AİHM kendisine yapılan başvurudaki şikâyetin, esas itibarıyla idarenin ek kamulaştırma bedelini
ödemede gecikmesi ve başvuranların bu gecikmeden kaynaklanan kayıpları olduğunu ortaya koyar.
Oysa bu türden bir şikâyet ancak, bu güne kadar AİHM’nin Yargıtay kararından itibaren üç ay olarak
kabul etmiş olduğu belli bir makul süre geçtikten sonra yapılabilirdi (Bkz., özellikle Akkuş, s. 1311, §
35, adıgeçen karar). Bu durumda şikâyetin her halükarda, iç mahkemeler tarafından tayin edilen
tazminat tutarının ödenmesinden, yani ihlali oluşturan durumun sona ermesinden itibaren altı ay
içinde Sözleşme organlarına sunulması gerekmekteydi.
Mevcut davada AİHM, altı aylık sürenin bitimini, İdare tarafından tazminat tutarının ödendiği 1
Haziran 1998 tarihi olduğunu kabul eder. Dolayısıyla başvuranların 26 Ekim 1998 Komisyon’a
başvurularını yapmaları, AİHS’nin 35. maddesine uygundur.
Hükümet’in itirazının reddi uygun görülmüştür.
AİHM, içtihatlarından doğan kriterler ışığında (Bkz., özellikle, Akkuş, adıgeçen karar) ve
elindeki mevcut unsurların tümü gözönüne alındığında başvurunun esastan incelenmesi gerektiği
kanaatine varmıştır. AİHM başvuruda hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi ile karşılaşılmadığını tespit
etmiştir.
B. Esas hakkında
AİHM daha önce bu davanınkine benzer soruları gündeme getiren başka davalar da incelemiş ve
1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır (Bkz., özellikle, Akkuş, s. 1310,
§ 30-31, adıgeçen karar ve Aka, s. 2682, §§ 50-51, adıgeçen karar).
AİHM Hükümetin görüşlerinde, mevcut davayı farklı şekilde sonuçlandıracak hiçbir tespit ve
delil sunmadığını kaydeder. Ulusal mahkemelerin kararına göre başvuranlara verilmesi gereken ek
tazminatın ödenmesindeki gecikme, kamulaştırmayı yapan idareden kaynaklanmış olup,
başvuranları, mülklerinin kamulaştırılmasına ilaveten ayrı bir zarara daha sokmuştur. Sözkonusu
davanın toplam fiili süresi ile ikiye katlanan bu gecikme, AİHM’yi, başvuranların, genel yararın
gerektirdikleri ile mülkiyet hakkına saygının korunması arasında hüküm sürmesi gereken adil
dengeyi bozan, alışılmışın dışında ve ölçüsüz bir yüke katlanmak zorunda kaldıkları yönünde
düşünmeye sevk etmektedir.
Sonuç olarak 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesi ihlal edilmiştir.
III. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
AİHS’nin 41. maddesinde yer alan unsurlar.
A. Maddi ve Manevi Tazminat
Başvuranlar toplam 275.549 Amerikan Doları (USD) değerinde maddi, 50.000 USD değerinde ise
manevi zarara uğradıklarını iddia etmektedirler.
Hükümet bu iddialara karşı çıkmaktadır.
AİHM, yukarıda sözüedilen Akkuş kararında (s. 1311, §§ 35-36 ve 39) benimsenen hesaplama
yöntemini gözönünde bulundurarak ve ilgili ekonomik veriler ışığında, başvuranlara maddi tazminat
olarak 16.300 (onaltı bin üçyüz) Euro ödenmesine karar vermiştir.
Manevi tazminat hususunda ise AİHM, mevcut dava koşullarında, bir ihlalin varlığının tespitinin
adil tazmin için başlı başına yeterli olduğuna kanaat getirmiştir.
B. Masraf ve harcamalar
Başvuranlar, AİHM ve yerel mahkemeler nezdinde yaptıkları masraf ve harcamalar için 23.000
Euro tazminat talebinde bulunmaktadır.
Hükümet bu talebin haklı bir gerekçeye dayanmadığı kanaatindedir.
Mahkemenin bu konudaki içtihadı ve mevcut unsurlar doğrultusunda, AİHM, başvuranlara tüm
masraflarla birlikte 1.000 (bin) Euro ödenmesinin makul olduğuna kanaat getirmiştir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;