C O N S E I L D E  
L ' E U R O P E  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
TEKELĐOĞLU - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 16139/03 )  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
27 Mayıs 2008  
Đꢀbu karar Sözleme’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecek olup  
ekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 16139/03 numaralı bavurunun nedeni T.C. vatandaı  
Cahit Tekelioğlu’nun (bavuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne (AĐHM) 9 Nisan 2003  
tarihinde Temel Đnsan Hakları ve Özgürlüklerini güvence altına alan Avrupa Đnsan Hakları  
Sözlemesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran AĐHM önünde Đstanbul barosu avukatlarından C. F. Ünal ve A. Bıçak tarafından  
temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuran 1951 doğumlu olup Ankara’da ikamet etmektedir.  
Milletvekili olan bavurana Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 30 Ocak 2001 tarihinde saat 21  
sularında televizyonda canlı yayınlanan oturumunda baka bir siyasi partinin milletvekilleri  
tarafından küfredilmitir. Bavuran ile milletvekili F. . arasında ağız dalaı olmu, itiꢀ  
kakımanın ardından bavurana F. . yumruk atmı, bavuran da adı geçene kafa atarak  
karılık vermitir. Çıkan kavgaya otuz kadar kii katılmıtır.  
Bu olaydan kısa bir süre sonra F.. Meclis koridorunda yığılıp kalmıdaha sonra da ölmütür.  
Düzenlenen otopsi raporuna göre F.. aırı iç sıkıntısının yol açtığı bir enfarktüs sonucu  
yaamını yitirmitir. Raporda ayrıca, kalp rahatsızlığı olan maktulün baına aldığı darbelerin  
kronik hastalığına bağlı ağır bir krizi tetikleyen nörohormonal bir sarsılmaya neden  
olabileceği ve kalp krizi ile sonuçlanmıolabileceği belirtilmekteydi.  
Ankara Cumhuriyet Savcısı Ankara Ağır Ceza Mahkemesi’ne (Ağır Ceza Mahkemesi) 2  
ubat 2001 tarihinde sunduğu iddianame ile bavuran ve diğer iki milletvekili hakkında kastı  
aan adam öldürme suçundan kamu davası açmıtır.  
Yargılama sürecinde bavuran kendisine yöneltilen suçlamaları reddetmitir. Bavuran çıkan  
kavgaya otuz kiinin karığını ve kendisinin de yumruk yediğini, ilk olarak F. .’nin  
kendisine saldırdığını ve kendini korumaya çalıırken ona kafa attığını belirtmitir. Bavuran  
Ağır Ceza Mahkemesi önünde otopsi raporunun sonucuna itiraz etmemitir.  
Ağır Ceza Mahkemesi 21 ubat 2002 tarihli bir kararı ile bavuranı kasıt olmadan F. .’nin  
ölümüne sebebiyet verme suçundan suçlu bulmuve iki yıl dokuz ay hapis cezasına  
çarptırmıtır. Ağır Ceza Mahkemesi, F. .’nin küfürler ve fiziksel saldırılar yoluyla  
provokasyonuna maruz kalan bavuranın hafifletici sebeplerden yararlanması gerektiğini  
kaydetmitir.  
Ağır Ceza Mahkemesi bavuranın suçluluğunun tesisinde taraflarca dile getirilen otuz altı  
görgü tanığının ifadelerine ve bavuranın kısmi itiraflarına bavurmu, kararını ilgili görgü  
tanıklarının ve bavuranın huzurunda suç mahallinde gerçekletirilen olayların tatbikatına,  
otopsi raporuna, maddi diğer delillere ve bilhassa olay anında çekilen yüz kadar fotoğrafa  
dayandırmıtır. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki durumada bavurana avukatları elik etmitir.  
Dava dosyasında yer alan bilgilere göre dinlenen tanıkların ifadelerine hiçbir surette karı  
çıkılmatır.  
2
Hüküm gerekçelerinde Ağır Ceza Mahkemesi sunulan fotoğraflardan yola çıkarak olayların  
bir kronolojisini düzenlemitir. Mahkeme fotoğraflardan birinde F..’nin bavuranın boğazını  
sıktığına iaret etmitir. Mahkeme kararında bavuranın F..’nin yüzüne ve baına yumruk  
attığını ve bu olaylardan hemen sonrasını gösteren karelere atıfta bulunulmutur. Mahkeme,  
bu sonuncu klielerde, otopsi raporunda kalp krizinin nedeni olarak ifade edilen acı ve sıkıntı  
durumunun maktulün yüzünden anlaıldığına karar vermitir.  
