CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
TEMEL VE TAŞKIN - TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no: 40159 / 98)  
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
STRAZBURG  
30 Haziran 2005  
NİHAİ KARAR  
30 EYLÜL 2005  
İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek  
olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (40159/98) başvuru no’lu davanın nedeni bu  
ülke vatandaşları Agit Temel ve Musa Taşkın’ın (başvuranlar) Avrupa İnsan Hakları Komisy-  
onu’na 3 Şubat 1998 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin eski 25. maddesi uyarınca  
yapmış olduğu başvurudur. Başvuranlar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde  
Diyarbakır Barosu avukatlarından T. Elçi tarafından temsil edilmektedirler.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
OLAYLAR  
Başvuranlar Temel ve Taşkın sırasıyla 1967 ve 1943 doğumludurlar ve Hakkari’de ikamet  
etmektedirler. İlk başvuran köy korucusu, ikinci başvuran işçidir.  
Usulü işlemlerinin gelişimi  
Musa Taşkın, 19 Nisan 1994 tarihinde Adana Emniyet Müdürlüğü polisleri tarafından A.Ö.’nün  
başvuranlar aracılığıyla silahlar satın aldığı şeklindeki beyanlarının ardından düzenlenen  
soruşturma kapsamında yakalanmıştır. Agit Temel, 25 Nisan 1994 tarihinde Hakkari Emniyet  
Müdürlüğü’ne teslim edilmiştir. Soruşturma esnasında, Temel’in vermiş olduğu beyanları  
müteakip göstermiş olduğu yerde beş adet Kalaşnikov marka silaha ve bunlara ait mühimmata  
ve ayrıca Taşkın’ın evindeki bir tabancaya el konulmuştur.  
Aynı soruşturma kapsamında, N. Ediş’in evinde ateşli silahlar, mühimmat, iki adet roket atar  
ve 900 gr. uyuşturucu madde ele geçirilmiştir.  
2 Mayıs 1994 tarihinde Hakkari Sulh Hakimi karşısına çıkarılan başvuranlar hakkında  
tutukluluk kararı verilmiştir.  
Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Savcısı 3 Haziran 1994 tarihli  
iddianamesi ile başvuranlarla birlikte N. Ediş ve Murat Taşkın’ın da yer aldığı dört kişiyi 6136  
sayılı Kanun’un 12. maddesi uyarınca silah kaçakçılığı yapma ve TCK’nın 169. maddesine  
dayalı olarak silahlı çetelere yardım ve yataklık etme suçları ile itham etmiştir. N. Ediş, gıyabi  
olarak yargılandığı halde Murat Taşkın hiçbir şekilde tutuklanmamıştır.  
DGM, 29 Temmuz 1994 tarihli duruşmada başvuranları dinlemiştir. Temel, tercüman  
aracılığıyla verdiği ifadesinde kendi rızası ile polise teslim olduğunu ve gözaltı sırasında fiziki  
ve psikolojik baskılara maruz kaldığını ileri sürmüştür. Ele geçirilen silahlarla ilgili olarak bunları  
ailesini ve köyünü PKK’ya karşı korumak amacıyla satın aldığını iddia etmiştir. Taşkın ise  
hakkında yapılan tüm ithamları inkar etmiş ve gözaltı esnasında zorlamalara maruz kaldığını  
öne sürmüştür. DGM, elde edilen kanıtların durumu ve suçun niteliği ışığında, başvuranların  
tutukluluk sürelerinin uzatılmasını ve başka bir şehirde tutulu bulunan A.Ö.’nün bir istinabe  
tarafından ifadesinin alınmasını kararlaştırmıştır.  
17 Ekim 1994 tarihli ikinci duruşmada, başvuranların avukatları eldeki kanıt unsurları doğrultusunda  
DGM’den müvekkillerinin tahliye edilmesini talep etmiştir. DGM, yeniden A.Ö.’nün ifadesin-  
in alınmasına ve başvuranların tutukluluk hallerinin devamına karar vermiştir.  
6 Şubat 1995 tarihli duruşmada DGM, ele geçirilen silahlar ve mühimmatla ilgili tamamlayıcı  
bilirkişi raporu hazırlanmasını ve bir kez daha A.Ö.’nün ifadesinin alınmasını talep etmiştir.  
