CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
DÖRDÜNCÜ DAİRE  
TUNCER VE DURMUŞ/TÜRKİYE  
(Başvuru no. 30494/96)  
KARAR  
STRAZBURG  
2 Kasım 2004  
Sözkonusu karar AİHS’nin 44§2. maddesi uyarınca kesinlik kazanacaktır. Sekretarya  
revizyonuna tabi tutulması mümkündür.  
Tuncer ve Durmuş-Türkiye davasında,  
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (Dördüncü Daire),  
Sn. Nicolas BRATZA, Başkan,  
Sn. M. PELLONPÄÄ,  
Sn. V. STRÁŽNICKÁ,  
Sn. J. CASADEVALL,  
Sn. R. MARUSTE,  
Sn. S. PAVLOVSCHI, yargıçlar,  
Sn. F. GÖLCÜKLÜ, ad hoc yargıç,  
ve Bölüm Sekreteri M. O’BOYLE ’nin katılımı ile Avrupa İnsan Hakları  
Mahkemesi Heyeti olarak toplanmış,  
12 Ekim 2004 tarihindeki gizli görüşme sonucunda,  
Yukarıda anılan tarihte benimsenmiş olan aşağıdaki karara varmıştır:  
USULİ İŞLEMLER  
1. Davanın nedeni, Türk vatandaşları Gülizar Tuncer ve Ali Durmuş’un  
(“başvuranlar”), 26 Şubat 1996 tarihinde, İnsan Haklarını ve Temel Özgürlükleri  
Korumaya Dair Sözleşme’nin (“Sözleşme”) eski 25. maddesi uyarınca, Türkiye  
aleyhine Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’na (“Komisyon”) yaptıkları başvurudur.  
(başvuru no. 30494/96).  
2. Başvuranlar, mesleklerini İstanbul’da ifa etmekte olan avukatlardır ve  
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) İç Tüzüğü’nün 36. maddesi uyarınca  
kendilerini temsil etme hakkı verilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) AİHM  
huzurundaki davalar için bir Ajan tayin etmemiştir.  
3.Başvuranlar, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 3. maddesi  
uyarınca, gözaltında bulundukları süre içerisinde kötü muameleye maruz kaldıklarını  
iddia etmişlerdir. Ayrıca 5§1. madde (c) uyarınca kanuna aykırı olarak özgürlüklerinin  
kısıtlandığını iddia etmişlerdir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2004. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
4. Başvuru, AİHS’ye ek 11 No’lu Protokol’ün yürürlüğe girdiği 1 Kasım 1998  
tarihinde AİHM’ye havale edilmiştir. (11 No’lu Protokol’ün 5§2. maddesi)  
5. Başvuru ile ilgili olarak AİHM’nin Birinci Dairesi görevlendirilmiştir (Mahkeme  
İç Tüzüğü-madde 52§1). Bu bölüm içerisinde, AİHS’nin 27§1 maddesi uyarınca  
davayı inceleyecek Heyet, İç Tüzüğün 26. maddesinin 1. paragrafında şart koşulduğu  
gibi teşkil edilmiştir. Türkiye’yi temsilen seçilen Yargıç Türmen, İç Tüzüğün 28.  
maddesi uyarınca davadan çekilmiştir. Hükümet buna bağlı olarak F. Gölcüklü’yü ad  
hoc yargıç olarak atamıştır (AİHS’nin 27§2. maddesi ve İç Tüzüğün 29§1. maddesi).  
6. 19 Haziran 2001 tarihli kararla AİHM başvurunun kısmen kabul edilebilir  
olduğunu belirtmiştir.  
7. Başvuranlar ve Hükümet esaslar hakkında görüşlerini sunmuşlardır ( İç  
Tüzüğün 59§1. maddesi).  
8. 1 Kasım 2001 tarihinde AİHM İç Tüzüğün 25§1.maddesi uyarınca  
bölümlerinde değişiklik yapmıştır. Bu davayla ilgili olarak yeni oluşturulmuş Dördüncü  
Daire görevlendirilmiştir (İç Tüzüğün 52§1. maddesi).  
OLAYLAR  
I. DAVA OLAYLARI  
9. Başvuranlar sırasıyla 1966 ve 1963 doğumludur ve Istanbul’da  
yaşamaktadır.  
