Kanunu’nun 243. maddesi kapsamına girdiği yönündeki kararında, Yargıtay Ceza Genel
Kurulu, ayrıca, polis memurlarının söz konusu muameleyi ifade almak için kasti olarak
uyguladıklarını tespit etmiꢀtir. AĐHM, ayrıca, baꢀvuranların iddialarının, elektrik ꢀoku
uygulamasını ve dayağı içerdiğini kaydetmiꢀtir. Yerel mahkeme kararı ile doğrulandığı üzere,
bu iddialar sağlık raporlarıyla kısmen desteklenmektedir. Bu ꢀartlarda, AĐHM, baꢀvuranların
bedenlerinde gözlemlenen yaraların sorumluluğu yetkililere ait olan bir kötü muameleden
kaynaklanmıꢀ olması gerektiği kararına varmıꢀtır.
Söz konusu muamelenin ciddiyeti hususunda, AĐHM, bu alandaki içtihadına göre
(bkz., diğer kararların yanı sıra, Selmouni – Fransa [BD], no. 5803/94), bir kötü muamelenin
iꢀkence olarak nitelendirilip nitelendirilemeyeceğinin tespit edilmesinde 3. maddede belirtilen
insanlık dıꢀı ve onur kırıcı muamele ifadesinin belirleyici olduğunu yinelemiꢀtir. Bu ifade ile
AĐHS’nin ciddi ve zalimane eziyete neden olan insanlık dıꢀı kasti muameleye ayrı bir ayıp
yüklemesi amaçlanmaktadır.
Bu bağlamda, AĐHM, yerel mahkemenin kararı ile aynı görüꢀtedir ve ꢀikayet konusu
muamelenin polis memurları tarafından ifade almak için kasti olarak uygulandığını
değerlendirmiꢀtir. Bu ꢀartlarda, AĐHM, söz konusu muamelenin ꢀiddetli acı ve eziyete neden
olabilecek ꢀekilde ciddi ve zalimane olduğunu tespit etmiꢀtir. AĐHM, bu nedenle, söz konusu
kötü muamelenin AĐHS’nin 3. maddesi anlamı dahilinde iꢀkenceye vardığı kararını vermiꢀtir.
Dolayısıyla, AĐHS’nin 3. maddesi esas yönünden ihlal edilmiꢀtir.
2. Savunmacı Devlet’in AĐHS’nin 3. maddesinin usul yönü açısından sorumluluğu ve
pozitif yükümlülüğü
AĐHM, bir Devlet görevlisinin 3. maddeye aykırı bir suçla suçlandığı durumlarda,
cezai yargılamanın ve cezanın zaman aꢀımına uğramaması ve af tanınmaması gerektiğini
tekrar doğrulamıꢀtır (bkz., Erdoğan Yılmaz ve Diğerleri – Türkiye, no. 19374/03, 14 Ekim
2008). AĐHM, ayrıca, bir Devlet görevlisinin iꢀkence veya kötü muamele içeren suçlarla
suçlandığı durumlarda, söz konusu kiꢀinin soruꢀturma ve yargılama süresince görevden
uzaklaꢀtırılmasının ve mahkum edildiği durumda iꢀten çıkartılmasının çok önemli olduğunu
yinelemiꢀtir (bkz., Abdülsamet Yaman – Türkiye, no. 32446/96, 2 Kasım 2004).
AĐHM, somut davada, polis memurları hakkındaki davanın zamanaꢀımına uğraması
nedeniyle 15 Aralık 2004 tarihinde düꢀtüğünü kaydetmiꢀtir. Ayrıca, iki polis memuru
görevden alınmamıꢀtır. Bu bağlamda, AĐHM, Türk ceza hukuku sisteminin, uygulandığı
ꢀekliyle, çok sıkı olmayabildiğini ve haklarında açılan ceza davalarının zaman aꢀımına
uğraması durumunda devlet görevlilerinin kanuna aykırı eylemlerinin etkili ꢀekilde
önlenmesini sağlayacak caydırıcı bir etkisi olmadığı yönündeki geçmiꢀ davalardaki kararını
yinelemiꢀtir (bkz., diğer kararların yanı sıra, yukarıda anılan Yeꢀil ve Sevim; Hüseyin Esen –
Türkiye, no. 49048/99, 8 Ağustos 2006). AĐHM, somut davada, farklı bir sonuca varmak için
bir gerekçe görmemiꢀtir.
Yukarıda belirtilenler ıꢀığında, AĐHM, polis memurları hakkındaki ceza davasının
yetersiz ve dolayısıyla Devlet’in AĐHS’nin 3. maddesi uyarınca olan usule iliꢀkin
yükümlülüklerine aykırı olduğu kararını vermiꢀtir.
Dolayısıyla, AĐHM, AĐHS’nin 3. maddesinin usul yönünden ihlal edildiği kararını
vermiꢀtir.
4