Son olarak 9 Eylül 1996 tarihinde gerçekleştirilen duruşmada DGM, A.Ö.’nün ifadesinin  
dosyaya eklendiğini ifade etmiştir.  
21 Ekim 1996 tarihli duruşma esnasında DGM Cumhuriyet Savcısı iddianamesini sunmuş ve  
başvuranların silahlı çetelere yardım ve yataklık etme suçlarından serbest bırakılmalarını  
(TCK’nın 169. maddesi) ve silah kaçakçılığı suçundan (6136 sayılı Kanun’un 12. maddesi)  
mahkum edilmelerini talep etmiştir. DGM, başvuranların avukatlarının talebi üzerine savun-  
malarını hazırlamak için süre tanımıştır.  
DGM, 9 Aralık 1996, 20 Ocak 1997, 18 Mart 1997, 23 Haziran 1997, 8 Eylül 1997, 29 Aralık  
1997 tarihlerinde duruşmalar gerçekleştirmiştir.  
19 Ocak 1998 tarihli duruşmada DGM Cumhuriyet Savcısı iddianamesini yinelemiştir.  
Sanıklar savunmalarını sunarak suçsuz olduklarını dile getirmişlerdir. Aynı gün yani 19 Ocak  
1998 tarihinde, aralarında askeri bir hakimin de yer aldığı DGM heyeti, çetelere yardım ve  
yataklık etme suçlarından başvuranların beraatine, silah kaçakçılığı suçundan mahkum  
edilmelerine karar vermiştir. Mahkeme, başvuranların her birini on yıl hapis ve 2.062.500  
T.L. para cezasına çarptırmıştır. DGM, öngörülen ceza ışığında başvuranların tutukluluk  
halinin devamına, diğer iki sanık Murat Taşkın’ın ve N.Ediş’in tahliyesine ve sözkonusu dava  
dosyasının birleştirilmesine karar vermiştir.  
20 Ocak 1998 tarihinde başvuranların temsilcisi 19 Ocak 1998 tarihli karara itirazda  
bulunarak müvekkillerinin tutukluluk süresinin aşırı ve AİHS’nin 6. maddesine aykırı  
olduğunu ileri sürmüştür.  
21 Ocak 1998’de başvuranların avukatı bir kez daha aynı gerekçelerle müvekkillerinin tahliye  
edilmesini istemiştir.  
DGM, başvuranlar hakkında verilen cezaları göz önünde bulundurarak 22 ve 23 Ocak 1998  
tarihlerinde bu talepleri reddetmiştir.  
6 Mayıs 1998 tarihinde başvuranlar serbest bırakılmıştır.  
Yargıtay, 14 Mayıs 1998 tarihinde 19 Ocak 1998 tarihli kararı onamıştır.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. AİHS’NİN 5 § 3. MADDESİ’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
Başvuranlar, tutukluluk süresinin uzunluğundan şikayetçi olmakta, bu noktada AİHS’nin 5 §  
3. maddesini ileri sürmektedirler.  
Başvuranlar, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin serbest bırakılma taleplerini  
reddetmek için yalnızca «suçun niteliği» ve «kanıtların durumu» gibi gerekçelere dayalı  
olarak ve ayrıca AİHS’nin 5 § 3. maddesinde yer alan «makul süre» kavramını aşarak kararını  
verdiğini ileri sürmektedirler. Başvuranlar ayrıca davanın karmaşık olmadığını, Cumhuriyet  
Savcısı’nın 9 Eylül 1996 tarihli iddianamesinde silahlı çetelere yardım etme ithamından  
başvuranların salıverilmesini talep ettiğini savunmaktadırlar. Başvuranlara göre, Devlet  
görevlilerinin N. Ediş’in köy korucusu olduğunu ve özellikle güvenlik güçleri ile birlikte  
hareket ettiğini kabul etmesi gerekmektedir. Başvuranlar, DGM’nin sonuç olarak N. Eriş  
davasını ayrı tutması gerektiğini eklemektedirler.  