A. Başvuranların olaylar hakkında görüşleri  
I. 8 Ocak 1996 tarihli olaylar  
10. 8 Ocak 1996 tarihinde başvuranlar güvenlik güçleri tarafından  
öldürüldükleri iddia edilen iki hükümlünün cenaze törenine katılmak üzere Alibeyköy  
yöresinde bulunmaktaydılar. Polis memurları rasgele Alibeyköy’de sokaklarda  
yürüyen, otobüs duraklarında bekleyen ya da arabalarını süren insanları  
tutuklamaktaydı. Başvuranlar, Alibeyköy’e vardıkları zaman polis memurları  
tarafından dövülmüş ve müteakiben diğerleri ile birlikte tutuklanmıştır. Bu, medya ve  
kamunun dikkatini çeken bir olaydır.  
11. Tutuklanmalarını müteakiben, başvuranlar götürüldükleri otobüste  
dövülmüş ve hakarete maruz kalmışlardır. Tutuklanan diğer 1054 kişiyle birlikte Eyüp  
Stadyumu’na getirilmişlerdir. Kimlikleri, paraları ve değerli eşyalarına polis memurları  
tarafından elkonmuştur.  
12. Başvuranlar Eyüp Stadyumu’nda gözetim altına alınırken, arkadaşları  
Eyüp Sulh Ceza Mahkemesi’ne yetkili Cumhuriyet Savcısı huzuruna çıkarılmalarını  
talep eden bir dilekçe sunmuşlardır. Eyüp Sulh Ceza Mahkemesi bu talebi  
reddetmiştir. Mahkeme yazılı cevabında Cumhuriyet Savcılarının, sanıkların  
tutukluluk sürelerini dört güne kadar uzatma yetkisine sahip olduğunu belirtmiştir.  
Sonuç olarak, Mahkeme bu aşamada karar alma yetkisinin olmadığı sonucuna  
varmıştır.  
13. Başvuranlar aynı gün serbest bırakılmıştır.  
2. Yerel Makamlar Huzurundaki Davalar  
14. 9 Ocak 1996 tarihinde başvuranlar Eyüp Sulh Ceza Mahkemesi’ne, polis  
tarafından Eyüp Stadyumu’nda gözetim altında tutuldukları sırada maruz kaldıkları  
muamele ile ilgili şikayette bulunmuşlardır. Cumhuriyet Savcısı’na bir adli tıp uzmanı  
tarafından muayene edilmeleri talebinde bulunmuşlardır. Cumhuriyet Savcısı bu  
talebi kabul etmiştir.  
15. Aynı gün başvuranlar Eyüp Adli Tıp Enstitüsü’nde bir doktor tarafından  
muayene edilmiştir. Tıbbi rapora göre, ilk başvuran sağ omzunda ve kürek kemiğinde  
üç santim çapında bir çürükten, omuzlarında ve boynunda ağrıdan, sağ kalçasında  
dört santim çapında bir çürükten ve uyluk kemiğinin dış kısmında çürük izlerinden  
yakınmaktadır. Ayrıca, sağlık durumu hakkında kesin bir sonuca ulaşmadan önce,  
başvuranın vajinal kanaması olduğu için, bir hastanede muayene edilmesi gerektiği  
belirtilmiştir.  
16. Tıbbi raporda, ikinci başvuranla ilgili, sağ omzunda üç santim çapında bir  
çürük, sağ kolunda iki santim çapında bir çürük, sol omzunda ve kürek kemiğinde 15-  
20 santim çapında bir çürük olduğu kaydedilmiştir. Ayrıca, bacaklarındaki ağrılardan  
şikayet etmektedir. Raporda, başvuranın çalışmasının on gün süreyle uygun  
olmayacağı sonucuna varılmıştır.  
17. 15 Ocak 1996 tarihinde Eyüp Cumhuriyet Savcısı ilk soruşturma dosyasını  
Memurin Muhakemeti Kanunu’na göre Istanbu’daki Eyüp Valisi’ne havale etme kararı  
almıştır. Daha sonraki bir aşamada dosya İl İdari Heyeti’ne havale edilmiştir.  
18. 17 Ocak 1996 tarihinde başvuranlar, aynı gün tutuklanana ve kötü  
muameleye maruz kaldıkları iddia edilen diğerleriyle birlikte Eyüp Cumhuriyet  
Savcısı’na bir dilekçe sunmuşlardır. Cumhuriyet Savcısı’ndan tutuklanmaları ve  
maruz kaldıkları kötü muamele hakkında bir soruşturma başlatmasını talep  
etmişlerdir. Eyüp Cumhuriyet Savcısı bu talebi İl İdari Heyeti’ne havale etmiştir.  
