COUNCIL  
A V R U P A  
OF E U R O P E  
KONSEYİ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ÜÇÜNCÜ DAĐRE  
TENDĐK VE DĐĞERLERĐ - TÜRKĐYE  
(Bavuru no. 23188/02)  
KARAR  
STRAZBURG  
22 Aralık 2005  
Bu karar AĐHS’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen artlarda kesinlik kazanacaktır. Ancak,  
üzerinde ekle ilikin değiiklik yapılabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Tendik ve Diğerleri – Türkiye davasında,  
Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (Üçüncü Daire),  
Bakan B.M. ZUPANCIC,  
Yargıçlar, J. HEDIGAN  
R. TÜRMEN,  
M. TSATSA-NIKOLOVSKA,  
E. MYJER,  
DAVID THOR BJÖRGVINSSON,  
I. ZIEMELE ve  
Bölüm Sekreteri V. BERGER’in katılımı ile,  
1 Aralık 2005 tarihinde kapalı oturumda toplanmı, anılan tarihte izleyen kararı  
almıtır:  
USUL  
1.Dava, Halit Tendik, Haydar Tikiz, Aran Serhat ve Salih Tikiz (“bavuranlar”) isimli Türk  
vatandalarının, 29 Mayıs 2002 tarihinde, Đnsan Hakları ve Temel Hürriyetlerin Korunması  
Sözlemesi’nin (“Sözleme”) 34. maddesine dayanarak Türkiye Cumhuriyeti aleyhine  
AĐHM’ye yaptığı bavurudan (no. 23188/02) kaynaklanmaktadır.  
2.Bavuran, Đstanbul Barosu’na bağlı M. Erbil ve M. Ayhan isimli avukatlar tarafından temsil  
edilmitir. Türk Hükümeti (“Hükümet”), AĐHM’deki yargılama için bir Ajan tayin  
etmemitir.  
3.Bavuranlar, tutuklu yargılanma sürelerinin makul süre artını ağını, kendilerine yönelik  
olarak balatılan cezai ilemlerin makul bir sürede sonuçlandırılmadığını ve bu bağlamda iç  
hukukta kullanabilecekleri etkili bir hukuk yolunun bulunmadığını iddia etmilerdir.  
4. 2 Haziran 2004 tarihinde, AĐHM, bavuruyu bildirmeye karar vermitir. AĐHS’nin 29 § 3.  
maddesini uygulayarak, bavurunun kabuledilebilirliği ve esaslarını aynı anda ele alarak bir  
karara varmaya karar vermitir.  
5.1 Kasım 2004 tarihinde, AĐHM, Bölümlerinin kompozisyonunu değitirmitir (Đç Tüzük, 25  
§ 1. madde). Bu dava yeni oluturulmuÜçüncü Daire’ye tevzi edilmitir (Đç Tüzük, 52 § 1.  
madde).  
6.Bavuran ve Hükümet, kabuledilebilirlik ve esaslar hakkında ayrı ayrı görübildirmitir (Đç  
Tüzük, 59 § 1).  
7.Bavuranlar sırasıyla, 1972, 1969, 1977 ve 1947 doğumludur. Erzurum Cezaevi’nde tutuklu  
idiler.  
8.Birinci bavuran 7 Ocak 1995’te, ikinci bavuran 16 Mart 1994’te, üçüncü bavuran 11  
Temmuz 1994’te, ve dördüncü bavuran 3 ubat 1994’te, PKK’ya üye oldukları ve Türkiye  
Cumhuriyeti aleyhine ayrılıkçı faaliyetlerde bulundukları üphesiyle tutuklanmılardır.  
9.Bavuranlar, 11 ubat, 24 Mart, 20 Temmuz 1994 ve 20 Ocak 1995’te soruturma hakimleri  
huzuruna çıkarılmıtır. Akabinde, hakimler, bavuranların tutuklu yargılanmalarına karar  
vermitir.  
2
10.12, 13 ve 15 Eylül 1994 tarihlerinde, Erzincan Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet  
Savcısı, aynı mahkemede, bavuranlar dahil yirmi iki kiiyi, diğerlerinin yanı sıra, ayrılıkçı  
faaliyetlere katılmak, PKK’ya üye olmak, yardım ve yataklık yapmakla suçlayan  
iddianameler sunmutur. Birinci bavurana yönelik suçlama, PKK’nin Evci köy komitesini  
oluturmak, çeitli köylerde üç ilkokulu yakmak ve örgütün dağ kadrosu için insan toplamayı  
kapsamaktaydı.  
