C O N S E I L D E  
L ' E U R O P E  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
TĐMUR - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no:29100/03)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
26 Haziran 2007  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2. maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecek olup  
bazı ekli düzeltmelere tabi olabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (29100/03) bavuru no’lu davanın nedeni, bu ülke  
vatandaı Mustafa Timur’un (bavuran) 13 Ağustos 2003 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları  
Sözlemesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne  
(Mahkeme) yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran, AĐHM önünde Van Barosu avukatlarından M. Timur tarafından temsil  
edilmektedir.  
OLAYLAR  
DAVANIN UNSURLARI  
1966 doğumlu olan bavuran Van’da ikamet etmektedir.  
11 ubat 2003 tarihinde bavuranın evinin önünde yasadıı bir gösteri yapılmıtır. Bu gösteri  
esnasında göstericiler güvenlik güçlerine taatmılar ve lastik yakmak suretiyle sokakta  
barikat kurmulardır.  
Güvenlik güçleri göstericileri dağıtmak amacıyla olaylara müdahale etmilerdir. Bu sırada  
bavuranın yeğeni (‘yeğen’) de sorguya alınmıtır. Bavuranın yeğeni gösteriye katılmak ve  
güvenlik güçlerine taatmakla suçlanmıtır.  
Bavuran güvenlik güçlerinden yeğeninin yakalanma nedenlerini öğrenmek istediğinde,  
yüzlerini ve giysilerini göremediği kimselerce saldırıya uğramıve dövülmütür.  
Bavuran muayene edilmesi için Van Devlet Hastanesi’ne götürülmütür.  
Aynı gün saat 18 sularında düzenlenen tıbbi raporda, bavuranın sırt üst bölgesinin her iki  
tarafında 4 x 5 cm. ebatında on adet ekimoz, sağ elinin üzerinde 4 x 4 cm. ebatında bir sıyrık,  
ğüs kafesinin sağ tarafında 5 x 3 cm. çapında bir ekimoz ve sağ ve sol bacaklarda 3 x 3 cm.  
ebatında birer adet ekimoz tespit edildiği belirtilmitir. Bu yaraların bavuranın hayatını  
tehlikeye sokmadığı belirtilerek kendisine iki gün igöremezlik raporu verilmitir.  
Bavuran olayın meydana geldiği gün görevli polisler hakkında 26 ubat 2003 tarihinde  
resmen ikayette bulunmutur.  
Bavuranın yeğeni hakkında yakalama tutanağı düzenleyen polisler hakkında cezai ilem  
balatılmıtır.  
Polisler 21 Nisan 2003 tarihinde Cumhuriyet Savcısı’na ifade vermilerdir. Polisler olay günü  
üniformalı olduklarını ve görevleri gereği göstercileri dağıtmak için müdahalede  
bulunduklarını beyan etmilerdir. Ek olarak, bavuranın yaralanmasına göstericiler tarafından  
atılan taların neden olmuolabileceğini ifade etmilerdir.  
2
Cumhuriyet Savcılığı 25 Nisan 2003 tarihinde konuyla ilgili olarak takipsizlik kararı  
vermitir. Savcılık, aleyhinde yapılan ceza yargılaması ve soruturma çerçevesinde ifade  
veren yeğeninin, amcasının söz konusu polisler tarafından dövüldüğü iddiasında  
bulunmadığını göz önünde tutarak mütekinin iddialarının kanıtlanamadığını  
değerlendirmitir.  
Bavuranın avukatı 21 mayıs 2003 tarihinde, yetkili Ağır Ceza Mahkemesi bakanı nezdinde  
takipsizlik kararına ilikin olarak itirazda bulunmutur.  
