süreden yararlanabilirler (Hornsby, adıgeçen karar, § 43). Buna karşılık AİHM, bu kararın
yürütülmesi için 1994’ten bu yana geçen zamanın aşırı olduğunu düşünmektedir.
Hükümetin savunmasına gelince AİHM, demokratik bir toplumun temel ilkelerinden
biri olan hukukun üstünlüğü ilkesinin, Sözleşme’nin tüm maddelerinin özünde bulunduğunu
(Bkz., Belvedere Alberghiera-İtalya, no: 31524/96, § 63. CEDH 2000-VI, ve Amuur-Fransa,
25 Haziran 1996 tarihli karar, Derleme 1996-III, s. 850-851, § 50) ve Devletin veya bir Devlet
merciinin, aleyhlerine verilen karar ve hükümlere uymakla yükümlü olduklarını ifade ettiğini
hatırlatır (bkz., mutatis mutandis, Hornsby, adıgeçen karar, § 41). Sonuç olarak İcra
Dairesi’nde bir çok kez girişimlerde bulunan başvuran, sözkonusu ödemenin yapılması için
İdareye başvurmamış olmakla eleştirilemez. Dahası Hükümet, İdarenin başvurana sözkonusu
tazminatı yapmaya hazır olduğunu bildirdiğini ortaya koymamıştır. 20 Aralık 1995 tarihinden
itibaren ödemeyi gerçekleştirmek için gereken bütçeye sahip olan borçlu İdarenin harekete
geçmeyişi, herhangi bir biçimde makul olarak açıklanamamıştır.
Ulusal makamlar 1994 yılından bu yana, kesinleşmiş bir yargı kararına uygun
davranmak için gereken önlemleri almaktan kaçınarak, AİHS’nin 6§1 maddesinin
hükümlerini her türlü yararlı sonucundan yoksun bırakmıştır.
Sonuç olarak AİHS’nin 6§1 maddesi ihlal edilmiştir.
B. 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesinin ihlali hakkında
Başvuran bir yandan, İdareyi kendisine ek tazminat ödemeye mahkum eden mahkeme
kararının uygulanmamasından dolayı mülkiyet kaybına uğradığından şikayetçi olmakta, diğer
yandan ise gecikme faizinin, enflasyon oranı ile karşılaştırıldığında yetersiz kalmasından
ötürü sözkonusu tazminatın daha da değer kaybettiğinden yakınmaktadır. Bu itibarla
başvuran1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesine atıfta bulunmaktadır.
Hükümet bu sava karşı çıkmakta ve İdarede bekletilen bir hesaba aktarılan ek tazminat
tutarının, ilgili kişinin İdareden bu yönde bir talebi olmadığı için ödenmeden kaldığını
belirtmektedir.
Başvuran icra usullerinin de sonuçsuz kaldığını ve sözkonusu tazminatı almak için
başka hiçbir yolunun kalmadığını ileri sürmektedir.
AİHM, arazisi kamulaştırılan başvuranın, kendisine ek tazminat ödenmesi yönünde
karar veren Asliye Hukuk Mahkemesi’ndeki davayı kazandığını gözlemlemektedir. Bu
hüküm Yargıtay’ın 13 Nisan 1994 tarihli kararıyla kesinleşmesine karşın, kamulaştırmayı
yapan İdare bu kararı uygulamaya koymak üzere bu güne kadar hiçbir ödeme yapmamıştır.
Dolayısıyla bu koşullar, 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesinin ilk cümlesinde belirtildiği
şekliyle başvuranın mülkiyet hakkına yönelik bir müdahale olarak değerlendirilmelidir.
Hükümet’in savunması konusunda ise AİHM, yukarıda bu hususa ilişkin paragraftaki
genel düşünme biçimine gönderme yapmakta ve başvuranın İcra Dairesi’ne başvurmakla,
sözkonusu ödemenin yapılması için yeterince özenli davrandığı kanaatinde olduğunu
belirtmektedir.
AİHM, 1994 yılından bu yana İdarenin ek tazminatı ödemeyişinin, ulusal mevzuatta
kamulaştırma sonrası tazminat için öngörülen usul ve biçimler çerçevesine dahil