçici izin verilmesinin  
iptali amacı ile Đzmir Barosu ve bir bölge sakini tarafından yapılan iki bavuru almı,  
kesinleen 13 Mayıs 1997 tarihli Danıtay kararında belirtilen görüleri dikkate alarak,  
sözkonusu iznin yürütülmesini durdurma kararı almıtır.  
74. Uyumazlık davaları, idari yargı önünde devam etmektedir.  
5. Bakanlar Kurulu’nun kararı  
75. Bakanlar Kurulu, 29 Mart 2002 tarihinde, Bergama (Đzmir) ilçesi sınırları dahilinde  
Ovacık ve Çamköy civarında bulunan ve Normandy Madencilik A.. irketine ait altın  
madeninin faaliyetlerine devam edebileceğine ilikin «bir prensip kararı» almıtır. Bu karar,  
kamuya açıklanmamıtır. Hükümet, Mahkeme’nin talebi üzerine, aağıdaki bu karar metnini  
Mahkeme’ye bildirmitir :  
«u ana kadar yapılan etütlere göre, Bergama ilçesi (Đzmir) sınırları dahilinde, Ovacık ve Çamköy  
civarında bulunan altın madeninin, 24 ton altın ve 24 ton gümürezervleri ihtiva eden, 362 kii için  
istihdam sağlayan ve ülkemize, 280 milyonu doğrudan doğru olmak üzere 1200 milyon amerikan doları  
(USD) düzeyinde katma değer sağlayacak nitelikte bir iletme olduğu ortaya konmutur.  
Ayrıca, bu yatırımla ilgili kararın, altı baka altın madeninin daha yolunu açacak olması nedeni ile belli  
bir önem taıdığı da ortaya konmutur. Toplam 200 milyon USD maliyete sahip aramalar sayesinde  
kefedilmiolan bu madenler, 500 milyon USD tutarında bir yatırım ile 1450 iistihdamı yaratacak ve  
ekonomiye, 2,5 milyar USD tutarında doğrudan ve 10 milyar USD tutarında dolaylı katkı sağlayacaktır.  
11  
Öte yandan, konunun uzmanlarına göre, ülkemizde, 6500 tondan fazla altın potansiyeli mevcuttur ve bu  
potansiyel, 300 milyar tutarında katma değere sahip 70 milyar USD parasal değeri temsil eder.  
Türkiye Bilimsel ve Teknik Aratırmalar Kurumu tarafından görevlendirilen on bilim adamı tarafından  
hazırlanan ve 1999 Ekim ayında teslim edilen rapora göre, «insan sağğını ve çevreyi tehdit etmesinden  
üphelenilen riskler ortadan kaldırılmıveya kabul edilebilir nitelikteki değerlerin çok altındaki değerler  
seviyesine çekilmitir.»  
Zaten, Sağlık Bakanlığı tarafından müsaade edilen deneme sırasında gerçekletirilen kontrol sonuçları  
referans değerlerinin altında olduğundan, hiçbir negatif veri tespit edilememitir.  
Dünya kamuoyuna ilk defa sürdürülebilir kalkınma projesi tavsiyesinde bulunan BirlemiMilletler  
Evrensel Gelime ve Çevre Komisyonuna ait raporu (1987) «Kimyasal Maddeler» balıklı bölümü,  
dünya ticaretinin % 10’unu kimyasal maddelerin oluturduğunu, mevcut olan 70 ila 80 000 çeit  
kimyasal maddenin % 80’i için zehirlilik verilerinin bulunmadığını göstermektedir.  
unu kaydetmek gerekir ki siyanür maddesinin zehirlilik verileri bilinmektedir ve yüz yılı akın bir  
süreden beri gelimekte olan siyanürle yıkama tekniği bugün teknolojinin en ileri noktasında  
bulunmakta ve gerekli önlemlerin alınması artı ile insan sağğına zarar vermeden uygulanmaya  
konmaktadır.  
Bergama/Ovacık altın madeni ile ilgili on iki yıldan beri kaydedilen gelimeler incelendiği zaman, 1991  
tarihli çevresel etki değerlendirmesinde belirtildiği ekilde, arıtmasız, sadece sıkıtırılmıkil üzerine  
bırakılan ve atık havuzunda doğal ayrııma tabi tutulan siyanürle yıkama tekniğinin terk edildiği ve  
onun yerine, tabanı, kil ve yüksek yoğunlukta polietilen jeomembran kaplı atık havuzu, bir siyanür  
arıtma birimi, bir ağır metal arıtma (duraylama), bir gözlem kuyusu ve muhtelif ölçü aletleri ile  
donanımlı ileri teknoloji tekniğinin konduğu not edilmelidir.  
Yukarıda belirtilen nedenlerden dolayı ve ülke ekonomisine katkısı dikkate alınarak, Bergama kazası  
(Đzmir) sınırları dahilinde Ovacık ve Çamköy civarında bulunan ve IR3549 sayılı 12 Nisan 1992 tarihli  
ruhsat altında Normandy Madencilik A.. tarafından iletilen altın ve gümümadenleri çıkarma  
tesislerinin faaliyetlerini sürdürmesi uygun görülmütür.»  
76. Danıtay Sekizinci Dairesi, 30 Temmuz 2002 tarihinde, 29 Mart 2002 tarihli  
Bakanlar Kurulu kararının usul yönünden iptalini amaçlayan ve Đzmir Barosu tarafından  
yapılan iptal müracaatını kabul edilmez bulmutur.  
77. Danıtay Genel Kurulu, 7 Mart 2004 tarihinde, 30 Temmuz 2002 tarihli kararı  
bozmutur. Danıtay Genel Kurulu, söz konusu altın madeni faaliyetlerinin tekrar balatılması  
ile ilgili ilemlerin bu karara dayandırılmıolmasına rağmen itiraz konusu olan Bakanlar  
Kurulu kararının Resmi Gazete’de yayınlanmamıolduğunu ve kararın kamuya  
açıklanmadığını özellikle dikkate almıtır. Danıtay Genel Kurulu, itiraz konusu kararın bir  
kopyasını edinmek için davacı tarafın karılağı imkansızlık karısında, idari yargı  
merciinin, etkili bir hukuki bavurunun yapılmasını sağlamak üzere bu sureti elde etmesi  
gerektiğini değerlendirmeye almıtır.  
78. Danıtay Altıncı Dairesi, 23 Haziran 2004 tarihinde, Bakanlar Kurulu kararının  
yürütülmesinin durdurulmasını kararlatırmıtır. Sözkonusu karar özellikle u hususu  
belirtmektedir:  
«Çevre Bakanlığı onayının mahkeme kararı ile iptal edilmesinden sonra, bu Bakanlığın, iletmeci  
irketin, sözkonusu faaliyetinin yukarıdaki mahkeme kararlarında belirtilen olumsuz etkilerini  
azaltmaya veya yok etmeye yönelik önlemleri aldığını göstermek zorunda olduğu yeni bir çevresel  
etki incelemesi ile ilgili bir ilemi benimsemediği ortaya çıkmıtır (…). Altın madeninin iletilmesine  
izin veren Bakanlar Kurulu’nun kararı yasal değildir, çünkü çevresel etki değerlendirmesine dayanan  
izin verilmesi kararı yargı tarafından iptal edilmiti ve Çevre Kanunu ve ilgili yönetmelik gereği  
olarak baka hiçbir ilem benimsenmemiti (…)»  
12  
79. Bakanlar Kurulu kararının iptali ile ilgili müracaat u anda Danıtay önünde  
bulunmaktadır.  
