COUNCIL  
AVRUPA  
OF EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
TUNCAY – TÜRKĐYE  
(B a vuru no. 1250/02)  
KARAR  
STRAZBURG  
12 Aralık 2006  
NĐHAĐ  
Bu karar AĐHS’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen artlarda kesinlik kazanacaktır.  
Ancak, ekle ilikin değiiklik yapılabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
TUNCAY – TÜRKĐYE KARARI  
USUL  
Dava, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözlemesi’nin (“Sözleme”) 34. maddesi  
uyarınca, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, Mehmet Sait Tuncay (“bavuran”) adlı Türk  
vatandaı tarafından, 5 Kasım 2001 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne yapılan  
bavurudan (no. 1250/02) kaynaklanmaktadır.  
OLAYLAR  
DAVA OLAYLARI  
Bavuran 1948 doğumludur ve Hatay’da yaamaktadır.  
Bavuran 14 Mayıs 1980 tarihinde Hatay’da bir üçüncü ahıstan arsa satın almıve tapu  
siciline kendisi adına kaydettirmitir. Tapu kayıtlarına göre arsanın ilk sahibi, 1965 yılında  
alan Samandağ Belediyesi idi. Arsa, 1968 yılında Belediye tarafından üçüncü ahıslara  
satılmı, bavuran da arsayı bir üçüncü ahıstan almıtır.  
1976 yılında Đmar ve Đskân Bakanlığı arazi tesviye faaliyetleri yürütmüve arsanın  
bulunduğu bölgedeki kıyı eridini belirlemitir.  
Bavuran, satın almasını takiben arsaya turistik tesis olarak kullanılmak üzere bir bina  
ina ettirmi, 1995 yılında Samandağ Belediyesi’nden gerekli izni aldıktan sonra lokanta  
olarak hizmete açmıtır.  
26 Haziran 1995 tarihinde, Hazine adına hareket eden Samandağ Belediyesi 3621 sayılı  
kanuna (Kıyı Kanunu, 4 Nisan 1990) dayanarak, Samandağ Asliye Hukuk Mahkemesi’nden  
bavuranın arsasının kıyı eridi içinde olup olmadığını belirlemesini talep etmitir.  
29 Haziran 1995 tarihinde Mahkeme tarafından görevlendirilen bir jeomorfolog, bir  
harita uzmanı ve bir ziraat mühendisinden oluan bilirkii heyeti, arsayı incelemive arsanın  
kıyı eridinin içinde olduğu sonucuna varmıtır.  
5 Temmuz 1995 tarihinde Hazine adına hareket eden Samandağ Belediyesi, Samandağ  
Asliye Hukuk Mahkemesi’nde dava açarak bavuranın arazinin mülkiyetine ilikin tapu  
kaydının silinmesini talep etmitir. Ayrıca Belediye, Mahkemeden arazinin dava  
sonuçlanıncaya kadar devrini engellemek için bir emir çıkarmasını talep etmitir.  
9 Eylül 1996 tarihinde, bavuran, mahkemeye 29 Haziran 1995 tarihli bilirkii raporuna  
itiraz eden bir dilekçe sunmutur. Bilirkii raporunun arsa üzerindeki yapıları dikkate  
almaktan yoksun olması sebebiyle tapu kaydının silinmesi için dayanak olarak kabul  
edilemeyeceğini öne sürmütür. Ayrıca Belediyenin bir kalkınma planını yürürlüğe sokarak  
bölgede yapı ina edilmesini tevik ettiğini öne sürmütür.  
Mahkeme, baka bir bilirkii heyetinin görüüne bavurma kararı almıtır. Đkinci  
incelemeyi takiben heyet 14 Eylül 1998 tarihinde birinci raporu teyit etmitir.  
1
TUNCAY – TÜRKĐYE KARARI  
16 Aralık 1999 tarihinde Samandağ Asliye Hukuk Mahkemesi Hazine’nin talebini  
onamıve tapu kaydının silinmesini kararlatırmıtır. Aynı zamanda bavuranın davacının  
yasal masraflarını tazmin etmesi talimatını vermitir.  
