CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
TEKİN-TÜRKİYE DAVASI  
(52/1997/836/1042)  
Strazburg  
9 Haziran 1998  
USULİ İŞLEMLER  
1. Dava, Sözleşmenin 32/1 ve 47.maddelerin de öngörülen üç aylık süre  
içersinde, Avrupa İnsan Hakları Komisyonu (Komisyon) tarafından Mahkeme önüne  
getirilmiştir. Dava, 14 Temmuz 1993’te Türk vatandaşı Bay Salih Tekin’in  
(başvuran) 25.madde uyarınca Türkiye Cumhuriyeti aleyhine yaptığı başvurudan  
(22496/93 nolu) kaynaklanmaktadır. Komisyon’un talebi, Türkiye’nin Mahkemenin  
zorunlu yargı yetkisini tanıdığına ilişkin bildirimi (46.madde) ve 44 ve  
48.maddelerle bağlantılıdır. Talebin konusu, davanın olgularının, davalı Devletin  
Sözleşmenin 2,3,5/1,10,13,14,ve 18.maddeleri karşısında ki sorumluluğunun ihlalini  
oluşturup oluşturmadığına karar verilmesidir.  
2. Mahkeme İçtüzüğü A’nın 33/3(d) maddesi uyarınca yapılan araştırmaya ver-  
diği cevapta başvuran, duruşmalara katılacağını belirterek kendisini temsil edecek  
avukatlarını tayin edip bildirmiştir. (İçtüzük 30)  
3. Dairenin oluşumuna, Türk yargıç F.Gölcüklü resen (Sözleşmenin 43.maddesi  
uyarınca) ve Mahkemenin Başkanı bay R.Ryssdal (İçtüzüğün 21/4 –b kaidesi  
uyarınca) katılmışlardır. 3 Temmuz 1997 günü Başkâtip hazır olduğu halde, Başkan  
diğer yedi yargıcı kurayla belirlemiştir, bunlar bay Thor Vilhalksson, bay C.Russo,  
bay J.D.Meyer, bay J.M.Morenilla, bay L.Wildhaber, bay K.Jungwiert ve bay  
V.Toumonov ‘dur. (Sözleşmenin 43. Ve İçtüzüğün 21/5. maddeleri)  
4. Daire Başkanı olarak ( İçtüzüğün 21/6.maddesi ) Bay Ryssdal,Mahkeme  
Başkatibi aracılığıyla Hükümet temsilcisi , Başvuran avukatlarına ve >Komisyon  
üyesine danışarak,usuli işlemleri tamamlamıştır. ( İçtüzüğün 37/1. Ve 38.maddeleri).  
Hükümetin yazılı görüşlerinin verilme tarihinin uzatılması istemi nedeniyle yapılan  
düzenlemeler sonucu, başvuranın yazılı görüşü 21.1.1998’de ve Hükümetin yazılı  
_________________________________________________________________________________________  
© T.C. Adalet Bakanlığı, 1998. Bu gayrıresmi çeviri, Adalet Bakanlığı, Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler  
Genel Müdürlüğü tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam olarak  
belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Adalet Bakanlığı, Uluslararası  
Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü, İnsan Hakları Daire Başkanlığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari  
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
görüşü 4.2.1998 günü teslim alınmıştır.  
5. Bay Ryssdal’ın 16.2.1998 günü vefatı nedeniyle,yerini Başkan Yardımcısı  
Bay R.Bernhardt Daire Başkanı olarak almıştır. (İçtüzük 21/6.2.alt paragraf)  
6. Başkanın tensibiyle kamuya açık duruşma 25.3.1998 günü İnsan Hakları  
Binasında yapılmıştır.Mahkeme bu duruşmadan önce bir hazırlık toplantısı icra  
etmiştir.  
* Gayri resmi tercüme olup, Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış  
İlişkiler Genel Müdür Yardımcısı Abdulkadir KAYA tarafından Türkçe’ye  
çevrilmiştir.  
Duruşmada Mahkeme önünde;  
(a) Hükümet adına:  
Bay M.Özmen Hükümet Temsilcisi Yardımcısı  
Bay A.Kaya  
Bay A.Alataş  
Bay F.Polat  
Bayan A.Eymüler  
Bayan M.Anayoroğlu , Danışmanlar olarak,  
(b) Komisyon adına;  
Bay H.Danelius  
(c) Başvuran için;  
Bay K.Boyle,  
Bayan A.Reidy avukatlar  
Bay K.Yıldız,İnsan Hakları Projesi danışmanı ,  
Olarak bulunmuşlardır.  
Mahkeme bay Danelius’u, Bay Boyle ve Bay Özmen’i ve Hükümetin sorulara  
cevaplarını dinlemiştir.  
DAVAYA KONU OLAYLAR:  
1.DAVANIN KOŞULLARI  
7. Başvuran Salih Tekin,1964 doğumlu Kürt kökenli bir Türk vatandaşıdır ve  
Diyarbakır da yaşamaktadır.Dava konusu olaylardan önce, Özgür Gündem’de  
gazeteci olarak çalışıyordu.  
Dava da aşağıdaki olaylar tartışma konusu olmuştur.  
Başvuranın gözaltına alınması.  
8. Şubat-1993’te Yassıtepe mezrasındaki ailesini ziyareti esnasında, köy  
korucularını tehdit ettiği şüphesiyle Harun Altın komutasındaki jandarmalarca  
gözaltına alınan Başvuranın, Derinsu Jandarma Karakoluna götürüldüğü tartışmasız  
kabul edilmektedir.  
Buna karşılık, başvuran 15 Şubat 1993 sabahı, Hükümet ise 17 Şubat 1993  
günü gözaltına alındığını iddia etmişlerdir.  
9. Başvuran 19 Şubat 1993 ‘e kadar Derinsu’da tutulmuştur.  
Bu süre zarfında nezarethanede, ışığı,yatağı veya battaniyesi olmayan,sıfırın  
altında sıcaklıktaki hücrede tutulduğunu, sadece ekmek ve su ile beslendiğini,  
Astsubay Altın da dahil jandarmalarca hücresinde saldırıya uğradığını iddia etmiştir.  