11.2 Haziran 1997 tarihinde, Erzincan Devlet Güvenlik Mahkemesi’ni kaldıran 4210 sayılı  
Kanun’un yürürlüğe girmesini takiben, dava dosyası Erzurum Devlet Güvenlik  
Mahkemesi’ne nakledilmitir.  
12.Cezai ilemler boyunca, kendi inisiyatifi ya da bavuranın talebi üzerine, her durumadan  
sonra, Devlet Güvenlik Mahkemesi, bavuranların devam eden tutukluluk hallerini incelemiꢀ  
ve devamına karar vermitir. Devlet Güvenlik Mahkemesi, yöneltilen suçların niteliği ve  
bavuranların tutukluluk hallerinin devamı çerçevesinde kanıtların durumunu dayanak olarak  
almıtır.  
13.8 Ocak 1999 tarihinde, Erzurum Devlet Güvenlik Mahkemesi, birinci ve ikinci  
bavuranları, ayrılıkçı hareketlerde bulunmaktan dolayı Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesi  
uyarınca ölüm cezasına çarptırmıve daha sonra bunu müebbet hapse çevirmitir. Ayrıca,  
üçüncü bavuranı aynı suçtan ölüme mahkum etmive daha sonra bunu yirmi yıl hapis  
cezasına çevirmi, dördüncü bavuranı da PKK’ya üye olmaktan on beyıl hapse mahkum  
etmitir.  
14.23 Aralık 1999 tarihinde, Yargıtay, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin dördüncü sanık dahil  
olmak üzere, bazı sanıkların yargılama sırasında savunma haklarına saygı duymadığı ve aile  
kayıt belgelerinin kopyalarında gerekli imza ve damgaların bulunmaması nedeniyle,  
mahkemenin kararını bozmutur. Dava, Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne geri gönderilmitir.  
15.22 Mayıs 2001 tarihinde, Erzurum Devlet Güvenlik Mahkemesi, birinci ve ikinci  
bavuranları, Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesi çerçevesinde, ayrılıkçı faaliyetlerde  
bulunmaktan dolayı ölüm cezasına çarptırmıve sonra bunu müebbet hapse çevirmitir.  
Üçüncü bavuranı aynı suçtan dolayı ölüm cezasına çarptırmıve sonra on altı yıl sekiz ay  
hapse çevirmitir. Dördüncü bavuran, PKK mensubu olduğu gerekçesiyle, on iki yıl altı ay  
hapis cezasına çarptırılmıtır.  
16.Karar, resen, temyize tabi idi.  
17.29 Kasım 2001 tarihinde, Yargıtay, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin sonraki kararını  
onamıtır.  
HUKUK  
I.AĐHS’NĐN 5 § 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
18.Bavuranlar, tutuklu yargılanma sürelerinin, AĐHS’nin 5 § 3. maddesinde yer alan “makul  
süre” artını ağını ileri sürerek ikayetçi olmutur. Bu maddenin ilgili bölümleri öyledir:  
3
“Bu maddenin 1.c fıkrasında öngörülen koullar uyarınca yakalanan veya tutulu durumda  
bulunan herkes … kendisinin makul bir süre içinde yargılanmaya veya adli kovuturma  
sırasında serbest bırakılmaya hakkı vardır. Salıverilme, ilgilinin durumada hazır bulunmasını  
sağlayacak bir teminata bağlanabilir.”  
19.AĐHM, içtihadı çerçevesinde, 5 § 3. maddede yer alan sürenin bitiminin, yalnızca bir ilk  
derece mahkemesi tarafından da olsa, suçlamanın belirlendiği gün olduğunu hatırlatır (bkz.  
Wemhoff – Almanya, 27 Haziran 1968 kararı, Seri A no. 7, s. 23, § 9).  
AĐHM, bu davada, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin, nihai kararını 22 Mayıs 2001 tarihinde  
verdiğini not eder. Bu tarihten sonra Yargıtay’ın 29 Kasım 2001 tarihli kararına kadar,  
bavuranlar “yetkili bir mahkeme tarafından mahkum edildikten sonra” tutuklu  
bulundurulmulardır, ki bu AĐHS’nin 5 § 1 (a) maddesi kapsamına girmekteydi. Ancak,  
bavuru AĐHM’ye 29 Mayıs 2002 tarihinde yapılmıtır, bu 22 Mayıs 2001 tarihli karardan altı  
aydan fazla bir süre sonradır. Sonuç olarak, bavurunun bu kısmı, süresi dıında yapılmıtır ve  
AĐHS’nin 35 §§ 1. ve 4. maddeleri uyarınca altı ay kuralına uymadığı için reddedilmesi  
gereklidir.  
