COUNCIL  
AVRUPA  
OF EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ÜÇÜNCÜ DAĐRE  
TAVLI – TÜRKĐYE  
(B a vuru no. 11449/02)  
KARAR  
STRAZBURG  
9 Kasım 2006  
NĐHAĐ  
Bu karar AĐHS’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen artlarda kesinlik kazanacaktır.  
Ancak, ekle ilikin değiiklik yapılabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
TAVLI – TÜRKĐYE KARARI  
USUL  
Dava, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözlemesi’nin (“Sözleme”) 34. maddesi  
uyarınca, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, Kazım Tavlı (“bavuran”) adlı Türk vatandaı  
tarafından, 1 ubat 2002 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne yapılan bavurudan  
(no. 11449/02) kaynaklanmaktadır.  
OLAYLAR  
DAVA OLAYLARI  
Bavuran 1962 doğumludur ve Almanya Dortmund’da yaamaktadır.  
25 Aralık 1980 tarihinde bavuran Aksaray’da A. ile resmi olarak evlenmive birkaç ay  
sonra çalımak için Almanya’ya gitmitir.  
30 Temmuz 1981 tarihinde A. bir çocuk dünyaya getirmi(S.), doğumdan haber  
almasından kısa bir süre sonra 28 Eylül 1981 tarihinde bavuran Aksaray Asliye Hukuk  
Mahkemesinde nesebin reddi davası açmıtır. 5 Ocak 1982 tarihinde kan testi sonuçlarına  
dayanarak Ankara Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü bavuranın muhtemelen S’nin babası  
olduğunu tespit etmitir.  
1 Haziran 1982 tarihinde adli tıp raporu ıığında ve evlilik öncesi bavuranla A’nın  
birlikte yaamıolmaları ve çocuğun evlilik içinde doğmuolmasını dikkate alarak mahkeme  
bavuranın iddiasını reddetmitir.  
6 Haziran 1989 tarihinde evlilik boanma ile noktalanmıtır. Mahkeme bavuranın S’nin  
bakımı için 1,500,000, A için ise 2,500,000 Türk Lirası nafaka ödemesine karar vermitir.  
4 Mart 1997 tarihinde Almanya’da yapılan DNA testi bavuranın S’nin babası  
olmadığını göstermitir.  
Bavuran, DNA testinin bulgularına dayanarak 10 Nisan 1997 tarihinde Aksaray Asliye  
Hukuk Mahkemesinde tekrar nesebin reddi davası açmıtır. Mahkeme, bir DNA testi daha  
istemitir.  
Bu arada A, 30 Mayıs 1997 tarihinde S’nin bakımı için bavuranın ödediği nafaka  
miktarının artırılması talebiyle aynı mahkemede dava açmı, mahkeme miktarı 10,000,000  
TL’ye çıkarmı, karar 11 Mayıs 1998 tarihinde Yargıtay tarafından onanmıtır.  
Adalet Bakanlığı Biyoloji Dairesi tarafından yapılan adli DNA testi önceki testin  
bulgularını doğrulamıtır. 19 Ağustos 1998 tarihli rapor S’nin babasının bavuran olmadığını  
kesinletirmitir.  
20 Mayıs 1999 tarihinde Aksaray Asliye Hukuk Mahkemesi, bavuranın 1 Haziran 1982  
tarihli kararın iptali ve yeniden yargılama talebini reddetmitir. Mahkeme, Hukuk Usulü  
Muhakemeleri Kanunu’nun 445 § 1 maddesini, yeni elde edilen kanıtların yargılama  
sürecinde mevcut olup da mücbir sebepten kullanılamamıolmuolması gerektiği eklinde  
yorumlamıtır. Ancak DNA testi mahkemenin davayla ilgili nihai kararını vermesinden yıllar  
1
TAVLI – TÜRKĐYE KARARI  
sonra yapılmıtı. Mahkeme, 1969 tarihli benzer bir davada Yargıtay’ın, nihai karardan yıllar  
sonra yapılan bir kan testinin sonuçlarına dayanarak davacının nesebin reddi davasını yeniden  
açmasına izin verilemeyeceğine hükmettiğini hatırlatmıtır.  