80. Đzmir Valiliği, 23 Haziran 2004 tarihli karara dayanarak, 18 Ağustos 2004  
tarihinde maden iletmesinin durdurulmasını kararlatırmıtır.  
81. Çevre ve Orman Bakanlığı, 27 Ağustos 2004 tarihli bir yazı ile, irket tarafından  
sunulan nihai etki incelemesi konusunda olumlu görüverdiğini Normandy Madencilik A..  
irketine bildirmitir.  
E. Müdahil üçüncü taraf  
82. Normandy Madencilik irketi, 1994, 1996 ve Kasım 1997 tarihlerinde gerekli  
müsaadeleri aldıktan sonra altın madeninin iletmeye hazır olduğunu bildirmektedir. Đꢀletme,  
20 ila 23 ubat 1998 tarihleri arasında tecrübe sıfatıyla devreye konulmutur. Bu faaliyetler,  
tesislerin iyi ileyiini kontrol etmeye yönelik olup ticari amaçlı bir üretimi  
amaçlamamaktadır. Bu tecrübe dönemi boyunca, maden ocağının günlük iletme kapasitesi  
1000 ton olduğu halde, 150 ton maden cevheri iletilmive 0,932 kg. altın alınmıtır.  
83. Đzmir Valiliği, 19 ubat 1998 tarihinde tecrübe niteliğindeki üretim konusunda  
bilgi vermi, 27 ubat 1998 tarihinde madenin kapatılmasını kararlatırmıtır (Yukarıda 35.  
paragraf). Diğer yandan, Valilik, irkete ve sorumlularına karı cezai takibat balatmı, bu  
takibatlar ubat 2001 tarihinde bırakılmıtır.  
84. Toplama havuzunda siyanürün konsantrasyon oranı 27 ubat 1998 tarihine kadar  
ölçültür. Bu ölçümler, konsantrasyon oranının net bir ekilde, kabul edilen uluslararası  
oranlardan düük olduğunu kanıtlamıtır. Ayrıca toplama havuzundan çevreye hiçbir atık  
boaltımı yapılmamıtır.  
85. irket, iptal davaları hakkında idari yargı mercilerinin kararının ardından, altın  
madeninde hiçbir faaliyetin yürütülmediğini belirtmektedir. Daha sonra, yargı kararları  
tarafından tespit edilen gereklere uyulması için, uluslararası standartları aan yeni sert  
önlemler alınmıtır.  
Ayrıca, toplama havuzu ve sodyum siyanür kullanımı ile bağlantılı riskler ile ilgili iki  
rapor hazırlanmıve bu raporlar, sözkonusu risklerin ihmal edilebilir olduğu sonucunu ifade  
etmitir.  
86. irket, 1999 yılında, risklerin değerlendirilmesi ile ilgili raporlara dayanarak,  
sözkonusu altın madeninin iletilmesi için yeni bir izin talebinde bulunmutur.  
87. irket, Babakan’ın talebi üzerine hazırlanan TÜBĐTAK raporundan sonra, gerekli  
izinleri almıve 2001 Nisan ayında altın madenini iletmeye balamıtır. Đꢀletme bugün de  
faaliyettedir.  
88. Maden faaliyetlerinin balamasından sonra, risklerini veya çalıma artlarını  
değerlendirmeye olanak sağlayan birçok etüt gerek Golder Associates Ltd.’de, gerekse Đzmir  
Valiliği nezdinde oluturulan bir gözetim ve kontrol komitesi ve ilgili bakanlıklar tarafından  
gerçekletirilmitir.  
13  
89. Ayrıca, irket, her ay «Ovacık altın madeni aylık çevre raporu» balıklı bir raporu  
halka, sivil toplum örgütlerine, kurumlara ve üniversitelere dağıtmıtır.  
II. ĐLGĐLĐ ĐÇ HUKUK  
A. Đç Hukuk  
1. Anayasa  
90. Anayasa’nın 56’ncı maddesi öyle demektedir :  
“Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaama hakkına sahiptir. Çevreyi gelitirmek, çevre sağğını  
korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaların ödevidir. (…)Devlet, bu görevini kamu ve  
özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak, onları denetleyerek yerine getirir”.  
2. Çevre Kanunu  
91. 11 Ağustos 1983 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun  
10. maddesi u hükmü içermektedir :  
“Gerçekletirmeyi planladıkları faaliyetleri sonucu çevre sorunlarına yol açabilecek kurum, kuruluve  
iletmeler bir "Çevresel Etki Değerlendirme Raporu” hazırlarlar. Bu raporda çevreye yapılabilecek tüm  
etkiler göz önünde bulundurularak çevre kirlenmesine sebep olabilecek atık ve artıkların ne ekilde  
zararsız hale getirilebileceği ve bu hususta alınacak önlemler belirtilir. Bu raporun hangi tip projelerde  
isteneceği, ihtiva edeceği hususlar ve hangi makamca onaylanacağına dair esaslar yönetmelikle  
belirlenir”.  
92. 2872 sayılı Yasa’nın 28. maddesi aağıdaki gibidir :  
“ Çevreyi kirletenler ve çevreye zarar verenler sebep oldukları kirlenme ve bozulmadan doğan zararlardan  
dolayı kusur artı aranmaksızın sorumludurlar.  
Kirletenin, meydana gelen zararlardan ötürü genel hükümlere göre de tazminat sorumluluğu saklıdır”.  
93. 2577 sayılı Đdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 13. maddesine göre Đdare’nin  
herhangi bir eyleminden kaynaklanan bir zarara uğrayanlar, bu eylem tarihinden itibaren bir  
yıl içinde Đdareden bu zararlarını talep etmek durumundadırlar. Bu taleplerin kısmen veya  
tamamen reddi ya da 60 günlük bir süre içinde bu talebe cevap verilmemesi halinde, zarar  
görenler idari yargıya bavurabilirler.  
Ayrıca Borçlar Kanunu hükümlerine göre, hukuka aykırı ve yasadıı ilemler nedeniyle  
zarara uğrayan kiiler, ister maddi(41.-46.maddeler) ister manevi (47.madde) nitelikte olsun,  
bu zararlarının tazminini talep etme hakkına sahiptirler. Adli mahkemeler bu konuda ilgiliyi  
suçlayıcı nitelikteki diğer yargı kararlarıyla bağlı değildirler.  