II.AĐHS’NĐN 6 § 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
20.Bavuranlar, kendilerine yönelik cezai ilemlerin AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin gerektirdiği  
üzere, makul süre içinde yapılmadığını ileri sürerek ikayetçi olmutur. Bu maddenin ilgili  
bölümlerine göre:  
“Herkes, … cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, …  
bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, … görülmesini istemek hakkına  
sahiptir.”  
A.Kabuledilebilirlik  
21.Hükümet, bavuranların AĐHS’nin 35. maddesinde yer alan altı ay kuralına uymadıklarını  
iddia etmitir. Bu davada, nihai yerel kararın, Yargıtay tarafından 29 Kasım 2001’de  
alındığını; ancak bavurunun, 26 Eylül 2002’de, yani bu tarihten altı aydan fazla bir süre  
sonra yapıldığını belirtmitir.  
22.AĐHM, AĐHS’nin 35 § 1. maddesinin maksatları açısından, altı ay süre sınırlamasının,  
bavuranlardan alınan, bavurunun tamamlanmasından önce uzun bir gecikmenin meydana  
gelmemesi artıyla, bavurunun konusunu özet olarak belirten, bir yazıyla kesildiğini  
hatırlatır. Bu bağlamda, AĐHM, bavuranların, bir bavuru yapma niyetini ortaya koyan ve  
ikayetlerin niteliğinin özetini veren ilk yazısının, 29 Mayıs 2002 tarihinde, yani, 29 Kasım  
2001 tarihli nihai yerel karardan sonra altı ay içinde, gönderildiğini not eder. Bunu, 26 Eylül  
2002 tarihinde tam bir bavuru takip etmitir, ki bu AĐHM’nin içtihadına göre uzun bir  
gecikme olarak görülemez. Dolayısıyla, bavuranların, AĐHS’nin 35 § 1. maddesi kapsamında  
altı ay kuralına uydukları düünülmelidir. Buna göre, Hükümet’in itirazı reddedilmelidir.  
23.AĐHM, bu ikayetin AĐHS’nin 35 § 3. maddesi bağlamında temelsiz olmadığı kanısındadır.  
Kabuledilmez olduğunun ilanı için herhangi bir sebep belirlenmemitir. Dolayısıyla,  
kabuledilebilir ilan edilmesi gereklidir. AĐHS’nin 29 § 3. maddesini uygulama kararı  
uyarınca, AĐHM hemen ikayetin esaslarını incelemeye geçecektir.  
B.Esaslar  
4
24.Hükümet, bavuranlara yöneltilen suçların niteliği ve sanıkların sayısına ilikin geniçaplı  
yargılama yapma gereğini göz önünde bulundurarak, davanın, karmaık olduğunu ileri  
sürmütür.  
25.AĐHM, ele alınacak sürenin, bavuranların yakalanmasıyla ubat 1994 ve Ocak 1995’te  
balayıp ve Yargıtay’ın kararıyla 29 Kasım 2001 tarihinde sona erdiğini gözlemler.  
Dolayısıyla, ilemler, yedi yıldan, yedi yıl dokuz aya kadar değien süreler boyunca  
sürmütür.  
26.AĐHM, ilemlerin uzunluğunun makuliyetinin, dava artları ve u ölçütler ıığında  
değerlendirilmesi gerektiğini tekrarlar: davanın karmaıklığı, bavuranın ve ilgili makamların  
tutumu (bk.z diğerlerinin yanı sıra, Pélissier ve Sassi – Fransa [BD], no. 25444/94, § 67,  
AĐHM 1999-II).  
27.AĐHM, yirmi iki sanığın yargılanmasını kapsadığı için, davanın belirli bir karmaıklık  
derecesine sahip olmasına rağmen, bunun balı baına ilemlerin toplam uzunluğunu haklı  
çıkardığının söylenemeyeceği kanısındadır.  
28.Bavuranların tutumuna gelince, AĐHM, dava dosyasından, bavuranların ilemlerin  
uzamasına katkıda bulunduklarının görünmediğini gözlemler.  
