C O N S E I L D E  
L ' E U R O P E  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
TEKĐN YILDIZ - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no:22913/04)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
10 KASIM 2005  
Đꢀbu karar Sözleme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde  
kesinleecek olup ekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 22913/04 bavuru no’lu davanın nedeni, Türk  
vatandaı Tekin Yıldız’ın (Bavuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne (AĐHM) 7 Haziran  
2004 tarihinde, Avrupa Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Sözlemesi’nin (AĐHS) 34.  
maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur. Bavuran, Đstanbul Barosu avukatlarından F.  
Yolcu tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
1970 doğumlu bavuran Türk vatandaıdır.  
A. Bavurunun Kaynağı Olan Olaylar  
Bavuran 17 Mayıs 1994 tarihinde, Đstanbul DGM tarafından terör örgütü TKP/ML-  
TĐKKO’ya mensup olduğu gerekçesiyle on iki yıl altı ay ağır hapis cezasına çarptırılmıtır.  
Bavuran Edirne F Tipi cezaevinde yatarken, F tipi ceza tevkif kurumlarındaki cezaevi  
rejimini protesto etmek amacıyla uzun süreli açlık grevi balatmıtır.  
Açlık grevinin 140. gününe doğru, sağlık durumu kötüye gittiğinden bavuran  
muayene için Adli Tıp Kurumu’na gönderilmitir.  
Adli Tıp Kurumu 11 Temmuz 2001 tarihinde raporunu vermitir. Bavuranda hafıza  
ve yakın hafıza bozukluğunun yanısıra kognitif ilev bozukluğu tespit ettikten sonra adli  
tabibler Wernicke-Korsakoff Sendromu tehisi koymuve Ceza Muhakemeleri Usulü  
Kanunu’nun (CMUK) 399. maddesi uygulanarak  
bavuranın cezasının infazının  
ertelenmesinin uygun olacağı yönünde görübildirmitir.  
13 Temmuz 2001 tarihinde yukarıda belirtilen Adli Tıp Kurumu raporuna dayanarak  
Edirne Cumhuriyet Basavcısı, CMUK’un 399§2 maddesi gereğince, bavuranın cezasının  
altı ay ertelenmesine karar vermitir.  
Bavuran 7 Ocak 2002 tarihinde erteleme süresi sona erdiğinde Adli Tıp Kurumu  
tarafından yeniden muayene edilmitir. Adli Tıp Kurumu semptomların devam ettiğini  
gözlemlemitir.  
Bunun üzerine Bakırköy Cumhuriyet Basavcılığı erteleme süresini uzatmıtır.  
Edirne Cumhuriyet Basavcılığı 29 Temmuz 2002 tarihinde, dava konusu hastalığın  
niteliğinden dolayı, Anayasa’nın 104§2-b maddesi alanına girdiğini gözönünde bulundurarak,  
bavuranın cezasını tamamen iyileene kadar ertelemitir.  
17 ubat ve 25 Ağustos 2003 tarihlerinde diğer iki tıbbi kontrolden geçmive bu  
kontrollerde daha önce konulan tehis doğrulanmıtır.  
Böylece erteleme iki kez uzatılmıtır.  
21 Mart 2003 tarihinden itibaren TKP/ML-TĐKKO bünyesinde yeniden faaliyetlerine  
baladığından üphelendiği bavuran aleyhinde soruturma balatan Malatya Cumhuriyet  
Basavcısı’nın talebi üzerine, Edirne Cumhuriyet Basavcısı 23 Ekim 2003 tarihinde  
yakalama müzekkeresi çıkarmıtır.  
2
Bavuran 21 Kasım 2003 tarihinde yakalanmıve Đstanbul H tipi Cezaevi’ne  
konulmutur.  
Bavuran 12 Ocak 2004 tarihinde yakalanmasına itiraz etmive o güne kadar  
yararlandığı erteleme kararını ileri sürerek yakalanmasının yasadıı olduğu gerekçesiyle  
serbest bırakılmasını istemitir.  
Edirne Ağır Ceza Mahkemesi 10 ubat 2004 tarihinde sözkonusu bavuruyu  
reddetmitir. Mahkemeye göre, bavuranın cezaevi koullarında yaamı için tehlike arz  
edecek hastalığının bulunduğu tespitinde bulunan Adli Tıp Kurumu raporlarına rağmen,  
Malatya Cumhuriyet Basavcığı’nın yürüttüğü soruturmadan, bavuranın yakalanmasını  
haklı kılan baka bir suç ilediği ortaya çıkmaktadır.  
Gerçekte hakimler, 13 Ocak 2004 tarihinde Malatya Cumhuriyet Basavcısı’nın  
bavuran hakkında men-i muhakeme kararı verdiğini bilmiyorlardı. Konuya ilikin men-i  
muhakeme kararının Edirne mahkemelerine bildirilmediği ortaya çıkmaktadır.  
Bavuranın avukatı 18 Mart 2004 tarihinde, Đstanbul Cumhuriyet Basavcısı’na  
bavurmutur. CMUK’un 399 ve 402 maddelerinin yanısıra Malatya Cumhuriyet  
Basavcısı’nın verdiği men-i muhakeme kararına dayanarak cezaevinde kalmaya devam ettiği  
sürece ölümüne sebep olabilecek hastalığı bulunan müvekkilinin serbest bırakılmasını  
istemitir.  
Đstanbul Cumhuriyet Basavcısı, 7 Nisan 2004 tarihinde bavuranın yeniden muayene  
edilmesi ya da tıbbi gözetim altında tutulması için Adli Tıp Kurumu’na gönderilmesi kararı  
vermitir.  
8 Nisan 2004 tarihinde yukarıda sözüedilen muhakemenin men’i kararı hakkında  
resmi olarak bilgilendirilen Đstanbul Cumhuriyet Basavcısı, Đstanbul DGM’den CMUK’un  
402§2 maddesi gereğince bavuranın serbest bırakılma hakkının bulunup bulunmadığı  
hakkında karara varmasını istemitir.  
Đstanbul DGM 21 Nisan 2004 tarihinde, Đstanbul Cumhuriyet Basavcısı’nın talebini  
sadece bavuranın cezasının infazından sorumlu savcının konu hakkında karar verebileceğini  
vurgulayarak reddetmitir.  
Đstanbul Cumhuriyet Basavcısı’nın yaptığı itiraz 28 Nisan 2004 tarihinde  
kaldırıltır. Bunun üzerine Basavcı Adalet Bakanlığı’na sözkonusu kararın yazılı emirle  
bozulması için bavuruda bulunmutur.  
