CONSEIL  
AVRUPA  
DE L’EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ÜÇÜNCÜ DAĐRE  
TEKĐN vd. -TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no:8534/02)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
20 Mayıs 2008  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (8534/02) no’lu davanın nedeni T.C.  
vatandaları Sıddık Tekin, Haim Elmas ve Tayyar Kılıç’ın (bavuranlar) Avrupa Đnsan  
Hakları Mahkemesi’ne 31 Ocak 2001 tarihinde Temel Đnsan Hakları ve Özgürlüklerini  
güvence altına alan Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca  
yapmıolduğu bavurudur.  
OLAYLAR  
DAVANIN KOULLARI  
Türk vatandaı olan bavuranlar, Tekin, Elmas ve Kılıç sırasıyla 1956, 1973, 1961 doğumlu  
olup emdinli’de (Hakkari) ikamet etmektedirler.  
21 Temmuz 1999 sabahı, güvenlik güçleri, bir askerin öldüğü çatımaların ardından Altınsu  
köyü ve Dereboyu mezrasına sığındıklarından üphelenilen PKK üyelerini bulmak için bir  
operasyon gerçekletirmilerdir.  
Aynı gün, bavuranlar, emdinli Cumhuriyet Savcılığına kötü muameleden dolayı  
ikayetlerini sunmular, Savcılık da sözkonusu ikayeti kabul etmitir.  
Tayyar Kılıç, saat 6.30 sıralarında astsubay veya bir çavuun dört, beaskerle birlikte evinde  
arama gerçekletirdiğini ifade etmitir. Tayyar Kılıç’ın gözlerini bağladıktan sonra, askerler  
Kılıç’ı evinin yakınındaki bir köprüye doğru götürmüler ve teröristlere yataklık etmekle  
suçlalardır. Giysilerini çıkarttıktan sonra, askerler, sopa ile Kılıç’ın alnına ve yüzüne  
vurmular, dilerini kırmılar ve bir saat boyunca ayakta tutmulardır. Çetin Çelik ve Maria  
Çelik, Kılıç’ın giysilerinin çıkarıldığını görmülerdir ancak kimse köprünün altında Kılıç’ın  
dövülğünü görmemitir. Annesi Rihan Ertürk ve üvey kız kardei Sabiha Kılıç, Tayyar  
Kılıç’ın çığlıklarını duymulardır. Gözleri bağlı olduğu için Kılıç, kendisine vuran askerleri  
tehis edememitir.  
Sıddık Tekin, saat beveya altı sıralarında, Kayseri Komando Tugay’ın da görevli bir  
astsubay ile beaskerin evinde arama yaptığını ifade etmitir. Astsubay, Tekin’i evinin  
yakınındaki bir elma ağacının altına götürmüve köye gelen teröristler ile ilgili olarak  
sorgulamılardır. Astsubay ve askerler, Tekin’in gözlerini bağlamıve vücudunun farklı  
yerlerine vurmulardır. Astsubay, küfür etmive kendisini tehis etmeye çalııp çalımadığını  
sormutur. Bavuranın, ikayette bulunacağını ifade etmesi üzerine askerler, bavuranı ölümle  
tehdit etmilerdir. Đçlerinden biri havaya iki el ateetmitir. Bavuranın erkek kardei, Ferik  
Tekin ile Bayram Demir ve Sürmi Demir olaya tanık olmulardır ve bavuran sözkonusu  
kiilerin dinlenmesini talep etmitir.  
Haim Elmas, Kayseri Komando Tugay’ın da görevli iki subay ve sekiz askerin, saat beveya  
altı sıralarında, çobanlık yaptığı Dereboyu mezrasına geldiklerini ifade etmitir. Köye doğru  
yaklaık bir buçuk kilometrelik bir yürüyüün ardından, askerler, saldırıda bulunduklarından  
üphelenilen teröristler ile ilgili olarak Elmas’ı sorgulamılar ve teröristlere yardım ve  
yataklıkta bulunan köylüleri kendilerine söylemesini istemilerdir. Elmas’ın bu konuda bilgisi  
bulunmadığı eklinde yanıt vermesi üzerine askerler, Elmas’a vurmulardır. Subay, Elmas’a  
yumruk atarken içlerinden biri de Elmas’ı tutmutur. Elmas’ın dileri kırılmıtır. Ardından  
askerler, tüfeklerini Elmas’a doğru doğrultmular ve ölümle tehdit edip vücudunun farklı  
2
bölgelerine dipçikle vurmulardır. Hamit Kılıç, Mumi Kılıç, efik Tekin ve Fatma Tekin  
sözkonusu muamelelere ahit olmulardır.  