Yine Devlet memurları hakkındaki 657 sayılı Yasa’nın 13. maddesine göre, kamu  
hukukuna ilikin bir faaliyetin yürütülmesi sırasında üçüncü kiilerin bir zarara uğraması  
halinde, doğrudan bu zarara yol açan kamu görevlileri aleyhine değil, ancak Kamu Otoritesi  
14  
aleyhine tazminat talebinde bulunulabilir. (Anayasa’nın 129 § 5 maddesi ve Borçlar  
Kanununun 55. ve 100.maddeleri). Ancak bu her zaman ve her durumda mutlak geçerli bir  
kural değildir. ayet idari tasarruftaki hukuka aykırılık, tasarrufun idari özelliğini  
kaybettirecek derecede ağır ise adli (özel hukuk) mahkemeler, üçüncü kiiler tarafından  
doğrudan bu tür ilemleri gerçekletiren kamu görevlilerine karı açılan tazminat davalarına  
bakabilirler (borçlar kanunu’nun 50. maddesi).  
94. Çevre Bakanlığı, 7 ubat 1993 tarihinde Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED)  
Yönetmeliğini kabul etmitir. Bu yönetmelik 27 Aralık 1997 tarihli ikinci bir yönetmelik ile  
değitirilmitir. Daha sonra 6 Haziran 2002 tarihli Resmi Gazete’de yeni bir Yönetmelik daha  
yayımlanmıtır. Bugün ise, 16 Aralık 2003 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan ÇED  
Yönetmeliği yürürlüktedir.  
Bu son Yönetmeliğin 7. maddesi ile ek düzenlemelerine göre, madencilik  
faaliyetlerinin yürütüldüğü arazilerin yüzölçümünün 25 hektarı ağı durumlarda ÇED  
zorunludur. ÇED hazırlığı konusundaki prosedür, proje sahibinin Çevre Bakanlığı’na yapmıꢀ  
olduğu bavuru ile balar. Bavuru sonucunda konuyla ilgili çeitli uzmanlar ile kamu  
kurulularının yetkili uzmanları ve proje sahibinin temsilcilerinden oluan bir Đnceleme  
Komisyonu oluturulur (madde 8). Bu komisyon kamunun karara katılım usulü ve sürecini  
belirler (madde 9). Ardından en geç bir yıl içinde hazırlanacak olan ÇED raporunun özel  
içeriğini ve çerçevesini çizer (madde 10). Bu ekilde gerçekletirilen rapor halka açıktır ve bu  
rapor ayrıca Komisyon tarafından da incelenir ve ayet Komisyon raporda çeitli eksiklikler  
belirlerse yeni ve ek inceleme ve etütler isteyebilir (madde 12). Nihayet Çevre Bakanlığı  
kendisine sunulan rapordaki bilgileri dikkate alarak faaliyete müsaade verilmesi veya  
faaliyetin çevresel etkilerinin olumsuz olduğu yönünde karar alır. Đlgili Valilik, Çevre  
Bakanğı’nın bu konudaki kararını en uygun duyuru araçları ile kamunun bilgisine sunar.  
Projesi reddedilen bavuranlar Bakanlığın olumsuz görüü akabinde bu görüteki koulların  
değimesi halinde yeni bir proje ile yeni bir talepte bulunabilir (madde 14).  
Ayrıca belirtmek gerekir ki, Bakanlığın kararının içeriği ve sonucu ne olursa olsun, bu  
karar idari yargı mercileri önünde iptal davası konusu edilebilir.  
Yönetmeliğin 6.maddesi u hükmü içermektedir:  
“Bu yönetmelik çerçevesinde bir proje gerçekletirmeyi öngören gerçek ve tüzel kiiler, çevresel etki  
değerlendirmesine tabi olan projeler bakımından bir ÇED raporu hazırlayıp, yetkili mercilere  
sunmalıdırlar ve alınan karar gereğince hareket etmelidirler (…). Bu yönetmeliğe tabi projeler  
bakımından olumlu bir karar alınmadığı takdirde, bu projelere hiçbir onay veya izin verilemez, hiçbir  
inaat faaliyetine ruhsat verilemez ve bu projeyle ilgili yatırıma balanamaz”.  
3. Yargı kararlarının Đdare tarafından yerine getirilmesi  
95. Anayasa’nın 138 § 4 maddesine göre:  
“Yasama ve Yürütme organları ile Đdare yargı kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve Đdare,  
mahkeme kararlarını hiçbir biçimde değitiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.”  
96. 2577 sayılı Đdari Yargılama Usulü Yasası’nın 28. maddesi öyledir:  
15  
“1. Danıtay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin  
durdurulmasına ilikin kararlarının icaplarına göre idare, gecikmeksizin ilem tesis etmeye veya  
eylemde bulunmaya mecburdur. Bu süre hiçbir ekilde kararın idareye tebliğinden balayarak otuz günü  
geçemez. Ancak, haciz veya ihtiyati haciz uygulamaları ile ilgili vergi davalarında vergi  
mahkemelerince verilen kararlar hakkında, bu kararların kesinlemesinden sonra idarece ilem tesis  
edilir.  
3. Danıtay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemeleri kararlarına göre ilem tesis  
edilmeyen veya eylemde bulunulmayan hallerde idare aleyhine Danıtay ve ilgili idari mahkemede  
maddi ve manevi tazminat davası açılabilir.  
4. Mahkeme kararlarının otuz gün içinde kamu görevlilerince kasten yerine getirilmemesi halinde ilgili,  
idare aleyhine dava açabileceği gibi, kararı yerine getirmeyen kamu görevlisi aleyhine de tazminat  
davası açılabilir.”  
97. 2577 sayılı Kanun’un 52 § 4 maddesi u hükmü içermektedir:  
“Kararın bozulması, kararın yürütülmesini kendiliğinden durdurur.”  
B. Çevre Hukukuna Đlikin Uluslararası Belgeler  
98. Çevre konusunda Brezilya’nın Rio de Janerio kentinde düzenlenen Birlemiꢀ  
Milletler Konferansı sonucunda kabul edilen Rio Bildirgesinde (A/CONF.151/26 – Cilt 1)  
çevre konusunda Devletlerin hukuki sorumluluğu kavramı gelitirilmitir. Bu bildirgenin 10  
numaralı prensibi u hükmü içermektedir :  
“Çevre sorunlarını ele almanın en iyi ekli ve uygun olan çözüm konuyla ilgili her aamada ilgili bütün  
vatandaların kararlara katılımını sağlamaktır. Ulusal düzeyde, her kii, tehlikeli faaliyet ve maddeler  
ile ilgili bilgiler dahil olmak üzere, kamu makamlarının sahip olduğu çevre ile ilgili tüm bilgilere  
ulaabilmeli ve karar alma sürecine katılma olanağına sahip olmalıdır. Devletler, bu bilgilere halkın  
ulamasını sağlamalı ve ayrıca halkın alınacak kararlara katılımını ve duyarlılığını kolaylatırmalı ve  
özendirmelidir. Devletler ayrıca ilgililerin bu konuda yapabilecekleri idari ve yargısal bavuru  
haklarının kolaylatırılmasını sağlamalıdır”.  
