B. Esasa iliꢀkin
Baꢀvuran, birbirini takip eden gözaltılarda kötü muamele gördüğü ve bundan sorumlu
memurlarla ilgili hiçbir cezai soruꢀturma baꢀlatılmadığı yönündeki iddialarını
tekrarlamaktadır. Yakalanma koꢀullarıyla ilgili olarak hiçbir açıklama getirmemektedir.
Hükümet, baꢀvuranın iddialarının mesnetsiz olduğunu savunmaktadır. Hükümete göre,
baꢀvuranın vücudunda gözlemlenen izler, ilgili ꢀahsın kendisini yakalayan polis memuruna
yönelik saldırgan tutumu sonucunda güç kullanılmak zorunda kalınmasından
kaynaklanmaktadır. Polis memurları tarafından kullanılan ꢀiddetin tamamen orantılı olduğunu
vurgulayan Hükümet,; bu iddiasını baꢀvuranın tutuklandıktan sonra geçirildiği doktor
muayenesinde düzenlenen rapora dayandırmaktadır. Hükümet ayrıca, daha sonraki doktor
muayenelerinde baꢀvuranın vücudunda baꢀka bir yara izine rastlanmadığını ve baꢀvuranın bu
raporlara hiçbir zaman itiraz etmediğini hatırlatmaktadır. Hükümet, baꢀvuranın AĐHM
huzurunda tutuklanmasının hangi ꢀartlarda gerçekleꢀtiği hakkında bilgi vermeyi kasten ihmal
ettiğine dikkat çekmektedir. Son olarak Hükümet, ulusal makamlar tarafından etkili bir
soruꢀturma yapıldığını savunmaktadır.
1. Kötü muamele iddiaları üzerine
Kötü muamele iddiaları uygun kanıt unsurlarına dayandırılmalıdır. (bakınız, mutatis
mutandis, Klaas - Almanya, 22 eylül 1993 tarihli karar, seri A n° 269, sayfalar 17-18, prg. 30).
Đddia edilen olayların gerçekliğini tespit etmek için AĐHM « her türlü makul ꢀüpheden uzak »
kanıt kriterine baꢀvurmaktadır; böylesi bir kanıt, yeterince ciddi, açık ve tutarlı emarelerden ya
da aksi ispat edilemeyen birtakım karinelerden de oluꢀabilir {Đrlanda -Birleꢀik Krallık, 18
Ocak 1978 tarihli karar, seri A n° 25, sayfalar 64-65, § 1.61 in fine, ve Labita - Đtalya [GC], n°
26772/95, prg. 121, CEDH 2000-IV).
AĐHMnin kanaatine göre, bir kimse sıhhatli bir ꢀekilde alındığı gözaltından yaralı bir
ꢀekilde çıkıyor ise, devletin bu yaralanmaların nedeniyle ilgili makul bir açıklama yapması
gerekmektedir. Aksi takdirde, AĐHS'nin 3. maddesinin uygulanması gerekecektir (bakınız,
diğerleri arasında, Fransa aleyhine Selmouni davası [GC], iı° 25803/94, §87, CEDH 1999-V).
Bu davada, baꢀvuran 7 Mart 2001 tarihinde yakalanmıꢀtır. Yakalanmasından hemen
sonra yapılan doktor muayenesi neticesinde kafasında, boynunda ve sırtında kızarıklık ve
bereler tespit edilmiꢀtir.
Taraflar, ilgili ꢀahısın tutuklanması sırasında baꢀvuran ile polis memurları arasında
ağız dalaꢀı yaꢀandığına itiraz etmemektedirler. Hükümete göre, baꢀvuran tutuklandığı sırada
kolundan yakalayan polis memuruna kafa atmıꢀ ve daha sonra kaçmaya çalıꢀmıꢀtır. Đlgili
ꢀahıs, polis memurlan tarafından yere yatırılmıꢀ ve aralarında küçük çaplı bir kavga meydana
gelmiꢀtir. Baꢀvuran ise, tutuklanma koꢀullarıyla ilgili olarak AĐHM'ye hiçbir açıklayıcı bilgi
sunmamaktadır. Bununla beraber, 16 Mart 2001 tarihinde Diyarbakır Cumhuriyet savcısına
verdiği ifadede, baꢀvuran düꢀtüğünü ve düꢀerken bir polis memurunu da beraberinde
düꢀürdüğünü kabul etmiꢀtir.
Bu ꢀartlar altında AĐHM, 7 Mart 2002 tarihinde gerçekleꢀtirilen doktor muayenesinde,
baꢀvuranın vücudunda tespit edilen yara izlerinin kaynağı ile ilgili olarak ꢀüphe yaratacak bir
durum görmemekte ve bu yaraların ilgili ꢀahsın polis memuruyla giriꢀtiği arbede sonrasında
oluꢀtuklarını düꢀünmektedir (Klaas, sözü edilen madde, § 30). AĐHM, baꢀvuranın yalnızca
7