Yine 21 Temmuz 1999 tarihinde, bavuranlar, sağlık muayenesinden geçirildikleri emdinli  
Hastanesi’ne sevk edilmilerdir. Đlgili sağlık raporunun nüshası okunamaz durumdadır.  
A. emdinli Cumhuriyet Savcılığı tarafından yürütülen soruturma  
23 Temmuz 1999 tarihinde, bavuranlar, farklı muayenelerden geçirilmitir. Bu konuda  
düzenlenen raporlarda izleyen yaraların varlığı belirtilmitir:  
-
-
-
Tayyar Kılıç: sağ gözde, periorbital hematom, ekimoz ve subkonjektival hemoroji ve  
sol ayak bileğinde 4x4 cm cilt altı hematomu mevcuttur.  
Sıddık Tekin: sağ kulağında, yüzeysel cilt sıyrıklarına bağlı kabuklar, alt dudakta  
yırtılma ve üç dite lüksasyon mevcuttur.  
Haim Elmas: Burnunda 1 cm’lik bir yırtık, alt dudakta, hematom ve kabuklar ve yine  
alt dudakta yırtılma ve dört dite derin alveol fraktürü mevcuttur.  
Doktor, Kılıç’a on bir gün, Tekin’e on üç gün, Elmas’a yirmi gün igöremez raporu vermitir.  
28 Temmuz 1999 tarihinde, Savcı, bavuranların tanık olarak gösterdikleri Ferik Tekin, Sürmi  
Demir ve Fatma Tekin’in ifadelerini almıtır. Sözkonusu tanıklar, askerlerin, bavuranlar  
Sıddık Tekin ve Haim Elmas’a vurduklarını gördüklerini beyan etmilerdir.  
29 Temmuz 1999 tarihinde, emdinli Jandarma AsayiKomando Bölük Komutanlığı’nda  
görevli Yüzbaı Burhan Eskici, emdinli Jandarma Komutanlığı’na, operasyona katılan  
askerlerin listesini iletmitir. Listede, doksan beaskerden oluan bekomanda birliği ile  
oförlerden oluan bir birlik mevcuttur. Ayrıca, askerlerden bazılarının terhis edildiği  
belirtilmitir.  
30 Temmuz 1999 tarihinde, emdinli Jandarma Komutanlığı, sözkonusu listeyi Savcıya  
iletmitir.  
Aynı gün Savcı, bavuranların köyünde aramalara katılan tüm askerlerin hakim karısına  
çıkarılmasını ve terhis edilen askerlerin listesinin sunulmasını talep etmitir.  
Görevlendirme belgesine göre, bavuranların köyünde düzenlenen operasyon üç aamada  
gerçeklemitir. Đlk aama, sınır güvenliğinden sorumlu jandarma taburunda görevli askerler  
ve emdinli Jandarma Komutanlığı’na görevli askerler tarafından arama bölgesine girilerin  
engellenmesini içermekteydi. Đkinci aama sırasında, Komando Bölük Komutanlığı’nın beꢀ  
birliği ve sınır güvenliğinden sorumlu jandarma taburunun dört birliği aramaları  
gerçekletirmitir. Üçüncü aama sırasında, birlikler, Kayseri Komando Tugayı operasyon  
birlikleri ile egüdümlü olarak geri çekilmilerdir. Operasyonun komutası Albay tarafından  
sağlanmıtır.  
2 Ağustos 1999 tarihinde emdinli Jandarma Komutanlığı Cumhuriyet Savcısına terhis edilen  
on dokuz askerin listesini sunmutur.  
3
Cumhuriyet Savcısı aynı gün Sıddık Tekin ve Tayyar Kılıç’ın ve dokuz tanığın da katıldığı bir  
kimlik tespiti yapmı, altı askerin kimliğini saptamıtır.  
Kimlik tespit tutanağında ilemin ne ekilde gerçekletirildiği belirtilmemitir.  
Aynı gün Cumhuriyet Savcısı tarafından kimlikleri saptanan askerler haklarında yapılan  
suçlamaları reddetmitir.  
Komutan Burhan Eskici hiçbir askere bir bakasını dövmesi emrini vermediğini belirtmitir.  
Komutan Eskici bavuranların kimlik tespiti sırasında yalan söylediklerini, zira kendilerinin  
bir terör olayına karımaları dolayısıyla Jandarma karakoluna götürüldüklerini dile getirmitir.  
Adı geçen Jandarma Komutanı olması nedeniyle yöre halkının kendisini tanıdığını ve  
sözkonusu bölgeye operasyonlar nedeniyle sık sık gittiğini sözlerine eklemitir.  