Mahkemenin nihai kararındaki muhakemesinin özeti u ekildedir:  
“Kıyı eridinin belirlendiği dönemde 6785 sayılı Đmar Kanunu (9 Temmuz 1956) yürürlükteydi. 6785  
sayılı Kanun’un 105. maddesinde yer alan kıyı eridi tanımı 3621 sayılı Kıyı Kanunu’ndaki tanıma  
benzerlik göstermektedir. Anayasanın 43. maddesi kıyıların Devletin tasarrufunda olduğunu  
belirtmektedir. Bu ifade aynı zamanda Medeni Kanun’un 641. maddesinde, Tapu Kanunu’nun 33.  
maddesinde ve Kadastro Kanunu’nun 16. maddesinde de tespit edilmitir. Bu yüzden kıyılar özel  
mülkiyet haklarına tabi olamaz. 25 ubat 1986 ve 18 Eylül 1991 tarihli Anayasa Mahkemesi  
kararlarında da belirtildiği üzere bu araziler üzerinde yapı inası ve bu yapıların iyi niyetle kullanılması  
bu kurala istisna oluturamaz.  
Yukarıdakilerin ıığında Mahkeme, bavuranın adına düzenlenmitapu kaydının silinmesini  
kararlatırmıtır. Ayrıca mahkeme, karar kesinlik kazanana kadar ara tedbirlerin uzatılmasına  
hükmeder.”  
Bavuran karara itiraz etmi, bahse konu mülk üzerinde yetkililerce kabul edilmesi  
zorunlu olan kazanılmıhaklarının bulunduğunu iddia etmitir. Arsayı tapu kayıtlarına göre  
satın almıolduğunu ve arsanın tescilinden bu yana Samandağ Belediyesi’ne emlak vergisi  
ödediğini ileri sürmütür. Ayrıca arsa üzerine bir lokanta inası ve iletmesi için Belediyeden  
gerekli izni almıtır. Bavuran buna ek olarak bilirkii heyetinin kıyı eridinin tayininde hata  
yapmıolduğunu iddia etmitir.  
3 Ekim 2000 tarihinde Yargıtay, bilirkii raporları ve bu konudaki yerlemiiçtihadın  
ıığında Samandağ Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kararını onamıtır.  
19 Nisan 2001 tarihinde Yargıtay bavuranın kararın düzeltilmesi talebini Hukuk  
Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 440. maddesindeki artların hiçbirinin davada mevcut  
olmaması nedeniyle reddetmitir. Karar, 23 Mayıs 2001 tarihinde bavurana tebliğ edilmitir.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 1 NO’LU PROTOKOLÜNÜN 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran, 1 No’lu Protokol’ün 1. Maddesi’nin ihlal edilerek, kendisine tazminat  
ödenmeden arsasından yoksun bırakıldığı hususunda ikayette bulunmutur. 1 No’lu  
Protokol’ün 1. Maddesi’ne göre:  
“Her gerçek ve tüzel kiinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır.  
Herhangi bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koullara ve uluslararası  
hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.  
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek  
veya vergilerin ya da baka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli  
gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.”  
2
TUNCAY – TÜRKĐYE KARARI  
A. Kabuledilebilirlik  
Hükümet öncelikle iç hukukta mevcut idari ve medeni yollardan gerektiği gibi  
faydalanamaması nedeniyle bavuranın AĐHS’nin 35 § 1. maddesinde zorunlu tutulan iç  
hukuk yollarını tüketmemiolduğunu öne sürmütür.  
Bavuran, mülkiyet hakkı ile ilgili olarak iç hukukta etkili yollar bulunmadığını öne  
sürmütür.  
AĐHM, Hükümet’in gösterdiği medeni ve idari hukuk yollarının, bavurana, tapu  
sicilinde kendi adına olan kaydın ancak kanuna aykırı olarak geçersiz kılınması durumunda  
tazminat yolu açabileceğini gözlemlemektedir. Ancak Samandağ Asliye Hukuk Mahkemesi,  
sözkonusu arazinin kıyı eridinde olması nedeniyle Devlet’in yetkisinde olması gerektiği  
kararını vererek, bavuranın tapusunu Kıyı Kanunu’na göre geçersiz kılmıtır. Bu nedenle  
sözkonusu ön itiraz reddedilmelidir. AĐHM, ayrıca, bavurunun diğer bakımlardan  
kabuledilmez olmadığını, bu nedenle kabuledilebilir ilan edilmesi gerektiğini kaydetmitir.  
Hükümet ikinci olarak, bavurunun AĐHS’nin 35 § 1. Maddesi uyarınca altı aylık süre  
sınırlamasına uymaması gerekçesiyle, AĐHM’nin bavuruyu reddetmesini istemitir.  
Bavuranın, arsanın tapu sicil kaydının silinmesi ile ilgili davanın açılmasından itibaren altı  
ay içinde AĐHM’ye bavurması gerektiğini öne sürmülerdir.  