99. Rio Bildirgesinin 10. maddesinin Avrupa’da uygulanması BirlemiMilletler  
Ekonomik Đꢀler Komisyonu’nun çalımaları neticesinde Aarhus Anlaması (Çevre Konusunda  
bilgilere eriim, halkın karar sürecine katılımı, ve yargısal yollara bavurma hakkında  
Anlama, ECE/CEP/43) çevre konularında vatandaların bavuru hak ve usulleri ile bilgi  
edinme haklarının düzenlendiği bir anlamadır) ile 25 Haziran 1998 tarihinde kabul edilmiꢀ  
ve 30 Ekim 2001 tarihi itibariyle de yürürlüğe girmitir. Halen bu anlama 30 Avrupa ülkesi  
tarafından onaylanmıtır. Türkiye ise bu anlamaya ne katılmıne de imza koymutur.  
Sözkonusu anlamanın ekseni u noktalara dayanmaktadır :  
-
-
kamu otoriteleri tarafından saydamlık ve açıklık prensipleri uyarınca kamusal  
bilgilere ulama hakkının gelitirilmesi.  
Halkın çevre konularını ilgilendiren genel idari kararlara katılımını kolaylatıracak  
düzenlemelerin gerçekletirilmesi. Özellikle planlama ilemleri bakımından,  
ilemin balangıcından sona ermesine kadar her aamada bireylerin görüleri ve  
çözüm önerileri ile etkili olabilecekleri bavuru imkanlarının düzenlenmesi ve  
16  
giderek de bireylerin bu katılımının nihai kararda dikkate alınması ve bu durumun  
kamuoyuna açıklanması.  
-
Çevre alanındaki düzenlemeler ile çevre ilemleri konusunda bireylerin yargı  
organları önünde hak aramalarının kolaylatırılması ve hak arayacak kiilerin  
kapsamının geniletilmesi.  
100. Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi, çevre ve insan haklarına ilikin olarak,  
27 Haziran 2003 tarihinde 1614 sayılı bir “Tavsiye Kararı” vermitir. Bu Tavsiye kararının  
konumuzla ilgili kısmı öyledir:  
“Parlamenterler Meclisi, üye Devletlerin hükümetlerine u hususları tavsiye eder:  
i) Hükümetler, Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi’nin (AĐHS) 2, 3 ve 8. maddelerinde ve AĐHS’nin  
eki Protokol’ün 1.maddesinde güvence altına alındığı gibi, kiinin yaam hakkı, sağlık hakkı, özel  
yaamı ve aile yaamı ile vücut ve mal bütünlüğünü, özellikle çevrenin korunması gerekliliğini de  
gözönüne alarak, etkili biçimde koruyucu tedbirler almalıdır.  
ii) Hükümetler, tercihen anayasal düzeyde ve fakat en azından yasal düzenlemeler sonucunda çevre  
hakkının Devlet açısından mutlak olarak korunması gereken nesnel bir insan hakkı olduğunu kabul  
etmelidirler.  
iii) Hükümetler, Aarhus Anlamasında kabul edildiği üzere, çevre alanında bireylerin bilgi edinme ve  
alınan kararlara katılım hakları ile kiisel nitelikteki yargısal bavuru haklarını güvence altına almayı  
kabul etmelidirler.  
(...)”  
HUKUKA DAĐR  
I.  
ĐLK DEĞERLENDĐRMELER:  
101. AĐHM, 13 Ocak 2004 tarihinde vefat eden Đzzet Öçkan’ı temsilen Aye Öçkan’ın  
durumaya katılması uygun görülmütür.  
102. Olayların özellikleri dikkate alındığında (bkz. yukarıda 12 no’lu paragraf),  
Bergama’daki altın madenine izin verilmesi ilemine karı Đ. Öçkan tarafından yapılan  
bavuru bağlamında Aye Öçkan’ın da AĐHS’nin 2, 6 § 1, 8. ve 13. maddeleri uyarınca  
Sözleme organları önünde yasal haklara sahip olduğu ve sonuçta da Aye Öçkan’ın davayı  
einin yerine takip edebileceği kabul edilmektedir. (bkz. Emsal olarak, Dalban c. Romanya  
davası (GC) no: 28114/95, § 39 CEDH 1999-VI).  
Sonuç olarak AĐHM, bu dava kapsamında Bayan Öçkan’ın bavuranın yerini alarak  
davayı takip etmesini kabul etmitir.  
17  
II.  
AĐHS’NĐN 8. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
103. Bavuranlar ulusal idari otoriteler tarafından siyanür yöntemi ile altın madeni  
iletmeciliğine izin verilmesi yönündeki kararın AĐHS’nin 8. maddesi ile güvence altına  
alınan haklarının ihlal edildiğini iddia etmilerdir. Sözkonusu madde öyledir:  
“1. Herkes özel ve ailevi hayatına, meskenine ve haberleme hakkına saygı gösterilmesini talep hakkına  
sahiptir.  
2. Bu haklara resmi makamlar tarafından müdahale, ancak yasa ile düzenlenmesi kouluyla ve  
demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu düzeni, ülkenin ekonomik yararı, düzenin korunması,  
suçların önlenmesi, sağlık, ahlak ve bakalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için zorunlu olduğu  
ölçüde mümkün olabilir.”  
A. Tarafların savları:  
1. Bavuranlar  
104. Bavuranlar, öncelikle ulusal idari otoriteler tarafından siyanür yöntemi ile altın  
madeni iletmeciliğine izin verilmesi yönündeki karara itiraz etmektedirler. Yine bavuranlar,  
bu yöntemin yaam haklarını, özel yaamlarını ve aile yaamlarını tehdit eden riskler  
taıdığının yargı kararlarıyla tespit edilmiolduğunu belirtmektedirler. Bu bakımdan da Đzmir  
Đdare Mahkemesi’nin 1 Haziran 2001 tarihli kararını dile getirmektedirler. Bu kararda  
Mahkemece, özellikle “ağır metaller ile siyanüre bağlı risklerin çevre üzerindeki etkisinin 20  
yıl ila 50 yıl boyunca sürebileceği dikkate alındığında, bu durumun yöre sakinlerinin çevre  
haklarını olumsuz etkileyeceği açıktır” (yukarıda 48 no’lu paragraf) hükmüne yer verilmitir.  
105. Bavuranlar yine bavurularında altın madeninde tonlarca patlayıcı madde  
depolanmıolmasının da oldukça önemli bir risk oluturduğunu ileri sürmektedirler.  
106. Diğer yandan yöre sakinleri ile idari otoriteler arasında süregelen yargısal  
uyumazlık sürecinin uzunluğu ve Đdarenin kesinlemikararlara karı keyfi davranması da  
yöre halkının özel yaamını çekilmez hale getirmitir.  
2. Hükümet  
107. Hükümet öncelikle AĐHS’nin 8. maddesinin bu olaya uygulanabileceğini  
reddetmektedir. Hükümete göre bavuranların referansta bulunduğu risk farazi niteliktedir. Bu  
risk ancak 20 ila 50 yıllık süre içinde ortaya çıkabilir. u anda mevcut olan ciddi bir risk  
sözkonusu değildir. Üstelik bavuranlar sözkonusu altın madeni ocağından kaynaklanan  
hiçbir somut zararı ortaya koyamamaktadırlar.  