6 Temmuz 1999 tarihinde bavuran, mahkemenin esasları inceledikten sonra davayı  
usulen reddedemeyeceğini savunarak Aksaray Asliye Hukuk Mahkemesinin kararını temyiz  
etmitir. Ayrıca 5 Ocak 1982 tarihli tıbbi raporun sadece varsayımlara dayandığını, 1997 ve  
1998 yıllarında yapılan DNA testlerinin ise S’nin gerçek babası olmadığını ortaya çıkardığını  
ileri sürmütür.  
1 Kasım 1999 tarihinde Yargıtay artık reit olduğu ve annesinden bağımsız hakları  
bulunduğu için S’nin de davaya dahil edilmiolması gerektiğine hükmederek Birinci Derece  
Mahkemesinin kararını bozmutur.  
Yargılama, Aksaray Asliye Hukuk Mahkemesinde yeniden balamıtır. S de ikinci  
davalı olarak durumaya çağırılmıve davaya dahil edilmitir. Ancak S durumaya  
katılmave ifade vermemitir. 28 Kasım 2000 tarihinde mahkeme bavuranın yeniden  
yargılama talebini aynı sebeple reddetmitir. Bavuran temyize gitmitir.  
19 Nisan 2001 tarihinde Yargıtay, Birinci Derece Mahkemesinin kararını onamıtır.  
Yargıtay’ın içtihadı ıığında “fennin gelimesi”nin Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun  
455 § 1. maddesine göre mücbir sebep olarak değerlendirilemeyeceğine hükmetmitir.  
12 Ekim 2001 tarihinde bavuranın kararın düzeltilmesi talebi reddedilmitir.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 8. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran, AĐHS’nin 8. maddesi hükümlerine dayanarak, eski einden doğma çocuğun  
babası olmadığına dair bilimsel kanıta sahip olmasına rağmen bunu bir mahkeme tarafından  
tespit ettirememesinden ikayetçi olmutur. AĐHS’nin 8. maddesi aağıda verilmitir:  
“1. Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve haberlemesine saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.  
2. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu otoritesinin müdahalesi, ancak ulusal güvenlik, kamu emniyeti,  
ülkenin ekonomik refahı, dirlik ve düzenin korunması, suç ilenmesinin önlenmesi, sağğın veya ahlakın  
veya bakalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için, demokratik bir toplumda, zorunlu olan ölçüde ve  
yasayla öngörülmüolmak kouluyla söz konusu olabilir.”  
A. Kabuledilebilirlik  
Mahkeme, bavurunun AĐHS’nin 35 § 3. maddesi bağlamında açıkça dayanaktan  
yoksun olmadığını kaydeder. Bavuru, herhangi baka bir gerekçeden dolayı da kabuledilmez  
değildir. O halde bavuru kabuledilebilir olarak ilan edilmelidir.  
2
TAVLI – TÜRKĐYE KARARI  
B. Esaslar  
Hükümet babalık kanuni karinesi ile evlilik, aile ve genel olarak toplumsal dengenin  
korunmasının amaçlandığını öne sürmütür. Aile ilikilerinde hukuki katiyet sağlanması ve  
çocuğun menfaatinin korunmasının gerekli olduğunu savunmulardır. Bu yüzden somut  
olayda ulusal mahkemelerin, iddiasını biyolojik bir gerçekle destekleyen bavurandan ziyade  
çocuk ve ailenin çıkarlarını korumuolduğunu öne sürmülerdir.  
Bavuran, zamanın teknolojisiyle yapılan bir kan testi sonucuna dayanması nedeniyle 5  
Ocak 1982 tarihli tıbbi raporun sonucunun ancak bir varsayım olarak alınabileceğini ileri  
sürmütür. Ancak hem Türkiye’de hem de Almanya’da yapılan DNA testi sonuçları  
tartıılmaz biyolojik gerçekleri yansıtıyordu.  