Ferit Günerhan bavuranların oturduğu bölgede aramalar yaptığını yalanlamıve bu  
söylediklerini doğrulamaları için askerler Fırat Alaca, Hasan Ertekin ve Akın Adıen’in  
isimlerini vermitir. F. Günerhan kimlik tespitine karı çıkarak köylülerin kendisini bu  
operasyon öncesinde de tanıdıklarını ifade etmitir.  
Mustafa Yıldıran Ferit Günerhan ile aynı yönde ifade vermitir. M. Yıldıran operasyon  
sırasında astlarını bile ayırmak imkânsızken kendisini tehis eden ahsın astı tarafından tehis  
edilmesinden dolayı ilgili kimlik tespitine karı çıkmaktadır.  
Erdem Onar, Recai Atıcı ve Đrfan Kurumer çavular Murat Can ve Hakan Tekgül’ün  
komutasında operasyona katıldıklarını, bu esnada bavuranlarla hiçbir ekilde  
karılamadıklarını beyan etmilerdir.  
Cumhuriyet Savcısı 3 Ağustos 1999 tarihinde kimlikleri saptanan askerlere karılık sekiz  
görgü tanığını dinlemitir.  
Bir tercüman aracılığıyla dinlenen görgü tanıkları Sabiha Kılıç ve Hamide Öztürk bavuran  
Tayyar Kılıç evdeyken askerlerin evi aradıklarını söylemilerdir. Askerler daha sonra T.  
Kılıç’ı gözleri bağlı evden çıkarmılar, o civarda giysilerini soyup yumruk ve sopalarla  
dövmüler, daha sonra köprüden aağı atmılar ve uzun bir süre burada tutmulardır.  
Bavuranın sesini evden duymular fakat onu kurtarmaları engellenmitir. Adı geçenler  
bavuran Tayyar’ı kanlar içinde baı ve yüzü ive dileri de kırık vaziyette bulduklarını dile  
getirmilerdir.  
Çetin Çelik ve tercüman vasıtasıyla ifadesi alınan Mumi Çelik ve Maria Çelik de aynı ekilde  
bavuran Tayyar Kılıç’ın askerler tarafından köprüye kadar götürüldüğünü gördüklerini beyan  
ederek olayları benzer biçimde tasvir etmilerdir.  
Bayram Demir bavuran Sıdık Tekin’in askerler tarafından bir ceviz ağacının altına  
götürülerek sopayla dövüldüğünü, kadınların engel olmak istemesi üzerine de askerlerin  
havaya ateettiklerini gördüğünü beyan etmitir. Adıgeçen, kötü muamelelerden sorumlu  
askerlerin kimliklerini yahut rütbelerini bilmediğini belirtmitir.  
efik Tekin bavuran Haım Elmas’ı bealtı asker tarafından yaklaık elli metre kadar  
uzaklıkta bir alanda dövülürken evinden gördüğünü, o mesafeden bavuranı tanıyamadığını  
ancak daha sonra o ahsın bavuran olduğunu öğrendiğini, bir subay iki çavuve üç er olmak  
4
üzere aynı askerlerin evine geldiklerini, daha sonra kardei bavuran Sıddık Tekin’in evine  
gittiklerini, iki askerin ise arama yapmak için evinde kaldığını, bedakika sonra kardeinin  
einin gelerek kocasının askerler tarafından götürüldüğünü söylediğini, arama bitene kadar  
evden çıkmasına izin verilmediğinden kardeinin köprüye götürülüünü görmediğini beyan  
etmitir.  
Ertesi gün ifadesine bavurulan tanık Hamit Kılıç ise askerlerin bavuran Elmas’ı evinden  
yaklaık 200 metre mesafede bir yerde dövdüklerini gördüğünü beyan etmitir.  
Savcı 11 Ağustos 1999 tarihinde tanık sıfatıyla üç askerin ifadesini almıtır.  
Murat Can, Đrfan Kurumer’in kendi komutasındaki birliğe bağlı olduğunu ve bavuranların  
mezrasında yapılan aramalara katılmadığını, telsizle bilgi verilmesi üzerine Ferit Günerhan’ın  
komutasındaki birliğin ve kendi birliğinin Efkar Dağı zirvesine doğru hareket ettiğini  
belirtmitir.  
Hasan Ertekin ve Fırat Alaca Ferit Günerhan tarafından komuta edilen birliğe bağlı  
olduklarını, Efkar Dağı yamaçlarında arama yaptıkları esnada telsizle kendilerine bilgi  
verilmesi üzerine Murat Can tarafından komuta edilen birlikle beraber zirveye doğru hareket  
ettiklerini, daha sonra aramalarını köyün etrafında sürdürdüklerini ve bavuranların yaadığı  
köye asla girmediklerini beyan etmilerdir.  