108. Diğer yandan hiçbir sodyum siyanür atığı ve konsantrasyonu bölgede vuku  
bulmağından ve sodyum siyanür ihtiva eden atık boaltma ile bağlantılı olarak ölçülebilen  
hiçbir risk mevcut olmadığından sodyum siyanür kullanımı bavuranların hakları üzerinde  
etkili olmaz. AĐHM içtihatlarına göre, AĐHS’nin 8. maddesinin uygulanabilmesi için,  
sodyum siyanür kullanımı dolayısıyla, bavuranların ailevi ve özel yaamı üzerinde doğrudan  
doğruya zarar doğurucu bir etkinin bagöstermesi gerekir ki, bu olayda böyle bir durum  
sözkonusu değildir.  
18  
109. Nisan 2001 tarihinden beri altın maden ocağı, Çevre Bakanlığı’nın görüüne  
uygun olarak deneme üretimi faaliyetini yürütmektedir ki, Bakanlık yetkilileri de yatırım  
sahibi irketin yeni önlemler aldığını ve kendisine vermiolduğu taahhütleri yerine getirdiğini  
belirtilmektedir. Hükümet, ayrıca altın ocağı iletmesinin yerel halkın sağğı, zeytin ağaçları  
veya tarım alanları için hiçbir tehlike taımadığını ileri sürmektedir. Hükümet bu belirlemeler  
çerçevesinde, esas itibari ile AĐHS’nin 8. maddesinin bu durumda uygulanmayacağını  
savunmaktadır.  
110. Hükümet, bu olay dolayısıyla, AĐHS’nin ihlal edilmiolduğu iddiasını  
reddetmektedir. Hükümet, Đdarenin konuyla ilgili olarak yargı makamlarınca verilmiolan  
yargı kararlarına tamamen uygun hareket etmiolduğunu ve maden hakkında verilmiꢀ  
bulunan izinlerin yargı kararları neticesinde iptal edilmiolduğunu ve bu kapsamda da Ovacık  
altın madeni ocağının Nisan 2001 tarihinden önce hiç iletilmediğini ifade etmektedir.  
Hükümete göre, 2000 ve 2001 yıllarında verilen izinler madende herhangi bir risk  
bulunmadığını teyit eden bir çok etüt ve incelemeye dayanmaktadır. Kaldı ki, ne olursa olsun,  
bu hususlara ilikin yargısal uyumazlıklar da halen yargı mercilerinin önünde görülmektedir.  
B. Mahkemenin Değerlendirmesi  
1. AĐHS’nin 8. maddesinin uygulanabilirliği hakkında  
111. AĐHM, öncelikle bavuranların, siyanür yöntemiyle iletilmekte olan Ovacık altın  
madeni ocağı civarında bulunan Çamköy ve Süleymaniye köylerinde ve Dikili’de ikamet  
etmekte olduklarını not etmektedir (yukarıda paragraf 12).  
112. Çok sayıda inceleme altın madeni ocağının ihtiva ettiği riskleri ortaya koymuve  
Danıtay da bunlara dayanarak 13 Mayıs 1997 tarihli kararında faaliyete izin veren kararın  
kamu yararına uygun olmadığı sonucuna varmıtır. Danıtay’a göre, altın madeni ocağının  
coğrafi konumundan ve bölgenin toprak ve zemin özelliklerinden dolayı, maden ocağında  
sodyum siyanür kullanımı, çevreyi, çevre halkının sağlıklı yaam haklarını ve çevre  
güvenliğini tehlikeye koyabilen bir tehdit oluturmakta ve iletmeci irketin taahhüt ettiği  
çevre güvenlik önlemleri de böyle bir faaliyetin ihtiva ettiği riski ortadan kaldırma konusunda  
yetersiz kalmaktadır. (yukarıda 26. paragraf).  
113. AĐHM, AĐHS’nin 8. maddesinin uygulanabilmesi için mutlaka bavuranların  
yaamları bakımından ağır bir tehlike halinin varlığını gerekli görmemekte; ilgililerin  
sağğını ve özel ve aile yaamlarını etkileyecek biçimde meskenlerinden yararlanmalarını  
ciddi tehlikeye atabilecek ağır çevre ihlallerinin varlığını madde uygulaması bakımından  
yeterli addetmektedir. (Đspanya-Lopez Ostra davası, 9 Aralık 1994 tarihli karar, seri A no:  
303-C § 51).  
Aynı durum, ÇED çalımaları ve süreci boyunca belirlenmibulunan bir faaliyetin  
tehlikeli etkilerinin, üçüncü kiiler üzerinde sonuç yaratması bakımından da geçerli olup; bu  
kapsamda AĐHS’nin 8. maddesi açısından bu tehlikeli etkiler ile üçüncü kiilerin özel ve  
ailevi yaamları arasında yeterince sıkı bir hukuksal bağın varlığı yeterlidir. Aksine bir  
yorum, bireylerin AĐHS’nin 8. maddesinin 1. paragrafı uyarınca güvence altına alınmıꢀ  
haklarının korunması yönündeki Devletin makul yükümlülüğünü anlamsız kılmaktadır.  
19  
114. Danıtay’ın 13 Mayıs 1997 tarihli kararında yapmıolduğu saptamaları dikkate  
alarak, Mahkeme 8. maddenin uygulanması gerektiği sonucuna varmıtır.  
2. AĐHS’nin 8. Maddesi üzerine:  
115. AĐHM, çevre sorunları üzerinde etkili olan Devlet tasarrufları sonucunda oluan  
uyumazlıklara ilikin davalarda gerçekletireceği incelemenin iki farklı temeli olduğunu  
hatırlatır. Birincisi, AĐHM, ulusal mercilere ait kararların maddi içeriğinin AĐHS’nin 8.  
maddesine uygunluğunu değerlendirebilir. Đkinci olarak AĐHM, ulusal makamlarca tesis  
edilen ilemlerde uygulanan karar alma sürecinde, bireylerin menfaatlerinin usule uygun  
olarak dikkate alınıp alınmadığını inceleyebilir. (bu bakımdan karılatırma için bkz.  
Đngiltere’ye karı Hatto ve diğerleri (GC) no: 36022/97 § 99, CEDH 2003-VIII).  
a) Đçerik denetimi açısından:  
116. AĐHM, çeitli kararlarında, çevre ile bağlantı uyumazlıklarda Devletin genibir  
değerlendirme yetkisine haiz olduğunu belirtmitir. (yukarıda 100 no’lu paragrafta belirtilen  
Hatton ve diğerleri kararı ile ; Đngiltere’ye karı Buckley kararı- 25 Eylül 1996 tarihli bu karar  
için bkz. Kararlar Dergisi, 1996-IV, §§ 74-77).  