Bakanlık 23 Haziran 2004 tarihinde bu yolu kullanmayı reddetmitir.  
2 Temmuz 2004 tarihinde Đstanbul Cumhuriyet Basavcılığı’nın talebinden üç ay  
sonra, bavuran Adli Tıp Kurumu’na gönderilmive Adli Tıp Kurumu da tıbbi gözetim  
kararının savcılık tarafından değil sadece hakim tarafından verilebileceği gerekçesiyle  
bavuranı reddetmitir.  
Bavuran 9 Temmuz 2004 tarihinde Edirne 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 10 ubat  
2004 tarihinde verdiği karara itiraz etmitir.  
3
23 Temmuz 2004 tarihinde Edirne 1. Ağır Ceza Mahkemesi, bavuran hakkında  
tutukluluğunu gerektirecek herhangi bir kovuturma olmağını tespit ettikten sonra bavuran  
tamamen iyileene kadar serbest bırakılmasına karar vermitir.  
Bavuran 27 Temmuz 2004 tarihinde serbest bırakılmıtır.  
Edirne Cumhuriyet Basavcığı, erteleme kararının yakın tarihli sağlık raporu  
gözönünde bulundurularak verilmesi gerektiği, oysa bavuran hakkındaki en son sağlık  
raporunun 25 Ağustos 2003 tarihli olduğu gerekçesiyle, verilen sözkonusu kararı yazılı emirle  
bozması için Adalet Bakanlığı’na bavuruda bulunmutur.  
Bu talep 23 Ağustos 2004 tarihinde reddedilmitir.  
Bavuranın avukatı, 28 Ocak 2005 tarihinde Đstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nden,  
yeni Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) daha olumlu hükümleri gözönünde bulundurulduğunda  
müvekkilinin cezasından tamamen muaf tutulmasını istemitir.  
11 Mart 2005 tarihinde Ağır Ceza Mahkemesi, yeni TCK’nın yürürlüğe girmesinin  
ardından alınabilecek kararları saklı tutulmak kaydıyla bu talebi haklı bulmutur. Yeni TCK 1  
Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe girmitir.  
AĐHM, bavuranın Adli Tıp Kurumu tarafından yeniden muayene edilme talebinin  
sonucu hakkında kesin bilgilere sahip değildir. Ancak dosyadan Mart 2005’de bavuranın  
Adli Tıp Kurumu’nda tıbbi gözetim altında tutulduğu anlaılmaktadır.  
B. AĐHM’nin Soruturma Ziyareti  
1. Ceza Đnfaz Kurumlarına Yapılan Ziyaretler  
AĐHM heyeti Türkiye’de bulunan farklı tiplerdeki ceza infaz kurumlarda hüküm süren  
fiziksel koullar hakkında fikir edinmek maksadı ile bavuranların avukatlarının ve Hükümet  
temsilcilerinin eliğinde iki F tipi cezaevini (Tekirdağ ve Kocaeli), iki H tipi cezaevini  
(Tekirdağ ve Đstanbul), Đstanbul Bayrampaa H tipi Cezaevi’ni ve bu cezaevinin sağlık hizmet  
birimini ziyaret etmilerdir. Bu ziyaretler sırasında heyet, cezaevi personelinin yanısıra bu  
kurumlardaki savcı ve görevli doktorlarla görülerdir.  
Heyetin Bayrampaa Cezaevi’ni ve bu cezaevinin sağlık birimini ziyareti sırasında  
kendisine Bilirkii Kurulu da elik etmitir.  
F tipi cezaevleri yakın zamanda kurulmusıkı güvenlik altında olan ceza infaz  
kurumlarıdır. Sözkonusu kurumlar genel yapı itibariyle ülkenin her yanında aynıdır ve  
doktorları, bir didoktoru, bir psikoloğu, bir öğretmeni ve bir sosyoloğu bulunmaktadır.  
Örneğin 7 Eylül 2004 tarihinde ziyaret edilen Kocaeli F Tipi Cezaevi’nin bir kütüphanesi, bir  
spor salonu ile tutukluların resim ve marangozluk gibi el ilerini gerçekletirebilecekleri  
yeterince geniiki atölyesi bulunmaktadır. Tıbbi muayene odası yaklaık 30 m²  
geniliğindedir. Cezaevinde üç hekim görevlidir. Bahekim, gözetim gerektiren hastalara  
ayrılan her birinde sekiz hasta yatağının bulunduğu cinsiyete göre ayrılan iki bölümün ve  
ayrıca duvarları süngerle kaplı iki bölümün bulunduğunu açıklamıtır. Diçi odası da aynı  
genilikte olup, içinde diçi koltuğu, radyografi çeken bir alet, bilgisayarla birlikte bir masa ve  
birkaç dolap bulunmaktadır.  
4
F tipi cezaevlerinde yatakhane yerine bir ila üç kiilik yaam alanları bulunmaktadır.  
Her bir yaam alanı 25 m²’lik iki kattan olumaktadır. Bu alanlar 50 m² geniliğinde bir  
avluya açılmaktadır. Heyet tarafından ziyaret edilen bölümde, zemin katında bir tarafta  
mutfak köesi, diğer tarafta 5 m² bir lavabo, bir tuvalet ve duu olan bir oda bulunmaktadır.  
Birinci kata on basamaklı merdivenle çıkılmakta ve bu katta üç ayrı yatak ve dolap  
bulunmaktadır. Cezaevi Müdürlüğü hücrelere yemek servisinin saat 7:00’de, 12:00’de ve  
16:30’da yapıldığını ve tutukluların gazete, kitap ve televizyon getirtebildiklerini  
belirtmektedir. Avlu 7:30’da açılmakta ve gün batımıyla kapanmaktadır. Avluya giriler bu  
saatler arasında denetlenmemektedir. Bir avlu üç kiiye her zaman açıktır. Ancak bir kiilik  
hücrelerde, üç hücre aynı avluya bakmaktadır. Her bölümde açma-kapama düğmesi ve çağrı  
ğmesi bulunan merkezi bir radyo sistemi bulunmaktadır. Ziyaret saatleri değiken olup  
isteklere göre değitirilebilmektedir. Đlke olarak her tutuklu haftada bir saat kapalı görüve  
aile, eve çocuklarla görümek için ayda bir saat açık görühakkı bulunmaktadır.  