AĐHM, yerel makamların nihai kararlarının 19 Nisan 2001 tarihinde alınıp kararın  
kendisine 23 Mayıs 2001 tarihinde tebliğ edilmesi nedeniyle bavuranın, 5 Kasım 2001  
tarihinde AĐHM’ye bavurmakla, AĐHS’nin 35 § 1. Maddesi’nde belirlenen koula riayet  
etmiolduğunu kaydetmektedir.  
Dolayısıyla Mahkeme Hükümetin altı ay kuralı ile ilgili bu ön itirazını reddeder. AĐHM,  
ayrıca, bavurunun diğer bakımlardan kabuledilmez olmadığını, bu nedenle kabuledilebilir  
ilan edilmesi gerektiğini kaydeder.  
B. Esaslar  
1. AĐHM’ye sunulan savunma  
Hükümet, Anayasa’ya göre, kıyıların devlete ait olduğunu ve hiçbir zaman özel  
mülkiyet konusu olamayacaklarını savunmutur. Bavuranın tapusunun iptal edilmesiyle,  
Samandağ Birinci Derece Mahkemesi’nin aslında kanuna aykırı bir durumu düzelttiğini öne  
sürmütür. Ayrıca Hükümet, zaten Devlet’e ait olan mülkün kamulatırılması mümkün  
olmadığından, bavurana, tapusunun geçersiz kılınmasına istinaden tazminat  
ödenemeyeceğini iddia etmitir.  
Hükümet ayrıca arsanın kıyı eridine dahil olduğunun bavuran mülkü satın almadan  
önce, 1976 yılında belirlendiğini ve sahil eridinde olduğu için tapuda plaj olarak  
kaydedildiğini savunmulardır. Bavuran, devlete ait olan kıyıda yer alan bir mülkün  
kullanımının özel mülkiyet getirmeyeceğinin farkında olmalıydı. Bu nedenle tapu kaydında  
bavuranın adının bulunması Anayasa ve sözkonusu zamanda yürürlükte olan kanunlara  
aykırı idi ve yasadıı edinim Samandağ Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından düzeltilmitir.  
3
TUNCAY – TÜRKĐYE KARARI  
Somut davada bavuranın arsayı aldığı dönemde belirlenmibir kıyı eridinin bulunması  
ve bavuranın arsanın durumuyla ilgili yukarıda bahsedilen gerçeklerden haberdar olmadığını  
değerlendirmenin mümkün olmayıı nedeniyle bavuranın iyi niyetinin üpheli olduğunu  
iddia etmilerdir.  
Bavuran mülkü satın aldığı 1980 yılında arsanın bir üçüncü ahsın adına kayıtlı  
olduğunu ve özel mülkiyeti yasaklayan bir kısıtlama bulunmadığını ifade etmitir. Sözkonusu  
devlet kayıtlarına dayanarak ihtilaflı arsayı satın almıtır. Aynı zamanda arsanın emlak  
vergilerini satısırasında ve o zamandan beri düzenli olarak defterdarlık ve Samandağ  
Belediyesi’ne ödediğini belirtmitir. Arsayı kanunsuz olarak üçüncü ahıslar adına kaydettiği  
için arsanın kaybının tazmin edilmesinin devletin sorumluluğu olduğunu savunmutur.  
2. AĐHM’nin değerlendirmesi  
1 No.’lu Protokol’ün 1. maddesi anlamı dahilinde mal ve mülkten yoksun bırakmanın  
gerçekleip gerçeklemediğini belirlerken, mülkün kamulatırıldığının mı yoksa mülke resmi  
olarak el mi koyulduğunun değerlendirilmesi ve bununla birlikte görünenlerin ardına bakılıp  
ikayet konusu durumun gerçeklerinin incelenmesi gereklidir. AĐHS’nin maksadı “pratik ve  
etkili” hakları güvence altına almak olduğuna göre, durumun de facto kamulatırmaya varıp  
varmağı tespit edilmelidir (bkz. Sporrong ve Lönnroth – Đsveç, A Serisi no. 52).  
Bu bağlamda, AĐHM, bir kiiyi mülkünden yoksun bırakan bir önlemin hem “kamu  
yararına” meru bir amaç gütmesi gerektiğini hem de bavurulan yollar ve gerçekletirilmesi  
amaçlanan hedef arasına makul bir oran ilikisi olması gerektiğini hatırlatır (ibidem, § 69).  
Sözkonusu kiinin “kiisel ve haddinden fazla yük” taımak zorunda kalmıolduğu durumda  
gerekli denge kurulamayacaktır (ibidem, § 73).  