18 Şubat gecesi, üç erkek kardeşinin hücresine girmesine müsaade edilmemiş ve  
onların kendisini giyeceklerle sarmamış olmaları halinde şimdi soğuktan ölmüş  
olacağını ıklamıştır.  
Hükümet, bay Tekin’in kötü muameleye uğradığı iddiasını kabul etmemiş,  
güvenlik odasının binanın ortasında bulunması ve kömür sobalarıyla ısıtılan odalarla  
çevrilmiş olması nedeniyle bu odada donma noktasının altına düşen bir sıcaklığın  
mümkün olamayacağını bildirerek, ayrıca başvuranın kardeşlerinin emniyet  
odasında onunla görüşmesine müsaade edildiği hususunu reddetmiştir.  
10. Başvuran,19 Şubat 1993 sabahı, Derik İlçe Jandarma Bölüğüne  
götürülmüş ve ayni gün serbest bırakılmıştır.  
Başvuran, Derik’te de bir itiraf beyanı imzalaması için dövme, elektrik  
verme, soğuk su uygulaması şeklinde işkenceye maruz kaldığını, İlçe Jandarma  
Komutanı Musa Çitil’in eğer bir daha bölgeye dönerse öldürüleceğini bildirerek  
tehdit ettiğini iddia etmiştir.  
Hükümet herhangi bir kötü muamele yapılmadığını bildirerek itiraz  
etmiştir.  
B. Başvuranın Cumhuriyet savcısı Hasan Altun’a yaptığı şikayet.  
11. Bay Tekin serbest bırakılmadan önce Cumhuriyet Savcısı Hasan Altun’a  
çıkarılmıştır.  
Başvuranın Derinsu ve Derik’te işkenceye ve kötü muameleye uğradı  
konusunda Bay Altun’a şikayette bulunduğu hususunda tartışma bulunmamaktadır.  
Ayrıca başvuran soğuk suya maruz bırakılırken gözüne bağlanmış olan ıslak bir bez  
parçasını Savcı Altun'a verdiğini idda etmiştir. Bay Altun bu iddiaları kayıtlara  
geçirmiş ancak bunlarla ilgili bir araştırma yapmamıştır.  
12. Bay Alltun’un bu hareketsizliğinin nedenini araştırmak üzere  
“Hakim ve Savclar Yüksek Kurulu “ bir soruşturma yapılmasına karar vermiş, bu  
Bay Altun hakkında bir disiplin soruşturması ılmasına neden olmuştur. Mahkeme  
önünde ki duruşmada, Hükümet bu soruşturmayı teyid ederek henüz  
sonuçlanmadığını bildirmiştir.  
13. Bay Tekin 20 Şubat 1993 de Diyarbakır’a döndü ve serbest  
bırakıldıktan sonra bir daha muayene olmadı. Bir hafta sonra, kendisine yapılan  
muamele için İnsan Hakları Derneğine şikayette bulundu, orada Komisyon’a  
başvurması tavsiye edildi.  
C. Başvuran hakkındaki cezai soruşturma.  
14. Başvurana isnad edilen suçun Devlet Güvenlik Mahkemesi görevi  
kapsamında kalması nedeniyle (Bak.yukarıdaki 8.par.) Derik Cumhuriyet Savcısı  
görevsizlik kararı vererek davayı Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesine  
gönderdi.(Aşağıdaki 29.par.bakınız)  
13 Mayıs 1993 günlü celseden sonra başvuran 2 Ağustos 1993 de beraat  
etti.  
D. Jandarma subayları Altın ve Çitil haklarındaki işlemler.  
15. Bay Tekin’in 11 Ekim 1993 günlü başvurusundan Komisyonun Hükümeti  
haberdar etmesinden sonra,Adalet Bakanlığı (Uluslar arası Hukuk ve Dış İlişkiler  
Genel Müdürlüğü ) 18 Aralık 1993 günü Derik Savcılığını Başvuranın şikayetinden  
haberdar etti ve bir hazırlık soruşturması ıldı.  
16. Bay Tekin’in iddialarıyla ilgili olarak Astsubay Altın’ın, Derik  
Savcısı Bekir Özenir’in talimatıyla, 20 Nisan 1994 de Daday Savcılığınca ifadesi  
alındı.  
17. Bay Özenir (Derik Savcısı) 4 Mayıs1994 de, subaylar Altın ve Çitil  
haklarında, bay Tekin’e kötü muamelede bulundukları veya tehdit ettikleri yolunda  
başvuranın doğrulanmayan iddialarından başka delil olmadığından takipsizlik kararı  
verdi.  
18. Mamafih bu karar Adalet bakanlığının, bay Tekin’e bu karara karşı  
itiraz olanağı verilmesi gerektiği düşüncesiyle yaptığı müdahaleyle kesinleşmedi.  
Ayrıca, Adalet Bakanlığı sanıkların kimliği ve iddiaların niteliği itibariyle iddia  
konusu suçların savcıların yetkisinin bulunmadığı,”Memurin Muhakematı Hakkında  
Kanun” kapsamında kalabileceği mütalaasında bulundu.  
19. Bundan sonra Derik Cumhuriyet Savcılığı, 4 Mayıs 1995 günü bir  
görevsizlik kararı vererek davayı Derik İlçi İdareKuruluna gönderdi.  
20. Bu nedenle, kumandan Çitil’in ,4 Mayıs1995 günü bir jandarma  
Albayı tarafından ifadesi alındı.  
21. Derik İlçe İdare Kurulu ilk soruşturma raporunu 5 Eylül 1995 günü  
Mardin Valiliğine sundu. 12 Eylül 1995 günü bu rapor Mardin İl İdare Kuruluna  
iletildi. (Bak.aşağıda 30.par. ) Bu son Kurul,13 Eylül 1995 de, delil yetersizliğinden  
subaylar Altın ve Çitil haklarında men’i muhakeme kararı verdi.  
22. Bu karar otomatik olarak Danıştay’da incelendi ve men’i muhakeme  
kararı onandı. (Bak.aşağıdaki 30.par ).  