117. AĐHM, uyumazlık konusuyla ilgili olarak, Ovacık altın madeni ocağına izin  
verme hususunda yetkililerin aldığı kararın Danıtay tarafından iptal edildiğine dikkati çeker  
(yukarıda 26. paragraf). Davada tarafların yararlarını karılatıran Danıtay, altın madenine  
verilen iznin sağlayacağı yarar ile bavuranların yaam ve çevre hakları arasında bir denge  
kurmuve neticede de bavuranların haklarına üstünlük tanıyarak, ilemde kamu yararına  
uygunluk görmemitir (Yukarıda aynı paragraf). Danıtay kararında varılan bu sonuç  
karısında, ulusal yetkili mercilere genel olarak tanınan değerlendirme marjı çerçevesinde  
baka bir incelemeye gerek bulunmamaktadır. Sonuç olarak, AĐHM tarafından yapılacak  
yegane inceleme, karar sürecinin bütünlüğü içinde ilgililere yönelik uygulamaların AĐHS’nin  
8. maddesi tarafından tanınan prosedür garantilerine uygun olup olmadığının denetimine  
ilikindir.  
b) Prosedür denetimi açısından:  
118. AĐHM, yerleik içtihadı uyarınca, AĐHS’nin 8. maddesinin hiçbir açık prosedür  
koulu öngörmemiolmasına rağmen, idari kararlarda, karar alma sürecinin adil olmasını ve  
bu aamada karardan etkilenecek bireylerin AĐHS’nin 8. maddesi tarafından korunan  
haklarına saygı gösterilmesi gereğinin kabul edildiğini hatırlatır. (Karılatırma için bkz.  
McMichael-Đngiltere, 24 ubat 1995 tarihli karar, seri A, no: 307-B, s. 55 § 87). Bu durumda,  
prosedüre ilikin tüm unsurların ve özellikle de karar almada güdülen politika veya karar tipi  
çerçevesinde, karar süreci boyunca bireylerin görülerinin hangi ölçüde dikkate alındığı ve  
mevcut prosedür güvenceleri dikkate alınmalıdır. (yukarıda zikredilen Hatton ve diğerleri ile  
ilgili dava, § 104). Ancak, buradan hareketle, kararların çözümlenecek sorunların bütün  
yönleriyle ve tüm veriler ıığında değerlendirilerek alınabileceği sonucu da çıkarılamaz.  
119. Bir Devlet için çetrefil nitelikteki çevresel ve ekonomik sorunların ele alınıp,  
çözümlenmesi aamasında, karar süreci her eyden önce çevreye ve kii haklarına zarar  
verebilen faaliyetlerin etkilerini önceden önleyecek ve değerlendirecek ekilde tesis  
edilmelidir. Böylece çeitli menfaat çatımaları arasında adil bir denge tesis edilerek; karıt  
görülerin dile getirilmesine olanak sağlayacak gerekli etütlerin ve soruturmaların  
gerçekletirilmesi sağlanacaktır (yukarıda zikredilen Hatton ve diğerleri, § 128).  
20  
Bu inceleme sonuçlarına ve karı karıya kaldıkları tehlikeyi değerlendirmeye olanak  
sağlayan bilgilere halkın eriebilmesinin önemi üphe götürmez (karılatırma için bkz.  
Đtalya’ya karı Guerra ve diğerleri, 19 ubat 1998 tarihli karar, Derleme 1998-I, S. 223 § 60  
ve Đngiltere’ye karı McGinley ve Egan, 19 Haziran 1998 tarihli karar, Derleme 1998- III p.  
1362, § 97). Nihayet, karardan etkilenecek olan tüm bireyler, karar süreci içinde görüve  
menfaatlerinin yeterince dikkate alınmadığını dile getirebilmek için, konuyla ilgili her türlü  
tasarrufa karı yargısal bavuru hakkına sahip kılınmalıdır (Karılatırma için bkz daha önce  
zikredilen Hatton ve diğerleri ile ilgili dava, § 127).  
120. Sözkonusu davada, Çevre Bakanlığı tarafından 19 Ekim 1994 tarihinde tesis  
edilen Ovacık altın madeni iletme izni öncesinde, uzun bir süre boyunca yürütülen bir seri  
kamuoyu anketi ve incelemeleri yapılmıtır. Bu kapsamda, çevresel etki değerlendirmesi  
Çevre Yasası AĐHS’nin 10. maddesine uygun olarak gerçekletirilmitir. (Yukarıda 21.  
paragraf). 26 Ekim 1992 tarihinde bölge halkını bilgilendirmeye yönelik bir toplantı  
düzenlenmitir. Bu toplantı sırasında, ulaılan çevresel etki değerlendirmeleri, katılımcıların  
görülerini ifade edebilmeleri için bilgilerine sunulmutur. (Yukarıda 20. paragraf). Böylelikle  
gerek bavuranlar gerekse bölgede ikamet edenler, sözkonusu değerlendirmeler de dahil  
olmak üzere, geçerli bütün belgelere ulaabilmilerdir.  
121. Danıtay 13 Mayıs 1997 tarihli kararıyla, 19.10.1994 tarihli ilemi iptal ederken,  
Devletin kiilerin sağlıklı bir çevrede yaama haklarını müspet anlamda koruma  
yükümlülüğünü temel referans norm olarak ele almıtır. Danıtay, bu kapsamda, siyanür  
yönteminin kullanılmasının insan ve çevre sağğı ile ekolojik sistem üzerinde yol açabileceği  
tehlikelerin belirlendiği ÇED raporu ile diğer raporlara dayanarak ve madenin bulunduğu  
yerin coğrafi özelliklerini, yöredeki toprak yapısının özelliklerini dikkate alarak, madene  
verilen iletme izninin kamu yararına uygun olmadığını ortaya koymutur.  
122. Altın madeninin faaliyetinin durdurulması ise, Danıtay’ın 13 Mayıs 1997 tarihli  
icra edilebilir nitelikteki bu kararından 10 ay ve yine AĐHM’ nin 20.10.1997 tarihli kararından  
ise 4 ay geçtikten sonra 27 ubat 1998 tarihinde gerçeklemitir.  
123. Esas itibarıyla Hükümetin savunmasından da görüleceği üzere sözkonusu bu  
yargı kararının her halükarda 01.04.1998 itibarıyla kesinlemiolduğu tartımasızdır. Buna  
göre öncelikle ifade etmek gerekir ki, çeitli idari otoriteler tarafından tesis edilmiolan izin  
ilemlerinin dayanağı durumundaki Babakanlığın 01.04.2000 tarihli görüü, olsa olsa  
Đdarenin, iç hukuk kurallarına aykırı biçimde, yargı kararına uygun davranmama yönünde bir  
irade açıklaması anlamını taımaktadır. Öyle ki, bu idari makamların hiçbiri, Yönetmeliğin 6.  
maddesinde öngörülen Çevresel Etki Değerlendirme raporu (yukarıda 94. paragraf) yerine  
geçebilecek nitelikte ilemler yapamayacağı gibi; yetkili Đdare tarafından bugüne kadar yargı  
kararları ile iptal edilmiolan Çevresel Etki Değerlendirme raporu yerine yeni ve baka bir  
raporun da ikame edilmediği hususu da tartımasızdır. (bakınız yukarıdaki 50 no’lu paragraf).  