1. 8. Maddenin uygulanabilirliği  
Mahkeme kocanın evlilikte doğan çocuğun nesebini reddetmek istediği davaları daha  
önce de ele almıtır. Bu davalarda babalık davası ilemlerinin kanuni amacının mevcut aile  
düzenini bavuranın “aile hayatı” bağlamında sona erdirmek olup olmadığı sorusu açık uçlu  
olarak kalmıtır. Çünkü tespitlere göre babanın farzedilen çocuğuyla kanuni ilikileri her  
durumda “özel hayat”ını ilgilendirmekteydi (Yıldırım – Avusturya, 34308/96 ve Rasmussen –  
Danimarka, A Serisi no. 87).  
Somut davada bavuran, biyolojik kanıtlar temelinde yasal ilemlerle babalık zannını  
çürütmeye çalıtır. Sözkonusu yasal ilemlerin amacı kendisinin çocuğu olarak kayıtlı  
olan A’nın kızı ile yasal ilikilerini belirlemekti.  
Bu nedenle somut davanın olayları AĐHS’nin 8. maddesi kapsamındadır.  
2. Genel ilkeler  
Mahkeme 8. maddenin amacının bireyi resmi mercilerin keyfi uygulamalarından  
korumak olduğunu hatırlatır. Maddenin kapsamında buna ek olarak özel ve aile yaamına  
etkili “saygı” gösterilmesini sağlayan olumlu yükümlülükler de bulunabilir. Bu  
yükümlülüklere bireylerin birbirleriyle ilikilerinde dahi özel yaama saygıyı güvence altına  
almak için tasarlanan tedbirlerin benimsenmesi de dahil olabilir (bkz. Mikulić – Hırvatistan,  
53176/99).  
Ancak devletin bu hüküm kapsamındaki pozitif ve negatif yükümlülükleri arasındaki  
sınırlar yükümlülüklerin tam olarak tanımlanmasına imkân vermemektedir. Yine de  
uygulanabilir ilkeler benzerlik göstermektedir. Her iki durumda da bireyle toplumun çatıan  
menfaatleri arasında adil bir denge sağlanmasının üzerinde durulmalıdır. Her iki durumda  
devlet belli bir miktar değerlendirme yapabilir (bkz. Keegan – Đrlanda, A Serisi no. 290 ve  
Kron vd. – Hollanda, A Serisi no. 297-C).  
Mahkeme, görevinin ulusal düzeydeki babalık ihtilaflarını düzenlemekte yetkili ulusal  
mercilerin yerine geçmekten ziyade bahse konu mercilerin takdir yetkisini kullanırken  
aldıkları kararları AĐHS artlarına göre gözden geçirmek olduğunu hatırlatır (bkz. Mikulić,  
yukarıda anılan ve Hokkanen – Finlandiya, A Serisi no. 299-A). Bu nedenle Mahkeme imzacı  
devletin bavuranın davasını ele alırken AĐHS’nin 8. Maddesinde belirtilen pozitif  
yükümlülüklerini yerine getirip getirmediğini inceleyecektir.  
3
TAVLI – TÜRKĐYE KARARI  
3. 8. Maddeye uygunluk  
Mahkeme, bavuranın 1 Haziran 1982 tarihli kararın iptali ve muhakemenin iadesi  
talebini ulusal mahkemenin reddetmesi kararının “hukuka uygun” olduğuna dair taraflar  
arasında anlamazlık bulunmadığını gözlemlemektedir. Aslında bavuranın talebi muhakeme  
esnasında mücbir sebep nedeniyle elde edilemeyen bir belgenin hükmün itasından sonra ele  
geçirilmiolması halinde mahkemenin iadei muhakemeye karar verebileceğini belirten  
Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 445. maddesine dayanıyordu. Ancak Yargıtay  
içtihadı bilimsel gelimenin bahse konu madde kapsamında mücbir sebep olarak  
değerlendirilemeyeceğini belirtmitir. Bu nedenle ulusal mahkemelerin 445. madde yorumu,  
adli DNA testi yaygınlamadan önce babalığa ilikin biyolojik tespit yaptıramamıolanlar  
için bir imkân tanımamıtır.  
