C O N S E I L D E  
L ' E U R O P E  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
TOKMAK - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 16185/06)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
16 ubat 2010  
Đꢀbu karar Sözleme’nin 44 / 2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecek olup  
ekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (16185/06) no’lu davanın nedeni T.C. vatandaı  
Fatma Tokmak’ın (bavuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 5 Nisan 2006 tarihinde  
Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilikin Sözleme’nin (Avrupa Đnsan  
Hakları Sözlemesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Đstanbul Barosu avukatlarından  
F. KarakaDoğan tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuran 1974 doğumludur.  
9 Aralık 1996 tarihinde Đstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ubesi polisleri PKK  
militanı olmakla suçlanan R.D.’nin evinde arama yapmı, yasadıı belgelerle birlikte R.D.’nin  
beyanlarına göre PKK’ya destek amaçlı çok sayıda döviz ele geçirmitir. Bavuran R.D. ve  
diğer üç kii Đstanbul Emniyet Müdürlüğü ubelerinde gözaltına alınmılardır.  
Polisler 18 Aralık 1996 tarihinde bavuranın ifadesini almı, adı geçen hakkında yapılan  
ithamları kabul etmitir.  
20 Aralık 1996 tarihinde Đstanbul Adli Tıp Kurumu’nda sağlık kontrolünden geçen bavuranın  
vücudunda herhangi bir iddet izine rastlanmamıtır.  
Bavuran Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Savcısı önüne çıkarılmı,  
burada hakkında yapılan tüm suçlamaları reddetmitir. Bavuran özellikle oğlunun da babası  
olan ve birlikte yaadığı kiinin kendisini terk ederek PKK’ya katıldığını, çıkan silahlı bir  
çatımada öldürüldüğünü; bunun üzerine oğlu ile birlikte Đstanbul’a aile tanıdıkları olan  
R.D.’nin yanına yerletiğini, adı geçenin kendisine sahte kimlik belgesi düzenlediğini ifade  
etmitir.  
Bavuran aynı gün Devlet Güvenlik Mahkemesi yetkili hakimi karısına çıkarılmı, hakim  
önünde savcılıkta kaydedilen ifadeleri yinelemitir. Hakim bavuranın tutuklanmasına karar  
vermive bavuran Gebze cezaevine konulmutur.  
8 Temmuz 1997 tarihinde bavuran ve (diğer sekiz kii) DGM önünde, TCK’nın 125.  
maddesi uyarınca Devletin bölünmez bütünlüğünü yıkmaya teebbüs etmek suçu ile itham  
edilmitir.  
DGM’deki ilk duruma 17 Eylül 1997 tarihinde yapılmıtır.  
12 Kasım 1997’den 15 Eylül 2004 tarihine dek Devlet Güvenlik Mahkemesi düzenli  
aralıklarla otuz beduruma gerçekletirmive bavuranın serbest bırakılma taleplerini  
«dosyanın durumu», «ilenen suçun niteliği», «delillerin durumu», «tutukluluk tarihi» ve  
«firar riski» gerekçeleriyle reddetmitir.  
2
Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin 30 Haziran 2004 tarih ve 5190 sayılı yasa ile  
feshedilmesinin ardından bavuranın dava dosyası Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’ne geçmiꢀ  
ve mahkeme 10 Aralık 2004 tarihinde delillerin durumu, ilenen suçun niteliği, tutukluluk  
tarihi, firar riski gibi nedenlerle bavuranın tutukluluk halinin devamına karar vermitir.  
10 Aralık 2004 tarihinden 21 Eylül 2005 tarihine dek Mahkeme dört duruma yapmıve  
«delillerin durumu», «ilenen suçun niteliği», «firar riski», «tutukluluk tarihi» hususlarını göz  
önünde bulundurarak bavuran tarafından yapılan serbest bırakılma taleplerini reddetmitir.  
Bavuran 7 Aralık 2005 tarihinde «sağlık durumu» ve «tutukluluk süresi» dikkate alınarak  
serbest bırakılmıtır.  
3 Mart 2006 tarihinde gerçekletirilen kırk altıncı durumada Ağır ceza mahkemesi TCK’nın  
125. Maddesinin uygulanmasına istinaden bavuranı müebbet hapis cezasına çarptırmıtır.  
Bavuran 3 Mart 2006 tarihli bu karara karı avukatı aracılığıyla temyize gitmitir.  