Sözlemeye taraf olan devletlerin yasal sistemleri uyarınca, tazminat ödemesi olmadan  
kamu yararına mala el koymanın ancak, sözkonusu dava ile ilgisi olmayan, istisnai  
durumlarda haklı olarak kabul edilebileceğini yineler. 1 No.’lu Protokol’ün 1. maddesince  
sağlanan mülkiyet hakkının korunması, edeğerde herhangi bir ilkenin mevcut olmaması  
halinde büyük ölçüde bove etkisiz olur (Lithgow ve Diğerleri – Đngiltere, A Serisi no. 102, §  
128).  
Somut davada, AĐHM, bavuranın, tartıma konusu arsayı 1980 yılında Samandağ  
Belediyesi’nden aldığını ve arsanın, kesintisiz olarak, 2001 yılına kadar adına kayıtlı  
bulunduğunu gözlemlemektedir. Arsanın alındığı tarihte, kayıtlarda, kiilere böyle bir  
mülkiyeti yasaklayan herhangi bir uyarı bulunmuyordu ve gerçekte Belediye tarafından bir  
üçüncü ahısa da satılmıtı. Tapu senedi, 19 Nisan 2001 tarihinde Yargıtay tarafından onanan  
Samandağ Hukuk Mahkemesi’nin 16 Aralık 1999 tarihli kararı ile Hazine’ye devredilmitir.  
Bu nedenle, yerel mahkemelerin kararı, 1 No.’lu Protokol’ün 1. maddesinin ikinci cümlesi  
anlamı dahilinde bavuranı açıkça mülkiyetinden yoksun bırakmıtır (bkz. üzerinde gerekli  
değiiklikler yapıldıktan sonra, Brumărescu – Romanya [BD], no. 28342/95).  
AĐHM, Samandağ Hukuk Mahkemesi’nin, arsayı Hazine adına tescil etme kararının  
kanun tarafından öngörüldüğünü kaydeder. Zira, bu karar, Kıyı Kanunu hükümlerine,  
Anayasa’nın 43. maddesine, Tapu Kanunu’nun 33. maddesine ve Kadastro Kanunu’nun 16.  
maddesine dayanmıve Anayasa Mahkemesi’nin içtihatları ile doğrultulu olmutur. Ayrıca,  
mülkiyetten yoksun bırakmanın kamu yararına olduğunun taraflar arasında anlamazlık  
4
TUNCAY – TÜRKĐYE KARARI  
konusu olmadığını kaydetmektedir. Bu gerçek aynı zamanda yerel mahkemelerin kararında da  
kaydedilmitir. Ancak, bavuran, tapusunun Hazine’ye devredilmesine karılık herhangi bir  
tazminat almamıtır ve Hükümet, bu tutumu haklı çıkarabilecek ikna edici herhangi bir unsura  
atıfta bulunmamıtır.  
AĐHM, mülkiyetine karılık olarak yeterli tazminatın ödenmediği bu durumda, kanun  
tarafından öngörülmesine rağmen, sözkonusu müdahalenin, kamu yararı gerekleri ve kiinin  
temel haklarının korunması gerekleri arasında adil bir denge sağlamadığını  
değerlendirmektedir (bkz. üzerinde gerekli değiiklikler yapıldıktan sonra, N.A. ve Diğerleri –  
Türkiye, no. 37451/97).  
Sonuç olarak Mahkeme, AĐHS’nin 1 No.’lu Potokolünün 1. maddesinin ihlal edildiği  
kararına varır.  
II. AĐHS’NĐN DĐĞER MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran AĐHS’nin 5, 6, 7, 14, 17 ve 18. maddelerinin ihlal edilmesinden ikayetçi  
olmutur.  
Bu bağlamda, takibat sırasında kanunen korunmadığını ve ulusal mahkemenin kararının  
ayrıntılı muhakemeden yoksun olduğu, bu yüzden ikna edicilikten uzak olduğunu iddia  
etmitir. Ayrıca ulusal mahkemenin kararını mülkü satın aldığı tarihte mevcut olmayan bir  
kanuna dayandırdığını ve devletin de kıyı eridinde yapı ina ettiğini savunmutur.  
Hükümet iddiaları reddetmitir.  
Mahkemeye sunulan bilgilerin incelenmesinden sözkonusu maddelerin ihlal edildiği  
görülmemitir. Mahkeme, bavurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun ve AĐHS’nin 35  
§§ 3 ve 4 maddeleri uyarınca kabuledilmez olduğunu belirtir.  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. maddesi aağıda çıkarılmıtır:  
“Mahkeme ibu Sözleme ve protokollarının ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözlemeci  
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete  
uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
Bavuran, maddi zararları için 375,393 Amerikan Doları (USD) tazminat talep etmitir.  