E.Komisyonun olaylara ilişkin tesbiti.  
23. Komisyon taraflarında yardımıyla olayların araştırılması için  
soruşturma yaptı. Tanık ifade zabıtları, Türkiye hakkındaki raporlar, başvuranın  
Derinsu ve Derik jandarma karakolları nezarethanesine konulmasına ilişkin ve  
başvuranın şikayetiyle ilgili mahallinde yapılan soruşturma belgeleri, Derinsu  
Jandarma Karakolu planı gibi yazılı belgeler toplandı. Bundan başka Komisyondan  
üç temsilci, 8 Kasım 1995 de Diyarbakır’da yedi tanığı dinledi, 7 Mart 1996 da  
Strazburg’da diğer bir tanık dinleme duruşması icra edildi. Tanıklar; başvuran da  
dahil olmak üzere, babası Hacı Mehmet Tekin, Astsubay Harun Altın ve Yüzbaşı  
Musa Çitil ile serbest bırakıldıktan hemen sonra başvuranla konuştukları iddia  
edilen başvuranın babasının komşuları Sinan Dinç,Mehmet Dinç ve Halit Tutmaz  
idi.  
Komisyon savcılar Hasan Altun,Bekir Özenir ve Osman Yetkin’i de  
(Sonuncusu Diyarbakır DGM.Savcısı idi) dinlemek istedi, fakat hiçbiri ifade  
vermedi.  
24. Komisyon başvuranın yakalama tarihini ve nezarethanede gördüğü  
muamelenin detayını kesin bir şekilde belirleyemedi. Bununla beraber, delilleri  
dikkatlice değerlendirerek, Komisyon başvuranın soğuk ve karanlık bir odada  
gözleri bağlı olarak , soruşturmasıyla bağlantılı vücudunda yara ve çürürükler  
bırakacak bir biçimde muamele gördüğüne kanaat getirdi.  
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMA  
A.Olağanüstü hal.  
25. Tahminen 1985 den beri,Türkiye’nin güneydoğu bölgesinde Pkk’lılarla  
(Kürdistan İşçi Partisi) güvenlik kuvvetleri arasındaki ciddi ihtilaflar giderek  
şiddetlendi. Hükümete göre bu çatışmalar binlerce güvenlik kuvveti mensubu ve  
sivilin hayatına mal oldu.  
26. Olağanüstü Hal Kanunu uyarınca Güneydoğu bölgesiyle ilgili iki  
temel kararname çıkarıldı.(25 Ekim 1983 gün ve 2935 sayılı kanun). İlk Kararname  
285 sayılı olup (10 Temmuz 1987 tarihli ) güneydoğuda ki onbir ilin onunda  
Olağanüstü Hal Bölge Valiliği tesis etti. Bu kararnamenin 4(b) ve (d) maddelerine  
göre, bütün özel ve kamu güvenlik kuvvetleri ile Jandarma Asayiş Kumandanlığı  
Bölge Valisinin emrindedir.  
430 sayılı 2.Kararname (16 Aralık 1990 tarihli) Bölge Valisinin  
yetkisini kuvvetlendirmiş, örneğin kamu görevlileri ve işçilerin hâkim ve savcılar da  
dahil bölge dışına naklini emretmesi gibi. Ayni Kararnamenin 8.maddesi:  
“Bu Kanun Hükmünde Kararname ile İçişleri Bakanına, Olağanüstü Hal Bölge  
Valisine ve olağanüstü hal bölgesi dahilindeki il valilerine tanınan yetkilerin  
kullanılması ile ilgili her türlü karar ve tasarruflarından dolayı bunlar hakkında  
cezai, mali veya hukuki sorumluluk iddiası ileri sürülemez ve bu maksatla herhangi  
bir yargı merciine başvurulamaz. Kişilerin sebepsiz uğradikları zararlardan dolayı  
devletten tazminat talep etme hakları saklıdır.”  
Hükmünü getirmiştir.  
B. Kötü muamele, tehdit ve yasadışı gözaltına ilişkin genel hükümler.  
27. Türk Ceza Kanunu;  
(a) Gayri meşru olarak kişiyi hürriyetinden mahrum etmeyi (genel olarak  
179.maddesinde memurların işlemesi halinde 181.maddede)  
(b) Tehditi (191. Maddesi)  
(c) Kötü muamele ve işkenceyi (243. ve 245. maddelerinde)  
Suç olarak belirlemiştir.  
28. Bu suçlar için,Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun (CMUK) 151.ve 153.  
maddelerine göre, cumhuriyet savcısına veya yerel idari makamlara şikayette  
bulunulabilir. Cumhuriyet savcısı veya polis kendilerine bildirilen suçları araştırmak  
zorundadırlar. CMUK’un 148.maddesi uyarınca, kamu davası ılıp açılmayacağına  
Cumhuriyet savcısınca karar verilecektir. Müşteki savcının takipsizlik kararına itiraz  
edebilir.  
C. Terör suçlarının ve güvenlik kuvvetlerinin işlediği iddia edilen suçların  
soruşturması.  
29. Terör suçlarında yetki, bütün Türkiye için kurulan devlet güvenlik  
mahkemesi savcıları ve mahkemelerindedir.  
30. Olağanüstü Hal Bölgesinde güvenlik kuvvetlerinin işlediği iddia edilen  
suçlarda cumhuriyet savcısının yetkisi bulunmamaktadır. 285 sayılı Kararnamenin  
4/i maddesi,bütün güvenlik kuvvetlerinin bölge valisinin emrinde olduğunu  
(yukarıdaki 26.paragrafa bakınız) görevleri sırasında işledikleri suçlarda Memurin  
Muhakematı Hakkında Kanun hükümlerinin uygulanacağı hükmünü getirmiştir. Bu  
suretle,herhangi bir savcı güvenlik kuvveti mensubunun bir suç işlediği iddiasını  
öğrendiği zaman görevsizlik kararı vererek dosyayı idare kuruluna devredecektir.  
Kurulun men’i muhakeme kararı ise otomatik temyize tabi olup Danıştayın  
incelemesinden geçecektir.  