Mahkemenin yerleşik içtihadına göndermede bulunan Hükümet, tutukluluk süresinin  
uzunluğunun meşruiyeti ile ilgili olarak, başvuranların itham edildiği suçun derecesinin,  
verilen cezaların, davanın karmaşık yapısının, sanık sayısının – ki bunlardan biri firar  
halindeydi – firar tehlikesinin ve kanıtların yok edildiğinin altını çizmektedir. Hükümet  
ayrıca, bütün yargılama süreci boyunca başvuranların serbest bırakılma taleplerinin  
incelendiğini hatırlatmaktadır.  
AİHM, öncelikle başvuranların tutuklu yargılanma süresinin 19 Nisan (Musa Taşkın) ve 25  
Nisan 1994’te (Agit Temel) başladığını, 19 Ocak 1998 tarihinde DGM tarafından mahkum  
edilmeleri ile sona erdiği tespitinde bulunmaktadır.  
AİHM, AİHS’nin 5 § 3. maddesinde öngörülen dönemin «yalnızca ilk derece mercii  
tarafından, suçun esasının belirlendiği tarih» olduğunu hatırlatmaktadır (Bkz. Wemhoff-  
Almanya kararı, 27 Haziran 1968, seri A no: 7, s. 23, § 9, ve Labita-İtalya kararı, no:  
26772/95, § 147, AİHM 2000-IV). AİHS’nin 5 § 3. maddesi uyarınca başvuranların  
tutukluluk süresi 19 Ocak 1998 tarihinde sonlanmıştır. Bu durumda dikkate alınacak dönem  
yaklaşık olarak üç yıl dokuz aydır.  
Bunun yanı sıra, Mahkemenin bu yöndeki yerleşik içtihadına göre makul tutukluluk süresi  
soyut bir değerlendirmeye imkan vermemektedir. Tutulu bir sanığın tutukluluk süresinin  
makullüğü olayın özel koşullarına göre her aşamada değerlendirilmelidir (Bkz. diğerleri  
arasında, W-İsviçre kararı, 26 Ocak 1993, seri A no: 254, s. 15, § 30). AİHM, ayrıca böyle  
bir durumda ulusal makamlara gözaltı süresinin makul süre sınırlarının aşılmamasını  
gözetmek düşğünün altını çizmektedir. Bu amaçla, olayların bütününü incelemek ve  
masumiyet karinesi, bireysel haklara saygı ilkesine yönelik istisna uyarınca kamu menfaatini  
meşru kılan zorunluluğun varlığını bertaraf etmek ve alınan kararlarda serbest bırakılma  
taleplerini reddeden kararları dikkate almak gerekir. Özellikle mevcut kararlarda yer alan  
gerekçelere, ilgili tarafından yapılan başvurularda itilafa mahal vermeyen olaylara dayalı  
olarak AİHM, AİHS’nin 5 § 3 maddesine yönelik bir ihlalin olup olmadığını tespit etmek  
durumundadır (Bkz. Assenov ve diğerleri-Bulgaristan kararı, 28 Ekim 1998, 1998-VIII, §  
154).  
Mevcut durumda, Devlet Güvenlik Mahkemesi dava dosyasında yer alan unsurlar ışığında her  
duruşmada düzenli olarak «işlenen suçun yapısı», «suçun niteliği», «kanıtların durumu»,  
«tutukluluk süresi», «dava dosyasının içeriği» gibi benzer ifadelerle gerekçe göstermeksizin  
başvuranların serbest bırakılma taleplerini reddetmiş ve tutukluluk halinin devamına karar  
vermiştir. Bu bağlamda, bir suç işlediği gerekçesiyle tutuklanan kişiye yönelik makul  
şüphelerin devamlılığının sine qua non olmazsa olmaz koşulu tutukluluk kuralına  
uygunluktur, fakat kimi kez bu yeterli olmamaktadır; Mahkeme, hukuki mercilerin hürriyet  
hakkından yoksun bırakmaya devam etme gerekçelerinin meşruluğunu ortaya koymak  
durumunda olduklarını eklemektedir. Bunların «gerekli» ve «yeterli» olduğu takdirde, AİHM  
ulusal makamların yargı süreci boyunca yeterli ihtimamı gösterip göstermediklerinin ayrıca  
belirlenmesi gerektiğini ifade etmektedir (Bkz. Ilijkov-Bulgaristan, no: 33977/96, § 77, 26  
Temmuz 2001, Kudla-Polonya kararları no: 30210/96, §§ 110-111, AİHM 2000-XI, sözü  
edilen Labita kararı, § 152; ayrıca Bkz. Contrada-İtalya kararı, 24 Ağustos 1998, 1998-V, §  
54, ve I.A.-Fransa kararı, 23 Eylül 1998, 1998-VII, s. 2978, § 102).  