Yargıtay 23 Ekim 2002 tarihli bir karar ile 21 ubat 2002 tarihli kararı onamıtır. Bu süreç  
boyunca Yargıtay Cumhuriyet Basavcısı’nın tebliğnamesi bavurana tebliğ edilmemitir.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 6/1 MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
A. Kabuledilebilirlik hakkında  
Bavuran Yargıtay Cumhuriyet Basavcısı’nın görüünün tebliğ edilmediğinden ikayetçi  
olmakta ve bu bağlamda AĐHS’nin 6/1 maddesini ileri sürmektedir.  
Hükümet bu iddiaya karı çıkmaktadır.  
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde bavurunun dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru  
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle bavuru kabuledilebilir niteliktedir.  
B. Esasa dair  
Bavuran Cumhuriyet Basavcısı’nın görüünden haberdar olmadığını iddia etmektedir.  
Hükümet, Yargıtay’ın bir duruma gerçekletirdiğini, durumada basavcının görüünün  
okunduğu sırada bavuranın ve avukatının da hazır bulunduğunu, bu görüün ardından  
bavuranın avukatının ekleyeceği herhangi bir husus olmadığını beyan ettiğini savunmaktadır.  
Hükümet ayrıca basavcının bavuranın lehinde görüvererek mahkumiyet kararının  
bozulması yönünde görübildirdiğini ifade etmektedir.  
AĐHM daha önce de bu bavurudakiyle aynı bir ikayeti daha önce incelediğini ve basavcının  
görüünün tebliğ edilmemesi, basavcının görülerinin niteliği ve davalının bu görülere yazılı  
cevap verme imkanından mahrum olması nedenleri ile AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiği  
sonucuna vardığını anımsatır (Bkz. diğer birçokları arasında, sözü edilen Göç kararı, Arslan-  
Türkiye kararı, 20 Eylül 2007, no: 67036/01).  
AĐHM bu bavuruda, davalının, kendi lehinde veya aleyhinde olmasından bağımsız olarak,  
basavcının görüünü durumadan önce incelemek için belli bir süreye ihtiyacı olduğunu  
ünmektedir. Basavcının görüünün durumadan belli bir süre önce kendisine tebliğ  
edilmemesi nedeniyle ilgili bununla ilgili görülerini ifade etmek imkanından mahrum  
kalmaktadır. Dahası, basavcının görüünün ilgilinin lehinde olması durumunda, bavuran  
savcının görülerini destekleme olanağı bulabilir ve Yargıtay önünde kendi çıkarlarını daha  
iyi savunabilirdi.  
AĐHM, Hükümetin benzer bu ikayetler karısında Mahkemenin bu davada farklı bir sonuca  
ulamasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespit ve delil sunmadığını belirlemitir.  
3
Bu nedenle AĐHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmitir.  
II. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐNE DAĐR DĐĞER ĐDDĐALAR  
HAKKINDA  
Bavuran görgü tanıklarını sorgulama imkânının olmaması ve savunmasını hazırlamak için  
gerekli kolaylıklara sahip olamaması doğrultusunda masumiyet karinesi ve silahların eitliği  
ilkelerine riayet edilmediğinden ve Ankara Ağır Ceza Mahkemesi önünde hakkaniyete uygun  
bir duruma gerçeklemediğinden ikayetçi olmaktadır. Bavuran Ağır Ceza Mahkemesi  
tarafından otopsi raporunun değerlendirilmiolmasına da itiraz etmektedir. Bavuran bu  
çerçevede AĐHS’nin 6. maddesinin 1., 2., ve 3. fıkralarının ihlal edildiğini öne sürmektedir.  
Hükümet bavuranın iddialarına karı çıkmaktadır.  