Cezaevi Müdürlüğü, 8 Eylül 2004 tarihinde ziyaret edilen Bayrampaa ve Đstanbul H  
tipi cezaevleri hakkında, Bayrampaa H tipi cezaevinin yargılanmak üzere tutuklu  
bulundurulan kiilere ayrıldığı yönünde heyet üyelerine bilgi vermitir. 10.000 kii kapasiteli  
Bayrampaa H tipi Cezaevi’nin, 70 ila 100 kiilik yatakhaneleri, 800 m² geniliğinde avlusu  
ve spor, sinema, televizyon ve masa tenisi salonu bulunmaktadır.  
Üç revirde ise dokuz hekim ve on altı hemire çalımaktadır. Bilirkii Kurulu  
doktorları sözkonusu bölümleri ziyaret ettikten sonra, 1996 ve 2000 yıllarında açlık grevi  
yapan kiilerin tıbbi tedavisinde kullanılan tiyaminin dozajı hakkındaki sorunlarla ilgili olarak  
meslektalarıyla görümelerde bulunmulardır.  
Görümelerden, 1996 yılında geniçapta balatılan açlık grevleri karısında, bazı  
vakalarda ilgili kiilerin itirazı nedeniyle müdahale etmek mümkün olmamasına karın, yetkili  
mercilerin dağıttığı yazılı talimat doğrultusunda cezaevi doktorlarının grev yapanlara  
müdahale ettikleri ortaya çıkmaktadır. O dönemde, grev yapanlardan birinde bilinç kaybı  
olduğunda, damardan serum vererek yerinde acil müdahalede bulunmak amacıyla günlük  
hatta günde iki kez kontrol yapılmaktaydı.  
2. Bilirkii kurulunun sağlık muayeneleri  
AĐHM Bilirkii Kurulu’nu, bavuranda özellikle nörolojik veya psikiyatrik sorunlar  
bulunup bulunmadığını, ayet bulunuyorsa, bunların ne ölçüde cezaevi koullarına uygun  
olduğunu saptamak üzere görevlendirmitir. Ayrıca Kurul gerektiğinde, ilgilinin Türk adli tıp  
mercilerinin hazırladığı sağlık dosyası hakkında bilimsel bir değerlendirme yapacaktı.  
Bu bağlamda Bilirkii Kurulu öncelikle bu gruptaki tüm davalarda, ilgili kiilerin var  
olduğunu iddia ettikleri nöropsikiyatrik rahatsızlıklarını açlık grevi ile açıkladıklarını ve bu  
rahatsızlıkların, Adli Tıp Kurumu tarafından da tanı konduğu gibi, Wernicke Korsakoff  
Sendromu olduğunu belirttiklerini ortaya koymaktadır.  
Buradan hareketle Bilirkii Kurulu, mahkumlarda olası aırı yükleme veya temaruz  
unsurlarını ve Wernicke Korsakoff Sendromu’nun gerçek özelliklerini ortaya çıkarmak amacı  
ile standartlandırılmısağlık muayenelerine bavurmaya karar vermitir.  
Muayeneler 8-11 Eylül 2004 tarihleri arasında Đstanbul Üniversitesi Çapa  
Hastanesi’nde yapılmıtır. Bavuranlardan yedisi muayeneye gelmemitir.  
5
Bilirkii Kurulu, 10 Eylül 2004 tarihinde muayene edilen bavuranda, WK-S’den ileri  
gelen net nörolojik rahatsızlıklar gözlemlendiğini ve bunların günlük yaamdaki bazı  
faaliyetlerin yerine getirilmesini yürümeyi zorlatırdığını belirtmitir. Bilirkii Kurulu bu  
rahatsızlıklarla cezaevi yaamına uyumun zor olduğu sonucuna varmıtır.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. BAVURUNUN KABULEDĐLEBĐLĐRLĐĞĐ HAKKINDA  
A. Tarafların Savları  
1. Hükümet  
Hükümet, ilk olarak, Edirne 1. Ağır Ceza Mahkemesi, 9 Temmuz 2004 tarihli itirazı  
hakkında karara varmadan önce, bavuranın, ulusal mahkemelere AĐHM huzurunda daha  
önceden ortaya koyduğu durumu düzeltme olanağı vermediğinden dolayı iç hukuk yollarını  
tüketmemesini ileri sürmektedir.  
Hükümet ikinci olarak, bavuranı idari mahkemeler huzurunda tam yargı davası  
bavurusu yapmamakla ya da Devlet organlarına isnat edilen yetkisini kötüye kullanmadan  
dolayı iddia edilen zararının tazminini elde edebilmek amacıyla hukuk mahkemeleri  
huzurunda tazminat davası açmamakla suçlamıtır.  
AĐHS’nin 5. maddesi bakımından Hükümet, bavuranın bulunduğu koullardakine  
benzer koullarda tutuklu bulunan kiilere açık olan 466 sayılı Kanun’un öngördüğü tazmin  
yolunu ileri sürmektedir.  
Ayrıca Hükümet, bavuranın mağdur sıfatına itiraz etmektedir. Hükümet’e göre Edirne  
Ağır Ceza Mahkemesi tarafından serbest bırakılan bavuranın, AĐHS’nin herhangi bir  
hükmünün ihlalinden mağdur olduğunu ileri sürmeye hakkı yoktur. Kaldı ki Đstanbul Ağır  
Ceza Mahkemesi 11 Mart 2005 tarihinde Yeni Ceza Kanunu gözönünde bulundurarak, geri  
kalan cezanın infazının ertelenmesine karar vermitir. Ayrıca Hükümet, Gündüz-Türkiye  
davasına ((karar), no: 37997/04, 28 Haziran 2005) atıfta bulunarak, konusu ortadan kalkan  
davanın, AĐHS’nin 37§1 –c maddesi uygulanarak kayıttan düürülmesinin gerektiğini ileri  
sürmektedir.  
2. Bavuran  
Bavuran, yaptığı ikayetlere benzer ikayetler konusunda hiçbir baarı perspektifi  
bulunmayan hukuki ve idari bavuru yollarını kullanmamakla tenkit edilemeyeceğine kanaat  
getirmektedir. Bavuran özellikle 466 sayılı Kanun bakımından tazmin hakkını tanıyacak bu  
durumlardan hiçbirinin mevcut davanın gerçekliklerine uymadığını ileri sürmektedir.  
Bavuran, cezaevi yaam koullarına uygun olmayan ve iyilemesi mümkün olmayan  
sağlık durumuna rağmen aylar boyunca yasaya aykırı olarak özgürlükten yoksun  
bırakılğından dolayı mağdur sıfatının tanınmaması gibi bir durumun olamayacağını  
savunmaktadır.  