ErciAğır Ceza Mahkemesi bakanı 11 Haziran 2003 tarihli kesin kararında bavuranın  
avukatı tarafından yapılan itirazı reddetmitir. Mahkeme bakanı bu iddiaları haklı kılacak bir  
delil bulunmadığı kanaatine varmıtır. Bu hususta, ikayet dilekçesinde isimleri yer almayan  
tanıkların dinlenmesine gerek olmadığını gözlemlemitir.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. KABULEDĐLEBĐLĐRLĐĞE DAĐR  
AĐHS’nin 35/1 maddesine atıfta bulunan Hükümet, ilk olarak altı ay kuralına uyulmadığı  
itirazında bulunmaktadır. Hükümet ayrıca, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle  
kabuledilemezlik itirazında bulunmaktadır. Bu hususta Hükümet, ceza yargılamasının  
sonucuna rağmen bavuranın, Borçlar Kanunu hükümleri uyarınca bir tazminat davası açmak  
suretiyle ya da Anayasa’nın 125. maddesinde öngörülen idari yargı önünde bavuru yolunu  
kullanarak zararını tazmin ettirmesinin mümkün olduğunu savunmaktadır.  
Bavuran Hükümet’in argümanlarına itiraz etmektedir.  
Altı ay süresine riayet edilmediği yönünde yapılan itiraza ilikin olarak AĐHM öncelikle, iç  
hukuktaki son kesin kararın 11 Haziran 2003 tarihinde ErciAğır Ceza Mahkemesi tarafından  
verilen karar olduğunu tespit etmektedir. Müteakiben AĐHM, bavurunun 13 Ağutos 2003  
tarihinde dolayısıyla altı ay süresi içinde yapıldığını gözlemlemektedir. Bu itibarla  
Hükümet’in itirazı kabul edilmeyecektir.  
Đç hukuk yollarının tüketilmediği yönünde yapılan itiraza ilikin olarak ise AĐHM, devletin ya  
da kamu görevlilerinin sorumlu tutulması muhtemel suç eylemleri karısında Türk  
Hukuku’nun idari, medeni ve cezai bavuru yollarını öngördüğünü kaydetmektedir.  
AĐHM evvela AĐHS’nin 35/1 maddesinin, eriilebilir, uygun ve suçlanan ihlalle ilikili  
bavuru yollarının tüketilmesini art kotuğuna dikkat çekmektedir (bkz., mutatis mutandis,  
Manoussakis ve diğerleri – Yunanistan, 26 Eylül 1996, § 33).  
22. Đç hukuk yollarının tüketilmediği iddiasına ilikin olarak AĐHM, bizzat Devletin ya da  
Devlet görevlilerinin sorumlu tutulabileceği yasaya aykırı ya da suç tekil eden eylemlere  
karsı Türk Hukuku’nda idari, hukuki ve cezai bavuru yollarının mevcut olduğunu  
kaydetmektedir.  
23. AĐHM ilk olarak AĐHS’nin 35/1 maddesinin, ihlal iddialarıyla ilikili, eriilebilir ve uygun  
iç hukuk yollarının tüketilmesini öngördüğüne dikkat çekmektedir (bkz., mutatis mutandis,  
Manoussakis ve diğerleri – Yunanistan, 26 Eylül 1996, § 33). Bu hususta AĐHM, 3. maddede  
3
AĐHM bu çerçevede, devletin basit bir tazminat ödemesi ile Sözleme’nin 3. maddesi ile  
getirilen yükümlülükleri yerine getirmisayılmayacağı yönündeki yerleik içtihadını  
hatırlatmaktadır (bkz., diğerleri arasında, Kaya – Türkiye, 19 ubat 1998 tarihli karar, § 105,  
ve McKerr – Birleik Krallık, no: 28883/95, § 121). Esasen güvenlik güçleri tarafından  
yapılan uygulamalardan kaynaklanan ikayetlerle ilgili olarak uygun bavuru yolu cezai  
bavurudur (bkz., sözgelimi, Parlak, Aktürk ve Yay – Türkiye , no: 24942/94, 24943/94,  
25125/94, 9 Ocak 2001).  
AĐHM, cezai bavuru yolunun kullanıldığını ve 25 Nisan 2003 tarihinde takipsizlik kararıyla  
neticelenerek bu kararın Ağır Ceza Mahkemesi bakanı tarafından onandığını kaydetmektedir.  