AİHM, Hükümetin yapmış olduğu firar tehlikesi, kanıtların yok edilmesi ve aralarında bir  
firari bulunan sanıkların durumu tespitlerine katılmamaktadır. Ayrıca bu tespitler yalnızca  
verilen cezanın derecesinin belirlenmesine olanak tanır. Tutukluluk halini doğrulayacak ilgili  
tamamlayıcı kanıtların bütününe göre değerlendirilmesi gerekir. AİHM, Hükümet tarafından  
dile getirilen bu tür tehlikelerin ulusal yetkililer tarafından dikkate alınmadığına itibar  
etmektedir (Bkz. Letellier-Fransa, 27 Ağustos 1992, seri:A no:241-A, § 98, Yağcı ve Sargın-  
Türkiye, 8 Haziran 1995, seri:A no:319-A, § 52, Mansur-Türkiye, 8 Haziran 1995, seri:A no:  
319-B, § 55, ve Kalachnikov-Rusya kararları, no: 47095/99, § 116, AİHM 2002-VI).  
Bu doğrultuda, Tutukluluk halinin devamına karar veren ulusal mercilerin gerekçeli  
kararlarında neye istinaden üç yıl sekiz ay süresince firar tehlikesi bulunduğunu belirtmeleri  
gerekir (Bkz. Zannouti-Fransa, no: 42211/98, §§ 44-45, 31 Temmuz 2001, ve Demirel-  
Türkiye kararları, no: 39324/98, § 60, 28 Ocak 2003).  
Aynı şekilde, «delillerin durumu» ifadesi ile suça ilişkin ciddi göstergelerin mevcut olduğu ve  
devam ettiği anlaşılmaktadır. Genel olarak ilgili etkenler olmasına rağmen, mevcut davada bunlar  
şikayet konusu tutukluluk süresinin bu denli uzun olmasını haklı çıkarmamaktadır (Bkz. sözü  
edilen Mansur kararı, § 56, ve Demirel kararı, § 61). Üstelik bunun yanı sıra Cumhuriyet Savcısı  
iddianamesini 21 Ekim 1996’da sunmuştur. AİHM’ye göre elde edilen «kanıtların durumu»  
başvuranların tutukluluk süresinin bu kadar uzunluğunu gerekli kılmamaktadır.  
Mahkemeye sunulan unsurlar ışığında, AİHM başvuranların tutukluluk süresinin 5 § 3.  
maddenin ihlaline yol açtığı kanısındadır. Bu çerçevede bu hüküm ihlal edilmiştir.  
II. AİHS’NİN 6 § 1. MADDESİ’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
Başvuranlar, kendilerini yargılayıp mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin  
bünyesinde hazır bulunan askeri hakimin varlığı nedeniyle «bağımsız ve tarafsız» bir  
mahkeme niteliğinde olmadığını ve adil bir yargılama sağlayamayacağını ileri sürmektedirler.  
Başvuranlar, yargı süresinin «makul süre» ilkesine aykırı olduğunu iddia etmektedirler.  
Başvuranlar, bu doğrultuda AİHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğini öne sürmektedirler.  
1. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığı üzerine  
Hükümet ilk olarak, Anayasa’nın 143. maddesine uygun olarak 16 Haziran 1993 tarihli ve 2485  
sayılı Kanun ile Devlet Güvenlik Mahkemelerine dair düzenlemenin yapıldığını hatırlatarak sivil  
hakimlerin yanında yer alan askeri hakimlerin varlığının AİHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlaline yol  
açmadığını belirtmektedir. Mahkemenin bu yöndeki yerleşik içtihadına göndermede bulunan  
Hükümet, bu mahkemelerin özel amaçlı mahkemeler olduğunu eklemektedir.  