6
B. AĐHM’nin Takdiri  
1. Đç Hukuk Yollarının Tüketilmesi  
AĐHM, AĐHS’nin 35. maddesinde yer alan iç hukuk yollarının tüketilmesi kuralı  
konusunda, bu hükmün sözkonusu iç hukuk yollarının iddia edilen ihlallere yönelik,  
ulaılabilir ve uygun olmasının gerektirdiğini hatırlatmaktadır (Selmouni-Fransa, no:  
25803/94, § 75, AĐHM 1999-V). Dolayısıyla bir yandan özgürlükten yoksun bırakan bir  
tedbirin AĐHS’nin 3 ve 5§1 ila 4 maddelerine aykırılığına (ilk ikayet alanı) ve diğer yandan  
5§5 maddesi uyarınca sözkonusu tedbir nedeniyle meydana gelen zararın telafisini elde etmek  
amacıyla hukuk yolu bulunmamasına (ikinci ikayet alanı) dayanan bavuranın ikayetleri  
arasında ayrım yapmak gerekir.  
Bavuranın avukatı 12 Ocak 2004 tarihinde, Edirne 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde  
yaptığı itirazda, müvekkilinin yakalanmasının yasaya aykırı olduğunu öne sürmütür. Bunun  
ında, yargılama sonucunda verilen karardan, sözkonusu mahkemenin, bavuranın adli tıp  
mercilerine göre cezasının infazı için tehlike arzeden hastalığından bihaber olduğu ortaya  
çıkmaktadır. Ayrıca, bavuranın avukatı, Đstanbul Cumhuriyet Basavcılığı’na yaptığı 18 Mart  
2004 tarihli bavurusunda, bavuranın yeniden cezaevine konulmasının yaamını tehlikeye  
sokacağını vurgulamıtır.  
Bu konuda, AĐHM, 3 ve 5. maddelerinin getirdiği yasaklar sözkonusu olduğunda,  
özgürlükten yoksun bırakılmaya son verdirilmesi hakkının, böyle bir yoksun bırakılmanın  
telafi edilmesi hakkından ayrı olduğunu yinelemitir (Demir ve diğerleri-Türkiye, 23 Eylül  
1998 tarihli karar, 1998-VI, s. 2652-2653, § 37; K.-F.-Almanya, 27 Kasım 1997 tarihli karar,  
1997- VII, § 51 ve 52; Tomasi-Fransa, 27 Ağustos 1992 tarihli karar, A serisi no: 241, s. 34,  
§ 79; Bkz. ayrıca mutatis mutandis, Ali ahmo-Türkiye (karar), no: 37415/97, 1 Nisan 2003).  
Đlk ikayet alanı konusunda, bavuranın hem AĐHS’nin 5. maddesinin amaçlarına  
(sözüedilen K.-F.-Almanya, s. 2672, § 51) hem de benzeri hatta aynı koullar nedeniyle ileri  
sürülen 3. madde bakımından da uygun ve yeterli bir bavuru yolunu oluturan cezai hukuk  
yolunu kullanmıolarak düünülmelidir.  
Dolayısıyla Hükümet’in salık verdiği hukuki ve idari telafi yollarından birinin ya da  
diğerinin bavuranın ilk ikayet alanında kullanılıp kullanılmaması gerektiği sorusunu  
incelemeye gerek yoktur.  
Ancak daha önce yapılan değerlendirmeler gözönüne alındığında, AĐHS’nin 5§5  
maddesine ilikin ikinci ikayet alanında durum değimektedir.  
Sözkonusu hüküm, ilk olarak 5. maddenin diğer paragraflarından birinin ihlalinin ya  
ulusal organ ya da AĐHS organları tarafından ortaya konulmuolmasını gerektirmektedir  
(Bouchet-Fransa, no: 33591/96, § 50, 20 Mart 2001).  
Bu durumda AĐHM, ceza mahkemelerinin yakalanmasına neden olan ön soruturmayı  
men-i muhakeme kararıyla sonuçlandırdıktan sonra, bavuranın tutukluluğuna son  
verdiklerini gözlemlemektedir. Bu ekilde değerlendirilen bavuranın durumu, “kanuna uygun  
olarak yakalanıp ya da tutuklandıktan sonra men-i muhakeme kararından faydalanan”  
herhangi bir kimseye tazminat verilmesini öngören 466 sayılı Kanun’un 1. maddesi alanına  
girdiği açıkça ortadadır.  
7
Dolayısıyla AĐHM, sözkonusu bavurunun baarısız olacağı konusunda önyargıya  
varamaz.  
Bavuranın daha sağlam açıklamaları olmadığından ve sadece sözkonusu bavurunun  
baarısı konusundaki üphelerini ortaya koymanın kendisini bu bavuru yolunu kullanmaktan  
bağıık tutmayacağından dolayı bavurunun bu kısmının bavuru yollarının tüketilmemesi  
kuralıyla çelitiği sonucuna varmak gerekir.  
2. Mağdur sıfatı  
AĐHM, bavuranın mağdur sıfatının bulunmadığını ileri süren Hükümet’in görüünü  
benimsememektedir.  
Đlk olarak bu durum, Gündüz-Türkiye davasından farklıdır. Sözkonusu davada,  
AĐHM’nin bavurunun kayıttan düürülmesi kararında, Gündüz’ün askere zorla alınması  
kararının Türk makamları tarafından hiçbir zaman uygulanmadığını dikkate almıtır. (Bkz.  
örneğin Leblon-Belçika (karar), no: 34046/96, 1 Haziran 1999).  
Oysa mevcut davada, 21 Kasım 2003 tarihinde yakalanan bavuranın, sağlık  
gerekçesiyle salıverildiği en son tarih olan 27 Temmuz 2004 tarihine kadar hapsedildiği  
konusunda ihtilaf bulunmamaktadır.  
Sözkonusu tarihten itibaren bavuranın ikayetçi olduğu koulların süregeldiği  
söylenemez. Ancak aynı koullardan dolayı AĐHS’nin olası ihlalinden doğabilecek sonuçların  
ortadan kalktığı kabul edilemez (Pisano-Đtalya, no: 36732/97, § 42, 24 Ekim 2002).  
Dosyadaki hiçbir belge bu amaçla bavuran lehine herhangi bir tedbirin alındığını  
göstermemektedir.  
Dolayısıyla AĐHM bavurunun bu kısmını kabul edilebilir ilan etmektedir.  
II. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran, Adli Tıp Kurumu’nun Wernicke-Korsakoff tehisine rağmen 21 Kasım  
2003 tarihinde yeniden cezaevine konulmasının, AĐHS’nin 3. maddesi bakımından insanlık  
ı ve küçük düürücü muamele oluturduğunu iddia etmektedir.  
A. Tarafların Savları  
1. Hükümet  
Hükümet, bavuran tutukluluk süresi boyunca gerekli bütün tıbbi tedavilerden  
faydalandığından, ulusal mercilerin 3. madde bakımından bütün yükümlülüklerini yerine  
getirdiklerine kanaat getirmektedir.  
Hükümet özellikle Papon-Fransa ((no:1), no: 64666/01, AĐHM 2001-VI) ile Pretty-  
Birleik Krallık (no: 2346/02, AĐHM 2002-III) kararlarına atıfta bulunmakta ve her halukarda  
bavuranın yeniden cezaevine konulmasının, 3. madde alanına girebilmesi için gerekli  
ciddiyet seviyesine ulaan bir muamele oluturmadığını düünmektedir. Zira bavuranın  
8
durumu üzücü de olsa, yetkililere isnat edilebilecek hiçbir fiil ya da ihmalkarlıktan  
kaynaklanmamaktadır.  
Hükümet, Bilirkii Kurulu raporu hakkındaki görülerinde, raporda yer alan tıbbi  
tespitler konusunda görübildirmeden, 16 Temmuz 2004 tarihinde 3 no’lu Đhtisas Kurulu’nun  
bavuranı tıbbi muayeneden geçmesi için çağrıda bulunduğunu ancak bavuranın buna cevap  
vermediğini vurgulamıtır.  
2. Bavuran  
Bavuran bu savlara karı çıkmakta ve cezaevinde tutulmasına engel olan iyilemesi  
zor hastalığının bulunduğunu doğrulayan Adli Tıp Kurumu’nun 17 ubat ve 25 Ağustos 2003  
tarihli adli tıp raporlarına dayanarak ikayeti üzerinde durmaktadır.  
B. AĐHM’nin Takdiri  
AĐHS’nin özgürlükten yoksun bırakılan kimselerin ve dolayısıyla bu durumdaki hasta  
kiilerin durumuna ilikin hiçbir özel hüküm içermediği doğrudur. Ancak gerekli tıbbi bakımı  
sağlayarak devletin tutukluların fiziksel bütünlüğünü koruma yükümlülüğünden ayrı olarak,  
doğal yolla ortaya çıkan fiziksel ya da ruhsal rahatsızlıklardan kaynaklanan acının, yetkililerin  
sorumlu tutulabileceği tutukluluk koullarından dolayı artıyor ya da artma riski bulunuyor ise,  
kendi baına 3. madde alanına girebileceğini hatırlatmak gerekir ( Mouisel-Fransa, no:  
67263/01, § 37, 38 ve 40, AĐHM 2002-IX ve sözüedilen Pretty, § 52 ve bu metinde bulunan  
atıflar).  
Mahkumun sağğı dıında, selametinin de hapsedilme koullarının pratik  
gerekliliklerini dikkate alarak uygun ekilde sağlanması gerekir. Her mahkumun, insan  
onuruna uygun tutukluluk koullarına sahip olma hakkı bulunmaktadır. Öyle ki alınan  
tedbirlerin uygulanma koulları, kendisini sıkıntıya ya da tutukluluğa bağlı kaçınılmaz üzüntü  
seviyesini aacak yoğunlukta bir ümitsizliğe sokmamalıdır (Kudla-Polonya, no: 30210/96, §  
94, AĐHM 2000-XI).  
AĐHS tutuklu bir kimsenin sağlık gerekçesiyle serbest bırakılması için hiçbir “genel  
zorunluluk” getirmese de, tutuklunun klinik tablosu, Avrupa Konseyi’ne Üye Devletler  
bünyesinde AĐHS’nin 3. maddesi açısından tutuklu kalıp kalamayacağı sorusunun sorulduğu  
durumlardan birini oluturmaktadır (Bkz. Mouisel ve Price-Birleik Krallık, no: 33394/96, §  
30, AĐHM 2001-VII). Bundan böyle bu unsur, özellikle tutuklu bulundurulma süresi  
konusunda özgürlükten yoksun bırakan cezaların infaz koullarında gözönünde  
bulundurulması gereken unsurlardan birini oluturmaktadır (sözüedilen Mousiel, § 44).  
Özetle belli bir davada hayati tehlike arz eden hastalığa sahip ya da durumu uzun süre  
cezaevi yaam koullarına uygun olmayan bir kimsenin hapiste tutulması, AĐHS’nin 3.  
maddesi açısından sorunlara yol açabilir.  
AĐHM, hükümlülerin ağır hastalıklarının bulunduğu durumlarda cezaların  
uygulanması konusunda yürürlükte olan Türk mevzuatını incelemitir. AĐHM, mevzuatın  
ulusal mercilere tutukluların ciddi hastalıklarının bulunduğu durumlarda müdahale etme  
olanağını sunduğunu not etmektedir. Sağlık durumu, geçici olarak serbest bırakılma ya da  
cezanın ertelenmesi kararını gerekçelendirebilecek unsurlardan biridir. Bu tedbirlere ek olarak  
sağlık nedeniyle Cumhurbakanı affına bavurma imkanı bulunmamaktadır.  
9
AĐHM, sözkonusu usullerin ilk bakıta, Devletlerin özgürlükten yoksun bırakan  
cezalarla bağdatırması gereken, mahkumların fiziksel bütünlüğü ve esenliğinin korunmasını  
sağlamak için uygun güvenceleri oluturduğu kanaatindedir.  
Mevcut davanın özel bağlamında, geçmite Türkiye’nin 1996 ve 2000 yıllarında koğuꢀ  
yerine bir ila üç kiilik yaam birimleri öngören F tipi cezaevlerinin kurulmasını protesto  
etmek amacıyla balatılan açlık grevleri karısında, beslenme bozukluğuna bağlı zihinsel ve  
fiziksel rahatsızlıkları olan ve aralarından bir kısmının WK-S olduğu düünülen kiilerin  
tutuklu bulundurulmaları sorunuyla karı karıya kaldığını hatırlatmak uygun olacaktır. Hiç  
kukusuz yetkili mercilerin, bu durumun toplumun korunması açısından gerekli olmadığına  
kanaat getirmesi üzerine, hasta olan tutuklulardan birçoğu sağlık gerekçesiyle geçici olarak  
serbest bırakılmıtır.  