3 Eylül 1999 tarihinde ifade veren Akın Adıen de Hasan Ertekin ve Fırat Alaca’nın  
ifadelerini teyit etmitir.  
Savcı, 15 Kasım 1999 tarihinde görevsizlik kararı vererek dosyayı emdinli Đlçe Đdare  
Kurulu’na havale etmitir. emdinli Đlçe Đdare Kurulu ise bir soruturmacı tayin etmitir.  
B. emdinli Đlçe Đdare Kurulu önündeki süreç  
Soruturmacı haklarında ithamda bulunulan askerlerin, bavuranların ve tanıkların ifadelerini  
almıtır.  
Soruturmacı 25 Haziran 2001 tarihli raporunda, tanıkların, Kayseri Komando Tugayı’na  
bağlı askerlerin bavuranları dövdüğünü gördüklerini beyan etmelerine rağmen yüzletirme  
sırasında emdinli Jandarma Komutanlığı Komando Bölüğü’ne bağlı askerleri tehis  
ettiklerine, çavuFerit Günerhan’ı tehis ettiklerini ancak Ferit Günerhan’ın arama yaptığı  
bölgenin olay yerine yaklaık dört kilometre mesafede olduğuna iaret ederek bavuranların  
tanıkları tarafından verilen ifadelerin çelikili olduğunu belirtmitir.  
Soruturmacının vardığı neticeye istinaden emdinli Đlçe Đdare Kurulu 4 Temmuz 2001  
tarihinde ithamda bulunulan güvenlik güçleri hakkında kovuturmaya yer olmadığı kanaatine  
varmıtır.  
Bavuranların itirazını görüen Van Bölge Đdare Mahkemesi emdinli Đlçe Đdare Kurulu’nun  
kararını iptal etmitir. Mahkeme, ifade ve tehis tutanakları ve tıbbi raporlara istinaden  
bavuranların kötü muameleye maruz kaldığının sabit olduğu hükmüne varmıtır.  
5
C. Askerler aleyhinde açılan ceza davası  
Savcı 14 Kasım 2001 tarihinde altı asker hakkında kötü muamele iddiasıyla suçlamada  
bulunmutur.  
emdinli Asliye Ceza Mahkemesi önünde görülen davada 30 Ocak 2002 ile 13 Temmuz 2005  
tarihleri arasında otuzdan fazla duruma yapılmıtır. Bu durumalarda mahkeme muhtelif usul  
ilemi gerçekletirerek bavuranların, sanık ve tanıkların ifadelerini almı, bunun için adres  
tespitlerinin yapılması ve bazen de birçok defa istinabe talimatı verilmesi gerekmitir.  
10 Nisan 2002 tarihinde yapılan durumada bavuranlar savcıya verdikleri ifadelerini  
yinelemilerdir. Bavuran Sıddık Tekin sanık Burhan Eskici’yi ihtilaf konusu kötü  
muamelelerin sorumlusu olarak göstermitir. Sıddık Tekin sanıklar Burhan Eskici ve Recai  
Atıcı’yı daha önceden tanıdığı için tehis etmi, diğer sanıkları ise olayların üzerinden zaman  
geçtiği için tanıyamadığını belirtmitir. Aynı durumada Asliye Ceza Mahkemesi aleyhte on  
altı tanık dinlemitir.  
Đstinabe yoluyla 8 Mayıs 2002 tarihinde ifadesine bavurulan sanık Recai Atıcı daha önce  
verdiği ifadeleri tekrar etmitir. Adı geçen sanık, bavuranlar yüzletirme sırasında son grup  
olarak gösterilen askerleri tehis etmilerse de daha önce gösterilen askerlerden hiçbirini  
tanıyamadıklarını belirtmitir.  
Haziran ve Ekim 2002 tarihleri arasında görgü tanıkları Akın Adıen, Murat Can, Murat  
Bakal, Ahmet Çöne ve Hakan Tekgül istinabe tarafından dinlenmitir. Ahmet Çöne  
bavuranlar tarafından öne sürülen iddiaların dayanaksız olduğunu belirterek sanık askerlerin  
komutan Burhan Eskici’nin komutanlığında olduklarını, kendisinin de ikinci komutanlıkta  
bulunduğunu, iki komutanlığın sık sık telsizle, zaman zaman da yüz yüze haberletiklerini  
ifade etmektedir.  
20 Ocak 2003 tarihinde sanık Ferit Günerhan daha önceki beyanlarını yinelemitir.  
Asliye Ceza Mahkemesi 21 Mart 2003 tarihli durumada sanık Burhan Eskici’nin istinabe  
yoluyla ifadesinin alındığını hatırlatmıtır.  
Bavuran 23 Ocak 2003 tarihli yazılı savunmasında kimlik tespiti ilemini eletirmitir.  