Hükümet ayrıca 22 Haziran 1999 tarihinde Devlet Güvenlik Mahkemelerinin yapısına ilişkin  
gerçekleştirilen Anayasal ve yasal değişiklikten bu yana sözü edilen mahkemelerin bağımsızlık ve  
tarafsızlık sorununun tümüyle çözüldüğünün altını çizmektedir; bu bakımdan başvuranların  
şikayetlerinin hukuki bir yanı bulunmamaktadır.  
Başvuranlar, bu tespite karşı çıkmakta ve DGM’lerin bağımsızlığına ve tarafsızlığına dair  
şikayetlerini yinelemektedirler.  
AİHM, daha önceki kararlarda buna benzer pek çok şikayetlerin dile getirildiğini ve bunların  
AİHS’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiği yönünde sonuçlandırıldığını dile getirmektedir.  
(Bkz. Özel-Türkiye kararı, no: 42739/98, §§ 33-34 7 Kasım 2002, ve Özdemir-Türkiye kararı  
no: 59659/00, §§ 35-366 Şubat 2003).  
AİHM, mevcut davada Hükümetin davanın seyrini farklı şekilde sonuçlandıracak hiçbir  
tespiti ve delili sunmadığını incelemektedir. Başvuranların aralarında askeri bir hakimin de  
yer aldığı Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin TCK’ya dayalı olarak yapmış olduğu yargılama  
hususunda endişe duymalarının yerinde olduğu kanısındadır. Üstelik Devlet Güvenlik  
Mahkemesi’nin davanın gerekçesine yabancı mülahazalar ışığında başvuranlar hakkında  
sebepsiz bir yargı kararı aldığı sonucu çıkmaktadır. Bu nedenle başvuranların bu yargı  
makamının tarafsız ve bağımsız olmadığı yönündeki şüphelerinin dikkate alınması  
gerekmektedir. (Bkz. Incal-Türkiye kararı, 9 Haziran 1998, 1998-IV s. 1573, § 72 ).  
AİHM, başvuranları yargılayıp mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin AİHS’nin 6 §  
1. maddesinde yer alan bağımsız ve tarafsız bir mahkeme niteliğini taşımadığı sonucuna  
varmıştır.  
2. Yargı süresinin uzunluğu hakkında  
Hükümet, mevcut olayların koşulları dikkate alındığında yargı sürecinin uzunluğunun AİHS  
bakımından makul olmadığının söylenemeyeceğini ifade etmektedir. Bu bağlamda Hükümet,  
başvuranların silah kaçakçılığı ve silahlı çetelere yardım suçlarından itham edildiği göz  
önünde bulundurulduğunda davanın karmaşık yapısının ve kanıtların niteliğinin altını  
çizmektedir. Hükümet özellikle, içlerinden biri firari, dört sanık hakkında yürütülen  
sözkonusu cezai yargı sürecini belirterek, ulusal yetkililerin büyük bir ihtimamla hareket  
ettiklerini, yargı süresinin uzamasında kendilerine yüklenebilecek hiçbir kusurun  
bulunmadığını vurgulamaktadır. Son olarak, başvuranlar birçok kez duruşma tutanaklarını  
talep ederek bu sürecin yavaşlamasına neden olmuşlardır.  
Başvuranlar davanın karışık bir yapıda olmadığını, silahlı bir çeteye yardım suçunun somut  
hiçbir delile dayanmadığını savunmakta, bu noktada mahkeme sürecini sıralamaktadırlar: 17  
Ekim 1994’te Murat Taşkın’ın ifadesi alınmış; ele geçirilen silahların balistik inceleme raporu  
16 Nisan 1996 tarihli duruşma sırasında okunmuş, bu bilirkişi raporu iki yılda hazırlanmıştır.  
Ayrıca, soruşturma dosyasında sözü edilen A.Ö. adlı kişinin ifadesi makul bir sürede  
alınmamıştır.  