Mevcut davada yukarıda belirtilen harekete katıldığı anlaılan bavuran, Türk  
hukukunun tanımıolduğu olanaklara ulaabilmive 21 Kasım 2003 tarihinde yeniden  
cezaevine konulana kadar bu olanaklardan faydalanmıtır.  
Bu konuda AĐHM, 13 Temmuz 2001 tarihinde, Edirne Cumhuriyet Basavcısı’nın  
Adli Tıp Kurumu’nun 3 no’lu Đhtisas Kurulu raporuna dayanarak, iyileme durumu olmayan  
ve aynı zamanda cezaevi yaam koullarına uygun olmayan Wernicke-Korsakoff hastası  
bavuranın cezasının infazının ertelenmesine karar verdiğini not eder.  
Böylece bavuran, CMUK’un 399§ 2 maddesi gereğince hastanede gerekli tıbbi tedavi  
görmesi için yakınlarının yanında kalmak üzere serbest bırakılmıtır.  
Dolayısıyla geriye bavuranın 27 Temmuz 2004 tarihine kadar, yani yaklaık sekiz ay  
boyunca hapsedilmesinin, AĐHS’nin 3. maddesinin uygulama alanına girebilmek için yeterli  
ciddi seviyeye ulaan bir durum olup olmadığını incelemek kalmaktadır (Bkz. Price, ibidem).  
Bavuranın yeniden cezaevine konulmasına kadar gerçekletirilen tüm sağlık  
kontrolleri daha önce konulan Wernicke-Korsakoff Sendromu tehisini doğrulamaktadır.  
Tespit ve uzak hafızada zayıflamanın yanısıra bilisel bozukluk gösteren bavuranın sağlık  
durumunun tutukluluk koullarıyla bağdamadığına karar verilmitir.  
AĐHM, varılan bu tespitleri tartıma konusu yapacak hiçbir unsur görmemekte (Klaas-  
Almanya, 22 Eylül 1993, A serisi no: 269, s. 17, § 29-30) ve izleyen nedenlerden dolayı  
sözkonusu tespitleri tartıma konusu yapacak hiçbir gelimenin ne dava konusu tutukluluk  
sırasında ne de daha sonra meydana geldiğine inanmaktadır.  
Sonuç itibariyle 10 Eylül 2004 tarihinde, yani bavuran serbest bırakıldıktan çok  
sonra, AĐHM Bilirkii Kurulu tarafından muayene edilmitir. Bilirkii Kurulu Yıldız’da,  
denge, yürüme ve kas koordinasyonu sorunları olarak kendini gösteren hem statik hem de  
kinetik beyincik sendromu bulunduğunu ortaya koymutur. Ayrıca bavuran önemli  
konsantrasyon güçlüğü, genel zihinsel gerileme ve hafıza bozukluğu çekmektedir.  
Buradan yola çıkarak Bilirkii Kurulu oybirliğiyle Yıldız’ın cezaevinde hastalığına  
dayanmasını zorlatıracak belirgin nörolojik Wernicke-Korsakoff Sendromu rahatsızlığının  
bulunduğu sonucuna varmıtır.  
10  
Bu ekilde değerlendirildiğinde, mevcut davadaki durum ile Hükümet’in belirttiği  
Papon-Fransa (no:1) davası karılatırılamaz, zira sözkonusu davada, kendisinde herhangi bir  
bağımlılık bulgusuna rastlanmayan Papon’un genel sağlık durumunun iyi, bilinci ise açıktır ve  
ilgili kii düzenli olarak, “gerek ceza infaz kurumundaki sağlık personeli ve yardımcı personel  
tarafından sağlanan, gerekse hastane ortamındaki konsültasyonlar ve hastaneye yatırma  
sayesinde tıbbi gözetim ve bakımdan” yararlanmıtır.  
Bu son hususla ilgili olarak, bavuranın yeninden hapsedilmesi durumunda tıbbi  
bakımın eksikliğinden açıkça ikayetçi olmamasına karın, Hükümet’in, bavuranın yeniden  
hapsedilmesi halinde sağlanacak günlük tedavi veya desteğin niteliğini ve uygunluğunu  
destekleyemediğinin vurgulamak gerekir. Bavurana sağlanan dikkate değer tıbbi bakıma  
rağmen, böylesi bir argüman yanlıanlaılacaktır, zira bu, bavuranın cezaevi dıında tedavi  
ve bakım görmesi amacıyla tanınan geçici serbestliğin uygunluğu hususunu tartıma konusu  
haline getirecektir.  
AĐHM, Hükümet’in belirttiğinin aksine, Yıldız’ın yeniden hapsedilmesi ve cezaevinde  
tutulması nedeniyle daha da ağırlaan sağlık durumunun, AĐHS’nin 3. maddesinin uygulama  
alanına girecek ciddiyet seviyesine ulağı kanaatindedir.  
Esasen bu durum ancak, Türkiye’de geçerli olan ve olayların meydana geldiği  
dönemde uygulamadaki zayıflığı ortaya çıkan koruma mekanizmasının ileyiindeki  
bozuklukla açıklanabilir.  
Baka bir deyile, bavuranın sözkonusu olaylardan hemen sonra bavurduğu  
mercilerin, meselenin tüm boyutları gözönünde bulundurarak ve ilgili kiinin yakalanmasının  
olduğu kadar uzun bir süre cezaevinde tutulmasının da son tahlilde, yalnızca iletiim  
eksikliğinden ve çeitli ceza kurumları arasındaki yetki çatımasından kaynaklanmıꢀ  
olduğunu bilerek, durumu ivedi bir ekilde düzeltmek için özel bir dikkat göstermiolmaları  
gerekirdi.  
Benzer durumlar, AĐHS’nin 3. maddesi bakımından, bavuranın hastalığının  
kökenindeki olayların geliiminde kendilerinin hiçbir hatalarının bulunmadığını iddia etmeye  
hakları olmayan Devletin yetkili mercilerinin sorumluluğunu gündeme getirebilir. Esasen  
bavuranın uzun süreli açlık grevine balama kararı verirken kendisine yapmıolabileceği  
kötülük her ne olursa olsun, bu hiçbir ekilde, AĐHS’nin 3. maddesi bakımından Devletin  
sözkonusu kiiler karısındaki yükümlülüklerini ortadan kaldırmaz (konuya ilikin diğer  
tartımalar için, bkz., Nevmerjitsky-Ukrayna, no: 54825/00, §§ 82-106, 5 Nisan 2005).  