KOMİSYONUN ÖNÜNDEKİ İŞLEMLER.  
31. Bay Tekin 14 Temmuz 1993 de Komisyona başvurarak, 15-19 Şubat 1993  
tarihlerinde Derik ve Derinsu jandarma karakollarında gözaltında iken kötü  
muameleye uğradığını ve olayın Devlet makamlarınca yeterli bir şekilde  
soruşturulmadığını iddia etmiştir. Başvuru Sözleşmenin 2,3,5/1,6/1,10,13,14,ve  
18.maddelerine dayanmaktadır.  
32. Komisyon başvuruyu (22496/93 nolu) 20.2.1995 de kabul edilebilir  
bulmuştur. 17 Nisan 1997 günlü raporunda (31.madde uyarınca) 2,10,14 ve18.  
Maddelerin ihlal edilmediğine (oybirliğiyle), ancak 3.ve 13.maddelerin ihlal  
edildiğini (31’e karşı 1 oyla), diğer başvuran şikayetlerinin ise incelenmesine gerek  
bulunmadığı görüşüne ulaşmıştır. Komisyonun ve karşı görüşleri ihtiva eden  
raporun tam metni bu kararın ekindedir.  
MAHKEMEYE SON SUNUŞLAR:  
33. Yazılı ve sözlü sunuşlarında Hükümet,Mahkemeden başvuranın iddialarının  
temelsiz olduğunu ve Sözleşmenin ihlalinin varit olmadığının tesbitini istemiştir.  
34. Başvuran ise Mahkemeden ,Sözleşmenin 2,3,10,13,14 ve 18.maddelerin  
ihlal edildiğinin tesbitiyle 50.madde uyarınca tazminat verilmesini talep etmiştir.  
DAVANIN ESASI:  
I.OLAYLARIN TESBİTİ:  
35. Hükümet,Komisyonun olay tesbitine itiraz etmiştir.  
Hükümet Temsilcileri, başvuranın kötü muamele iddiaları doğru olmuş  
olsaydı,serbest bırakıldıktan sonra hastahanede tedavi görmesi gerektiğini, özellikle  
gazeteci olması hasebiyle hangi tip delile gereksinimi olacağından haberdar olan  
başvurucunun herhangi bir tıbbi rapor ibraz edememesinin bu şartlarda şüpheli  
olduğunu, kardeşlerinin emniyet odasında kendisine katıldıkları iddiasını inanılmaz  
bulduklarını ilaveten, itirafının alınması gayesiyle işkenceye maruz kaldığını iddia  
etmesine rağmen aleyhine olan bütün iddiaları reddetmiş olduğunu, Komisyona  
müracaatında elektrik şoku konusunda harhangi bir iddiada bulunmamış olmasına  
rağmen sadece Ankara’daki tanık dinleme duruşmalarında bunu ileri sürmesinin  
beyanlarının doğruluğu hususunda şüpheler doğurduğunu, üstelik gözaltının son  
günü elektrik şokuna maruz kaldığı doğru ise, bu tür işkence izlerinin 3 veya 4 gün  
görülebilir olarak kalacağını belirtmişlerdir. Hükümet son olarak,başvuranın Savcıya  
verdiği bezin gevşek yapıda örülmüş olması nedeniyle gözbağı olarak  
kullanılmayacağını bildirmiştir.  
36. Mahkeme önündeki duruşmada,Komisyon temsilcisi Ankara’da yapılan  
tanık dinleme duruşmalarında ki başvuranın beyanlarının ayrıntılı, kesin ve uyumlu  
olduğunu, uydurulmuş hikaye izlenimi vermediğini açıklamıştır. Gerçekten de  
başvuranın Derinsu’daki hücrenin sıcaklığı ile burada maruz kaldığını iddia ettiği  
kötü muamelenin yoğunluk ve niteliğinin bir dereceye kadar değişken ve  
muhtemelen abartılı olduğu gözden uzak tutulmamalıdır. Bununla beraber,  
anlatımının bazı ayrıntıları gerçeği çağrıştırmaktadır. Örneğin, kardeşlerinin emniyet  
odasında kendisine katıldığı olayını uydurmuş olduğu düşünülemez. Ne var ki, tıbbi  
bir delillin olmaması şüphesiz başvuranın davasını zayıflatmaktadır. Komisyon bu  
ihmalin genel olarak başvuranın iddialarının güvenilirliğini çürütecek nitelikte olup  
olmadığını inceleyerek, bu eksikliği bu tür bir sonuç için yeterli görmemiştir.  
Ankara da Komisyon temsilcileri, başvuranın öyküsünde ki birçok hususu  
doğrulayan,başvuranın babası Hacı Mehmet’in tanıklığını güvenilir bulmuştur.  
Örneğin o Derinsu jandarma karakolu dışında soğukta diğer çocuklarıyla nasıl  
beklediklerini ve çocuklarına kardeşini emniyet odasında ziyarete izin verilerek bu  
vesileyle Salihin soğuk vücudunu nasıl ısıttıklarını anlatmıştır. Ayrıca Hacı Mehmet  
başvuranın serbest bırakılmasından sonra vücudunda çürük ve yaraların olduğunu,  
bunların ilaçla tedavi edildiğini doğrulamıştır.  
Bu açıklamalar diğer tanıkların tanıklıklarıyla değerlendirilmelidir.  
Komisyon tanıklıkları Sözleşmenin 3.ve 13.maddeleriyle ilgili sorunun  
değerlendirilmesinde büyük ölçüde Komisyon’a ışık tutacak olan bay Altun da dahil  
(Yukarıdaki 11 nolu par.bakınız) üç cumhuriyet savcısını dinlemek istemiştir. Ne  
yazık ki bu savcılardan hiçbiri duruşmalara ifade vermek için gelmemiş ve  
katılmamaları için geçerli bir mazaret de bildirmemişlerdir.  