Bu itibarla bavuranın yukarıda ifade olunan tazmin yollarına bavurma zorunluluğu  
bulunmamaktaydı. Bu nedenle Hükümetin itirazı kabul edilmeyecektir.  
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde bavurunun dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca, baka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru  
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle bavuru kabuledilebilir niteliktedir.  
II. AĐHS’NIN 3. VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran güvenlik güçleri tarafından dövüldüğünü iddia etmektedir. Bavuran ayrıca maruz  
kaldığı darp ve yaralara ilikin olarak etkili hiçbir soruturma yapılmadığından yakınmaktadır.  
Bavuran bu hususta AĐHS’nin 3. ve 13. maddelerine atıfta bulunmaktadır.  
A. Polis tarafından kötü muamelede bulunulduğu iddiası hakkında  
ikâyetin yerindeliğine ilikin olarak Hükümet, bavuranın ikâyette bulunmasını müteakiben  
savcının haklarında suçlamada bulunulan polislerin ifadesine bavurduğuna dikkat  
çekmektedir. Sözkonusu polisler ikâyet konusu olaylara karıtıkları iddiasını reddetmilerdir.  
Hükümet ayrıca, sözkonusu olaylara ilikin olarak bavuranla yeğeninin ifadeleri arasında  
çeliki bulunduğuna dikkat çekmektedir. Hükümet ayrıca AĐHM’den bavuranın ikâyetlerini  
dayanaktan yoksun oldukları gerekçesiyle reddetmesini talep etmektedir.  
AĐHS’nin 3. maddesine aykırı uygulamalara ilikin iddiaların uygun delil unsurlarıyla  
desteklenmesi gerektiği düüncesinden (Dikme – Türkiye, no: 20869/92, § 73) hareket eden  
AĐHM, iddet mağduru olduğu yönündeki iddiasını doğrulaması bakımından bavuran  
tarafından sunulan tıbbi raporun balı baına sağlam ve yeterli bir temel temin ettiğini  
gözlemlemektedir. Zaten bu nokta taraflar arasında bir ihtilafa yol açmamıtır. Buna mukabil  
taraflar sözkonusu iddeti uygulayan ahısların kimliği hakkında anlamazlık içindedirler.  
AĐHM, 11 ubat 2003 tarihli tıbbi raporda tespit edilen ekimozların, bavuranın yaralarına  
iddia edildiği gibi polis tarafından sebebiyet verilmise, AĐHS’nin 3. maddesinin alanına  
girmesi bakımından yeterince ciddi olduğu kanaatine varmaya imkân tanıdığını derhal tespit  
etmektedir (A. – Birleik Krallık, § 21). Bundan sonra Savunmacı Devletin AĐHS’nin 3.  
maddesi  
bakımından  
sözkonusu  
yaralardan  
sorumlu  
olduğuna  
hükmedilip  
hükmedilemeyeceği hususunu incelemek gerekecektir.  
AĐHM lezyonların niteliğinin haricinde yaraların nedeni hakkında da tıbbi raporda bilgi  
verilmediğini gözlemlemektedir. Bavuranın temsilcisine göre bu yaralara polisin darbeleri  
4
yol açmıtır. Oysa olayın ertesi günü alınan ifadesinde bavuran kendisine saldırıda bulunan  
ahısların yüzlerini ya da giysilerini göremediğini belirtmitir.  
AĐHM ayrıca, olaydan sorumlu oldukları iddia edilen polisler hakkında yapılan usul ilemi  
çerçevesinde ifadesine bavurulan ve amcasının dövülmesiyle ilgili olayları aydınlatması  
muhtemel tek tanık olan bavuranın yeğeninin ne konuyla ilgili soruturma sırasında ne de  
aleyhinde yapılan ceza yargılaması çerçevesinde verdiği ifadelerde amcasına saldırıda  
bulunulduğu yönünde herhangi bir beyanda bulunmadığını not eder.  