Yargıtay 28 ubat 2007 tarihinde ilk derece mahkemesinin kararını bozmutur.  
Yargıtay’ın bu kararı üzerine, Ağır ceza mahkemesi 9 Kasım 2007 tarihinde daha önceki 3  
Mart 2006 tarihli hükmünü yineleyerek TCK’nın 125. maddesine dayalı olarak bavuranı  
mahkum etmitir.  
Dava dosyasından edinilen bilgilere göre dava halen Yargıtay’da derdesttir.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 5/3 MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
AĐHS’nin 5/3, 4, 5 ve 6/1 ve 2. maddelerini ileri süren bavuran dokuz yıl süren tutukluluk  
süresinin uzunluğunun makul olmadığından yakınmaktadır.  
Hükümet bu iddiaya karı çıkmakta, kabuledilebilirliğe ilikin bavuran hakkında açılan ceza  
davasının ulusal mahkemeler önünde halen devam etmesi dolayısıyla iç hukuk yollarının  
tüketilmediği itirazında bulunmaktadır. Hükümet esas ile ilgili olarak ise, davanın karmaık  
yapısı, bavurana isnat edilen suçun ciddiyeti, kamu düzeninin korunması zorunluluğu dikkate  
alındığında bavuranın tutukluluk süresinin aırı olmadığını ve yasaya uygun gerçekletiğini  
savunmaktadır.  
Bavuran iddiasını yinelemektedir.  
AĐHM bavuran tarafından öne sürülen ikayetin AĐHS’nin yalnızca 5/3 maddesi alanına  
girdiğini ve bu madde çerçevesinde inceleneceğini belirtmektedir.  
Hükümetin itirazı ile ilgili olarak AĐHM, bavuranın ikayet konusunu tekil eden dönemin  
tutukluluk süresinin sona erdiği 7 Aralık 2005 tarihi olduğunu not etmektedir. Bavuran bu  
tarihi takip eden altı ay içinde 5 Nisan 2006’da AĐHM’ye bavurusunu yapmıtır. Bu durumda  
Hükümetin itirazı reddedilmektedir. AĐHM, AĐHS’nin 35/3 maddesi uyarınca bu ikayetin  
dayanaktan yoksun olmadığı ve hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi içermediğini kaydeder.  
Dolayısıyla ikayet kabuledilebilir niteliktedir.  
3
Davanın esasına dair AĐHM, bavuranın tutukluluk süresinin yakalandığı 9 Aralık 1996  
tarihinde balayıp Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nin 7 Aralık 2005 tarihinde vermiolduğu  
serbest bırakma kararı ile sona erdiğini gözlemlemektedir. Bu süre yaklaık dokuz yıldır.  
AĐHM öncelikli olarak ulusal makamların bir sanığın tutukluluk süresinin uzunluğunun makul  
sınırı amamasını gözetmekle birinci derece yükümlü olduklarını anımsatır. Bu amaçla,  
olayların bütününü incelemek ve masumiyet karinesi, bireysel haklara saygı ilkesine yönelik  
istisna uyarınca kamu menfaatini meru kılan zorunluluğun varlığını bertaraf etmek ve verilen  
kararlarda serbest bırakılma taleplerini reddeden gerekçeleri dikkate almak gerekir. Özellikle  
mevcut kararlarda yer alan gerekçelere, ilgili tarafından yapılan bavurularda itilafa mahal  
vermeyen olaylara dayalı olarak AĐHM, AĐHS’nin 5 / 3 maddesine yönelik bir ihlalin olup  
olmadığını tespit etmek durumundadır (Bkz. Assenov ve diğerleri-Bulgaristan kararı, 28 Ekim  
1998).  
Bu bağlamda yakalanan kiinin bir suç ilediğinden üphe edilmesine neden olan makul  
nedenlerin devam etmesi, tutukluluk halinin devamı için sine qua non (olmazsa olmaz)  
kouldur. Ancak bir süre sonra bu da yeterli olmaz. Dolayısıyla AĐHM, adli makamlar  
tarafından benimsenen diğer gerekçelerin, özgürlükten yoksun bırakmayı haklı göstermeye  
yetip yetmediğini belirlemelidir. Bu gerekçeler “uygun” ve “yeterli” olduğu takdirde, AĐHM,  
bunun üzerine yetkili ulusal makamların “yargılamanın devamına özel bir ihtimam gösterip  
göstermediğini aratırmalıdır (Bkz. Mansur-Türkiye, 8 Haziran 1995, Ali Hıdır Polat-Türkiye  
kararı, no: 61446/00 ve Tüm-Türkiye no: 11855/04, 17 Haziran 2008).  
