CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRU PAĐN SAN H AKLARIM AH KEM ESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE TONKA vd -TÜRKĐY E  
D A V A SI  
(B avuru no: 11381/02)  
K A R A R IN Ö ZETÇ EV ĐR ĐSĐ  
STRAZBURG  
22 T em m uz 2008  
Đꢀ b u k a r a r A Đ H S 'n i n 4 4 / 2 m a d d e s i n d e b e l i r t i l e n k o u lla r ç e r ç e v e s in d e k e s in le e c e k t i r . e k l i  
düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (11381/02) no'lu davanın nedeni T.C.  
vatandaları Alaattin Tonka, Mehmet Sabır Özdemir ve Mithat Yılmaz'm (bavuranlar),  
Avrupa Đnsan Haklan Mahkemesi'ne 25 Temmuz 2001 tarihinde Temel Đnsan Haklan ve  
Özgürlüklerini güvence altına alan Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi'nin (AĐHS) 34. maddesi  
uyannca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuranlar, Diyarbakır Barosu avukatlarından M. Özbekli tarafından temsil  
edilmektedir.  
OLAYLAR  
1. DAVA KOULLARI  
Bavuranlar sırasıyla, 1966, 1972 ve 1964 doğumlu olup Diyarbakır ve Mersin'de ikamet  
etmektedir.  
1. Bavuranlar Alaattin Tonka ve Mehmet Sabır Özdemir  
6 Eylül 2000 tarihinde, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğünde görevli polisler, aldıkları  
istihbarata göre yasa dıı Hizbullah örgütünün üst düzey sorumlularının bulunduğu bir  
apartmana baskın düzenlemilerdir. Baskın, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi yedek  
hakimi tarafından çıkarılan yakalama emri çerçevesinde yürütülmütür. Bu baskın sonucu, adı  
geçen örgütün üyesi olduğundan üphelenilen ve aralarında bavuranlann da bulunduğu beꢀ  
kii yakalanmıtır.  
15 Eylül 2000 tarihinde bavuranlar tutuklanmıtır. Aynı gün, Olağanüstü Hal Bölge  
Valisi'nin ve Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet savcısının talebi üzerine, DGM yedek  
hakimi bavuranlann sorgulanmak üzere on gün süreyle Diyarbakır Emniyet Müdürlüğüne  
sevk edilmelerine izin vermitir. Hakim bu kararı, sıkıyönetim çerçevesinde alınacak ilave  
önlemlerle ilgili 430 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 3 c maddesine dayanarak  
vermitir. Birbirini takip eden uzatmalar ile bavuranlann polis karakolunda sorgulanmalarına  
25 Ekim 2000 tarihine kadar izin verilmitir. Đlgililere göre, kendileri polis karakolunda 12  
Kasım 2000 tarihine kadar kalmılardır.  
29 Ocak 2001 tarihinde, yardımcı hakim bavuranların yeniden Diyarbakır Emniyet  
Müdürlüğü'ne sorgulanmak üzere on gün süreyle sevk edilmelerine izin vermitir. 8 ubat  
2001 tarihinde, polis karakolunda kalısürelerini on gün daha uzatmıtır.  
Bavuranlara göre, 13 ubat 2001 tarihinde cezaevine geri gönderilmilerdir.  
27 Ekim 2005 tarihinde bavuranlar, yasa dıı örgüte üye olmaktan sekiz yıl dokuz ay  
hapis cezasına mahkûm edilmilerdir. 27 Ocak 2007 tarihinde, Yargıtay mahkûmiyetlerini  
onaylatır.  
2. Bavuran Mithat Yılmaz  
Bavuran, yasadıı Hizbullah örgütüne mensup olduğu üphesiyle 7 Mart 2001  
tarihinde Mersin'de yakalanmıtır.  
2
Ankara Emniyet Müdürlüğü'nde bulunan bir belgeye göre polis, bavurannm einin  
kaldığı evi izlemeye almıtır. 7 Mart 2001 günü saat 10:30 sıralarında, bavurannm ei  
evinden çıkmıve polisler tarafından takip edilmitir. Bavuranyla einin bulutuğu anda  
polisler ilgiliye yaklaarak polis kimliklerini göstermilerdir. Bavuran, o sırada kendisini  
kolundan yakalayan polislerden birine kafa atmıtır. Dört polis memuru kendisini zaptetmeye  
çalıırken, bavuran kaçmaya yeltenmitir. Bunun üzerine polis memurları, ilgili ahsı yere  
yatırlardır. Sonrasında meydana gelen küçük çaplı kavga sırasında bavuran alnından  
hafifçe yaralanmıtır.  
Aynı gün saat 13 :30 sıralarında, bavuran doktor muayenesinden geçirilmitir. Bu  
muayene sonunda düzenlenen geçici raporda bavurannm kafasında, boynunda ve sırtında  
kızarıklıklar ve çizikler bulunduğu belirtilmitir. Doktor, görülen zedelenmelerin büyük  
olasılıkla hayatî tehlikesi olmayan bereleyici yaralanmalardan kaynaklandığını belirtmitir.  
Bavurannm göğüs bölgesinde ve baında acı hissettiğini ve kalp rahatsızlığı olduğunu  
söylemesi üzerine bir elektro kardiyogram çekilmitir. Đnceleme sonunda taikardi tehisi  
konulmutur.  
8 Mart 2001 tarihinde saat 15 :25 sıralarında yapılan doktor muayenesi sırasında  
bavuran, hızlı kalp atıı ve baağrısından ikâyetçi olmutur. Üzerine tazyikli soğuk su  
sıkılması ve beton üzerine yatmak zorunda bırakılmasından dolayı testiküllerinde ezilme  
olduğunu iddia etmitir. Bu muayene sonunda düzenlenen kesin rapor, 7 Mart 2001 tarihli  
doktor raporu olarak kayıtlara geçmitir. Doktor, kendisine begün igöremezlik raporu  
vermitir.  
9 Mart 2001 günü saat 3:45 sıralarında bavuran, tekrar doktor muayenesinden  
geçmitir. Doktor, bu muayenede ilgilinin alnındaki eski bir sıyrık izi ile sol elinde bir sıyrık  
saptatır.  
Belirtilmeyen bir tarihte bavuran, Ankara Emniyet Müdürlüğü'ne sevk edilmitir.  