Hükümet için tanıklık yapan üç komşudan (yukarıda 23.par.bakınız) Komisyon  
temsilcilerinin elde ettiği deliller, nezarethane sonrası başvuranın köye dönüşünü  
tasvirleri inandırıcı olmamış, özellikle de nezarethanede gördüğü muameleden  
başvuranın sitayişle bahsettiğini açıklamaları, bay Tekin’in birkaç saat önce gördüğü  
kötü muameleden dolayı şikayette bulunduğuna ilişkin tutanak karşısında makul  
bulunmamıştır.  
Jandarma subayı Altın tüm kötü muamele iddialarını reddederek (Bak par. 8 ve  
9) Derinsu karakolunda başvurana yapılan muamele konusunda ayrıntılı bilgi vermiş  
ve bay Tekin’in iyi şartlarda soğuk olmayan bir odada muhafaza edildiğini , günde  
üç öğün yemek ve su verildiğini belirtmiştir. Buna karşılık, 1993 yılında Derinsu  
karakolunda çok az sayıda nezarethanede kalan olmasına rağmen, iki yıl önce  
Cumhuriyet Savcısına başvuranla ilgili bir şey hatırlamadığını söyleyen jandarma  
subayı bay Altın’ın güvenilirliği konusunda Komisyonun ciddi şüpheleri  
bulunmaktadır.  
Son delil değerlendirilmeleri yapılırken Komisyon, her türlü makul şüpheden  
ari bir şekilde Bay Tekin’in zor koşullarda gözaltında tutulduğuna fiziksel kötü  
muameleye maruz kaldığına kanaat getirmiştir.  
37. Başvuran, Komisyonun olaylara ilişkin tesbitlerinin kabul edilmesini  
Mahkemeden talep etmiştir.  
38. Mahkeme, içtihatları uyarınca olayların tesbit ve doğrulanmasının birincil  
olarak Komisyonun sorunu olduğunu vurgular (Sözleşmenin 28/1 ve 31.maddeleri).  
Fakat Mahkeme,Komisyonun olay tesbitleriyle bağlı olmayıp, önüne getirilen  
belgelerin ışığında kendi değerlendirmesini yapmakta serbest olup,bu alandaki  
yetkisini sadece istisnai hallerde kullanacaktır. Böyle istisnai haller, Komisyonun  
kararının dayandığı delillerin Mahkemece dikkatli bir incelemesinden sonra,  
olayların her türlü makul şüpheden uzak olarak tesbit edilmemiş olması halinde  
doğacaktır. (Karar ve hüküm raporları 1998,par...53,Selçuk ve Asker-Türkiye  
davasının 24 Nisan 1998 günlü kararına bakınız.)  
39. Mahkeme,Komisyonun raporundaki tesbitlerini ve görüşünü dayandırdığı  
delilleri, özelliklede duruşma tutanaklarını, söz konusu davada istisnai hallerin  
oluşup oluşmadığını belirlemek üzere inceledi.  
40. Bu bağlamda Mahkeme, Komisyon temsilcilerinin, başvuran ve diğer  
tanıkları tanıklık yaparken, Hükümet ve başvuran tarafın sorularını cevaplandırırken  
görüp dinleme olanağına sahip olmalarının özel bir öneminin olduğunu kabul eder.  
Belirtilmelidirki Komisyon, Başvuranın tanıklığını uyumlu ve inandırıcı, Hükümet  
tanıklarının verdiği deliller ise güvenilmez ve noksan bulmuştur.(Bak.par.36)  
41. Gerçekten de, Hükümetin de işaret ettiği gibi, başvuran kötü muamele  
iddialarını temellendirmek için,örneğin adli rapor gibi herhangi bir bağımsız delil  
sağlayamamıştır. Buna karşılık, Mahkeme belirtirki, Tekin’in Savcı Altun’a kötü  
muamele şikayetini yapmasına ve savcının Türk Hukukuna göre bu şikayeti  
soruşturmak görevi olmasına rağmen, resmi makamlar bay Tekin’in gözaltında veya  
serbest bırakılmasından sonra bir doktor tarafından muayene edilmesi için herhangi  
bir girişimde bulunmamışlardır. (Bak.par. 11 ve 28 ). Bundan başka, başvuranın  
öyküsünü veya iddialarının doğruluğuna ışık tutacak en iyi konumdaki tanıklar diğer  
bir deyişle davayla ilgili savcılar ve özellikle bunlardan başvuranı hemen nezaret  
sonrası gören Bay Altun’un herhangi bir mazareti olmadan Komisyonun tanık  
dinleme duruşmalarına katılma talebine uymadığı şahede edilmiştir.  
Mahkeme, bir başvurunun esasını teşkil eden olguların Komisyonca  
araştırılabilmesi için Sözleşmenin 28/1-(a) maddesi uyarınca ilgili Devletin “tüm  
kolaylıkları sağlamak” zorunluluğunda olduğunu vurgular. Sözkonusu davanın  
koşullarında, anahtar tanıkların Komisyon önüne çıkmamaları durumunda, davalı  
Devletin Komisyonun bulgularını dayandırdığı delillerin yetersizliğinden şikayetinin  
haklı görülmesi düşünülemez.  
42. Yukarıdaki gerekçeler ışığında, davayla ilgili mevcut belgeleri incelemiş  
olarak Mahkeme, Komisyonca bulunan olguların kabülüne karar verir.  
II. SÖZLEŞMENİN 2. MADDESİNİN İHLALİ İDDİASI.  
43. Başvuranın karakolda maruz kaldığı muamelenin Sözleşmenin 2.maddesine  
muhalefet teşkil ettiğini idia etmiş olup bu madde diğer hususların yanında;  
“ 1. Herkesin yaşam hakkı kanunla korunur......” hükmünü getirmektedir.  
44. Başvuran Derinsu jandarma karakoluna götürülürken subay Altın ve diğer  
jandarmalarca sürekli ölümlü tehdit edilerek, donarak ölmesi için sıfır derecenin  
altındaki şartlarda tutulduğun iddia etmiştir. Bundan başka Derik jandarma  
bölüğünde kumandan Çitil başvurana yapılan işkenceden sonra bir daha bölgeye  
gelirse kafasına iki delik açmakla tehdit etti.  