29.Makamların tutumuna gelince, AĐHM, bu davanın, yedi yıldan, yedi yıl dokuz aya kadar  
değien süreler boyunca dört yargı kademesinde incelendiğini not eder. Cumhuriyet  
Savcısı’nın Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne iddianamelerini sunmasından sonra, Devlet  
Güvenlik Mahkemesi’nin ilk kararını almasının dört yıl dört ay sürdüğünü gözlemler.  
Yargıtay, ilk derece mahkemesinin, kararını, dördüncü bavuran da dahil olmak üzere,  
bavuranlarla birlikte yargılanan sanıklardan bazılarının savunma haklarına saygı  
duymaksızın verdiğinden ve bu sanıklardan bazılarının aile kayıt belgelerinin kopyalarında  
gerekli damga ve imzalar bulunmadığından, bu kararı hukuk açısından bozmutur. Dava  
dosyasının Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne geri gönderilmesinden sonra, mahkemenin  
sonraki kararını vermesi, bir yıl beay sürmütür. AĐHM, bavuranlara yönelik cezai ilemler  
ele alındığı sürece, davanın geri gönderilmesinden sonra, yargılama mahkemesinin uyması  
gereken tek usuli artın, bavuranın ailesinin kayıt belgelerinin damgalı ve imzalı bir  
kopyasını elde etmek olduğunu gözlemler. Bir yıl beaylık bir sürenin bu artın yerine  
getirilmesinde aırı olduğu düünülmektedir.  
30.AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin, Sözlemeci Devletlere, davaları makul bir sürede karara  
bağlama yükümlülüğü dahil olmak üzere, hukuk sistemlerini, mahkemelere bu maddenin tüm  
gerektirdiklerini karılayabilecek ekilde düzenlemeleri görevini verdiğini hatırlatarak (bkz.  
Arvelakis – Yunanistan, no. 41354/98, § 26, 12 Nisan 2001), yerel mahkemenin ilemleri  
hızlandırmak için daha sıkı tedbirler almıolabileceği kanısındadır.  
31.Yukarıda anlatılanlar ıığında, AĐHM, ilemlerin toplam uzunluğunun (özellikle ilk derece  
mahkemesindeki altı yıl dört aylık sürenin) 6 § 1. maddede yer alan “makul süre” artına  
uygun olmadığı kanısındadır.  
Dolayısıyla, 6 § 1. madde ihlal edilmitir.  
III.AĐHS’NĐN 13. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
5
32.Bavuranlar, kendilerine yönelik cezai ilemlerin uzunluğuna ilikin olarak Türk  
hukukunda faydalanılabilecek hiçbir iç hukuk yolu olmadığını ileri sürerek ikayetçi  
olmulardır. AĐHS’nin 13. maddesine atıfta bulunmulardır. Bu maddeye göre:  
“Bu Sözleme’de tanınmıolan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili resmi görev  
yapan kimseler tarafından bu sıfatlarına dayanılarak yapılmıda olsa, ulusal bir makama etkili  
bir bavuru yapabilme hakkına sahiptir.”  
A.Kabuledilebilirlik  
33.Hükümet, bavuranların yerel mahkemedeki yargılamanın hiçbir safhasında ilemlerin  
uzunluğundan ikayetçi olmadığını öne sürmütür. AĐHM, bu itirazın, ikayetin esaslarının  
incelenmesiyle yakından bağlantılı olduğunu not eder ve bunu esaslara birletirir.  
B.Esaslar  
34.AĐHM, öncelikle, AĐHS’nin 13. maddesinin, 6 § 1. madde çerçevesinde bir dava  
durumasını makul süre içinde yapma artının ihlal edildiği iddiasıyla ilgili olarak ulusal bir  
merci önünde etkili bir hukuk yolunu güvence altına aldığını gözlemler.  
35.13. maddenin maksadı açısından, her davada, iç hukukta bavuranların faydalanabileceği  
araçların, iddia edilen bir ihlali ya da o ihlalin devam etmesini önlemesi veya halihazırda  
meydana gelmibir ihlal için yeterli tazmin sağlaması açısından “etkili” olup olmadığının  
incelenmesi gereklidir (bkz. Kudla – Polonya [BD], no. 30210/96, §§ 156-158, AĐHM 2000-  
XI). Dolayısıyla 13. madde, bir alternatif sunmaktadır: bir hukuk yolu, eğer davaya bakan  
mahkemelerce verilen bir kararı hızlandırmak veya halihazırda meydana gelmigecikmeler  
için davacılara yeterli tazmin sağlamak için kullanılabiliyorsa “etkili”dir (bkz. Hartman – Çek  
Cumhuriyeti, no. 53341/99, § 81, AĐHM 2003-VIII (bölümler)).  