14 Mart 2001 günü 15 :20 sıralarında bavuran, Adli Tıp Kurumu Ankara ube  
Müdürğü'nde muayene edilmitir. Bu muayene sonunda düzenlenen kesin raporda, alnm sol  
tarafında 2x2 cm boyutunda kabuklu art arda yara izleri mevcudiyeti ile sırtında (sol lop  
seviyesinde) yine aynı türden 3x3 cm boyutundaki eski bir yara izinin mevcut olduğu, yine sol  
elin avuç içinde ve sol dizinde kabuk bağlamıeski bir yara izi bulunduğu belirtilmitir. 7  
Mart 2001 tarihli raporu gören doktor, bavurannın muayenesinde travmaya bağlı yeni hiçbir  
patoloji görülmediğini belirtmitir. Doktorun kanaatine göre, ilgili ahıstaki yaralar üç gün iꢀ  
göremezlik raporu gerektirmekteydi.  
Yine 14 Mart 2001 tarihinde bavuran, Diyarbakır'a sevk edilmitir.  
Diyarbakır Cumhuriyet Basavcısı tarafından 16 Mart 2001 tarihinde dinlenen  
bavuran, Hizbullah üyesi olduğunu itiraf etmi, aynı örgüt tarafından yapılan operasyonlara  
katıldığı iddialarını ise reddetmitir. Yakalanma artlan hakkında bavuran, sivil bir polisin  
kimliğini beyan etmeksizin kendisini kolundan yakaladığı sırada kurtulmak isterken  
ğünü ve polisi de beraberinde düürdüğünü ifade etmitir. Yakalanması esnasında polise  
kafa attığı iddiasını reddetmitir. Ayrıca, özellikle Mersin ve Ankara'da gözaltında tutulduğu  
sırada ikence gördüğünü ve bu uygulamayı yapan polislerden ikâyetçi olduğunu ifade  
3
etmitir. Bavuran, daha sonra yardımcı hakim önüne çıkarılmıve tutuklanmasına karar  
verilmitir.  
Yine 16 Mart 2001 günü, Olağanüstü Hal Bölge Valisi'nin ve Devlet Güvenlik  
Mahkemesi Cumhuriyet savcısının 430 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 3c maddesini  
esas alarak yaptığı talep üzerine, nöbetçi hakim bavurannm sorgulanması için on gün süreyle  
Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü'ne sevk edilmesine izin vermitir. Polislere teslim edilmeden  
önce bavuran doktor muayenesinden geçirilmitir. Raporda, alnın sol tarafında eski yara  
izleri bulunduğu belirtilmitir.  
26 Mart 2001 tarihinde, nöbetçi hakim bavuranın polis karakolunda kalma süresini on  
gün uzatmıtır. Doktor muayenesinde bavuranın vücudunda hiçbir darp ve cebir izine  
rastlanmamıtır.  
5 Nisan 2001 tarihinde, nöbetçi hakim tekrar on günlük bir uzatmaya izin vermitir.  
Aynı gün yapılan doktor muayenesinde, bavurannm vücudunda hiçbir darp ve cebir izi  
görülmemitir.  
12 Nisan 2001 tarihinde, bavuran doktor muayenesinden geçirilip hiçbir darp ve yara  
izine rastlanmadığı saptandıktan sonra, cezaevine geri gönderilmitir.  
14 Nisan 2001 tarihinde, bavuranın babası, Đnsan Haklan Derneği Ankara ubesi  
nezdinde ikâyetçi olmutur. Bu ikâyetinde, oğlunun Mersin ve Ankara'da gözaltı'nda  
tutulduğu sırada ikenceye uğradığını iddia etmive oğlunun Diyarbakır'a sevk edilmesine ve  
polis karakollarında tutulmasına itiraz etmitir. Bavuranın babası, 19 Mart 2001 günü  
görütüklerinde bavuranın sağlık sorunları olduğunu söylediğini ve tedavi görmediğinden  
yakınğını ve cezaevine geri dönmeyi istediğini ifade etmitir. Daha sonraki iki karılama  
sırasında da, oğlunun cezaevine geri dönme isteğini tekrarladığını ifade etmitir. 12 Nisan  
2001 tarihinde, bavuranın babasına, oğlunu görmesi için izin verilmemive kendisinin  
Cumhuriyet savcısı nezdinde yaptığı bavurular sonuçsuz kalmıtır. Bavuranın babası,  
oğlunun hayatı için endie ettiğini belirterek tekrar cezaevine gönderilmesini ve tedavisinin  
yapılmasını talep etmitir.  
3 Mayıs 2001 tarihinde, Đnsan Haklan Derneği, bavuranın babası tarafından yapılan  
ikâyet bavurusunu Đçileri Bakanlığı'na iletmive ilgili ahısın tedavi görmesi için  
gerekenin yapılmasını ve bu amaçla cezaevine geri gönderilmesini talep etmitir.  
22 Mayıs 2001 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Đnsan Haklan Komisyonu  
Bakanı, Mersin ve Diyarbakır savcılıklannı bavuranın babası tarafından yapılan ikâyet  
konusunda bilgilendirmive iddialann aratınlmasını istemitir.  
a) Diyarbakır'daki gözaltıyla ilgili olarak yapılan soruturma ilemleri  
21 Haziran 2001 tarihinde, Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı istinabe yoluyla Siirt  
Cumhuriyet Savcısından o ehirde cezaevinde bulunan bavuranın dinlenmesini istemitir.  
22 Haziran 2001 tarihinde dinlenen bavuran, art arda yapılan gözaltılar sırasında  
ikence gördüğünü beyan etmitir. Mersin'de, giysileri çıkarılarak üzerine tazyikli su sıkılmı,  
elektrook uygulanmı, testikülleri ezilmive kafası suya sokulmutur. Ankara'da, uyuması  
engellenmi, su verilmemi, kollanndan asılmı, baına geçirilen kese kağıdıyla havasız  
4
bırakılve elektrook uygulamasma maruz kalmıtır. Diyarbakır'da, üzerine tazyikli su  
sıkılmı, testikülleri ezilmive elektrook uygulamasına maruz kalmıtır.  