Maddi tazminat talebini, 17 Haziran 2005 tarihli, bavuranın isteği üzerine hazırlanmıve  
Samandağ Asliye Hukuk Mahkemesi’ne sunulmubir bilirkii raporuna dayandırmıtır.  
Sözkonusu rapora göre, ihtilaflı toprağın değeri, 504,3181 Yeni Türk Lirasıdır. Ayrıca manevi  
zararları için 100,000 Amerikan Doları talep etmitir.  
Hükümet, 16 Aralık 2005 tarihli bilirkii raporu sonuçlarına itiraz etmitir. Toprağın, bir  
inaat mühendisi yerine bir jeolog ve bir jeomorfolog tarafından değerlendirilmesi gerektiğini  
ileri sürmütür. Ayrıca, bu nitelikteki bir toprağın piyasa değerinin olamayacağını iddia  
1 17 Haziran 2005 tarihinde 303,806 Euro’ya denk gelmektedir.  
5
TUNCAY – TÜRKĐYE KARARI  
etmitir. Ek olarak bavuranın manevi tazminat talebinin haddinden fazla olduğunu  
savunmulardır.  
AĐHM, tespit edilen ihlalin temelinin, el koymanın yasa dıılığından ziyade tazminat  
eksikliği olması durumunda, tazminatın mülkün tam değerini yansıtmasının gerekli  
olmadığını yineler (I.R.S ve Diğerleri – Türkiye (adil tazmin), no. 26338/95). Bu nedenle,  
bavuranın tazminat alma hususundaki yasal beklentilerini karılayacak bir meblağın  
belirlenmesini uygun bulur (Scordino – Đtalya (no. 1) [BD], no. 36813/97, Stornaiuolo –  
Đtalya, no. 52980/99 ve Doğrusöz ve Aslan – Türkiye, no. 1262/02).  
Yukarıda kaydedilenler ıığında AĐHM bavurana maddi zarar için toplam 200,000 Euro  
ödenmesine karar vermitir.  
Bavuranın manevi tazmin talebine ilikin olarak AĐHM, sözkonusu dava koullarında,  
ihlal tespitinin yeterli adil tazmin tekil ettiğine hükmeder (Doğrusöz ve Aslan, yukarıda  
anılan).  
B. Mahkeme masrafları  
Bavuran 10,000 Amerikan Doları artı tazminat olarak alınan miktarın %17’sine tekabül  
eden miktarı temsilcisinin ücreti olarak talep etmitir. Bu bağlamda kendisi ile temsilcisi  
arasında imzalan sözlemeye atıfta bulunmutur.  
Hükümet talebe itiraz etmi, ne davanın karmaıklığı ne de ülkenin ekonomik ve sosyal  
gerçeklerinin bu denli yüksek avukatlık masraflarını haklı çıkarabileceğini belirtmitir.  
Sahip olduğu bilgiler ve eitlikçi bir temele dayanarak Mahkeme bavurana mahkeme  
masrafları kapsamında 4,000 Euro ödenmesine hükmeder.  
C. Gecikme faizi  
AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere  
uygulağı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar  
vermitir.  
YUKARIDAKĐ GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesine ilikin 1 No’lu Protokolün 1.  
maddesine ilikin ikayetin kabuledilebilir, bavurunun kalan kısmının ise kabuledilmez  
olduğuna;  
2. 1 No’lu Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. Đhlalin tespitinin bavuran tarafından talep edilen manevi zararları tazmin için yeterli  
olduğuna;  
6
TUNCAY – TÜRKĐYE KARARI  
4. (a) Sorumlu Devlet’in bavurana, AĐHS’nin 44 § 2. maddesi uyarınca kararın kesinletiği  
tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme gününde geçerli olan kur üzerinden Yeni Türk  
Lirası’na çevrilerek bavurana ödenmek üzere 200,000 Euro (iki yüz bin Euro) maddi  
tazminat, 4,000 Euro (dört bin Euro) mahkeme masrafları ve bu miktarlar üzerine  
uygulanabilecek her türlü vergiyi ödemesine;  
(b) yukarıda anılan üç aylık sürenin aılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için  
Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan  
eklemek suretiyle elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;  
5. Bavuranın adil tazmin talebinin kalan kısmının reddine  
KARAR VERMĐꢀTĐR.  
Đngilizce hazırlanmı, AĐHM Đç Tüzüğü’nün 77 §§ 2. ve 3. maddeleri uyarınca 12 Aralık  
2006 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmitir.  
S. DOLLÉ  
J.-P. COSTA  
Zabıt Kâtibi  
Bakan  
7