AĐHM bu çerçevede, devletin basit bir tazminat ödemesi ile Sözleꢀme’nin 3. maddesi ile
getirilen yükümlülükleri yerine getirmiꢀ sayılmayacağı yönündeki yerleꢀik içtihadını
hatırlatmaktadır (bkz., diğerleri arasında, Kaya – Türkiye, 19 ꢁubat 1998 tarihli karar, § 105,
ve McKerr – Birleꢀik Krallık, no: 28883/95, § 121). Esasen güvenlik güçleri tarafından
yapılan uygulamalardan kaynaklanan ꢀikayetlerle ilgili olarak uygun baꢀvuru yolu cezai
baꢀvurudur (bkz., sözgelimi, Parlak, Aktürk ve Yay – Türkiye , no: 24942/94, 24943/94,
25125/94, 9 Ocak 2001).
AĐHM, cezai baꢀvuru yolunun kullanıldığını ve 25 Nisan 2003 tarihinde takipsizlik kararıyla
neticelenerek bu kararın Ağır Ceza Mahkemesi baꢀkanı tarafından onandığını kaydetmektedir.
Bu itibarla baꢀvuranın yukarıda ifade olunan tazmin yollarına baꢀvurma zorunluluğu
bulunmamaktaydı. Bu nedenle Hükümetin itirazı kabul edilmeyecektir.
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde baꢀvurunun dayanaktan yoksun
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca, baꢀka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle baꢀvuru kabuledilebilir niteliktedir.
II. AĐHS’NIN 3. VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuran güvenlik güçleri tarafından dövüldüğünü iddia etmektedir. Baꢀvuran ayrıca maruz
kaldığı darp ve yaralara iliꢀkin olarak etkili hiçbir soruꢀturma yapılmadığından yakınmaktadır.
Baꢀvuran bu hususta AĐHS’nin 3. ve 13. maddelerine atıfta bulunmaktadır.
A. Polis tarafından kötü muamelede bulunulduğu iddiası hakkında
ꢁikâyetin yerindeliğine iliꢀkin olarak Hükümet, baꢀvuranın ꢀikâyette bulunmasını müteakiben
savcının haklarında suçlamada bulunulan polislerin ifadesine baꢀvurduğuna dikkat
çekmektedir. Sözkonusu polisler ꢀikâyet konusu olaylara karıꢀtıkları iddiasını reddetmiꢀlerdir.
Hükümet ayrıca, sözkonusu olaylara iliꢀkin olarak baꢀvuranla yeğeninin ifadeleri arasında
çeliꢀki bulunduğuna dikkat çekmektedir. Hükümet ayrıca AĐHM’den baꢀvuranın ꢀikâyetlerini
dayanaktan yoksun oldukları gerekçesiyle reddetmesini talep etmektedir.
AĐHS’nin 3. maddesine aykırı uygulamalara iliꢀkin iddiaların uygun delil unsurlarıyla
desteklenmesi gerektiği düꢀüncesinden (Dikme – Türkiye, no: 20869/92, § 73) hareket eden
AĐHM, ꢀiddet mağduru olduğu yönündeki iddiasını doğrulaması bakımından baꢀvuran
tarafından sunulan tıbbi raporun baꢀlı baꢀına sağlam ve yeterli bir temel temin ettiğini
gözlemlemektedir. Zaten bu nokta taraflar arasında bir ihtilafa yol açmamıꢀtır. Buna mukabil
taraflar sözkonusu ꢀiddeti uygulayan ꢀahısların kimliği hakkında anlaꢀmazlık içindedirler.
AĐHM, 11 ꢁubat 2003 tarihli tıbbi raporda tespit edilen ekimozların, baꢀvuranın yaralarına
iddia edildiği gibi polis tarafından sebebiyet verilmiꢀse, AĐHS’nin 3. maddesinin alanına
girmesi bakımından yeterince ciddi olduğu kanaatine varmaya imkân tanıdığını derhal tespit
etmektedir (A. – Birleꢀik Krallık, § 21). Bundan sonra Savunmacı Devletin AĐHS’nin 3.
maddesi
bakımından
sözkonusu
yaralardan
sorumlu
olduğuna
hükmedilip
hükmedilemeyeceği hususunu incelemek gerekecektir.
AĐHM lezyonların niteliğinin haricinde yaraların nedeni hakkında da tıbbi raporda bilgi
verilmediğini gözlemlemektedir. Baꢀvuranın temsilcisine göre bu yaralara polisin darbeleri
4