Bavuran, Diyarbakır'daki gözaltı sırasında gözlerinin bağlı olduğunu, ancak Ankara  
ve Mersin'de kendisine ikence yapan polisleri tehis edebileceğini ifade etmitir. Kötü  
muamelenin, sorgulama için götürüldüğü Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü'ne evkinden sonra  
da devam ettiğini ileri sürmütür. Ei ve kayınbiraderinin de bu kötü muameleye ahit  
olduklarını ifade etmitir.  
22 Haziran 2001 tarihinde, Siirt Cumhuriyet Savcısı, bavuranın doktor  
muayenesinden geçmek üzere Siirt Devlet Hastanesine sevk edilmesi emrini vermitir. 31  
Temmuz 2001 tarihinde gerçekletirilen bu muayenede bavuranın vücudunda hiçbir darp ve  
cebir izi tespit edilmemitir. Doktor, bavuranın ikayetleri nedeniyle nörolojik ve psikolojik  
muayeneden geçirilmesini önermitir.  
11 ubat 2002 tarihinde, Diyarbakır Cumhuriyet savcısı polisler hakkında cezai  
takibat balatılması için izni gerektiği cihetle dava dosyasını valiye göndermitir.  
1 Mart 2002 tarihinde vali, soruturma dosyası hazırlaması için bir komiseri  
görevlendirmitir. Yaptığı soruturma sonunda komiser, vücudunda tespit edilen izlerin  
bavuranın tutuklanması sırasında polislerin uyguladığı güç sonucunda olutuğunu ve  
dolayısıyla Diyarbakır'daki gözaltı sırasında görevli polis memurları hakkında ceza davası  
açılmasının gerekli olmadığı sonucuna varmıtır.  
2 Nisan 2002 tarihinde, soruturmayı yapan komiserin vardığı sonuçlar doğrultusunda  
vali, Diyarbakır'daki gözaltı sırasında görevli polis memurları hakkında ceza davası  
açılmasına izin vermeme kararı almıtır.  
Bu karar, ilgili ahısa 16 Mayıs 2002 tarihinde tebliğ edilmitir.  
b. Mersin'deki gözaltıyla ilgili olarak yapılan soruturma ilemleri  
31 Mayıs 2001 tarihinde, Mersin Cumhuriyet savcısı, Batman Cumhuriyet Savcısından  
bavuranın babasının iddialarıyla ile ilgili olarak dinlenmesini istemitir.  
28 Kasım 2001 tarihinde, Mersin Cumhuriyet savcısı, bavuranın istinabe yoluyla  
dinlendiğini ve ikence gördüğünü beyan ettiğini tespit etmitir. Savcı, elindeki soruturma  
dosyasını Ankara ve Diyarbakır'daki gözaltılar ile ilgili dosyalardan ayırmaya karar vermitir.  
Dosya, soruturmanın devamı ile ilgili hiçbir bilgi içermemektedir.  
HUKUK  
I. AĐHS'NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLÂL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
AĐHS'nin 3. maddesine atıfta bulunan bavuran Mithat Yılmaz, gözaltı sırasında polis  
karakollarında kötü muamele gördüğünü ve bu konuyla ilgili bir ceza soruturması  
yapılmadığını iddia etmitir. Bavuran AĐHS'nin 3. maddesini ileri sürmütür.  
5
A. Kabuledilebilirliğe ilikin  
Hükümet, bavuranın Diyarbakır Valisi tarafından verilen karara Bölge Đdare  
Mahkemesi önünde itiraz etmediği cihetle iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle  
AĐHM'den bu ikayeti kabuledilemez olarak değerlendirmesini talep etmektedir.  
AĐHM, Diyarbakır Valisi'nin cezai takibat balatılmasına izin vermeme kararının,  
yalnızca Diyarbakır'daki gözaltıyla ilgili olduğunu tespit etmektedir. ikâyet, bu dönemdeki  
gözaltına Đlikin bölümü bakımından zaten kabuledilemez olduğundan, AĐHM Hükümetin  
itirazı hakkında bir karar vermeye gerek olmadığı kanaatindedir.  
1. Diyarbakır 'daki gözaltı  
AĐHM, bavuranın iddialarını bir doktor raporu veya gerçekten kötü muamele gördüğüne  
dair makul bir açıklama gibi bir kanıt unsuruna ya da delil balangıcına dayandırmadığını  
tespit etmektedir. AĐHM'nin elinde bavuranın, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü'nde tutulduğu  
sırada AĐHS'nin 3. maddesine gerçekten aykırılık tekil edecek bir kötü muameleye maruz  
kaldığı izlenimi doğuracak herhangi bir bilgi ya da belge bulunmamaktadır.  
AĐHM, bavuranın 14 Mart 2001 tarihinde Ankara'dan Diyarbakır'a sevk edildiğini  
gözlemlemektedir. evkinden önce bavuran, adli tıp kurumunda bir doktor muayenesinden  
geçirilmitir. Bu muayene sonunda düzenlenen raporda, alnın sol tarafında 2x2 cm boyutunda  
art arda kabuklu yara izleri mevcudiyeti ile sırtında yine aynı türden 3x3 cm boyutundaki eski  
bir yara izinin mevcut olduğu, sol elin avuç içinde ve sol dizinde kabuk bağlamıeski bir yara  
izi bulunduğu belirtilmitir.  
AĐHM, Diyarbakır'daki gözaltı sonunda, yani 16 Mart 2001 tarihinde, bavuranın  
yeniden doktor muayenesinden geçirilmiolduğunu ve alnındaki eski kabuklu yara izlerinin  
tespit edildiğini vurgulamaktadır. Bunun, Diyarbakır'daki gözaltı balangıcından önce yapılan  
14 Mart 2001 tarihli muayene raporunda da belirtilen eski bir yaralanmadan kalan iz olduğu  
kesindir. Daha sonra düzenlenen doktor raporlannda hiçbir darp ve yaralanma izi tespit  
edilmemitir. Bu konuyla ilgili olarak AĐHM, bavuranın, burada olduğu gibi iç yargı  
organları karısında da gözaltılar ile ilgili düzenlenen doktor raporlarına itiraz etmediğini  
gözlemlemektedir.  
Buna ilave olarak, bavuran, Diyarbakır Cumhuriyet savcısı tarafından dinlendiğinde,  
Mersin ve Ankara'da ikence gördüğünü beyan etmitir.  