AĐHM her türlü ceza davasının, muhakeme usulü de dahil olmak üzere, çekimeli olması ve  
iddia makamı ile savunma tarafı arasında silahların eitliği ilkesini gözetmesi gerektiğini  
hatırlatır: bu adil yargılama hakkının temel unsurlarından biridir. Çekimeli bir ceza davası  
hem iddia makamının hem savunmanın karı tarafça ileri sürülen görülerden ve kanıt  
unsurlarından haberdar olmasını gerektirir. Ayrıca, AĐHS’nin 6/1 maddesi uyarınca, iddia  
makamının, tasarrufunda bulunan bütün lehte ve aleyhte delilleri savunma tarafına sunması  
gerekmektedir. (Bkz. Fitt-Birleik Krallık kararı no: 29777/96, Georgios Papageorgiou-  
Yunanistan kararı no: 59506/00).  
AĐHM, mahkeme tarafından derlenen unsurları değerlendirmenin ve savunma tarafından  
sunulmak istenen unsurların isabetliliğine karar vermenin, ilke olarak ulusal yargı  
makamlarına düğünü hatırlatır. Özellikle, AĐHS’nin 6. maddesinin 3d) bendi, yine ilke  
olarak, yargı makamlarının, ahitler tarafından sunulan delilin yararlı olup olmadığına, AĐHS  
sisteminde anlaıldığı ekilde, “özerk” olarak karar vermelerine imkan tanır; davalı lehindeki  
bütün tanıkların çağrılması ve dinlenmesini zorunlu kılmaz, buradaki “aynı artlarda”  
ifadesinin amacı “silahların eitliği”ni tam olarak sağlamaktır. Öte yandan, ne 6. maddenin  
3d) bendi ne çok daha fazla unsuru içeren 1. paragrafı silahların eitliği ilkesi ile sınırlıdır.  
(Bkz. özellikle Vidal-Belçika kararı, Bricmont-Belçika kararı 7 Temmuz 1989, Solakov- Eski  
Yugoslavya Makedonya Cumhuriyeti no: 47023/99).  
AĐHS tarafından AĐHM’ye verilen görev ilgili görgü tanıkları ifadelerinin delil unsuru olarak  
gerektiği gibi değerlendirilip değerlendirilmediği değil, kanıt unsurlarının sunulması yöntemi  
de dahil olmak üzere, sürecin bütünü itibariyle adil olup olmadığının belirlenmesidir (Bkz.  
diğer birçokları arasında A.M.-Đtalya kararı no: 37019/97; Van Mechelen vd.-Hollanda kararı,  
no: 23 Nisan 1997, Doorson-Hollanda kararı, 26 Mart 1996 ve mutatis mutandis, Garcia Ruiz-  
Đspanya kararı no: 30544/96).  
AĐHM mevcut bavuruda bavuranın görülerini ifade edebildiği, delillerini sunabildiği ve  
görgü tanıklarını dinletebildiği çekimeli bir yargı sonunda mahkum edildiğini tespit  
etmektedir. AĐHM, Ağır Ceza Mahkemesi’nin görgü tanıklarını dinlemek için gerekli  
ihtimamı gösterdiğini, ayrıca bavuranın suçluluğunu tespit ederken maddi kanıtlara  
dayanğını gözlemlemektedir. Özellikle, dava dosyasının incelenmesinden, aralarından  
savunma tanıklarının da bulunduğu çok sayıda tanığın dinlendiği, bavuranın itiraz etmediği  
otopsi raporunun davanın gerekleri ıığında incelendiği, olay sırasında çekilen fotoğraflardan  
hareketle, bavuranın da katılımı ile olayın tatbikatını yaptığı anlaılmaktadır. Öte yandan,  
4
Ağır Ceza Mahkemesi karar verirken F. . tarafından yapılan provokasyonları da dikkate  
almıtır.  
AĐHM, bavuranın ikayetlerinin özellikle masumiyet karinesi ilkesine riayet edilmediği  
yönündeki ikayetinin açık olmadığını ve gerektiği gibi gerekçelendirilmediğine itibar  
etmektedir. Bavuran esasen iç hukukun ulusal merciler tarafından uygulanıına karı  
çıkmaktadır. Dava sürecinde herhangi keyfi bir uygulama tespit etmeyen AĐHM, ulusal  
hukuku uygulamak ve yetkisini kullanmak konusunda birinci derecede ehil olan ulusal yargı  
mercilerinin değerlendirmesini sorgulayacak bir durum görmemektedir (Bkz. Fabre-Fransa  
kararı no: 69225/01, 2 Kasım 2004).  