Mahkeme çocuğun nüfusa kaydedildiğini öğrenmesinden en geç bir yıl sonra babası  
olmadığını kefetmediği için bavurana nesebin reddi hakkının verilmemesinin ulaılmaya  
çalıılan yasal amaçlarla orantılı olmadığını daha önce belirtmitir (Shofman – Rusya,  
74826/01). Mizzi – Malta (26111/02) kararında bavuranın nesebin reddine hiçbir zaman izin  
verilmemesinin ulaılmaya çalıılan yasal amaçlarla orantılı olmadığı tespit edilmitir. Ancak  
bu tespitler bavuranın balangıçta çocuğun kendisinden olmadığından üphelenmediği, ancak  
dava açmak için tanınan süre bitiminden sonra üphelenmeye balamıolduğu davalarda  
yapıltır.  
Ancak somut davadaki durum farklı idi. Bavuranın baından beri babalıkla ilgili  
üpheleri olduğu ve bu yüzden S.’nin doğumundan sonra iki aydan kısa bir sürede;  
HUMK’nın öngördüğü süre içinde nesebin reddi davası açtığı görülmektedir. Ancak S.’nin  
babası olmadığını TCK’nın 287. maddesinde belirtildiği ekilde kanıtlayamamıtır. Bu  
nedenle mahkeme çocuğun evlilik içinde doğmuolmasını dikkate alarak bavuranın çocuğun  
babası olduğuna hükmetmitir.  
DNA testi yaygınlaınca bavuran ve S.’ye test uygulanmıve S.’nin babasının  
bavuran olamayacağı tespit edilmitir. Ne var ki testin doğruluğuna dair üphe olmamasına  
rağmen mahkeme bavuranın yeniden yargılama talebini geri çevirmitir. Yeniden yargılama  
yapılabilmesi için yeni elde edilen kanıtın yargılama devam ederken de mevcut olması ancak  
mücbir sebepten ulaılamıyor olması gerektiğine hükmetmitir. Ancak sözkonusu madde  
hükümlerine göre bilimsel gelimenin mücbir sebep kabul edilemeyeceğine karar vermitir.  
Mahkeme, bavuranın ilk olarak nesebin reddi davası açtığı 1982 yılında DNA testi  
yapılmasının teknolojik zorluğuna rağmen yeniden yargılama yapılması talebinin reddinin  
neden “demokratik bir toplumda gerekli” olduğuna dair Hükümetin sebep sunmadığını  
gözlemlemektedir. Mahkeme ayrıca ulusal mahkemelerin bavurandan ziyade çocuk ve  
ailenin yararını gözetmiolduğuna dair Hükümetin savunmasından tatmin olmamıtır.  
Özellikle çocuğun yararının nasıl gözetildiği belirtilmemitir. Mahkeme bilimsel kanıtlara  
göre kendisine ait olmayan bir çocuğun babağını reddetmek için en az bir fırsat verilmesinin  
bavuranın yasal hakkı olduğu gibi gerçek babasını öğrenmenin S.’nin de yararına olduğunu  
belirtir.  
Mahkemenin içtihadına göre tespit edilen gerçekler ve ilgililerin istekleri göz önünde  
bulundurulmaksızın hukuki varsayımların biyolojik ve sosyal gerçekliğin önüne geçtiği  
durum, devlete bırakılan takdir miktarı dikkate alındığında dahi özel ve aile hayatına etkili  
4
TAVLI – TÜRKĐYE KARARI  
“saygı”nın güvence altına alınması yükümlülüğüne uymamaktadır (bkz. üzerinde gerekli  
değiiklikler yapıldıktan sonra, Kroon, yukarıda anılan).  
Mahkeme bilimin gelimesinin HUMK’nın 455. maddesine göre iadei muhakeme için  
sebep olarak kabul edilmemesi nedeniyle bavurana nesebin reddi hakkının verilmemesinin  
ulaılmaya çalıılan yasal amaçlarla orantılı olmadığını kanaatindedir. Aile ilikilerinin  
hukuki kesinliğinin korunması genel menfaati ve bavuranın babalık kanuni karinesini  
biyolojik kanıtlar ıığında tespit ettirme hakkı arasında adil bir denge tesis edilememitir (bkz.  
üzerinde gerekli değiiklikler yapıldıktan sonra, Mizzi, yukarıda anılan ve Shofman, yukarıda  
anılan). Mahkeme ulusal mahkemelerin mevcut yasayı bilimsel gelimeler ve bunun  
toplumsal yansımaları ıığında yorumlaması gerektiği kanaatindedir.  