Bu itibarla, ikâyetin bu bölümü açikça dayanaktan yoksun olduğundan AĐHS'nin 35/3  
ve 4. maddeleri uyarınca reddedilmelidir.  
2 Ankara ve Mersin 'deki gözaltılar  
AĐHM, bavuranın Ankara ve Mersin emniyet müdürlüklerindeki gözaltılara ilikin  
ikayetinin ise AĐHS'nin 35/3 maddesi bakımndan açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve  
esastan incelenmesi gerektiğini tespit etmektedir. Bu ikayetin baka herhangi bir  
kabuledilemezlik gerekçesi bulunmamaktadır.  
6
B. Esasa ilikin  
Bavuran, birbirini takip eden gözaltılarda kötü muamele gördüğü ve bundan sorumlu  
memurlarla ilgili hiçbir cezai soruturma balatılmağı yönündeki iddialarını  
tekrarlamaktadır. Yakalanma koullarıyla ilgili olarak hiçbir açıklama getirmemektedir.  
Hükümet, bavuranın iddialarının mesnetsiz olduğunu savunmaktadır. Hükümete göre,  
bavuranın vücudunda gözlemlenen izler, ilgili ahsın kendisini yakalayan polis memuruna  
yönelik saldırgan tutumu sonucunda güç kullanılmak zorunda kalınmasından  
kaynaklanmaktadır. Polis memurları tarafından kullanılan iddetin tamamen orantılı olduğunu  
vurgulayan Hükümet,; bu iddiasını bavuranın tutuklandıktan sonra geçirildiği doktor  
muayenesinde düzenlenen rapora dayandırmaktadır. Hükümet ayrıca, daha sonraki doktor  
muayenelerinde bavuranın vücudunda baka bir yara izine rastlanmadığını ve bavuranın bu  
raporlara hiçbir zaman itiraz etmediğini hatırlatmaktadır. Hükümet, bavuranın AĐHM  
huzurunda tutuklanmasının hangi artlarda gerçekletiği hakkında bilgi vermeyi kasten ihmal  
ettiğine dikkat çekmektedir. Son olarak Hükümet, ulusal makamlar tarafından etkili bir  
soruturma yapıldığını savunmaktadır.  
1. Kötü muamele iddiaları üzerine  
Kötü muamele iddiaları uygun kanıt unsurlarına dayandırılmalıdır. (bakınız, mutatis  
mutandis, Klaas - Almanya, 22 eylül 1993 tarihli karar, seri A n° 269, sayfalar 17-18, prg. 30).  
Đddia edilen olayların gerçekliğini tespit etmek için AĐHM « her türlü makul üpheden uzak »  
kanıt kriterine bavurmaktadır; böylesi bir kanıt, yeterince ciddi, açık ve tutarlı emarelerden ya  
da aksi ispat edilemeyen birtakım karinelerden de oluabilir {Đrlanda -Birleik Krallık, 18  
Ocak 1978 tarihli karar, seri A n° 25, sayfalar 64-65, § 1.61 in fine, ve Labita - Đtalya [GC], n°  
26772/95, prg. 121, CEDH 2000-IV).  
AĐHMnin kanaatine göre, bir kimse sıhhatli bir ekilde alındığı gözaltından yaralı bir  
ekilde çıkıyor ise, devletin bu yaralanmaların nedeniyle ilgili makul bir açıklama yapması  
gerekmektedir. Aksi takdirde, AĐHS'nin 3. maddesinin uygulanması gerekecektir (bakınız,  
diğerleri arasında, Fransa aleyhine Selmouni davası [GC], iı° 25803/94, §87, CEDH 1999-V).  
Bu davada, bavuran 7 Mart 2001 tarihinde yakalanmıtır. Yakalanmasından hemen  
sonra yapılan doktor muayenesi neticesinde kafasında, boynunda ve sırtında kızarıklık ve  
bereler tespit edilmitir.  
Taraflar, ilgili ahısın tutuklanması sırasında bavuran ile polis memurları arasında  
ağız dalaı yaandığına itiraz etmemektedirler. Hükümete göre, bavuran tutuklandığı sırada  
kolundan yakalayan polis memuruna kafa atmıve daha sonra kaçmaya çalıtır. Đlgili  
ahıs, polis memurlan tarafından yere yatırılmıve aralarında küçük çaplı bir kavga meydana  
gelmitir. Bavuran ise, tutuklanma koullarıyla ilgili olarak AĐHM'ye hiçbir açıklayıcı bilgi  
sunmamaktadır. Bununla beraber, 16 Mart 2001 tarihinde Diyarbakır Cumhuriyet savcısına  
verdiği ifadede, bavuran düğünü ve düerken bir polis memurunu da beraberinde  
ürdüğünü kabul etmitir.  
Bu artlar altında AĐHM, 7 Mart 2002 tarihinde gerçekletirilen doktor muayenesinde,  
bavuranın vücudunda tespit edilen yara izlerinin kaynağı ile ilgili olarak üphe yaratacak bir  
durum görmemekte ve bu yaraların ilgili ahsın polis memuruyla giritiği arbede sonrasında  
olutuklarını düünmektedir (Klaas, sözü edilen madde, § 30). AĐHM, bavuranın yalnızca  
7
gözaltı sırasında ikence gördüğünden ikâyetçi olması ve yakalanma artlarıyla ilgili bir  
ikâyette bulunmaması dolayısıyla, tutuklama sırasında geçen olayların incelenmesinin gerekli  
olmadığı kanaatindedir.  
AĐHM, bavuranın 9 Mart 2001 tarihinde yeniden doktor muayenesinden geçirildiğini  
ve burada alnın sol tarafında eski bir bere izinin ve sol elinde bir berenin tespit edildiğini  
hatırlatmaktadır. 14 Mart 2001 tarihinde bavuran, Ankara Adli Tıp Kurumu'nda doktor  
muayenesinden geçirilmive düzenlenen raporda alnın sol tarafında 2x2 cm boyutunda art  
arda kabuklu yara izleri mevcudiyeti ile sırtında yine aynı türden 3x3 cm boyutundaki eski bir  
yara izinin mevcut olduğu, yine sol elin avuç içinde ve sol dizinde kabuk bağlamıeski bir  
yara izi bulunduğu belirtilmitir. Yine 14 Mart 2001 tarihinde, bavuran Diyarbakır'a sevk  
edilmive orada 16 Mart 2001 tarihine kadar gözaltında tutulmutur. Aynı tarihte yapılan  
doktor muayenesinde, alnında eski bir kabuklu yara izi tespit edilmitir. Daha sonra  
düzenlenen doktor raporlarında, bavurannm vücudunda hiçbir darp ve yara izi tespit  
edilmemitir.  