Diğer taraftan da ifade etmek gerekir ki, bu konuda Hükümetin ileri sürmüolduğu  
argümanları doğrulayan ve içerik denetimi sonucunda Đdare lehine verilmitek bir yargı  
kararı da bulunmamaktadır.  
124. AĐHM, Đdarenin hukuk Devletinin bir unsuru olduğunu ve bunun da en önemli  
öğesinin “yargının iyi yönetimi” ilkesi olduğunu ve yargı kararlarının Đdare tarafından yerine  
getirilmesinin reddedilmesi ya da geciktirilmesi durumunda, yargılama sürecinde kiilere  
tanınan güvencelerin varlık nedenlerini kaybettiğini özellikle hatırlatır. (karılatırma için  
21  
bkz. Yunanistan’a karı Horsnby davası, 19 Mart 1997 tarihli karar, Kararlar Derlemesi 1997-  
II, S. 510-511, § 41).  
125. Olayda sadece Türk yasal mevzuatı tarafından değil ayrıca idari yargı kararlarıyla  
da belirlenmiolan bavuranların prosedüral güvencelerinin, Nisan 2001 tarihinde  
çalımalarına balayan altın madeni ocağı faaliyetlerinin sürdürülmesine yönelik olarak  
Bakanlar Kurulu tarafından verilen ve kamuya açıklanmayan 29 Mart 2002 tarihli bir karar  
neticesinde ortadan kaldırıldığı tespit edilmitir (yukarıda 75. paragraf). Böylelikle, yetkili  
idari makamlar, bavuranların sahip olduğu tüm prosedür güvencelerini bertaraf etmilerdir.  
c) Sonuç  
126. AĐHM, savunmacı Devletin, AĐHS’nin 8. maddesini dikkate almadan,  
bavuranların özel ve ailevi yaamlarına saygı gösterilmesini talep hakkına ilikin güvenceleri  
sağlama yükümlülüğünü yerine getirmediğini tespit etmektedir.  
Sonuç olarak, bu hüküm ihlal edilmitir.  
III. AĐHS’nin 6 § 1 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
127. Bavuranlar medeni haklarını dile getirme yönünde sahip oldukları etkili yargısal  
korunmadan yararlanma haklarının, idari yargı kararlarına uymayı reddeden Đdarenin  
tasarrufları sonucu ihlal edildiğini iddia etmektedirler.  
Bavuranların bu iddialarını dayandırdıkları AĐHS’nin 6 § 1 maddesinin ilgili kısmı  
öyledir:  
“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri konusunda (…) karar verecek olan ve yasalarla kurulmuꢀ  
bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından adil ekilde, halka açık olarak, makul bir süre içinde  
davasının dinlenmesini isteme hakkına sahiptir (…)”  
A. AĐHS’nin 6 § 1 Maddesinin uygulanabilirliği hakkında  
128. Hükümet, olayla ilgili olarak, bavuranların sadece muhtemel, farazi nitelikte ve  
özellikle de hiçbir zarara yol açmamıbulunan bir riske dayalı taleplerine AĐHS’nin 6 § 1  
maddesinin uygulanamayacağını ve bu kapsamda da bavuranlar tarafından ortaya konan  
ikayetlerin AĐHS’nin 6.maddesi anlamında “medeni hak ve yükümlülükler” kapsamında  
mütalaa edilemeyeceğini savunmaktadır.  
129. Bavuranlar, Türk yasal mevzuatının, sahip oldukları çevre haklarının ihlali  
nedeniyle uğradıkları zararlardan dolayı tazminat talebinde bulunma haklarını tanıdığını  
belirtmektedirler. Nitekim bavuranlar ayrıca, mahkeme kararlarının uygulanmaması  
nedeniyle uğramıoldukları zararları da talep etme hakkına sahiptirler ve zaten bu haklarını  
da kullanmılardır (yukarıda 34 ve 38 ila 40. paragraflar).  
Sonuç olarak, bavuranların bu davada dile getirmioldukları haklarının açıkça  
AĐHS’nin 6 § 1 maddesi kapsamında ve malvarlıklarıyla ilgili haklardan olduğu açıktır.  
22  
130. AĐHM, AĐHS’nin 6 § 1 maddesinin uygulanabilmesi için, uyumazlıkta ileri  
sürülen medeni hakların, ülkelerin iç hukuk sistemlerinde de tanınan ve en azından bavurular  
açısından savunulabilir nitelikte bir hakkın varlığını aramaktadır ki, bu bavuruların gerçek ve  
ciddi nitelikte bavuru olması gerekir. Ayrıca bu nitelikteki bir hakkın kapsamının veya  
kullanılma usullerinin de belirlenmiolması arttır. Bu bakımdan hakkın kullanılmasına  
ilikin öngörülen usulü kurallarda, bavuru imkanları için öngörülmüolan hukuki bağın zayıf  
ve uzak bir bağ olması, AĐHS’nin 6 § 1 maddesinin uygulanması için yeterli addedilemez.  
(Bk. Đsviçre’ye karı Balmer – Schafroth ve diğerleri davası, 26 Ağustos 1997 tarihli karar,  
Kararlar Derlemesi 1997-IV, § 32 ve Đsviçre’ye karı Athanasoğlu ve diğerleri davası (GC)  
no: 27644/95. § 43, CEDH 2000-IV)  
131. AĐHM, öncelikle, bavuranlar tarafından yapılan 8 Kasım 1994 tarihli  
bavurunun, çevresel etkileri değerlendirme incelemesi uyarınca Ovacık altın madeni ocağına  
izin verilmesi yönündeki Çevre Bakanlığı ileminin yöre halkının sağlıklı bir çevrede yaam  
hakkı açısından tehlikeler doğurduğu belirtilerek yapıldığını ve böylelikle izne karı  
çıkıldığını gösteren bir bavuru olduğunu kabul etmektedir. (yukarıda paragraf 23).  
Bavuranların Đdari yargı merciler önünde ortaya koyduğu haklar da, Ovacık altın madeni  
iletmesinin yol açtığı risklere karı vücut bütünlüğüne dayalı haklarının etkili bir ekilde  
korunmasını sağlama yönündedir.  
132. Mahkeme, böyle bir hakkın, Türk hukuk düzeninde, Danıtay kararında da  
göndermede bulunulduğu gibi, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaama hakkı olarak  
belirlenmiolduğu (Anayasa, Madde 56 – yukarıda paragraf 90) sonucuna ulaılmaktadır.  
(yukarıda paragraf 26). Bu durumda bavuranlar, sözkonusu altın madeni ocağı  
faaliyetlerinden dolayı çevreye verilen zararlara karı, Türk hukuku gereğince korunan bir  
etkili bavuru hakkına sahiptirler. Hiç üphesiz, bu bavuru gerçek ve ciddi niteliktedir.  
