3. maddesine aykırı muamelelere ilişkin olarak kendisine sunulan kanıt unsurlarının değerini
takdir etmek maksadıyla ‘her türlü makul şüphenin ötesinde kanıt’ ölçütüne başvurmaktadır;
böylesi bir kanıt yeterince ciddi, belirli ve tutarlı emare ya da itiraza mahal bırakmayan
karinelere dayanmalıdır.
AİHM, kasten uzun saatler boyunca uygulanmış olması ve gerek vücutta tahribat yapmış
olması gerek şiddetli fiziksel yahut ruhsal acılara sebebiyet vermiş olması nedeniyle bir
muamelenin ‘insanlık dışı’ olduğuna hükmetmişti. AİHM ayrıca mağdurlarda korku, endişe
ve aşağılık duyguları uyandıracak şekilde aşağılamaya ve küçük düşürmeye yönelik bir
muameleyi de’onur kırıcı’ olarak değerlendirmişti (bkz.,sözgelimi, Kudla – Polonya, no:
30210/96, prg. 92). Belli bir muamele tarzının AİHS’nin 3. maddesi anlamında özellikle
‘onur kırıcı’ olup olmadığını araştırırken AİHM, sözkonusu muamelenin amacının ilgiliyi
aşağılamak veya küçük düşürmek olup olmadığını, şayet öyleyse doğurduğu sonuçlar
itibarıyla bu eylemin AİHS’nin 3. maddesine aykırı bir biçimde ilgilinin kişiliğine zarar verip
vermediğini inceler (bkz., sözgelimi, Kalaşnikof – Rusya, no: 47095/99, prg. 95, Raninen –
Finlandiya, 16 Aralık 1997 tarihli karar, prg. 55). Bununla birlikte böylesi bir amacın
olmaması AİHS’nin 3. maddesinin kesin olarak ihlal edilmediği manasına gelmez (bkz.,
diğerleri arasında, Peers – Yunanistan, no: 28524/95, prg. 74).
Bir ceza ve bununla bağlantılı bir muamelenin ‘insanlık dışı’ ya da ‘onur kırıcı’ olması için
bunların meydana getirdiği ıstırap ve aşağılanma duygusunun meşru bir ceza ya da
muamelenin yol açtığı kaçınılmaz ıstırap ve aşağılanma duygusundan daha ileri boyutta
olması lazım gelir (bkz., sözgelimi, V. – Birleşik Krallık, no: 24888/94, prg. 71 ; İndelicato –
İtalya, no: 31143/96, 18 Ekim 2001, prg. 32 ; İlaşcu ve diğerleri – Moldova ve Rusya, no:
48787/99, prg. 428 ; Lorsé ve diğerleri – Hollanda, no: 52750/99, prg. 62, 4 Şubat 2003).
b. Bu ilkelerin mevcut dava koşullarındaki uygulaması
AİHM, bir tutukluluk sırasında meydana gelen bir saldırı hakkında, daha genel bir ifadeyle
yetkili mercilerin ve devlet görevlilerinin denetimleri altında bulunan özgürlüğünden yoksun
bırakılmış kimselerin bedensel ve ruhsal bütünlüklerine yönelik olarak meydana gelmiş her
türlü saldırı hakkında devletin makul bir izahat vermekle yükümlü olduğu yönündeki
AİHS’nin 3. maddesinden doğan gerekliliği anımsatır (bkz., mutatis mutandis, Akkum, prg.
210-211, ve bu kararda yer alan atıflar ; Canan, no: 39436/98, prg. 72, 26 Haziran 2007 ;
Tanış ve diğerleri – Türkiye, no: 65899/01, prg. 207 ; Timurtaş, prg. 82 ; Dikme – Türkiye, no:
20869/92, prg. 78).
Mevcut davada AİHM bu gerekliliğe uyulmadığını gözlemlemektedir. Evvela başvuranın
askerlik hizmetine ilişkin şahsi dosyası yetkili mahkemeler tarafından imha edilmiştir. Bu
nedenle başvuranın askerlik hizmetini yerine getirmek zorunda kaldığı dönemde meydana
gelen olaylarla ilgili olarak AİHM’nin elinde başvuranın beyanlarının dışında pek az bilgi
bulunmaktadır. Dolayısıyla ne başvuranın askerlik yapmaya elverişli olduğu yönünde
Diyarbakır’da düzenlenen tıbbi rapor ne acemilik eğitimi almak için Erzincan’da geçirdiği
süreye ilişkin resmi bir bilgi mevcuttur. Van Hastanesi’nde yattığı dönemden askerlik
hizmetinden muaf tutulduğu döneme kadar geçen süre zarfında ilgiliye uygulanan tıbbi
tedaviye ilişkin olarak da herhangi bir veri bulunmamaktadır. AİHM, Kürtçe’den başka bir dil
konuşamayan başvuranın sağlığıyla ilgili şikayetlerini doktorlara ve üstlerine nasıl anlattığı
konusunda da bir bilgiye sahip değildir.