Mevcut bavuruda, dava dosyasında yer alan hususlardan Devlet Güvenlik Mahkemesi ve  
sonrasında Ağır ceza mahkemesi benzer gerekçelerle ve ilenen suçun niteliği, kanıtların  
durumu ve bavuranın tutukluluk süresi ve firar riski gibi neredeyse birbirinin aynı  
basmakalıp ifadelerle serbest bırakılma taleplerini reddederek tutululuk halinin devamına  
karar vermitir.  
Ulusal makamların geçen tutukluluk süresinin uzunluğunu gerçek anlamıyla dikkate  
aldıklarını gösterir herhangi bir unsur yer almamaktadır.  
AĐHM bir sanığın firar riskine ilikin tehlikenin sadece söz konusu cezanın ağırlığı bazında  
değerlendirilmeyeceğine iaret etmektedir. Bu aynı zamanda, bir firar tehlikesinin mevcudiyetini  
teyit eden veya kaçma ihtimalinin yargılanmak üzere tutuklu tutulmayı haklı çıkarmayacak  
derecede düük olduğunu ortaya koyan baka ilgili etkenlere göre değerlendirilmelidir (Bkz.  
diğerleri arasında, sözü edilen Mansur kararı).  
Bunun yanı sıra, AĐHM ulusal hakimin esasa dair mütalaalarının gerekçesinde firar olasılığını  
belirleyici ve yargı sürecinin bu denli uzun sürme nedenlerini belirtmediğini kaydetmektedir  
(Bkz. diğerleri arasında, Letellier-Fransa, 26 Haziran 1991 ve Acunbay-Türkiye no: 61442/00  
ve 61445/00, 31 Mayıs 2005).  
AĐHM’nin nezdinde «delillerin durumu» ifadesi ile suçluluğun ciddi emarelerinin var olduğu ve  
var olmaya devam ettiği eklinde değerlendirilse de bavuranın bu kadar uzun bir süre tutuklu  
kalmaya devam etmesini tek baına haklı gösteremez (Bkz. sözü edilen Ali Hıdır Polat,  
Baltacı-Türkiye, no: 495/02, 18 Temmuz 2006 ve Doğan Yalçın-Türkiye kararı no: 15041/03, 19  
ubat 2008).  
Bu koullar çerçevesinde, bavuranın tutukluluk süresinin uzunluğu göz önünde  
bulundurulduğunda AĐHM, AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.  
4
II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
Bavuran 5.000 Euro maddi ve 25.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir. Bavuran  
temsil gideri için 5.000 Euro istemekte, kanıtlayıcı belge niteliğinde avukatı ile yaptığı  
sözlemeyi sunmaktadır. Bavuran ayrıca tercüme ve sekretarya masrafları için 3.000 Euro  
talep etmekte, bunu destekleyici herhangi bir belge sunmamaktadır.  
Hükümet bu meblağlara karı çıkmaktadır.  
AĐHM tespit edilen ihlal ile öne sürülen maddi zarar arasında bir illiyet bağı kuramamakta ve  
bu talebi reddetmektedir. Buna karın, AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edildiği tespiti ıığında  
hakkaniyete uygun olarak bavurana 9.000 Euro manevi tazminat ödenmesini uygun  
görmektedir. Yargılama masraf ve giderlerine ilikin AĐHM’nin yerleik içtihadına göre bir  
bavuran gerçekliğini, gerekliğini kanıtladığı makul miktarlardaki yargı giderlerini elde  
edebilir. Mahkemeye sunulan deliller ve sözü edilen kıstaslar ıığında, AĐHM bavuranın  
tercüme ve sekretarya gider taleplerini reddetmekte, avukatlık ücretine yönelik 1.000 Euro  
ödenmesini kararlatırmaktadır.  
AĐHM gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına  
uygulağı orana üç puanlık bir artıın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edildiğine;  
3. a) AĐHS’nin 44 / 2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru  
üzerinden TL.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından:  
i. bavurana 9.000 (dokuz bin) Euro manevi tazminat ödenmesine;  
ii. yargılama masraf ve giderleri için bavurana 1.000 (bin) Euro ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda faiz uygulanmasına;  
5. Adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢀTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 16 ubat 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
5