Sanık Mustafa Yıldırım’ın ve tanık Fırat Alaca’nın istinabe yoluyla alınan beyanlarının kayda  
geçmesi beklenirken 21 Mart 2003 ve 14 Ocak 2004 tarihleri arasındaki yedi duruma  
ertelenmitir. Asliye Ceza Mahkemesi 11 ubat 2004 tarihli duruma esnasında isimlerindeki  
benzerlikten kaynaklanan bir hata nedeniyle sanık Mustafa Yıldıran’ın yerine dinlenen bir  
kiinin ifadesini dosyaya eklemitir. 10 Mart 2004 ve 28 Ocak 2005 tarihleri arasındaki on iki  
duruma görgü tanığı Fırat Alaca’nın ifadelerinin kaydı tamamlanıncaya dek baka bir tarihe  
ertelenmitir. Mahkeme 29 Aralık 2004 tarihli durumada sanıklar Erdem Onar ve Mustafa  
Yıldıran’ın ifadelerine bavurulmadığını hatırlatarak bunların istinabe yoluyla alınmasını  
istemitir.  
Asliye Ceza Mahkemesi 23 ubat 2005 tarihli durumada, istinabe tarafından ifadesine  
bavurulan ve ayrıntıları artık hatırlamadığını belirten görgü tanığı Fırat Alaca’nın beyanını  
dosyaya eklemitir.  
6
Mahkeme 20 Nisan 2005’teki durumada sanık Erdem Onar’ın istinabe tarafından  
dinlendiğini not etmitir. Adı geçenin beyanlarına göre köylülerin hepsi köydeki meydana  
toplan, köy muhtarının ve ev sahiplerinin huzurunda aramalar yapılmı, bu esnada hiçbir  
köylüye kötü muamelede bulunulmamıtır.  
18 Mayıs 2005’te istinabe tarafından dinlenen Mustafa Yıldıran kimlik tespiti ilemine karı  
çıkmıve yeni bir kimlik tespiti talep etmitir. M. Yıldıran kendisinin kimlik tespiti öncesinde  
beli altılı gruplar halinde yüzlerce üniformalı askerin Cumhuriyet Savcısı’nın makamında  
hazır bulunduklarını ve askerlerin kendilerini tehis eden üç kiiyi dakikalarca dövdüklerini  
öne sürmektedir. Adı geçen, operasyona diğer birlik katıldığı halde yalnızca komando  
bölüğünün kimlik tespitinde hazır bulunduğunu sözlerine eklemektedir.  
Asliye Ceza Mahkemesi 13 Temmuz 2005 tarihli durumada haklarında yapılan ithamların  
yeterince tespit edilemediği gerekçesiyle sanıkların serbest bırakılmalarına karar vermitir.  
Mahkeme suçlamaların yalnızca üphelere dayandığını, sanıklara dair üphenin oluması  
gerektiğini kaydetmitir.  
Bavuranlar 9 Mayıs 2006 tarihinde temyiz bavurusunda bulunmulardır.  
Yargıtay Cumhuriyet Basavcısı 12 Mart 2007 tarihli mütalaasında ilk derece mahkemesince  
verilen kararın bozulmasını ve zamanaımından dolayı ceza davasının düürülmesini tavsiye  
etmitir.  
Yargıtay 1 Mayıs 2007 tarihinde verdiği kararla basavcının mütalaasına uygun olarak  
bavuranların temyiz talebini reddetmitir.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 3., 6. VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuranlar köylerinde düzenlenen operasyon sırasında güvenlik güçlerinin kötü  
muamelelerine maruz kaldıklarından ve bu muamelelerle ilgili olarak ikayetçi olabilmeleri  
için bavuru yolu bulunmamasından yakınmaktadırlar. Bavuranlar bu çerçevede AĐHS’nin  
3., 6. ve 13. maddelerine atıfta bulunmaktadırlar.  
AĐHM bu ikayetlerin AĐHS’nin 3. maddesi açısından incelenmesinin uygun olacağı  
kanaatindedir.  
A. Kabuledilebilirliğe ilikin  
Hükümet, bavuranların asliye ceza mahkemesi önündeki dava devam ettiği sırada AĐHM’ye  
bavuruda bulunduklarını ve davanın halen Yargıtay önünde sürdüğünü savunmaktadır. Bu  
nedenle Hükümet AĐHM’yi iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle bavuruyu  
reddetmeye davet etmektedir.  
AĐHM bavurunun yapılmasının ardından asliye ceza mahkemesi önünde bir ceza davası  
açıldığını kaydetmektedir. Bu dava sonucunda sanıklar serbest bırakılmıtır. Bilahare  
Yargıtay bu kararı bozmuve zamanaımı dolayısıyla davanın düürülmesine hükmetmitir.  