Bu unsurları göz önünde bulunduran AĐHM kendisine sunulan delillerden hareketle  
bavuranın maruz kaldığı yaraların müsebbibinin bavuranın iddia ettiği gibi polis olduğunu  
kanıtlamanın imkânsız olduğuna hükmetmektedir.  
Bu nedenle AĐHS’nin 3. maddesi özü bakımından ihlal edilmemitir.  
B. Soruturmaların uygunluğu hakkında  
1) Uygulanabilir hüküm  
AĐHM, bavuranın kötü muamele iddiaları konusunda yürütülen soruturmanın  
etkisizliğinden yakınmak için 3. ve 13. maddelere atıfta bulunduğunu kaydetmektedir. AĐHM  
bazı davalarda bu tur ikayetleri AĐHS’nin 3. maddesi bakımından incelediğini  
gözlemlemektedir (bkz., örnek olarak, Assenov ve diğerleri – Bulgaristan, 28 Ekim 1998).  
Bununla birlikte, ancak yetkili makamların ilgili dönemde mütekiler tarafından dile getirilen  
ikâyetlere ilikin etkili bir biçimde harekete geçmemeleri nedeniyle 3. maddeyle yasaklanmıꢀ  
kötü muamelelerin yapılıp yapılmadığı noktasında AĐHM bir sonuca varamadığında,  
AĐHS’nin 3. maddesinin usulüne atıfta bulunulmutur. Mevcut davada bu türden bir durum  
sözkonusu olduğundan bu ikâyeti 3. madde açısından incelemek yerinde olacaktır.  
2) Esasa dair  
AĐHM, 13. maddeyle birlikte ya da tek baına ele alındığında AĐHS’nin 3. maddesinin usul  
yükümlülüklerin kapsam ve konusunun ulusal makamları, kamu görevlilerine atfedilebilecek  
eylem ya da ihmallere ilikin olay ve sorumlulukları tespit etmeye icbar ettiğini  
hatırlatmaktadır (bkz., sözgelimi, Assenov, adıgeçen, § 102, ve Z ve diğerleri – Birleik  
Krallık, no: 29392/95, §109). Oysa AĐHM daha evvel Ay – Türkiye (no: 30951/96, § 59, 22  
Mart 2005) kararında belirttiği üzere bu türden bir sorumluluk ilke olarak yalnızca devletin  
bilgisi dâhilinde gerçeklesen kötü muamele olaylarıyla sınırlı tutulamaz.  
Bilhassa olayın ertesi günü düzenlenen tıbbi raporu göz önünde bulunduran AĐHM,  
bavuranın vücudunda ciddi lezyonlar olumasına yol açan kötü muamelelerin mağduru  
olduğunu tespit etmektedir. Bu itibarla AĐHM ulusal makamların AĐHS’nin 3. maddesinin  
usulü yönünden doğan yükümlülüklerini etkili bir biçimde yerine getirip getirmediği  
hususunu aratırmalıdır.  
AĐHM yetkili makamların ancak bavuranın 26 ubat 2003 tarihinde ikâyette bulunmasının  
ardından bir ceza soruturması açtığını ve bavuranın yeğeninin yakalanması ilemini  
5
gerçekletiren polislerin ifadesine bavurduğunu tespit etmektedir. Bu arada AĐHM  
Cumhuriyet Savcısının olayın unsurlarını aratırmadan bu denli kısa surede delil yetersizliği  
hükmüne varmasını esefle karılamaktadır. Savcı, bavuranın iddialarını kesin bir dille  
yalanlayan polislerin ifadelerini almakla ve bavuranın yeğeninin hakkında yapılan ceza  
yargılaması çerçevesinde verdiği ifadelerini inter alia esas almakla yetinmitir. AĐHM’ye  
göre bavuranın yeğeni yakalanmasının ardından meydana gelen olaylara ilikin olarak  
doğrudan sorgulanmıolsaydı önemli bilgiler verebilirdi. Bu eksiklik soruturmanın  
etkinliğine önemli ölçüde gölge düürmütür.  