45. Hükümet başvuran tarafından yapılan kötü muamele iddiasını reddetmiştir.  
(Bak.par.35)  
46. Komisyon,başvuranın yaşam hakkının kanunlar çerçevesinde  
korunmadığına dair bir belirti bulamamıştır.  
47. Mahkeme, başvuranın 2.madde kapsamındaki yaşam hakkına müdahele  
teşkil edecek bir muameleye maruz kalmadığı şeklindeki Komisyon tesbitini, kabul  
ettiğini açıklar.  
III. SÖZLEŞMENİN 3. MADDESİNİN İHLALİ İDDİASI.  
48. Başvuran işkenceye maruz bırakılarak Sözleşmenin 3.maddesinin ihlal  
edildiğini iddia etmiştirki, sözkonusu madde;  
“ Hiçkimse işkence, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza ve işlemlere tabi  
tutulamaz” hükmünü getirmiştir.  
49. Başvuran nezarethanede çektiği ızdıraplar bütün olarak ele alındığında  
bunların işkence teşkil ettiğini bildirmiştir. Nitekim Derinsu jandarma karakolunda  
gözleri bağlı bağlı olduğu halde tecavüzkar şekilde sorgulanırken, tacize uğradığını  
ve ölümle tehdit edildiğini, dört gün boyunca sıfır derecenin altında, yataksız ,  
battaniyesiz, yiyecek ve içecek verilmeden ve bütün bunlar jandarmaca tek böbrekli  
olduğunun bilinmesine rağmen yapıldığını iddia etmiştir. Derik Jandarma  
Karakolunda tekrar gözleri bağlanmış, elbiseleri çıkarılarak soğuk suya tutulmuş,  
ayaklarının tabanına ve vücuduna copla vurulmuş el ve ayak parmaklarına elektrik  
verilmiştir.  
50. Bu şikayetle ilgili olarak da Hükümet, bay Tekin’e kötü muamele yapıldığnı  
reddetmiştir.  
51. Komisyon,başvuranın maruz kaldığı muameleyi bir bütün olarak ele alıp,  
nezarethane şartları ve başvuranın maruz kaldığı muameleninin en azından 3.madde  
anlamında gayri insani ve aşağılayıcı bir işlem teşkil ettiğini kabul etmiştir.  
52. Mahkeme, kötü muameleninin 3.madde kapsamına girmesi için asgari  
seviyede bir şiddete ulaşması gerektiğini vurgular. Bu asgarinin değerlendirilmesi  
ise görecelidir. Muamelenin süresi, fiziksel ve ruhsal sonuçları, bazı davalarda  
mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi o davanın tüm koşullarıyla  
bağlantılıdır.( Bak.Selçuk/Asker kararı par.76).  
53. Mahkeme işaret ederki, Komisyon başvuranın karanlık soğuk bir hücrede  
gözleri bağlı olarak tutulduğunu ve sorgusu nedeniyle vücudunda yara ve bereler  
kalacak şekilde muamele gördüğünü tesbit etmiştir. (Par 24’e bakınız.).  
Mahkeme bu olguları 3.maddenin getirdiği standartlara aykırı olarak  
değerlendirmiştir. Mahkeme, hürriyetinden mahrum bırakılan ve kendi  
hareketleriyle güç kullanımına sebep olmamış bir kişiye karşı güç kullanmanın  
insan onurunu zedelediğini ve prensip olarak da 3.maddeyle getirilen hakkın ihlalini  
teşkil edeceğini hatırlatır. (Bakınız Ribiksch-Avusturya kararı ,4.12.1985 A no 336  
seri sayfa 26 par.38 ) Başvuranın tutulduğu şartlar ve vücudunda yara ve bere  
bırakacak şekilde davranılmış olması, bu maddenin içeriğine göre gayrı insani ve  
aşağılayıcı muamele olarak değerlendirilmektedir.  
54. Bu nedenlerle 3.madde ihlal edilmiştir.  
IV. SÖZLEŞMENİN 5/1 ve 6/1. MADDELERİNİN  
İHLALİ İDDİALARI.  
55. Mahkemeden önceki safhada, başvuran Sözleşmenin 5/1. Ve6/1.maddelerle  
ilgili iddialarını takip etmemiştir.  
56. Bu durumda, Mahkeme için bu şikayetin incelenmesine gerek  
bulunmamaktadır.  
V. SÖZLEŞMENİN 10.MADDESİNİN İHLALİ İDDİASI.  
57. Başvuran kötü muameleye uğramasını gazeteci olarak çalışmasıyla  
bağlantılı olduğunu dolayısıyla Sözleşmenin 10.maddesinin ihlal edildiğini iddia  
etmiştir. 10.madde de:  
1. Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir.Bu hak, kanaat  
özgürlüğünü, kamu otoritelerinin müdahelesi ve ülke sınırları söz konusu  
olmaksızın.....  
2. Kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir  
toplumda zorunlu tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, toprak  
bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, asayişsizliğin veya suç  
işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının  
korunması veya yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması için kanunla  
öngörülen bazı formalitelere, şartlara, sınırlamalara ve yaptırımlara bağlanabilir.”  
Denilmektedir.  
58. Başvuran, özellikle Derinsu da uğradığı tehdit ve ayrıca kötü muamelenin  
şiddetinin, gazeteci olarak kürt ayırımcı görüşteki Özgür Gündem gazetesinde  
çalışması nedeniyle kötü muamelede bulunanlarca düşman olarak telakki  
edilmesinden kaynaklandığını iddia etmiştir. Yine başvuran, yakalandığında ve  
Derinsu jandarma karakolunda Subay Altın tarafından gazeteci olarak çalışması  
hakkında sorguya çekilip, bu nedenle ölümle tehdit edildiğini açıklamıştır. Derik  
jandarma bölüğünde kumandan Çitil ona;  
“Buraya işleri karıştırmak için gelmek istiyorsun.Özgür Gündem yasaklanmış  
bir gazetedir.Bölgeden haberler yazıyorsun. Üstelik sen köy korucularını tehdit  
ediyorsun. Seni savcıya göndereceğim. Fakat bu bölgeye tekrar geri gelirsen kafanda  
iki delik açacağım.”demiştir.  