Bavuranın, tıbbi gözetim altına alınmak amacıyla 16 Temmuz 2004 tarihinde 3.  
Đhtisas Kurulu’na muayene olmamıolmasından da herhangi bir sonuç çıkarılmaz. ayet  
yetkili merciler ilgili kiiyi Adli Tıp Kurumu’na yeniden göndermek için üç ay beklememiꢀ  
ya da sözkonusu kiinin Adli Tıp Kurumu’na kabulünün  
formalitelerden ötürü  
reddedilmesine izin vermemiolsalardı, bu türden bir tedbirden beklenebilecek yarar, bu  
tarihten önce de pekala sağlanabilirdi.  
Kısacası AĐHM, sağlık durumunun değimemesine karın, bavuranı, 21 Kasım 2003  
tarihinde yeniden hapsetmeye, ardındansa 27 Temmuz 2004 tarihine kadar cezaevinde  
tutmaya karar veren ulusal mercilerin, AĐHS’nin 3. maddesinde öngörülen artlarla uyumlu  
olarak hareket ettiklerinin kabul edilmeyeceği görüündedir.  
11  
AĐHM, bu ekilde Yıldız’a çektirilen ıstırap nedeniyle insanlık dıı ve aağılayıcı bir  
muamelenin sözkonusu olduğunu ve bunun, cezaevinde tutulmadan ve WK-S gibi bir  
hastağın tedavisinden kaynaklanan ıstırabın da kaçınılmaz olarak ötesine geçtiğini  
saptatır. Sonuç olarak mevcut davada AĐHS’nin 3. maddesi ihlal edilmitir.  
AĐHM ulaılan bu sonucun, bavuranın sağlık durumunda hapis cezasına  
dayanabilecek kadar net bir değiiklik olmadan, gelecekte Türk makamları tarafından yeniden  
hapsedilmesine karar verilmesi durumunda da zorunlu olarak aynı olacağını vurgulamaktadır.  
III. AĐHS’NĐN 5. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran, yararlandığı erteleme tedbirinin süresi bitmeden hakkında haksız yere  
çıkarılan yakalama müzekkeresi nedeniyle yakalandığından ikayetçi olmakta ve yakalanma  
nedenlerinin kendisine düzgün bir ekilde bildirilmediğini ileri sürmektedir. Bavuran ayrıca,  
cezaevinde tutulduğu sürenin aırı derecede uzun olduğundan yakınarak, bu tedbire karı  
bavurduğu yolların boa çıktığını belirtmektedir. Bu itibarla bavuran AĐHS’nin 5.  
maddesinin ilgili hükümlerine (1. fıkranın a) ve c) bentleri ile 2., 3. ve 4. fıkraları) gönderme  
yapmaktadır.  
Bavuran aynı zamanda bavurusunda yukarıda belirtilen hükümlerle birlikte, özü  
itibari ile AĐHS’nin 13. maddesine atıfta bulunmaktadır. AĐHS’nin 5§4. maddesi 13. madde  
karısında lex specialis tekil ettiğinden, AĐHM bu ikayeti ayrı tutmaya gerek olmadığına  
karar vermitir.  
A. Tarafların Savları  
Hükümet öncelikle, sözkonusu yeniden hapsetmenin, hiçbir ekilde eletiriye mahal  
vermeyen bir ceza soruturması kapsamında çıkartılan yakalama müzekkeresine dayandığını  
ve ulusal yasalara olduğu kadar AĐHS’ye de uygun olduğunu vurgulamaktadır.  
Dahası Hükümet, sonuçta Edirne ceza mahkemeleri tarafından serbest bırakılan  
bavuranın, AĐHS’nin 5§4. maddesine göre hukuki yollardan yararlanamadığını iddia  
edemeyeceğini belirtmektedir.  
Bavuran, özellikle geç serbest bırakıldığını ve yetkili mercilerin AĐHS’de belirtilen  
sorumluluklarını üstlenmekten ziyade, davayı uzatan usulleri kullanmayı tercih ettiklerini  
belirterek, bu savlara karı çıkmaktadır.  
B. AĐHM’nin Takdiri  
Tüm unsurlar değerlendirildiğinde AĐHM, yukarıda dile getirilen ikayetlerin, daha  
önceden AĐHS’nin 3. maddesi açısından ele alınan sorularla aynı ya da benzer özellikle  
taıdığını gözlemlemitir. AĐHM, AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmasına  
sevk eden tespitlere dayanarak, mevcut davada bu ikayetlerin ayrıca incelenmesine gerek  
olmadığına hüküm vermitir.  
12  
IV. AĐHS’NĐN 46. MADDESĐ HAKKINDA  
AĐHM, soruturma görevine konu olan elli üç davada genel olarak belirtilen koulları  
yakından inceledikten sonra, AĐHS’nin 46. maddesinde öngörülen yükümlülükleri yerine  
getirmesinde Savunmacı Devletçe yardımcı olabilmek amacı ile imdi istisnai olarak,  
Türkiye’de uygulana geldiği haliyle resmi Adli Tıp Uzmanlığı mekanizması konusunda  
ortaya çıkan bir takım sorunların giderilmesinde elverili görünen tedbirlerden bahsetmek  
gerektiği kanaatindedir (bkz., mutatdis mutandis, Broniowski-Polonya [GC], no: 31443/96, §  
194, CEDH 2004-V).  
AĐHM’ ye göre en önemli sorun, özellikle, hakimlerin, hüküm giymifakat sağlık  
gerekçesiyle geçici olarak serbest bırakılmıbir kimse hakkında yakalama müzekkeresi  
çıkarmalarına bağlıdır (burada sözkonusu olan bata mahkumlara mahsus yakalama  
müzekkeresidir). Đncelenen dosyalardan, u üç durumun birinde bu tür tedbirlerin alındığı  
anlaılmaktadır: ilgili kiinin Adli Tıp Enstitüsü tarafından yeniden muayene edilmesi  
gerektiğinde (bkz., örneğin, Uyan- Türkiye, no 7454/04, §§ 26, 27 ve 52, 10 Kasım 2005),  
ilgili kiiye tanınan erteleme süresinin bitiminde ilgili kiinin geleceği hakkında kararın  
verilmesi gerektiğinde (bkz., Özgür ve 30 diğer bavuru - Türkiye, no: 28480/04 vet  
25514/04, 10 Kasım 2005, Ate–Türkiye, no 14390/04, 10 Kasım 2005, ve Yılmaz -Türkiye,  
no 24030/04) ya da Adli Tıp Enstitüsü tarafından ilgili kii aleyhinde son olarak verilmibir  
rapora dayanılarak ilgilinin yeniden hapsedilmesi gerektiğinde (Gürbüz- Türkiye, no  
26050/04, §§ 33 ve 34, 10 Kasım 2005).  