Öte yandan yetkili makamlar, polislerin ifadelerine göre olay bavuranın evinin önünde  
meydana gelmiolmasına rağmen hiçbir zaman görgü tanıklarını bulmaya çalımamılardır.  
Oysa olay yerinde birçok kiinin bulunması muhtemeldi.  
Yukarıda ifade olunan hususları göz önünde bulunduran AĐHM, yürütülen soruturmanın  
AĐHS’nin 3. maddesi bakımından derin ve etkili niteliğe sahip olmadığı kanaatine  
varmaktadır. Bu nedenle AĐHS’nin bu hükmü usulü bakımından ihlal edilmitir. Ayrıca  
AĐHM yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı bu ikâyetin AĐHS’nin 13. maddesi açısından  
incelenmesine gerek olmadığı kanaatindedir.  
III. AĐHS’ NĐN 5. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran, evinin önünde gerçekleen yasadıı bir gösteri yüzünden kötü muameleye maruz  
kalması sebebiyle güvenlik hakkının ihlal edildiği iddiasında bulunmaktadır. Bu hususta  
bavuran AĐHS’nin 5. maddesine atıfta bulunmaktadır.  
AĐHM bu ikâyetin AĐHS’nin 3. maddesi çerçevesinde daha evvel incelenen olaylara  
dayanğını gözlemlemektedir. Bu nedenle AĐHS’nin 3. maddesi yönünden vardığı sonucu  
göz önünde bulunduran AĐHM sözkonusu ikâyeti ayrıca 5. madde açısından incelemeye  
gerek olmadığı kanaatine varmaktadır.  
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Bavuran uğradığı maddi ve manevi zararın tazmini için 150.000 Euro talep etmektedir.  
Hükümet bu meblağa itiraz etmektedir.  
AĐHM talep edilen maddi tazminat ile yapılan ihlal tespiti arasında bir illiyet bağı  
görmediğinden bu talebi reddetmektedir. Buna karın AĐHM hakkaniyete uygun olarak  
bavurana 2.000 Euro manevi tazminat ödenmesinin yerinde olacağını değerlendirmektedir.  
B. Masraf ve harcamalar  
Bavuran yaptığı masraf ve harcamaların iadesi hususunu AĐHS’nin takdirine bırakmaktadır.  
6
Hükümet bu talebe itiraz etmektedir.  
AĐHM’nin içtihadı uyarınca bir bavuran masraf ve harcamaların iadesini ancak bu masraf ve  
harcamaların gerçekliği, zorunluluğu ve oranlarının makul olduğu kanıtlanması halinde elde  
edebilir. Mevcut davada elindeki unsurları ve yukarıda ifade edilen ölçütleri göz önünde  
bulunduran AĐHM bavurana tüm masraf ve harcamaları için 500 Euro ödenmesinin makul  
olacağı kanaatine varmaktadır.  
C. Gecikme faizi  
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç  
puanlık bir artıın eklenmesinin uygun olacağına hükmeder.  
BU GEREKCELERE DAYALI OLARAK AĐHM, OYBIRLIGIYLE,  
1. Bavurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. AĐHS’nin 3. maddesinin özü bakımından ihlal edilmediğine;  
3. AĐHS’nin 3. maddesinin usul bakımından ihlal edildiğine;  
4. AĐHS’nin 5. ve 13. maddeleri yönünden yapılan ikayetleri ayrıca incelemeye  
gerek olmadığına;  
5. a) AĐHS’nin 44/2. maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL’ ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet  
tarafından, bavurana manevi tazminat olarak 2.000 Euro (iki bin Euro) ve masraf ve  
harcamalar için miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak 500 Euro (beꢀ  
yüz Euro) ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
6. Adil tazmine ilikin diğer taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca hazırlanmıolup, iç tüzüğün 77/2 ve 77/3. maddelerine uygun olarak 26  
Haziran 2007 tarihinde yazıyla bildirilmitir.  
7