AİHM, dikkate alınacak dönemin başvuranların tutuklandıkları 19 Nisan (Musa Taşkın) ve 25  
Nisan 1994 (Agit Temel) tarihlerinde başladığını ve Yargıtay’ın mahkumiyet kararını onadığı  
14 Mayıs 1998 tarihinde sona erdiğini, bu dönemin yaklaşık dört yıl yirmi gün sürdüğünü not  
etmektedir.  
AİHM, makul yargılama sürecinin mahkeme yerleşik içtihatlarına, özellikle davanın karmaşık  
yapısına, başvuranın ve yetkili mercilerin tutumuna göre değerlendirildiğini (Bkz. diğerleri  
arasında, Doustaly-Fransa, 23 Nisan 1998, 1998-II, § 39, Richard-Fransa 22 Nisan 1998,  
1998-II, § 57, Pelissier ve Sassi-Fransa no: 25444/94, § 67, AİHM 1999-II, ve Papachelas-  
Yunanistan kararları no: 31423/96, § 35, AİHM 1999-II) ve olayların mevcut koşulları  
dahilinde toplam bir değerlendirme yapıldığını hatırlatmaktadır (Bkz. mutatis mutandis,  
Piccolo-İtalya kararı, no: 45891/99, § 7 Kasım 2000).  
AİHM, sözkonusu yargı sürecinde özel bir karışıklığın olmadığı tespitinde bulunmaktadır.  
Başvuranların tutumuna ilişkin AİHM, adı geçenlerin yargı süresinin uzamasına katkıda  
bulunmadıklarını not etmektedir.  
AİHM, adli mercilerin tutumu ile ilgili olarak, «makul süre» aşımı tespitindeki gecikmenin  
yalnızca Devlet’e yüklenebileceğini hatırlatmaktadır (Bkz. özellikle Gergouil-Fransa no:  
40111/98, § 19, 21 Mart 2000 ve sözü edilen Papachelas kararı, § 40).  
Bu çerçevede AİHM ilk olarak, yargı sürecinin 19 Nisan (Musa Taşkın) ve 25 Nisan 1994’te  
(Agit Temel) başladığını ve 14 Mayıs 1998 tarihinde sona erdiğini, bu dönemin yaklaşık dört  
yıl yirmi gün sürdüğünü not etmektedir.  
AİHM, başka bir şehirde tutuklanan A.Ö.’nün ifadesinin alınması için iç hukuk makamlarının  
duruşmaları iki yıl bir ay süreyle tehir ettiklerini hatırlatmakta, ayrıca diğerlerinin yanı sıra 21  
Ekim 1996 ve 19 Ocak 1998 tarihleri arasında Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin duruşma  
tutanaklarına dayalı olarak kimi temditlerin bulunduğunu gözlemlemektedir. DGM, dava  
dosyasının son halinden yedi ay sonra kararını vermiştir (23 Haziran 1997’den 19 Ocak  
1998’e kadar).  
AİHM, yargı makamlarının adaletin en kısa zamanda tecelli etmesiyle yükümlü olduğu bir  
konumda başvuranların bütün yargı süreci boyunca tutulu bulunduruldukları tespitinde  
bulunmaktadır (sözü edilen Kalachnikov, § 32).  
İlgili döneme dair Hükümet tarafından hiçbir açıklama getirilmediğini hatırlatan AİHM, sözü  
edilen yargı merciinin iş yükünün aşırı olduğu farz edilse dahi bu argümanın yeterli bir  
ıklama olmadığını ifade etmektedir. Bununla birlikte, AİHS’nin 6 § 1. maddesi Sözleşmeci  
Devletlere kendi hukuk sistemlerindeki mahkemelerin, özellikle makul süre dahilinde  
üstlenmiş oldukları yükümlülükleri yerine getirecek şekilde teşkilatlandırmalarını zorunlu  
kılmaktadır (Bkz.Portington-Yunanistan kararı, 23 Eylül 1998, 1998-VI, s. 2633, § 33).  
Mevcut koşullar gözönünde bulundurulduğunda AİHM, yargı süresinin uzunluğunun «makul  
süre» zorunluluğunu karşılamadığı görüşüne itibar etmektedir.  