Yukarıda belirtilen durumlardan ilk ikisinde, davetiye veya ihzar müzekkereleri  
yoluyla istenen amaca ulaılabilir. TCK ile de öngörülen bu olasılıklar, cezaevi yaamına  
önsel olarak uygun olmayan bir hastalığa yakalanan bir kimsenin, sağlık kontrolünden  
geçirilmeden usulsüz bir ekilde yeniden hapsedilmesinin önüne geçilmesi için daha uygun  
görünmektedir.  
Üçüncü durumda ilikin olarak ise AĐHM usulde bir boluk gözlemlemektedir. Esasen  
2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu’nun 15. maddesine göre, yalnızca Cumhuriyet Savcısı  
veya Hakim, bir ekspertiz raporunun sonuçlarını Adli Tıp Enstitüsü Genel Kurul’unda  
tartımaya açmakla yetkilidir. Oysa her an “ciddi hasta” olduğu reddedilebilecek olan  
bavuranın, bu türden bir hukuki yola doğrudan ulaabilmesi ve aleyhindeki Adli Tıp  
raporuna karı itiraz edebilmesi gerekmektedir (bkz., Gürbüz kararı, § 35 ; karılatırınız,  
mutatis mutandis, Çıraklar - Türkiye, 28 Ekim 1998, Derleme 1998-VII, ss. 3070-3071,  
§§ 29-32, ve Erdoğdu - Türkiye, no 25723/94, § 34, CEDH 2000-VI).  
Öte yandan, Adli Tıp Enstitüsü Genel Kurulu karar verene kadar ilgili kii tarafından  
bu hukuki yolun kullanılmasının, yeniden hapsetme tedbiri üzerinde erteleyici etkisi olması  
gerekir (bkz., Gürbüz kararı, § 51 ; karılatırınız, mutatis mutandis, Čonka –Belçika, no  
51564/99, §§ 65-84, CEDH 2002-I). Baka bir deyile yetkili merciler, o ana kadar sağlık  
gerekçesiyle ertelemeden yararlanan bir hükümlünün yeniden hapsedilmesine karar verirken,  
Türk hukuk sisteminde öngörülen hukuki yolların ilgi kii tarafından tüketilmesinden sonra  
“kesin”leen adli tıp raporuna temel almalıdırlar.  
AĐHM bu amaçlar için gerekli tedbirleri alma sorumluluğunu Savunmacı Devlet’e  
bırakmaktadır.  
13  
V. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Bavuran herhangi bir maddi zarar iddiasında bulunmamakta, buna karılık manevi  
zarar için 50.000 Euro tutarında tazminat talep etmektedir.  
Hükümet talep edilen bu miktarın haksız ve fahitutarda olduğu kanaatindedir.  
AĐHM, bavuranın, cezaevinde tutulması nedeniyle kendisini büyük bir sıkıntı içinde  
hissetmiolabileceğini ve yalnızca bu kararın sonucuyla giderilemeyecek bir manevi zarara  
maruz kalmıolduğu kanaatindedir (bkz., Mokrani-Fransa, no: 52206/99, §§ 36 ve 43, 15  
Temmuz 2003).  
AĐHM hakkaniyete uygun olarak bavurana bu açıdan 10.000 (onbin) Euro  
ödenmesine karar vermitir.  
B. Masraf ve Harcamalar  
Bavuran avukatlık ücretleri ile çeviri, iletiim ve posta masrafları için 4.560 Euro  
talep etmektedir.  
Hükümet kanıtlayıcı belge olmadan bu talebin reddedilmesi gerektiğini belirtmektedir.  
AĐHM’nin bu konudaki içtihadına göre, bavuranlar ancak yaptıkları masraf ve  
harcamaların gerçekliğini, zorunluluğunu ve miktarının makul olduğunu ortaya koyduklarında  
sözkonusu masraf ve harcamalar geri ödenebilir (bkz., diğerleri arasında, Nikolova-  
Bulgaristan [GC], no: 31195/96, §79, CEDH 1999-II).  
Bu durumda AĐHM, bavuranın iddialarına ilikin herhangi bir kanıtlayıcı belge ya da  
not sunmadığını gözlemlemektedir. Bununla birlikte mevcut davanın hazırlıkları için  
bavuranın bazı harcamalar yapmıolduğu muhakkaktır.  
AĐHM, sunulan ayrıntıları gözönünde bulundurarak, her türlü vergiden muaf tutulmak  
suretiyle bavurana, 2.000 (ikibin) Euro’dan, Avrupa Konseyi tarafından sağlanan 715  
(yediyüz onbe) Euro tutarındaki adli yardım düülerek, kalan meblağın ödenmesinin makul  
olduğuna kanaat getirmitir.  
Belirlenen tutar ödeme tarihinde Yeni Türk Lirası’na (YTL) çevrilecek ve bavuran  
veya yasayla yetkili kılınmıbir vekili tarafından belirtilen banka hesabına yatırılacaktır.  
C. Gecikme Faizi  
Gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına  
uygulağı faiz oranına üç puan eklenecektir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. AĐHS’nin 5§5. maddesine dayanan ikayetin kabuledilemez olduğuna;  
2. Bavurunun geri kalanının kabuledilebilir olduğuna;  
14  
3. AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine;  
4. Bavuranın sağlık durumunda hapis cezasına dayanabilecek kadar net bir değiiklik  
olmadan yeniden hapsedilmesi durumunda, AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edileceğine;  
5. Davayı AĐHS’nin 5. maddesinin 1.,2.,3. ve 4. fıkraları açsısından incelemeye gerek  
olmadığına;  
6. a) AĐHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet  
tarafından bavurana,  
i. manevi tazminat için 10.000 (on bin) Euro ödenmesine,  
ii. masraf ve harcamalar için 2.000 (iki bin) Euro’dan, Avrupa Konseyi tarafından  
sağlanan 715 (yediyüz onbe) Euro tutarındaki adli yardım düülerek kalan miktarın  
ödenmesine;  
iii. yukarıdaki miktarların her türlü vergiden muaf tutulmasına;  
(b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda faiz uygulanmasına;  
7. Adil tazmine ilikin diğer taleplerin reddine;  
karar vermitir.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3  
maddesine uygun olarak 10 Kasım 2005 tarihinde yazıyla bildirilmitir.  
15