AĐHM, dava dosyasında yer alan deliller ve yargı sürecinin tamamı ıığında bavuranın adil  
bir yargılamadan mahrum kalmadığına kanaat getirmektedir. Bu koullar çerçevesinde, öne  
sürülen ikayetlerin incelenmesinden AĐHS’nin 6. maddesinin 1., 2., ve 3. paragraflarının ihlal  
edilmediği anlaılmaktadır.  
Yapılan ikayetin bu kısmı AĐHS’nin 35/3 maddesi uyarınca dayanaktan yoksun  
bulunmaktadır ve 35/4 maddesinin uygulanmasına istinaden reddedilmelidir.  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASINA ĐLĐꢀKĐN  
AĐHS’nin 41. maddesine göre “Mahkeme ibu Sözleme ve Protokollerinin ihlal edildiğine  
karar verirse ve ilgili Yüksek Sözlemeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi  
edebiliyorsa, AĐHM, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın adil  
tatminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
Bavuran milletvekilliğinin dümesi nedeniyle uğradığı gelir kaybına karılık maddi tazminat  
olarak 12.000 Euro talep etmektedir. Bavuran mahkum edilmesi dolayısıyla eczanesinin  
kapanmasının yol açtığı mali kaybın karılığı olarak 144.000 Euro’nun telafisini ve F..’nin  
mirasçılarına ödediği 421.383 Euro’nun kendisine ödenmesini istemektedir. Bavuran ayrıca  
mahkum olması nedeniyle 352.227 Euro’ya ulaan emeklilik kaybının olduğunu ileri  
sürmektedir. Bavuran maddi tazminat olarak toplam 577.838 Euro talep etmektedir. Manevi  
zarar olarak 200.000 Euro talep etmektedir.  
Hükümet bu miktarlara karı çıkmaktadır.  
Bavuranın öne sürdüğü gelir kaybı ile ilgili olarak AĐHM, tespit edilen ihlal kararı ile öne  
sürülen maddi zarar arasında bir illiyet bağı tespit edememekte ve bu talebi reddetmektedir.  
AĐHM, yerleik içtihada göre ihlal tespitinin balı baına öne sürülen manevi zararı gidermesi  
bakımından yeterli bir tazmini oluturduğuna itibar etmektedir (Bkz. Kömürcü-Türkiye kararı  
no: 77432/01, 22 Haziran 2006, sözü edilen Ayçoban vd. kararı).  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuran iç hukukta ve AĐHM nezdinde yapılan yargı giderleri için 38.786 Euro talep  
etmekte, bu bağlamda avukatlar ile kendisi arasında imzalanan sözlemeyi ve avukatlık ücret  
baremini sunmaktadır.  
5
Hükümet bu miktarlara karı çıkmakta, bavuranın sözü edilen sözlemeye istinaden yaptığı  
harcama ve giderleri gösterir herhangi bir belge sunmadığını öne sürmektedir. Hükümet  
yalnızca iki taraf arasında özel olarak bir anlamaya varıldığını ve bunun AĐHM önünde  
harcamaların gerçekliğini ve öne sürülen giderleri kanıtlamadığını ifade etmektedir.  
AĐHM’nin yerleik içtihadına göre bir bavuran gerçekliğini, gerekliğini kanıtladığı makul  
miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. AĐHM sunulan belgeler ve yerleik içtihat  
ıığında bavurana bu balık altında tüm vergilerden muaf olarak 1000 Euro ödenmesine karar  
vermektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Yargıtay Cumhuriyet Basavcısı’nın tebliğnamesinin tebliğ edilmediği yönündeki ikayetin  
kabuledilebilir, bunun dıındaki ikayetlerin kabuledilemez olduğuna;  
2. AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;  
3. Đhlal tespitinin kendisinin bavuranın öne sürdüğü manevi zararı gidermesi bakımından  
balı baına bir tazmini oluturduğuna;  
4 a) AĐHS’nin 44 / 2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru  
üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümetin yargı giderleri için bavurana  
1.000 (bin) Euro ödemesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda faiz uygulanmasına;  
5. Adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢀTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 27 Mayıs 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
6