59. Bu şikayetle ilgili hükümet özel bir açıklamada bulunmamıştır.  
60. Komisyon, başvuranın yakalanması ve gözaltına alınmasının Özgür  
Gündem’de gazeteci olmasıyla ilgili olduğu hususunda yeterli delil bulamamıştır.  
61. Mahkeme Komisyonun yukardaki tesbitine dikkati çekererek, başvuranın  
gözaltına alınması ve oradaki muamelenin başvuranın ifade özgürlüğüne müdahele  
anlamına gelmediğini kabul etmektedir.  
Bu nedenle 10.maddenin ihlali yoktur.  
VI. SÖZLEŞMENİN 13.MADDESİNİN İHLALİ İDDİASI.  
62. Başvuran Sözlemeyle ilgili şikayetlerinde etkili bir iç hukuk yolu  
olmadığını, Sözleşmenin 13.maddesinde;  
“Bu Sözleşmede tanınmış olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili  
resmi görev ifa eden kimselertarafından bu sıfatlarına dayanılarak yapılmış da olsa  
durumun  
düzeltilmesi  
için  
milli  
bir  
makama  
başvurma  
hakkına  
sahiptir.”denmektedir.  
63. Başvuran mahkemeden, sadece kötü muamele şikayetleri için etkili bir  
başvuru yolun olmadığının tesbitini değil, bunun yanında, yetkinin kötüye  
kullanılmasının mağdurları için etkili bir başvuru yolunun reddederek bölgedeki  
görevlilere de jure ve de facto dokunulmazlık sunarak, böylece Devletin  
Sözleşmenin 1. ve 13.maddelerdeki sorumluluklarını yerine getirmesini  
olanaksızlaştıran olağanüstü hal mevzuatının genel olarak değiştirilmesine  
(Bak.par.25-30) karar verilmesini talep etmiştir.  
64. Hükümet, nezarethanede kötü muamele iddiaları için iç hukuk yollarının her  
vatandaş için mevcut ve etkili olduğunu bildirmişti. Bay Tekin’in davasında,  
olgularla da doğrulandığı üzere Savcının hareketsizliği biçimindeki davranışı  
soruşturma açılmasına neden olmuştur.  
65. Komisyon başvuranın Derik jandarma bölüğünde ve Derinsu jandarma  
karakolunda bulunduğu sürede işkenceye maruz kaldığını ve Derik Cumhuriyet  
Savcısı bay Altun’a bu konuda şikayette bulunduğunu, fakat bu şikayetle ilgili bay  
Altun’un işlem yapmadığını tartışmasız olarak kabul etmektedir. Yine kabul  
etmektedir ki, daha sonra başvuranın iddiaları için başlayan soruşturma yetersiz ve  
her halükarda başlangıçtaki hareketsizliği telafi edemez. Davayla ilgili savcılık  
dellilerinin yokluğu (Bak.par.23) ve mevcut belgelere göre başvuranın işkence  
iddialarının soruşturması o derece yetersizdir ki Komisyon etkili bir hukuk yolu  
bulunmadığı görüşüne varmıştır.  
66. Mahkeme, Sözleşmenin 3.maddesinde güvence altına alınan hakkın  
13.maddeyle de ilintisi bulunduğunu hatırlatır. Bir kişinin Devletin memurunca ağır  
bir kötü muameleye veya işkenceye maruz bırakıldığına dair bir iddiası varsa,  
“etkili başvuru yolu” terimi uygun görüldüğünde tazminat ödenmesi yanında,  
ştekinin etkili bir şekilde katılılımıyla sorumluların belirlenerek  
cezalandırılmalarını sağlayacak tam ve etkili bir soruşturmayı kapsar.(Bak.  
18.12.1996 tarihli Aksoy-Türkiye kararı,raporlar 1996-VI,sayfa 2287,par.98)  
67. Mahkeme, serbest bırakılmasından sonra bay Tekin’in Cumhuriyet Savcısı  
bay Altun’a kötü muameleden şikayette bulunduğunu belirtir. Ancak cumhuriyet  
savcısı bu şikayetle ilgili herhangi bir işlem yapmamıştır. Başvuranın müracaatının  
Komisyonca Hükümete iletilmesi üzerine, 10 ay sonra başvuranın iddialarıyla ilgili  
soruşturma başlatılmıştır. Bundan başka soruşturma açıldıktan sonra bile subay  
Altın’ın ifadesinin alınması için dört ay daha geçmiş, bay Tekin’e kötü muamele  
yapmakla suçlanan her iki subay hakkında 4 Mayıs 1994’te dava açmak için yeterli  
delil olmadığı kararından önce kumandan Çitil’in dinlenmesi için hiçbir teşebbüste  
buulunulmamıştır.(Bak.par.16-18) Tam bir yıl sonra görevsizlik kararı verilerek  
soruşturma Derik İlçe İdare Kuruluna devredilmiş, 14 Temmuz 1995 de Hükümetin  
talebiyle nihayet Kumandan Çitil’in ifadesi alınmıştır. (Bak par.20-21).  
68. Mahkeme bu soruşturmanın 13.maddenin gereklerini karşılayacak biçimde  
tam ve etkin bir soruşturma olarak tanımlanabileceği kanısında değildir.  
Mahkeme belirtirki, başvuranın olağanüstü hal bölgesindeki iç hukuk yollarının  
işleyişinin incelenmesi istemi bu bağlamda herhangi bir karara ulaşmasını  
sağlayacak  
delillerin  
Komisyonca  
oluşturulmamış  
olması  
nedeniyle  
incelenememektedir.  
69. Sonuç olarak, 13.madde ihlal edilmiştir.  
VII. SÖZLEŞMENİN 14 ve 18. MADDELERİNİN İHLAL  
EDİLDİĞİ İDDİASI.  
70. Başvuran Kürd kökeni nedeniyle, ileri sürülen Sözleşmedeki haklarının  
ihlalinin ayırımcılıktan ileri geldiğini bununda 14.maddenin ihlali olduğunu  
bildirmiştir. Söz konusu maddenin aşağıdaki şekilde kaleme alınmıştır.  