Mahkeme, sorumlu devletin kendisine verilmiolan takdir payına rağmen bavurana  
AĐHS tarafından tanınan özel hayata saygı hakkını koruyamadığına karar vermitir.  
Bu nedenle AĐHS’nin 8. maddesi ihlal edilmitir.  
II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. maddesi aağıda çıkarılmıtır:  
“Mahkeme ibu Sözleme ve protokollarının ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözlemeci  
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete  
uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
Bavuran, uğradığı zarara karılık olarak tazminat talep etmiancak miktarı  
mahkemenin takdirine bırakmıtır.  
Hükümet görübildirmemitir.  
Mahkeme, herhangi bir maddi zarara dair delil bulunmadığını belirtir. Diğer taraftan  
Mahkeme, Devletin özel hayatın dokunulmazlığı hakkına ilikin olumlu yükümlülüklerini  
yerine getirememesi sonucunda bavuranın manevi nitelikte zarara uğramıolduğunu kabul  
etmektedir. Mahkeme, bavuran tarafından öne sürülen manevi zararın Sözleme’nin ihlalinin  
tespitiyle tazmin edilmediği kanaatindedir. Eitlik temelinde yaptığı değerlendirme sonucunda  
AĐHM, uygulanacak her türlü vergiden muaf tutulmak kouluyla bavurana 5,000 Euro  
ödenmesine karar vermitir.  
B. Mahkeme masrafları  
Bavuran bu balık altında talepte bulunmamıtır.  
C. Gecikme faizi  
AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere  
uygulağı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar  
vermitir.  
5
TAVLI – TÜRKĐYE KARARI  
YUKARIDAKĐ GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. AĐHS’nin 8. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. (a) Sorumlu Devlet’in bavurana, AĐHS’nin 44 § 2. maddesi uyarınca kararın kesinletiği  
tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme gününde geçerli olan kur üzerinden Yeni Türk  
Lirası’na çevrilerek bavurana ödenmek üzere 5,000 Euro (bebin Euro) manevi tazminat  
ve bu miktar üzerine uygulanabilecek her türlü vergiyi ödemesine;  
(b) yukarıda anılan üç aylık sürenin aılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için  
Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan  
eklemek suretiyle elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına  
KARAR VERMĐꢀTĐR.  
Đngilizce hazırlanmı, AĐHM Đç Tüzüğü’nün 77 §§ 2. ve 3. maddeleri uyarınca 9 Kasım  
2006 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmitir.  
Vincent BERGER  
Zabıt Kâtibi  
Boštjan M. ZUPANČIČ  
Bakan  
AĐHS’nin 45 § 2. ve AĐHM Đç Tüzüğü’nün 74 § 2. Maddeleri uyarınca Yargıç  
Zupančič’in muhalefet erhi karara eklenmitir.  
B.M.Z.  
V.B.  
6
TAVLI – TÜRKĐYE KARARI  
YARGIÇ ZUPANČIČĐN MUHALEFET ERHĐ  
1. Aağıda Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi bir ihlal tespit ettiğinde uygulanan Türk  
yasalarının ilgili hükümleri verilmitir.  
Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (18.06.1927 tarih ve 1086 sayılı Kanun, değiik:  
23.01.2003 tarih ve 4793 sayılı Kanun)  
445. Madde  
“Kesinlemibir kararla ilgili olarak aağıdaki hallerde muhakemenin iadesi talebinde  
bulunulabilir:  
Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’nce, kararın Đnsan Hakları ve Temel Hürriyetleri Korumaya Dair  
Sözleme’nin artlarını ihlal ettiğine dair kesin olarak karar verilmise.  
447. Madde  
[…]  
445. maddenin birinci fıkrasının 11. bendinde yazılı sebepten dolayı iade-î muhakeme müddeti  
Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi kararının kesinletiği tarihten itibaren bir yıldır.”  
2. Đmzacı Devletlerin birçoğunda benzer hükümler yürürlüktedir.  