Halihazırda bu dava sonuçlanmıolduğu cihetle Hükümetin ön itirazı kabul edilmeyecektir.  
7
AĐHM mevcut ikayetin AĐHS’nin 35. maddesinin 3. fıkrası anlamında açıkça dayanaktan  
yoksun olmadığını ve baka herhangi bir kabuledilemezlik gerekçesinin de bulunmadığını  
tespit etmektedir. Bu itibarla ikayetin kabuledilebilir ilan edilmesi yerinde olacaktır.  
B. Esasa ilikin  
1. Kötü muamele iddiaları hakkında  
Hükümet bavuranın iddialarına karı çıkmaktadır. Hükümet bavuranların yaptığı suç  
duyurusunun ardından bir ceza soruturmasının açıldığını, bu soruturma çerçevesinde,  
sözkonusu iddialara ıık tutması muhtemel kanıt unsurları derlendiğini, soruturmanın  
yürütülmesiyle ve güvenlik güçleri aleyhinde açılan davanın seyriyle ilgili olarak yetkili  
mercilerin ataletle suçlanamayacağını, bavuranların temyiz dilekçelerinin kabul  
edilebileceğini ancak belirlenen süre içerisinde hazırlanmadığını savunmaktadır.  
AĐHM kötü muamele iddialarının uygun kanıt unsurlarıyla desteklenmesi gerektiğini  
anımsatır (Klaas – Almanya, 22 Eylül 1993 tarihli karar, prg. 30). AĐHM, elde ettiği verileri  
değerlendirmek maksadıyla ‘her türlü makul üpheden uzak’ delil kıstasına bavurur, zira  
böylesi bir delil itiraza mahal bırakmayacak derecede ciddi, açık ve tutarlı bir takım emare ya  
da karinelere dayanmalıdır. Tarafların bu delillerin aranması sırasındaki tutumları da bu  
bağlamda hesaba katılır (Đrlanda – Birleik Krallık, 18 Ocak 1978 tarihli karar, prg. 161, ve  
Selmouni – Fransa, no: 25803/94, prg. 88).  
AĐHM, olaylara ilikin kendi bakıaçısını ulusal mahkemelerin bakıaçısıyla değitirmek  
gibi bir yetkisinin bulunmadığını, ulusal mahkemeler tarafından elde edilen verilerin  
değerlendirilmesinin yine onlara düğünü anımsatır (Klaas, adıgeçen, prg. 29). Bununla  
birlikte AĐHM, AĐHS’nin 2. ve 3. maddelerinin ihlalinin iddia edildiği durumlarda son derece  
dikkatli davranmalıdır (Ribitsch – Avusturya, 4 Aralık 1995 tarihli karar, prg. 32).  
Ayrıca AĐHM, sözkonusu güvenlik güçlerinin serbest bırakılmasının, Savunmacı Devlet’in  
AĐHS bakımından sorumluluğunu ortadan kaldırmadığına kanaat getirmektedir (Bkz, mutatis,  
mutandis, Berktay-Türkiye, bavuru no: 22493/93, 1 Mart 2001). AĐHM, sahip olduğu  
unsurların tamamı ıığında olayları bizzat değerlendirmede özgürdür (Batı ve diğerleri-  
Türkiye, bavuru no: 33097/96 ve 57834/00).  
Ayrıca gözaltına alındığı sırada sağlıklı olan bir kiinin serbest bırakıldığı anda yaralandığı  
tespit edildiğinde yaraların kaynağı hakkında makul bir açıklamada bulunmak Hükümet’in  
görevidir aksi takdirde, AĐHS’nin 3. maddesinin açıkça uygulanabileceği bir durum meydana  
gelmektedir (Selmouni).  
AĐHM, sağlık durumlarından Devlet’in sorumlu olduğu gözaltında tutulan kiilerin durumları  
ile Devlet makamlarının denetiminde olan bölgelerde yaralı veya ölü bulunan kiilerin  
durumları arasında bir paralellik kurmanın meru olduğu kanaatindedir. Her iki durumda da  
sözkonusu olayların tamamı veya büyük bir kısmı makamların inhisari bilgisi dahilindedir  
(Akkum ve diğerleri-Türkiye, bavuru no: 21894/93). Dolayısıyla kanıt yükümlülüğü  
makamlara dümektedir (Salman-Türkiye, bavuru no: 21986/93).  
Mevcut davada, bavuranlar, köylerinde gerçekletirilen operasyon sırasında askerler  
tarafından kötü muameleye maruz kaldıklarını ileri sürmektedirler.  