AĐHM, 7 Mart 2001 tarihinde gerçekletirilen doktor muayenesi sırasında tespit edilen  
yara izlerinin tekrar incelenmesine gerek olmadığı kanaatindedir. Daha sonra gerçekletirilen  
doktor muayenelerinde belirtilen ve eski yara izlerinin tekrarı eklinde beliren örneğin, 9 Mart  
2001 tarihli raporda belirtilen alındaki eski bere izi, 14 Mart 2001 tarihli raporda belirtilen alın  
ve sırtta gözlemlenen kabuklu art arda yara izleri ve 16 Mart 2001 tarihinde gerçekletirilen  
muayene sırasında tespit edilen alındaki eski kabuklu yara izi gibi bazı izler için de aym ey  
geçerlidir.  
Geriye, tutuklamadan hemen sonra gerçekletirilen muayene raporunda yer almayan,  
ancak 9 Mart 2001 tarihinde gerçekletirilen muayene sırasında tespit edilen, bavuranın sol  
elindeki bere izi ve 14 Mart 2001 tarihinde gerçekletirilen muayene sırasında tespit edilen sol  
avuç içindeki ve sol dizindeki eski kabuklu yara izleri kalmaktadır. Hükümete göre, bu  
yaralanmalar bavuran ve polis memurları arasında geçen arbede sırasında meydana gelmitir.  
Bavuran ise bu konuyla ilgili hiçbir açıklama yapmamaktadır.  
AĐHM kötü muamelelerin 3. madde kapsamında değerlendirilebilmesi için asgari  
ciddiyet düzeyine ulaolması gerektiğini hatırlatır. Bu asgari düzeyin değerlendirilmesi de  
esasen izafidir, bu değerlendirme muamelenin süresi veya fizikî ve psikolojik etkileri ve bazen  
de mağdurun cinsiyeti, yaı sağlık durumu olmak üzere dava koullarının tümüne bağlıdır.  
(Labita, adıgeçen, prg. 120). Mevcut davada sözü edilen izler görece hafif nitelikte izlerdir.  
AĐHM daha sonra, söz konusu yara izleri ile tutuklama sırasında meydana gelen arbede  
arasında bir bağlantının var olabileceğini vurgulamaktadır. Dosyadaki belgelerden bavuranın  
yere düğü ve daha sonra küçük çaplı bir kavganın meydana geldiği anlaılmaktadır. Bu  
durum, ilgili ahısın ellerinde ve dizlerinde berelenmelerin olumasına neden olabilir. Ayrıca  
bu iki yara izi, bavuranın ikayetçi olduğu uygulamalarla bağlantılı olmayıp* kendisinin ileri  
sürdüğü kötü muamelelerin olağan sonucu olduğunu düündürecek hiçbir kanıt  
bulunmamaktadır (Bu konuyla ilgili olarak bakınız, Türkiye aleyhine Abdulkadir Aktadavası,  
n° 38851/02, § 90, 31 Ocak 2008).  
Son olarak AĐHM, 14 Mart 2001 tarihinde Adli Tıp Kurumu Ankara ube  
Müdürğü'nde gerçekletirilen doktor muayenesi sonrasında düzenlenen raporda, bavuranla  
8
ilgili 7 Mart 2001 tarihli muayene raporunda belirtilenler dıında yeni herhangi bir travmatik  
patoloji tespit edilmemiolduğunu gözlemlemektedir.  
AÎHM, bir kimsenin, özellikle içinde bulunduğu hassas durum da göz önüne  
alındığında, gözaltı sırasında iddete maruz kaldığını kanıtlayacak doktor raporu elde  
etmesinin zor olabileceğini kabul etmektedir. AÎHM, buna rağmen bavuranın art arda maruz  
kaldığı gözaltıları sırasında düzenlenen doktor raporlarından hiçbirine ulusal makamlar  
nezdinde itiraz etmediğini ve/veya baka bir doktor tarafından muayene edilmeyi talep  
etmediğini vurgulamaktadır. Đlgili, kötü muamele iddialarını AÎHM huzurunda genel olarak  
açıklamaya çalımakta ve gözaltıları sırasında olanlar hakkında hiçbir ayrıntılı bilgi  
sunmamaktadır.  
Dolayısıyla, tutuklamadan hemen sonra yapılan doktor muayenesinde tespit edilmemiꢀ  
olmasına rağmen, söz konusu yaralanmaların yakalanma sırasında meydana gelen olaylar  
ında baka bir nedenle meydana geldiğini düünmek oldukça zor görünmektedir.  
imdiye kadar elde edilen tüm bilgiler değerlendirildiğinde AÎHM elinde bulunan  
unsurların, bavuranın gözaltıları sırasında ikence gördüğünün ispat edilmesine mümkün  
kılar nitelikte her türlü makul üpheden uzak hiçbir kanıtın bulunmadığı görüündedir.  
Dolayısıyla, AĐHS'nin 3. maddesi esas bakımından ihlâl edilmemitir.  
2. Yapılan aratırmaların etkili nitelikte olup olmadığı hakkında  
AÎHM, bir kimsenin kolluk kuvvetleri tarafından 3. maddeye aykırı nitelikte ağır  
ikenceye muameleye maruz bırakıldığı yönünde savunulabilir bir iddiada bulunması halinde,  
bu düzenlemenin, konuyla ilgili etkili bir resmi soruturma yapılmasını gerektirdiğini  
hatırlatmaktadır. {Bulgaristan aleyhine Assenov ve diğerleri davası, 28 Ekim 1998 tarihli  
karar, Karar ve hükümlerin derlemesi 1998-VIII, § 102). Bu soruturma, sorumluların tespit  
edilip cezalandırılmasını sağlayacak nitelikte olmalıdır. Aksi takdirde bütün temel önemine  
rağmen insanlık dıı veya onur kinci ikence, muamele ya da cezanın uygulanmasına ilikin  
genel hukuki yasak uygulamada etkisiz kalır ki bazı durumlarda kamu görevlilerinin  
neredeyse tam bir dokunulmazlık içinde denetimleri altında bulundurdukları kimselerin  
haklarını ayaklar altına almaları mümkün hale gelir {Fransa aleyhine Caloc davası, n°  
33951/96, § 89, CEDH 2000-DC, ve Türkiye aleyhine Batı ve diğerleri davası, n° 33097/96 ve  
57834/00, § 134, CEDH 2004-IV (metinden alıntılar).  
