Davanın esasına dair AĐHM, baꢀvuranın tutukluluk süresinin yakalandığı 9 Aralık 1996
tarihinde baꢀlayıp Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nin 7 Aralık 2005 tarihinde vermiꢀ olduğu
serbest bırakma kararı ile sona erdiğini gözlemlemektedir. Bu süre yaklaꢀık dokuz yıldır.
AĐHM öncelikli olarak ulusal makamların bir sanığın tutukluluk süresinin uzunluğunun makul
sınırı aꢀmamasını gözetmekle birinci derece yükümlü olduklarını anımsatır. Bu amaçla,
olayların bütününü incelemek ve masumiyet karinesi, bireysel haklara saygı ilkesine yönelik
istisna uyarınca kamu menfaatini meꢀru kılan zorunluluğun varlığını bertaraf etmek ve verilen
kararlarda serbest bırakılma taleplerini reddeden gerekçeleri dikkate almak gerekir. Özellikle
mevcut kararlarda yer alan gerekçelere, ilgili tarafından yapılan baꢀvurularda itilafa mahal
vermeyen olaylara dayalı olarak AĐHM, AĐHS’nin 5 / 3 maddesine yönelik bir ihlalin olup
olmadığını tespit etmek durumundadır (Bkz. Assenov ve diğerleri-Bulgaristan kararı, 28 Ekim
1998).
Bu bağlamda yakalanan kiꢀinin bir suç iꢀlediğinden ꢀüphe edilmesine neden olan makul
nedenlerin devam etmesi, tutukluluk halinin devamı için sine qua non (olmazsa olmaz)
koꢀuldur. Ancak bir süre sonra bu da yeterli olmaz. Dolayısıyla AĐHM, adli makamlar
tarafından benimsenen diğer gerekçelerin, özgürlükten yoksun bırakmayı haklı göstermeye
yetip yetmediğini belirlemelidir. Bu gerekçeler “uygun” ve “yeterli” olduğu takdirde, AĐHM,
bunun üzerine yetkili ulusal makamların “yargılamanın devamına özel bir ihtimam gösterip
göstermediğini araꢀtırmalıdır (Bkz. Mansur-Türkiye, 8 Haziran 1995, Ali Hıdır Polat-Türkiye
kararı, no: 61446/00 ve Tüm-Türkiye no: 11855/04, 17 Haziran 2008).
Mevcut baꢀvuruda, dava dosyasında yer alan hususlardan Devlet Güvenlik Mahkemesi ve
sonrasında Ağır ceza mahkemesi benzer gerekçelerle ve iꢀlenen suçun niteliği, kanıtların
durumu ve baꢀvuranın tutukluluk süresi ve firar riski gibi neredeyse birbirinin aynı
basmakalıp ifadelerle serbest bırakılma taleplerini reddederek tutululuk halinin devamına
karar vermiꢀtir.
Ulusal makamların geçen tutukluluk süresinin uzunluğunu gerçek anlamıyla dikkate
aldıklarını gösterir herhangi bir unsur yer almamaktadır.
AĐHM bir sanığın firar riskine iliꢀkin tehlikenin sadece söz konusu cezanın ağırlığı bazında
değerlendirilmeyeceğine iꢀaret etmektedir. Bu aynı zamanda, bir firar tehlikesinin mevcudiyetini
teyit eden veya kaçma ihtimalinin yargılanmak üzere tutuklu tutulmayı haklı çıkarmayacak
derecede düꢀük olduğunu ortaya koyan baꢀka ilgili etkenlere göre değerlendirilmelidir (Bkz.
diğerleri arasında, sözü edilen Mansur kararı).
Bunun yanı sıra, AĐHM ulusal hakimin esasa dair mütalaalarının gerekçesinde firar olasılığını
belirleyici ve yargı sürecinin bu denli uzun sürme nedenlerini belirtmediğini kaydetmektedir
(Bkz. diğerleri arasında, Letellier-Fransa, 26 Haziran 1991 ve Acunbay-Türkiye no: 61442/00
ve 61445/00, 31 Mayıs 2005).
AĐHM’nin nezdinde «delillerin durumu» ifadesi ile suçluluğun ciddi emarelerinin var olduğu ve
var olmaya devam ettiği ꢀeklinde değerlendirilse de baꢀvuranın bu kadar uzun bir süre tutuklu
kalmaya devam etmesini tek baꢀına haklı gösteremez (Bkz. sözü edilen Ali Hıdır Polat,
Baltacı-Türkiye, no: 495/02, 18 Temmuz 2006 ve Doğan Yalçın-Türkiye kararı no: 15041/03, 19
ꢁubat 2008).
Bu koꢀullar çerçevesinde, baꢀvuranın tutukluluk süresinin uzunluğu göz önünde
bulundurulduğunda AĐHM, AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
4