8
AĐHM, kimsenin, bavuranların vücutlarında görülen yara izlerinin, sözkonusu operasyondan  
önceki bir döneme ait olduklarını ileri sürmediğini gözlemlemektedir.  
AĐHM ayrıca, bavuranların köyünde, askerlerin bulunduğuna yetkililer tarafından itiraz  
edilmediğini de kaydetmektedir. Zira 21 Temmuz 1999 sabahı, güvenlik güçleri, bir askerin  
öldüğü çatımaların ardından Altınsu köyü ve Dereboyu mezrasına sığındıklarından  
üphelenilen PKK üyelerini bulmak için bir operasyon gerçekletirmilerdir. Operasyon  
raporu dosyada bulunmamaktadır. Bununla birlikte görevlendirme belgesine göre, bölge,  
güvenlik güçleri tarafından çevrelenmive girinoktaları kontrol altına alınmıtır. Bölgede ve  
evlerde aramalar yapılmıtır. Aramalar sırasında, sözkonusu bölge, askeri yetkililerin etkin  
kontrolü altında tutulmutur.  
Olay günü, bavuranlar, emdinli Cumhuriyet Savcılığı önünde iddialarını sunmular ve  
sağlık muayenesinden geçirilmilerdir. Bu bağlamda düzenlenen nihai sağlık raporları,  
bavuranlara igöremez raporu verilmesini gerektiren önemli yaraların olduğunu  
göstermektedir. Ayrıca, çok sayıda tanık, askerlerin bavuranlara vurduklarını gördüklerini  
ifade etmilerdir.  
AĐHM son olarak bavuranların iddialarına ilikin yargılamanın ulusal mahkemeler nezdinde  
görülğünü, bunun sonucunun bavuranların yaralanmaları ile meydana gelen olayları açığa  
çıkarmaya imkan tanımadığını not etmektedir. Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki yargılama  
yapılan suçlamaların yeterince olumadığı gerekçesiyle güvenlik güçlerinin serbest  
bırakılmaları ile tamamlanmıtır. Mahkeme ifadelerde çelikiler olduğu, kimi reit olmayan  
tanıkların bulunduğu ve bavuranlar ile görgü tanıkları arasındaki akrabalık ilikisi dolayısıyla  
ifadelerinin değerlendirilmediği sonucuna varmıtır.  
Yargıtay serbest bırakma kararını bozmuve ceza davasının zamanaımından sukut ettiğine  
karar vermitir. Bu durum bavuranların yaralanma nedeninin açığa çıkarılmasını tamamen  
ortadan kaldırmıtır.  
Mahkemeye sunulan delil unsurlarının tamamı ve Hükümet tarafından makul bir açıklamanın  
yapılmayıı ıığında AĐHM, Savunmacı Hükümetin bavuranların vücutlarında gözlemlenen  
yaralanmalarda sorumluluğu bulunduğuna itibar etmektedir.  
Bu nedenle AĐHS’nin 3. maddesi ihlal edilmitir.  
2. Yürütülen soruturmaların etkililiği hakkında  
AĐHM, güvenlik güçlerinin elinde bulunan bir kiinin 3. maddeye aykırı olarak ciddi  
muamelelere maruz kalmasının etkili resmi bir soruturmayı gerekli kıldığını hatırlatır (Bkz.  
Assenov vd.-Bulgaristan 28 Ekim 1998). Bu amaçla yürütülen soruturma sorumluların  
kimliklerinin tespit edilmesini ve cezalandırılmasını sağlayacak yapıda olmalıdır. Bu  
gerekliliğe cevaz vermemesi halinde genel olarak ikencenin yasaklanması ve insanlık dıı ve  
aağılayıcı muamelenin önlenmesindeki temel önemi haiz cezalar etkisiz kalır ve devletin  
görevlileri kendi sorumluluklarındaki kimi hallerde neredeyse suçsuzluk olanağından  
yararlanabilir ve bu kuralı çiğnemiolurlar (Bkz. Caloc-Fransa kararı ve sözü edilen Batı vd.-  
Türkiye kararı).  
AĐHM bu bavuruda bavuranların ikayetinin ardından bir soruturma balatıldığını  
gözlemlemektedir. emdinli Cumhuriyet Savcısı bavuranları dinlemi, sağlık kontrolü ve  
9
kimlik tespitinin yapılmasını istemi, sözkonusu askerleri ve çok sayıdaki görgü tanığını  
dinlemitir. Askerler hakkında balatılan ceza soruturması sanıkların serbest bırakılmaları ile  
tamamlanmıtır. Temyiz aamasında serbest bırakılma kararı ceza davasının zaman aıma  
uğraması nedeniyle Yargıtay tarafından bozulmutur.  