“Bu Sözleşmede tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma,cinsiyet, ırk, renk,  
dil, din, siyasal veya diğer kanaatler, ulusal veya sosyal köken, ulusal bir azınlığa  
mensupluk, servet, doğum veya herhangi bir durum bakımından hiçbir ayırımcılık  
yapılmadan sağlanır.”  
Ayrıca,başvuran kendisine yapılan muamelenin devletin onayladığı bir  
uygulama olup,  
“Bu Sözleşmenin hükümleri gereğince, sözü edilen hak ve özgürlüklere  
getirilen sınırlamalar ancak öngörülen amaçlar için uygulanabilir.”  
Şeklindeki 18.maddenin ihlali olduğunu iddia etmiştir.  
71. Hükümet bu iddiaların olgulara dayanmadığını bildirmiştir.  
72. Komisyon, başvuranın bu iddialarını sunulan delillerin ışığında incelemiş ve  
dayanaksız bulmuştur.  
73. Mahkeme, Komisyonun tesbit ettiği olaylara dayanarak, söz konusu  
Sözleşme hükmünün ihlali iddiasını haklı çıkaracak herhangi bir delil bulamadı.  
Bu nedenlerle Sözleşmenin 14. ve 18.maddeleri ihlal edilmemiştir.  
VIII. SÖZLEŞMENİN 50.MADDESİNİN UYGULAANMASI.  
74.Başvuran:  
“Mahkemenin kararı,bir yüksek akit tarafından adli makamları veya resmi bir  
makam tarafından alınmış olan bir kararın veya vaz’edilmiş bulunan bir tedbirin  
işbu Sözleşmeden doğan mükellefiyetlere tamamen veya kısmen aykırı olduğunu  
beyan ederse, ve eğer mezkür akid tarafın dahili mevzuatı bu kararın veya  
tedbirlerin neticelerini ancak kısmen izaleye müsaitse,Mahkeme kararında, buna  
mahal varsa, hakkaniyete uygun bir surette tarafı tatmin eder”  
şeklindeki Sözleşmenin 50.maddesi uyarınca tazminat talebinde bulunmuştur.  
A. Zarar.  
75. Başvuran manevi tazminat olarak 25 000,maddi zararları için de 25 000  
İngiliz sterlini talep etmiştir.  
76. Hükümet, Mahkemenin Sözleşmenin ihlal edildiğini kabul etmesi halinde,  
bunun başvuru için yeterli bir tatmin olacağını bildirmiştir.  
77. Sözleşmenin 3. ve 13.maddelerinin ihlal edilmiş bulunmasını dikkate alarak,  
Mahkeme manevi tazminata hükmedilmesi gerekliliğini düşünmektedir. Türkiyede  
ki yüksek enflasyon oranı gözönüne alınarak, paranın ödendiği tarihteki kur  
üzerinden Türk Lirasına çevrilmek üzere, tazminatı İngiliz Sterlini üzerinden  
(Bak.Selçuk –Asker kararı par.115) 10 000 İngiliz Sterlini olarak hükmeder.  
78. Mahkeme maddi tazminat talebini reddeder. (Bak.Selçuk-Asker kararı  
par.119)  
B. Avukatlık ücreti ve Harcamalar.  
79. Başvuran Mahkeme ve Komisyon önündeki işlemler için avukatlık  
ücreti ve harcamalarla ilgili toplam 19 770 İngiliz paundu talep etmiştir.Bu miktar  
Avrupa Konseyinden alınan hukuki yardımı da içermektedir.  
80. Hükümet sadece tamamen belgelendirilen harcama ve masraflara  
hükmedilebileceğini, başvuran talep ettiği idari destek priminin Devletçe ödenebilir  
olmadığını bildirmiştir.  
81. Mahkeme hakkaniyet uyarınca ödenmesi gerektiğinde katma değer  
vergisiyle birlikte avukatlık ücreti ve harcamalar olarak 15 000 ingiliz paunduna  
hükmeder.  
C. Gecikme faizi.  
82. Mahkemede ki bilgilere göre bu kararın alındığı tarihte Birleşik Krallıkta  
geçerli olan yasal faiz oranı yıllık % 8 dir.  
BU GEREKÇELERLE MAHKEME :  
1. Oybirliğiyle Sözleşmenin 2.maddesinin ihlal edilmediğine,  
2. Altıya karşı üç oyla Sözleşmenin 3.maddesinin ihlal edildiğine,  
3. Sekize karşı bir oyla,Sözleşmenin 5/1. Ve 6/1. Maddeleriyle ilgili  
şikayetlerin incelenmesine gerek bulunmadığına,  
4. Oybirliğiyle Sözleşmenin 10.maddesinin ihlal edilmediğine,  
5. Yediye karşı iki oyla, Sözleşmenin 13.maddesinin ihlal edildiğine,  
6. Oybirliğiyle Sözleşmenin 14 ve 18.maddelerinin ihlal edilmediğine,  
7. Sekize karşı bir oyla davalı Devletin üç ay içersinde aşağıda  
gösterilen meblağları başvurana ödemesine,  
a) Manevi tazminat olarak 10 000ingiliz paundu ödeme günündeki kur  
üzerinden Türk lirasına çevrilerek,  
b) Masraf ve harcamalar için 15 000 ingiliz paundu tahakkuk etmesi  
halinde katma değer vergisiyle birlikte,  
c) Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin geçirilmesi halinde ödeme tarihine kadar  
yıllık %8 oranında basit faiz ödenmesine,  
8. Geriye kalan tazminat taleplerinin oybirliğiyle reddine,  
Karar vermiştir.  
NOT: Yargıçlar Gölcüklü, Toumanov ve De Meyer makul süpheden ari bir  
şekilde ispat edilmediğinden 3. maddenin ihlalinin olmadığına,  
Ayrıca De Meyer, Sözleşmenin 6/1 ve 28. maddesinin ihlâl edildiğine dair  
karara,  
muhalefet şerhi vermişlerdir.