Bu davada, bavuranın babası Đnsan Haklan Derneği nezdinde ikâyette bulunmuve bu  
dernek de durumu Đçileri Bakanlığına iletmitir. Daha sonra 22 Mayıs 2001 tarihinde,  
Türkiye Büyük Millet Meclisi Đnsan Haklan Komisyonu Bakanı, Diyarbakır ve Mersin  
savcılıklarını bavuranın babasının iddialarıyla ilgili olarak bilgilendirmitir.  
AÎHM, Mersin Cumhuriyet savcısı tarafından bir soruturma balatıldığını  
gözlemlemektedir. Bavuranın, 28 Kasım 2001 tarihinde istinabe yoluyla dinlendiği ve burada  
ikence gördüğünü beyan ettiği anlaılmaktadır. Savcı, elindeki soruturma dosyası ile Ankara  
ve Diyarbakır'daki gözaltılar ile ilgili dosyayı birbirinden ayırmaya karar vermitir.  
Bununla birlikte, dosyanın içeriğine bakıldığında, Mersin savcılığı tarafından  
balatılan soruturmanın sonucu hakkında bir bilgi bulunmadığı görülmektedir. Diğer taraftan,  
Ankara savcılığının konuyla ilgili bilgilendirilip bilgilendirilmediğini ve Ankara savcılığı  
tarafından bu konuda bir soruturma yapılıp yapılmadığı hakkında herhangi bir bilgi  
verilmemektedir.  
9
Bavuranın vücudunda gözlemlenen yaralanmaların nedeni ile ilgili olarak inandırıcı  
açıklama getiren bir soruturma ve/veya cezai prosedür olmadığından AĐHM, Sözlemenin 3.  
maddesinin usul yönünden ihlâl edildiği kanaatine varmaktadır.  
II. SÖZLEMENĐN 5. MADDESĐNĐN ĐHLÂL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI ÜZERĐNE  
Bavuranlar, tutuklanmalarından sonra sorgulanmak üzere polis merkezlerine sevk  
edilmelerinden ve orada kaldıkları süreden ikâyetçi olmakta ve bu uygulamaya itiraz etmek  
ve bir tazminat elde etmek için hiçbir bavuru yolu bulunmamasından ikayetçi olmaktadırlar.  
Bavuran Mithat Yılmaz, ayrıca gözaltı süresinden de ikâyetçi olmaktadır. Bavuranlar,  
AĐHS'nin 5. maddesinin 3., 4., ve 5. fıkraları ile AĐHS'nin 13. maddesine atıfta  
bulunmaktadırlar.  
AĐHM, bu ikâyetlerin AĐHS'nin 5/1 c), 5/3, 5/4 ve 5/5 maddeleri açısından  
incelenmesinin uygun olduğu kanaatindedir  
A. Kabuledilebilirliğe ilikin  
AĐHM, bavuranlar Alaattin Tonka ve Mehmet Sabır Özdenin'in sorgulanmak üzere  
polis merkezlerine iki kez sevk edildiğini, ilkinin 15 Eylül 2000 ile 25 Ekim 2000 tarihleri  
arasında ve ikincisinin ise 29 Ocak 2001 ile 13 ubat 2001 tarihleri arasında gerçekletiğini  
vurgulamaktadır.  
AĐHM, ikâyet bavurusunun geç yapılmıolması dolayısıyla, ilk sevk edilme  
dönemiyle ilgili olarak bir karar vermesine gerek olmadığı kanaatindedir. Bu konuyla ilgili  
olarak AĐHM, eğer bavuru yolu mevcut değil ise veya mevcut bavuru yolları etkili değil ise,  
Sözlemenin 35/1 maddesinde belirtilen altı aylık sürenin, normal olarak ikayet konusu fiil  
ya da olayların vuku bulduğu tarihte baladığını hatırlatmaktadır (Türkiye aleyhine Bayram ve  
Yıldırım davası (karar), n° 38587/97, CEDH 2002-III). Mevcut davada durum böyledir.  
Bavuranlar, polis merkezlerine konulmalarına itiraz edebilmek için etkili bir bavuru yoluna  
sahip olmamılardır.  
Bu davada, bavuranlar Alaattin Tonka ve Mehmet Sabır Özdemir'in polis  
merkezlerinde tutulmaları en geç 25 Ekim 2000 tarihinde sona ermitir, oysa bavuru  
dilekçesi altı aylık süre geçtikten sonra yani 25 Temmuz 2001 tarihinde verilmitir.  
Bavuranların iddia ettikleri gibi polis merkezlerinde 12 Kasım 2000 tarihine kadar  
tutuldukları kabul edilse bile, altı ay süresi kuralına uyulmadığı görülmektedir. Davanın  
incelenmesi sonunda, altı ay süresinin ilemesinin kesintiye uğramasına veya durmasına  
neden olabilecek herhangi bir özel durum tespit edilememitir. Dolayısıyla, bavurunun bu  
bölümü geç sunulmuolup Sözlemenin 35. maddesinin 1. ve 4. paragrafları uyannca  
reddedilmelidir.  
Taraflarca sunulan argümanların tamamını göz önünde bulunduran AĐHM, diğer  
ikayetlerin bavurunun incelemesinin bu aamasında çözümü mümkün olmayan hukuki ve  
olgusal meseleler gündeme getirdiği, dolayısıyla bu ikayetlerin esastan incelenmesi gerektiği  
kanaatine varmaktadır. Bu itibarla sözkonusu ikayetler AĐHS'nin 35. maddesinin 3. fıkrası  
anlamında açıkça dayanaktan yoksun olarak ilan edilemez. Baka herhangi bir  
kabuledilemezlik gerekçesi tespit edilmemitir.  