3. Diğer Đmzacı Devletlerdeki uygulanabilir formüller ile yukarıda çıkarılmıhükmün  
kritik farkı ise Yargıtay Bakanlığı’nın yargılamanın yenilenmesini talep etmesinin zorunlu  
olmamasıdır.  
4. Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi’nin 41. Maddesi “Mahkeme ibu Sözleme ve  
protokollarının ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözlemeci Tarafın iç hukuku bu  
ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir  
surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder” eklindedir [vurgu eklenmitir]. Mantıklı  
olarak sözkonusu Devletin iç hukukunun tam tazmin sağladığı davalarda – sözkonusu davada  
bu, davanın tekrar açılması olacaktır – Mahkemenin mevcut ve uygulanabilir iç hukuka  
bavuruyu zorunlu kılması adil tazmin sağlayacaktır.  
5. Scozzari ve Giunta – Đtalya ([BD], 39221/98 ve 41963/98) muhakemesi ve bu öğretiyi  
daha da gelitiren müteakip içtihatla ve özellikle iç hukukun zaruri olmayan yeniden  
yargılama imkânını sağladığı durumlarda Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi kararının hüküm  
kısmında yeniden yargılamanın zorunlu kılınması mantıklı ve hakkaniyete uygun olacaktır.  
Aksi takdirde Gençel adı verilen formül Mahkemenin muhakemesine eklenmeliydi (Gençel –  
Türkiye, 53431/99).  
6. Bunun yerine kararın 42. paragrafında “Mahkeme, Devletin özel hayatın  
dokunulmazlığı hakkına ilikin olumlu yükümlülüklerini yerine getirememesi sonucunda  
bavuranın manevi nitelikte zarara uğramıolduğunu kabul etmektedir. Mahkeme, bavuran  
tarafından öne sürülen manevi zararın Sözleme’nin ihlalinin tespitiyle tazmin edilmediği  
kanaatindedir. Eitlik temelinde yaptığı değerlendirme sonucunda AĐHM, uygulanacak her  
türlü vergiden muaf tutulmak kouluyla bavurana 5,000 Euro ödenmesine karar vermitir”  
diyoruz. Usule dair geri çevrilebilecek hatalar için çare olarak davanın adil çözümüyle  
tamamen alâkasız parasal bir tazminat teklif edilmesinin anlamsızlığı bu davaya özel değildir.  
7
TAVLI – TÜRKĐYE KARARI  
Örneğin Lucà – Đtalya ([BD], 33354/96) davasındaki muhalefet erhime bakınız; Đçtihadımızı  
artık AĐHS’nin 41. maddesinin anlamının yukarıdaki gibi yorumlanması gerektiği noktasına  
getirdik.  
7. Somut davada değinilmesi gereken bir husus da udur. Hukuk Usulü Muhakemeleri  
Kanunu’nun güncelliğini yitirmihükmünün (18.06.1927 tarih ve 1086 sayılı Kanun)  
445. Madde  
“Kesin olarak verilmikararlar hakkında aağıdaki sebeplere binaen iadei muhakeme talep  
olunabilir: 1. Muhakeme esnasında mücbir sebep veya lehine hükmolunan tarafın fiilleri nedeniyle elde  
edilemeyen bir senet veya vesikanın hükmün itasından sonra ele geçirilmiolması.”  
yapısal yorumlanması açıkça Anayasa Mahkemesi’nin görevidir. Anayasa Mahkemesi’ne  
bireysel bavuru imkânı bulunan ülkelerde sorun iç hukuk dahilinde çözümlenmektedir.  
Sorun hiçbir zaman Strazburg’a gelmez. Bir taraftan Türkiye iç hukukunda Anayasa  
Mahkemesi’ne bireysel bavuru imkânını tanımıolsaydı o zaman bu iç hukuk yollarının  
tüketilmesi sebebiyle bizim yükümlülüğümüz olacaktı. Diğer taraftan yeniden yargılama  
yapılolsaydı sorunun içeride çözümlenebileceğine eminim. Böyle bir yaklaım aynı  
zamanda sorunun kaynağı olan 1927 tarihli Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun  
güncelliğini yitirmi445. Maddesini Anayasa Mahkemesi’nin ele alabilmesini sağlayacaktır.  
8