133. Bavuru konusu hakkın, medeni haklardan olup olmadığı konusunda, AĐHM,  
siyanür yöntemi uygulanan Ovacık altın madeni iletmesinin arz ettiği riskin taıdığı önemini,  
çeitli incelemelere dayalı olarak belirleyen Danıtay kararındaki tespitleri dikkate almak  
durumundadır. Bu tespit de bavuranların yaam bütünlüğü hakkının doğrudan korunması ile  
ilgilidir. Aynı ekilde, bavuranlar, iptal davası açmak suretiyle sağlıklı ve dengeli bir çevrede  
yaama haklarının ihlali nedeniyle mevcut olan yegane korunma imkanını kullanmılardır.  
(karılatırma için bk. Đspanya’ya karı Gorraiz Lizzaraga ve diğerleri davası, no: 62543/00,  
§§ 46-47, 27 Nisan 2004). Danıtay’ın iptal kararı sonrasında ise, bu kararı etkisiz ve  
sonuçsuz bırakacak her türlü idari tasarruf, tazminat talebi yolunu açmaktadır. (Yukarıda 93.  
ve 96. paragraflar) Sonuç olarak, idari yargı mercileri önündeki yargılama prosedürünün,  
bütünü itibariyle, bavuranların medeni hakları ile ilgili olduğu kabul edilmelidir.  
134. Böylece, AĐHS’nin 6. maddesi bu olayda uygulanabilir niteliktedir.  
B. AĐHS’nin 6 § 1 maddesi açısından inceleme:  
135. AĐHM, Danıtay’ın 13 Mayıs 1997 tarihli kararının 01.04.1998 tarihinde  
kesinlemiolsa bile verildiği tarihte uygulanabilir nitelikte olduğu ve bu tarih itibariyle de  
idari ilemin sonuçlarını durdurucu bir etkiye sahip olduğu tespitinde bulunmaktadır.  
Yukarıda 39 no’lu paragraftaki yargı kararlarıyla da vurgulandığı gibi, durdurucu etkiyi  
sağlayan bu yargı kararı öngörülen süre içinde yerine getirilmemitir.  
23  
136. Diğer taraftan Babakanlığın talimatlarıyla verilen bakanlık izinleriyle  
13.04.2001 tarihinde balayan deneme mahiyetindeki üretim faaliyetinin hiçbir yasal  
dayanağı bulunmamaktadır ki, bu durum, yukarıda 48,65,66,69,73 ve 78 no’lu paragraflarda  
belirtilen yargı kararlarıyla da ortaya konulduğu gibi, yargı kararının dolanılması anlamına  
gelmektedir. Böyle bir durum, hukukun üstünlüğü ve hukuk güvenliği ilkelerinin dayandığı  
hukuk devleti prensibine aykırılık oluturmaktadır.  
137. Mahkeme, önceki belirlemeleri de dikkate alarak, ulusal makamların, Danıtay  
tarafından 1 Nisan 1998 tarihinde onanan Đzmir 1. Đdare Mahkemesi’nin 15.10.1997 tarihli  
kararına makul bir süre içinde riayet etmeyerek, AĐHS’nin 6. maddesinin öngördüğü etkili  
koruma anlayıını bertaraf ettiği kanısına ulatır.  
138. Dolayısıyla AĐHS’nin 6 § 1 maddesi ihlal edilmitir.  
IV. AĐHS’NĐN 2. ve 13. MADDELERĐNĐN ĐHLALĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
139. Bavuranlar, siyanür kullanılarak altın madeni ocağının iletilmesi için ulusal  
yetkili merciler tarafından izin verilmiolmasının ve ayrıca bu iznin iptaline ilikin idari  
yargı mercilerinin kararlarına yetkili makamlarca uyulmamasının, sahip oldukları yaam  
hakları ile etkin yargısal korumadan yararlanma haklarını ihlal ettiğini iddia ederek; AĐHS’nin  
2. ve 13. maddelerine atıfta bulunmaktadırlar.  
140. AĐHM, bu iddiaların, esas itibariyle, yukarıda belirtilen ve AĐHS’nin 8. ve 6 § 1  
maddeleri açısından belirtilen iddialar ile aynı nitelikte olduğunu kabul etmektedir.  
Dolayısıyla AĐHM, bavuranların bu iddialarının ayrıca değerlendirilmesini gerekli  
görmemektedir.  
V. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
141. AĐHS’nin 41. maddesine göre,  
“ Mahkeme,AĐHS’nin veya eki protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve AĐHS’nin Yüksek akidi  
Devletin iç hukuk düzeni bu ihlali sadece kısmen giderebiliyorsa, mahkeme, zarar gören tarafa  
hakkaniyete uygun bir tazminat sağlar”.  
A. Zarar, masraf ve mahkeme harcamaları  
142. Bavuranlar, maddi zarar, masraf ve mahkeme harcamaları için bir ödeme talep  
etmemektedirler. Buna karılık bavuranların her biri, manevi yönden uğramıoldukları  
zararın tazmini olarak 10.000 Euro tutarında bir bedel talep etmektedirler.  
143. Hükümet, bu konuda görübelirtmemitir.  
144. AĐHM, AĐHS’nin ihlalinin bavuranlar açısından dikkate değer ve önemli bir  
zarara yol açtığını kabul etmektedir. Đzin ileminin iptal edildiği mahkeme kararının Hukuk  
Devletinin temel prensiplerinin çiğnenmesi pahasına uygulanmadığı tespit edilmitir.  
Böylece, bavuranlar, idari makamların bu mahkeme kararına uymasını sağlayabilmek için,  
merkezi otoritenin çok sayıda ilemine karı çeitli bavurularda bulunmak ve böylelikle  
24  
oluan zor yaam koullarına katlanmak zorunda kalmılardır. Böyle bir zararı tam olarak  
belirleyebilmek mümkün değildir. Ancak, hakkaniyete uygun olarak Mahkeme bavuranların  
her birine 3 000 Euro tutarında bir tazminat ödenmesini kararlatırmıtır.  
B. Gecikme Faizi  
145. AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı %  
3 'lük bir faiz oranının uygulanacağını belirtmektedir  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Mevcut kararda, Aye Öçkan’in Đzzet Öçkan’ın varisi olarak tanınmasına;  
2. AĐHS’nin 8. maddesinin ihlal edilmiolduğuna;  
3. AĐHS’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edilmiolduğuna;  
4. AĐHS’nin 2. ve 13. maddelerine yönelik bavuruların ayrıca incelenmesine gerek  
olmadığına;  
5. a) AĐHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren 3 ay içinde,  
Savunmacı Hükümetin, sözkonusu miktara yansıtılabilecek her türlü vergiyle birlikte ödeme  
tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere, manevi tazminat için her bir  
bavurana 3 000 (üç bin) Euro ödemesine,  
b) Belirtilen süre bitiminden ödeme tarihine kadar gecen süre için Avrupa Merkez Bankası  
tarafından belirlenen yüzde üçlük basit faizin uygulanmasına;  
6. Adil tazminata ilikin diğer taleplerin reddine;  
karar vermitir.  
Bu karar Fransızca olarak hazırlanmıve Mahkeme Đçtüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3 maddeleri  
gereğince 10 Kasım 2004 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
25