TUNCAY – TÜRKĐYE KARARI
Somut davada baꢀvuranın arsayı aldığı dönemde belirlenmiꢀ bir kıyı ꢀeridinin bulunması
ve baꢀvuranın arsanın durumuyla ilgili yukarıda bahsedilen gerçeklerden haberdar olmadığını
değerlendirmenin mümkün olmayıꢀı nedeniyle baꢀvuranın iyi niyetinin ꢀüpheli olduğunu
iddia etmiꢀlerdir.
Baꢀvuran mülkü satın aldığı 1980 yılında arsanın bir üçüncü ꢀahsın adına kayıtlı
olduğunu ve özel mülkiyeti yasaklayan bir kısıtlama bulunmadığını ifade etmiꢀtir. Sözkonusu
devlet kayıtlarına dayanarak ihtilaflı arsayı satın almıꢀtır. Aynı zamanda arsanın emlak
vergilerini satıꢀ sırasında ve o zamandan beri düzenli olarak defterdarlık ve Samandağ
Belediyesi’ne ödediğini belirtmiꢀtir. Arsayı kanunsuz olarak üçüncü ꢀahıslar adına kaydettiği
için arsanın kaybının tazmin edilmesinin devletin sorumluluğu olduğunu savunmuꢀtur.
2. AĐHM’nin değerlendirmesi
1 No.’lu Protokol’ün 1. maddesi anlamı dahilinde mal ve mülkten yoksun bırakmanın
gerçekleꢀip gerçekleꢀmediğini belirlerken, mülkün kamulaꢀtırıldığının mı yoksa mülke resmi
olarak el mi koyulduğunun değerlendirilmesi ve bununla birlikte görünenlerin ardına bakılıp
ꢀikayet konusu durumun gerçeklerinin incelenmesi gereklidir. AĐHS’nin maksadı “pratik ve
etkili” hakları güvence altına almak olduğuna göre, durumun de facto kamulaꢀtırmaya varıp
varmadığı tespit edilmelidir (bkz. Sporrong ve Lönnroth – Đsveç, A Serisi no. 52).
Bu bağlamda, AĐHM, bir kiꢀiyi mülkünden yoksun bırakan bir önlemin hem “kamu
yararına” meꢀru bir amaç gütmesi gerektiğini hem de baꢀvurulan yollar ve gerçekleꢀtirilmesi
amaçlanan hedef arasına makul bir oran iliꢀkisi olması gerektiğini hatırlatır (ibidem, § 69).
Sözkonusu kiꢀinin “kiꢀisel ve haddinden fazla yük” taꢀımak zorunda kalmıꢀ olduğu durumda
gerekli denge kurulamayacaktır (ibidem, § 73).
Sözleꢀmeye taraf olan devletlerin yasal sistemleri uyarınca, tazminat ödemesi olmadan
kamu yararına mala el koymanın ancak, sözkonusu dava ile ilgisi olmayan, istisnai
durumlarda haklı olarak kabul edilebileceğini yineler. 1 No.’lu Protokol’ün 1. maddesince
sağlanan mülkiyet hakkının korunması, eꢀdeğerde herhangi bir ilkenin mevcut olmaması
halinde büyük ölçüde boꢀ ve etkisiz olur (Lithgow ve Diğerleri – Đngiltere, A Serisi no. 102, §
128).
Somut davada, AĐHM, baꢀvuranın, tartıꢀma konusu arsayı 1980 yılında Samandağ
Belediyesi’nden aldığını ve arsanın, kesintisiz olarak, 2001 yılına kadar adına kayıtlı
bulunduğunu gözlemlemektedir. Arsanın alındığı tarihte, kayıtlarda, kiꢀilere böyle bir
mülkiyeti yasaklayan herhangi bir uyarı bulunmuyordu ve gerçekte Belediye tarafından bir
üçüncü ꢀahısa da satılmıꢀtı. Tapu senedi, 19 Nisan 2001 tarihinde Yargıtay tarafından onanan
Samandağ Hukuk Mahkemesi’nin 16 Aralık 1999 tarihli kararı ile Hazine’ye devredilmiꢀtir.
Bu nedenle, yerel mahkemelerin kararı, 1 No.’lu Protokol’ün 1. maddesinin ikinci cümlesi
anlamı dahilinde baꢀvuranı açıkça mülkiyetinden yoksun bırakmıꢀtır (bkz. üzerinde gerekli
değiꢀiklikler yapıldıktan sonra, Brumărescu – Romanya [BD], no. 28342/95).
AĐHM, Samandağ Hukuk Mahkemesi’nin, arsayı Hazine adına tescil etme kararının
kanun tarafından öngörüldüğünü kaydeder. Zira, bu karar, Kıyı Kanunu hükümlerine,
Anayasa’nın 43. maddesine, Tapu Kanunu’nun 33. maddesine ve Kadastro Kanunu’nun 16.
maddesine dayanmıꢀ ve Anayasa Mahkemesi’nin içtihatları ile doğrultulu olmuꢀtur. Ayrıca,
mülkiyetten yoksun bırakmanın kamu yararına olduğunun taraflar arasında anlaꢀmazlık
4