AĐHM, Cumhuriyet Savcısı’nın bavuranların ikayetlerini ciddiyetle değerlendirdiğini not  
eder. Savcı hemen harekete geçmive bavuranların iddialarına ilikin soruturma  
balatmıtır. Bununla birlikte, ceza süreci bütünü itibarıyla uzun bir süreye yayılmıtır.  
Bilhassa Đlçe Đdari Kurulu’nun ceza davası açılması yetkisini vermemesi doğrultusunda,  
olayların meydana gelmesinin ardından iki yıl sonra güvenlik güçleri aleyhine dava  
açılabilmitir. Öte yandan ise, Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki yargılama dört yıldan fazla  
sürmütür. Bavuranlar ve görgü tanıkları davanın baında durumaya hemen katılmalarına  
karın bu durum bütün sanık ve tanıklar için geçerli olmamıtır. AĐHM bu bağlamda, özelikle  
on dokuz durumanın tanık Fırat Alaca’nın durumaya katılımı için ertelendiğini hatırlatır.  
Üstelik 29 Aralık 2004 tarihli durumada Asliye Ceza Mahkemesi iki sanığın ifadelerinin  
halen hazır olmadığını tespit etmitir. Bu kiiler Nisan ve Mayıs 2005 tarihlerinde  
dinlenmitir.  
AĐHM iç hukuktaki mahkemelerin davayı büyük bir titizlikle incelemeleri gerektiğine itibar  
etmektedir. Bununla birlikte yargılamanın genel olarak uzun sürmesi zamanaımına  
uğramasına yol açmıtır. AĐHM nezdinde ulusal mahkemelerin kötü muamele ile suçlanan  
devletin görevlilerinin bir an evvel yargılanmalarını gözetmemeleri üzücüdür (Bkz. sözü  
edilen Batı vd., son olarak Mustafa Karabulut-Türkiye no: 40803/02, 20 Kasım 2007).  
AĐHM, sözkonusu askerler hakkında açılan davanın genel süresi ve ceza davasının dümesi ve  
suçun faillerinin neredeyse cezasız kalmaları ölçüsünde Türk yetkililerin ivedilikle, yeterli ve  
makul ekilde hareket etmediklerini kaydetmektedir.  
AĐHM bu nedenle, AĐHS’nin 3. maddesinin usul bakımından ihlal edildiği sonucuna  
varmaktadır.  
II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASINA ĐLĐꢁKĐN  
AĐHS’nin 41. maddesine göre “Mahkeme ibu Sözleme ve Protokollerinin ihlal edildiğine  
karar verirse ve ilgili Yüksek Sözlemeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi  
edebiliyorsa, AĐHM, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın adil  
tatminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
Sözkonusu olayın meydana gelmesinin ardından uzun bir süre çalıamadıklarını ileri süren  
bavuranların her biri 20.000 Euro maddi tazminat talep etmektedir.  
Bavuranların her biri manevi tazminat olarak 40.000 Euro talep etmektedir.  
Hükümet bu miktarlara karı çıkmaktadır.  
AĐHM maddi tazminat talebinin dayanağı olmadığından bu yönde ödeme yapılmasını gerekli  
görmemektedir.  
10  
AĐHM bunun yanı sıra manevi tazminat olarak hakkaniyete uygun Sıdık Tekin’e 9.000 Euro,  
Haim Elmas’a 14.000 Euro ve Tayyar Kılıç’a 7.000 Euro ödenmesini kararlatırmıtır.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuranlar iç hukukta ve AĐHM nezdinde yapmıoldukları yargı giderleri için 87.000 Euro  
talep etmektedir. Bavuranlar kanıtlayıcı belge niteliğinde ise savunma giderine ilikin  
dekontu sunmaktadırlar.  
AĐHM’nin yerleik içtihadına göre bir bavuran gerçekliğini, gerekliğini kanıtladığı makul  
miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir.  
AĐHM mahkemenin yerleik içtihadı ve dile getirilen kriterler ıığında bu talebi  
reddetmektedir.  
C. Gecikme Faizi  
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç  
puanlık bir artıın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. AĐHS’nin 3. maddesinin usul ve esastan ihlal edildiğine;  
3. AĐHS’nin 6. ve 13. maddelerine ilikin ikayetlerin ayrıca incelenmesine gerek olmadığına;  
4. a) AĐHS’nin 44 / 2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru  
üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümetin manevi tazminat olarak Sıddık  
Tekin’e 9.000 (dokuz bin) Euro, Haim Elmas’a 14.000 (on dört bin) Euro ve Tayyar Kılıç’a  
7.000 (yedi bin) Euro ödemesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda faiz uygulanmasına;  
5. Adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 20 Mayıs 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
11  
12