10  
B. Esasa ilikin  
/. Sözlemenin 5/1 c) maddesi  
Hükümet, bavuranların polis merkezlerinde tutulmalarının, olayın meydana geldiği  
dönemde yürürlükte olan ulusal mevzuata uygun olduğunu ve bu dönemin klasik bir gözaltı  
olarak değerlendirilmemesi gerektiğini savunmaktadır. Hükümet daha sonra, 430 sayılı Kanun  
Hükmünde Kararname'nin 30 Kasım 2002 tarihinden itibaren, yani olağanüstü halin kesin  
olarak kaldırılmasından sonra, uygulanmadığını eklemektedir.  
AĐHM, daha önce de benzer sorunların bulunduğu davaları incelediğini ve bunlarda  
Sözlemenin 5/1 c) maddesinin ihlâl edildiğini saptadığını vurgulamaktadır (bakınız, diğer  
benzerleri arasından, Türkiye aleyhine Karagöz davası, n° 78027/01, CEDH 2005-...  
(metinden alıntılar),ve Abdulkadir Akta, davasında sözü edilen maddeler). AĐHM, elinde  
bulunan tüm belgelerin incelenmesi sonrasında, Hükümetin bu davada farklı bir sonuca  
varmasını sağlayacak inandırıcı bir olgu ya da kanıt sunmadığı kanaatine varmaktadır.  
AĐHM, bavuran Mithat Yılmaz'in 7 Mart 2001 ile 16 Mart 2001 tarihleri arasında  
gözaltında tutulduğunu gözlemlemektedir. Bu tarihte tutuklanarak Diyarbakır cezaevine sevk  
edilmitir. Cezaevine konulmasından kısa bir süre sonra, sorgulanmak üzere polise teslim  
edilmitir. Polis merkezlerinde kaldığı süre, cezaevine geri gönderildiği 12 Nisan 2001  
tarihine kadar uzatılmıtır. Böylece, yaklaık yirmi yedi gün süreyle kendisini gözaltına  
edeğer bir durumun içerisinde bulmutur.  
Bavuran Alaattin Tonka ve Mehmet Sabır Özdemir'le ilgili olarak ise, AĐHM, 29  
Ocak 2001 tarihinde yedek hakimin bu iki bavuranın sorgulanmaları için on gün süreyle  
Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü'ne sevk edilmelerine izin verdiğini gözlemlemektedir. Yedek  
hakim, 8 ubat 2001 tarihinde bavuranların emniyet müdürlüğünde sorgulanma sürelerini on  
gün süreyle uzatmıtır. Bavuranlara göre, kendileri 13 ubat 2001 tarihinde cezaevine geri  
gönderilmilerdir. Böylece ilgili ahıslar, yaklaık on begün süreyle kendilerini gözaltına  
edeğer bir durumun içerisinde bulmulardır.  
AĐHM'nin daha Önce Karagöz davasında aynı konuyla ilgili olarak verdiği kararda  
vurguladığı gibi, bavuranların tutuklanmalarından sonra polis merkezlerine sevk edilmeleri,  
etkili adlî denetimden uzak bir durum oluturmaktadır. Diğer taraftan, daha önce cezaevine  
konulan bir tutuklunun sorgulanmak üzere kolluk kuvvetlerine teslim edilmesi, gözaltıyla  
ilgili yürürlükte olan mevzuatın devredıı bırakılması anlamına gelmektedir. Tutuklanarak  
cezaevine konulan bavuranlar için de durum böyle olmutur. Bu da, Sözlemenin 5/1 c)  
maddesinde belirtilen yasaya uygunluk artına aykırıdır.  
Dolayısıyla, AĐHS'nin 5/1 c) hükmü ihlâl edilmitir.  
2. Sözlemenin 5/3 maddesi  
Bavuran Mithat Yılmaz, gözaltı süresinden ikâyetçi olmaktadır.  
AĐHM, bavuranın gözaltı süresinin 7 Mart 2001 tarihinde balayıp, 16 Mart 2001  
tarihinde tutuklanmasıyla son bulduğunu vurgulamaktadır. Dolayısıyla sözkonusu gözaltı  
dokuz gün sürmütür.  
AĐHM, Brogan ve diğerleri - Birleik Krallık kararında, toplumu terör suçlarından  
koruma amacı güdülse dahi, ilgilinin yetkili bir hakim karısına çıkarılmaksızm dört gün altı  
ıı  
saat gözaltında tutulmasının, 5/3 maddesinde öngörülen kesin sınırların dıına çıktığına  
hükmetmitir.  
Dolayısıyla AĐHM, bu davada da bavuranın hakim önüne çıkarılmadan önee dokuz  
gün süreyle gözaltında tutulmasının gerekli olduğunu kabul edemez. AĐHM, üstelik,  
bavuranın sorgulanmak üzere emniyet müdürlüğüne gönderildikten sonra yaklaık yirmi yedi  
gün süreyle gözaltına edeğer bir durum içerisinde bulunduğunu gözlemlemektedir.  
Dolayısıyla, bavuran Mithat Yılmaz açısından Sözleme'nin 5/3 maddesi ihlâl  
edilmitir.  
3. Sözlemenin 5/4 maddesi  
Hükümet, bavuranların, sorgulanmak üzere polis merkezlerinde tutulmalarıyla ilgili  
yedek hakimin verdiği karara itiraz edebileceklerini iddia etmektedir. Özel olarak bir bavuru  
yolu belirtmemektedir.  
AĐHM, bavuranların polis merkezlerine 430 sayılı Kanun Hükmünde Kararname  
uyarınca gönderildiklerini ve bu yasa çerçevesinde olağanüstü hal bölge valisinin talebi  
üzerine alman kararlann her türlü adlî denetimi devre dıı bıraktığını kaydetmektedir  
{Karagöz, sözü edilen madde, § 68). Eski Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 298.  
maddesi gereğince bavuranların polis merkezlerine gönderilmesine izin veren yedek hakim  
kararına karı itiraz yolu açıktı. Ancak, bu itiraz yolu, bir özgürlük kısıtlamasına karı uygun  
usul teminatlan sunmamaktaydı, (bakınız, buna örnek olarak, Abdulkadir Akta, sözü edilen  
madde, § 70).  