Bu nedenle AİHS’nin 6 § 1. maddesi ihlal edilmiştir.  
IV. AİHS’NİN 41. MADDESİ’NİN UYGULANMASI  
A. Tazminat  
Başvuranların her biri 20.000 Euro’ya denk düşen manevi zarara uğradıklarını ileri  
sürmektedirler.  
Hükümet bu miktarlara karşı çıkmaktadır.  
İddia edilen maddi tazminata ilişkin AİHM, Devlet Güvenlik Mahkemesi önündeki sürecin  
Sözleşmenin ihlali ile sonuçlanmadığı haller üzerinde durmadığını kaydederek başvurana bu  
yönde bir tazminat ödenmesine gerek olmadığını ifade etmektedir. (Findlay-İngiltere kararı,  
25 Şubat 1997, s.284, § 85).  
AİHM, bir başvuran hakkında verilen mahkumiyetin, 6 § 1 maddesine göre tarafsız ve  
bağımsız olmayan bir mahkeme tarafından verildiği görüşüne vardığında, prensip olarak en  
uygun tazminin, zamanında, tarafsız ve bağımsız bir mahkeme tarafından başvuranı yeniden  
yargılamak olacağı kanaatine varmaktadır (Bkz. Gençel-Türkiye kararı, no: 53431/99, § 27 23  
Ekim 2003).  
AİHS’nin 5 § 3. ve 6 § 1. maddelerine (yargı sürecinin uzunluğu) yönelik talepler ve dava  
koşulları ışığında AİHS’nin 41. maddesince hakkaniyete uygun olarak AİHM, her türlü  
vergiden muaf olmak üzere manevi tazminat olarak başvuranların her birine 4.000 Euro  
ödenmesini kararlaştırmıştır.  
B. Masraf ve harcamalar  
Başvuranlar, AİHM yetkili organları nezdinde yapmış oldukları ulaşım, çeviri,iletişim,  
avukatlık ve diğer masraf ve harcamalara ilişkin 6.810 Euro talep etmekte, avukatlık ücreti  
olarak Diyarbakır Barosu’nun AİHM önündeki temsil gideri için belirlediği günlük 100  
Euro’yu uyguladıklarını ileri sürmektedirler. Başvuranlar kanıtlayıcı belge niteliğinde çeviri  
ve posta giderlerini belirtir yedi adet makbuzu ibra etmişlerdir.  
Hükümet bu miktarlara karşı çıkmıştır.  
Sunulan deliller ve Mahkemenin bu yöndeki yerleşik içtihadı ışığında, AİHM Avrupa  
Konseyi tarafından verilen 630 Euro’luk adli yardım miktarı düşülmek suretiyle masraf ve  
harcamalar için başvuranlara birlikte 2.500 Euro ödenmesine karar vermiştir.  
C. Gecikme Faizi  
AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına 3  
puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,  
1. Başvuranların makul bir süre zarfında yargılanmamaları ve bu süre boyunca serbest  
bırakılmamaları nedeniyle AİHS’nin 5 § 3. maddesinin ihlal edildiğine ;  
2. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlıktan ve tarafsızlıktan yoksun  
bulunması nedeniyle AİHS’nin 6. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. Yargı sürecinin uzunluğu nedeniyle AİHS’nin. 6. maddesinin ihlal edildiğine;  
4. a) AİHS’nin 44 § 2. maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek suretiyle Savunmacı  
Hükümetin:  
i.  
ii.  
manevi tazminat için başvuranların her birine 4.000 (dört bin) Euro;  
Avrupa Konseyi tarafından verilen 630 Euro’luk adli yardım miktarı düşülmek  
suretiyle masraf ve harcamalar için başvuranlara toplam 2.500 (iki bin beş yüz)  
Euro ödemesine;  
iii.  
ödenecek miktarların her türlü vergiden tutulmasına;  
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez  
Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eşit oranda basit faizin  
uygulanmasına;  
5. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;  
KARAR VERMİŞTİR.  
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2. ve 3.  
maddelerine uygun olarak 30 Haziran 2005 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.