36. AĐHM, Türk hukuk sisteminin ilemleri hızlandırmak için herhangi bir hukuk yolu  
sunmağını gözlemler. Bu davada, bavuranların, baka bir merciin, ilemleri hızlandırmak  
için yargılama mahkemesi üzerinde denetleme yetkisini kullanmaya mecbur etmesi için  
kiisel hakları bulunmamaktaydı (bkz. yukarıda anılan Hartman, § 66). Bu bağlamda,  
Hükümet’in, bavuranların yargılama safhasında ilemlerin uzunluğuna ilikin ikayette  
bulunmadıkları eklindeki argümanı, 13. maddenin maksadı açısından “etkili bir hukuk yolu”  
olarak değerlendirilemez.  
37.Hükümet ayrıca, bavuranların, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu çerçevesinde, uzun  
süren ilemler sonucunda maruz kaldıkları iddia edilen zarar için, yargılamayı yapan  
yargıçlara yönelik tazminat davası açabileceklerini ileri sürmütür.  
38.AĐHM, Hükümet’in, bavuranların bu tür bir davayı açabilmeleri hususunda, Hukuk Usulü  
Muhakemeleri Kanunu’nun herhangi bir maddesini belirtmemilerdir, bu hukuk yolunun  
AĐHS’nin 13. maddesinde yer alan “etkili” olma artını karıladığını kanıtlayan hiçbir örnek  
sunmalardır.  
39.Dolayısıyla, AĐHM, Türk hukukunun, bavuranların ilemlerin uzunluğuna itiraz  
edebilecekleri etkili bir hukuk yolu sağlamadığı sonucuna varmıtır.  
6
Dolayısıyla, 13. madde ihlal edilmitir.  
IV.AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
40.AĐHS’nin 41. maddesine göre:  
“Mahkeme ibu Sözleme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek  
Sözlemeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği  
takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A.Tazminat  
41.Bavuranların her biri, 50.000 YTL manevi tazminat talep etmitir.  
42.Hükümet bu talebe itiraz etmitir.  
43.AĐHM, bavuranların sıkıntı gibi manevi zarara uğramıolmaları gerektiği kanısındadır.  
Eitlik temelinde yaptığı değerlendirme sonucunda bavuranların her birine 2.500 Euro  
manevi tazminat ödenmesine karar vermitir.  
B.Mahkeme masrafları  
44.Bavuranlar ayrıca, AĐHM önünde yapılan mahkeme masrafları için 27.550 YTL talep  
etmitir.  
45.Hükümet bu talebe itiraz etmitir.  
46.Elindeki bilgiler temelinde ve eitlik temelinde yaptığı değerlendirme sonucunda, AĐHM  
bavuranların her birine mahkeme masrafları için 500 Euro ödenmesine karar vermitir.  
C.Gecikme faizi  
47. AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı  
faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar vermitir.  
YUKARIDAKĐ GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1.Ulusal bir merci önünde yargılamanın uzunluğu ve etkili hukuk yolu bulunmamasına ilikin  
ikayetin kabuledilebilir olduğuna ve bavurunun kalan kısmının kabuledilmez olduğuna;  
2.AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;  
4.(a)sorumlu Devlet’in bavuranların her birine, AĐHS’nin 44 § 2. maddesi uyarınca kararın  
kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde, 2.500 Euro (iki bin beyüz Euro) manevi tazminat,  
mahkeme masrafları için 500 Euro (beyüz Euro), ve uygulanabilecek her türlü vergiyi,  
ödeme tarihinde geçerli olan kur üzerinden Yeni Türk Lirası’na çevrilerek ödemesine;  
7
(b) yukarıda anılan üç aylık sürenin aılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için Avrupa  
Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle  
elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;  
5. Bavuranın adil tazmin talebinin kalan kısmının reddine  
KARAR VERMĐꢀTĐR.  
Đngilizce hazırlanmı, Mahkeme Đç Tüzüğü’nün 77 §§ 2. ve 3. maddeleri uyarınca 22  
Aralık 2005 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmitir.  
Vincent BERGER  
Sekreter  
Bostjan ZUPANCIC  
Bakan  
8