Dolayısıyla, Sözleme'nin 5/4 maddesi ihlâl edilmitir.  
4. Sözlemenin 5/5 maddesi  
AĐHM, 5. maddenin 1., 2., 3. veya 4. paragraflarına aykırı artlar altında gerçekletirilmiꢀ  
bir özgürlük kısıtlamasından mağdur olan kimsenin tazminat talebinde bulunabilmesi  
durumunda sozkonusu maddenin 5. paragrafına uyulmuolunacağını hatırlatmaktadır  
(Hollanda aleyhine JVassink davası, 27 Eylül 1990 tarihli karar, seri A n° 185-A, sayfa 14, §  
38). Bu nedenle 5. paragrafta ifade edilen tazminat isteme hakkı, ulusal bir merci veya  
Sözleme kurumlannın diğer paragraflardan herhangi birinin ihlâl edildiğini ortaya koymuꢀ  
olmasını gerekli kılar (Đtalya aleyhine N.C. davası [GC], n° 24952/94, § 49, CEDH 2002-X).  
Bu davadaki durum böyledir.  
AĐHM, 466 sayılı kanununun 1. maddesinde, haklannda kovuturma yapılmasına, veya  
beraatlanna veya ceza verilmesine mahal olmadığına karar verilen kiilerin durumu - ki bu  
davada böylesi bir durum sozkonusu değildir- dıındaki tazminata yönelik diğer tüm durumlar  
için özgürlük mahrumiyetinin yasaya aykın olması gerektiği varsayılmıtır. Oysa bu davada,  
ihtilaf konusu tutulma ulusal mevzuata uygun olduğundan, bavuranların bir tazminat elde  
etmeleri mümkün değildi. (Türkiye aleyhine Gürceğiz ve diğerleri davası, n° 30245/02, § 28,  
20 Eylül 2007).  
Dolayısıyla, Sözleme'nin 5/5 maddesi ihlâl edilmitir.  
12  
III. AĐHS'NĐN 6. VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLÂL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI ÜZERĐNE  
Sözleme'nin 6. ve 13. maddelerini öne süren bavuran Mithat Yılmaz, maruz kaldığı kötü  
muameleyle ilgili olarak ikayette bulunabilmesi için etkili bir bavuru yolu bulunmadığından  
ikâyet etmektedir.  
AĐHS'nin 3. maddesi yönünden yaptığı tespiti göz önünde bulunduran AĐHM, bu  
ikâyetleri ayrıca incelemenin gerekli olmadığı kanaatindedir.  
IV. AĐHS'NĐN 8. MADDESĐNĐN ĐHLÂL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI ÜZERĐNE  
Bavuranlar, bir hakim kararma dayanmadığı için evlerinde gerçekletirilen polis  
aramasının Sözlemenin 8. maddesini ihlâl ettiğini ileri sürmektedirler. AĐHM, bavuranlar  
Alaattin Tonka ve Mehmet Sabır Özdemir'in bulunduğu apartmanlarda yapılan polis  
aramasınm Devlet Güvenlik Mahkemesi yardımcı hakiminin verdiği emir üzerine  
gerçekletirildiğini vurgulamaktadır. Diğer taraftan, bavuran Mithat Yılmaz'm oturduğu evde  
hiçbir polis araması yapılmamıtır.  
Dolayısıyla, bu ikâyet açıkça dayanaktan yoksun olduğundan Sözlemenin 35.  
maddesinin 3, ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.  
V. AĐHS'NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Bavuranların her biri maruz kaldıkları maddi zarar için 10.000 Euro ve manevi zarar için  
10.000 Euro talep etmektedir.  
Hükümet, sözkonusu iddialara karı çıkmaktadır.  
AĐHM, tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi tazminat arasında illiyet bağı bulunmadığını  
gözlemlemektedir. Bu nedenle AĐHM, sözkonusu talebi reddetmektedir.  
Buna karın AĐHM, bavuranların belli bir manevi zarara maruz kaldıkları kanaatindedir.  
AĐHM, hakkaniyete uygun olarak, sırasıyla, bavuranlar Alaattin Tonka ve Mehmet Sabır  
Özdemir'e 3.000 Euro ve Mithat Yılmaz'a 8.000 Euro manevi tazminat ödenmesine  
hükmetmektedir.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuranlar, yargılama masraf giderlerine ilikin olarak hiçbir tazminat talebinde  
bulunmamılardır.  
Bu durumda AĐHM, bavuranlara yargılama masraf ve giderleri olarak tazminat ödenmesinin  
gerekli olmadığı kanaatindedir.  
C. Gecikme faizi  
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası'nm marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç  
puanlık bir artıeklenerek belirlenecektir.  
13  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavurunun (yalnızca bavuran Mithat Yılmaz'a ilikin olarak) AIHS'nin 3. ve 5/3  
maddeleri kapsamında yapılan ikayetler ile (bavuranların tamamı için) AIHS'nin 5/1  
c), 5/4 ve 5/5 maddeleri kapsamında ikayetlere ilikin kısmının kabuledilebilir,  
bavurunun geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;  
2. Bavuran Mithat Yılmaz'a ilikin olarak AIHS'nin 3. maddesinin esas bakımından ihlal  
edilmediğine;  
3. Bavuran Mithat Yılmaz'a ilikin olarak AĐHS'nin 3. maddesinin usul bakımından ihlal  
edildiğine;  
4. Bavuran, Mithat Yılmaz'a ilikin olarak AĐHS'nin 5/3 maddesinin ihlal edildiğine;  
5. Bavuranların tamamı için AĐHS'nin 5/1 c), 5/4 ve 5/5 maddelerinin ihlal edildiğine;  
6. a) AĐHS'nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödeme tarihindeki döviz  
kuru üzerinden YTL' ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından bavuran  
Mithat Yılmaz'a 8.000 Euro (sekiz bin Euro) ve bavuranlar Alaattin Tonka ve Mehmet  
Sabır Özdemir'e 3.000'er Euro (üç bin Euro) manevi tazminat ödenmesine; b)  
sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası'nm o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
7. Adil tatmine ilikin diğer tüm taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM'nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 22 Temmuz 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
14