19. 8 Şubat 1996 tarihinde İl İdari Heyeti polis memurlarının yargılanmasına  
karar vermiştir.  
20. 6 Mart 1996 tarihinde başvuranlar Danıştay’a Istanbul İl İdari Heyeti’nin  
kararı hakkında itiraz etmişler ve Eyüp Bölgesi’ndeki polis müdürünün diğer  
memurlarla birlikte yargılanması için başvurmuşlardır. 3 Nisan 1996 tarihinde  
Danıştay, İl İdari Heyeti’nin kararını onamış ve polis müdürünün yargılanması  
hakkındaki başvuruyu reddetmiştir.  
21. Belirsiz bir günde Eyüp Cumhuriyet Savcısı, Eyüp Ağır Ceza  
Mahkemesi’ne, başvuranlar da dahil olmak üzere şikayetçileri kötü muameleye  
maruz bıraktığı iddia edilen polis memurları hakkında bir iddianame sunmuştur.  
22. Belirsiz bir günde Eyüp Ağır Ceza Mahkemesi güvenlik nedeniyle dava  
dosyasını Aydın Ağır Ceza Mahkemesi’ne havale etme kararı almıştır. Daha sonraki  
bir aşamada Aydın Ağır Ceza Mahkemesi, aynı nedenle, dava dosyasını Afyon Ağır  
Ceza Mahkemesi’ne havale etme kararı almıştır.  
23. 18 Ekim 1996 tarihinde Afyon Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranların iddia  
edildiği gibi polis memurları tarafından kötü muameleye maruz kalmış olmalarının  
mümkün olduğu sonucuna varmış ve buna binaen başvuranların cezai işlem  
başlatılması talebini kabul etmiştir. Duruşma sırasında başvuranlar 8 Ocak 1996  
tarihinde vuku bulan olayları ayrıntılı biçimde anlatmışlardır.  
24. 18 Aralık 1996 tarihinde İstanbul Adli Tıp Enstitüsü doktoru, ilk başvuranla  
ilgili nihai sağlık raporunu düzenlemiştir. Doktor, 9 Ocak 1996 tarihli muayene  
sonuçlarını incelediğinde, başvuranın çalışmasının on gün süreyle uygun olmadığı  
sonucuna varmıştır.  
25. 5 Kasım 1999 tarihinde Afyon Ağır Ceza Mahkemesi, dava dosyasında  
suçlanan polis memurlarının hangisinin kötü muamele uyguladığına dair yeterli kanıt  
olmadığı için beraat etmelerine karar vermiştir.  
26. 2 Nisan 2001 tarihinde, Yargıtay kovuşturmanın durdurulması ve 23 Nisan  
1999 tarihinden önce işlenen suçlarla ilgili kararların ifası hakkında 4616 No’lu  
Kanun’un kabul edilebilir olduğuna karar vermiş ve Afyon Ağır Ceza Mahkemesi’nin  
kararını feshetmiştir.  
B. Hükümetin Olaylarla İlgili Görüşleri  
27. Hükümet’in görüşüne göre, başvuranlar yakalanan ve müteakiben Eyüp  
Stadyumu’na götürülen 1054 kişi arasında bulunmamaktaydı.  
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMASI  
28. Sözkonusu zamanda uygulanan ilgili iç hukukun tanımı Batı ve  
Diğerleri/Türkiye’de bulunabilir (no:33097/96 ve 57834/00, §§ 96-100, 3 Haziran  
2004).  
HUKUK  
I. OLAYLARIN SAPTANMASI  
29. Dava olayları taraflar arasında ihtilaflı olduğu için, AİHS’nin herhangi bir  
özel koşulu uyarınca başvuranların iddialarını incelemeden önce, AİHM olayları  
kendisine sunulan esaslar ışığında değerlendirerek tespit etmeyi uygun bulmuştur.  
30. Hükümet, İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün, ilgili kayıtlarına göre,  
başvuranların, Eyüp Stadyumu’nda gözetim altında tutulan 1054 kişi arasında  
olmadığını belirtmiştir. Başvuranlar, AİHM kararlarını da içeren tüm resmi evrakların 8  
Ocak 1996 tarihinde Eyüp Stadyumu’nda gözetim altında tutulduklarını teyit ettiğini  
ileri sürmüştür.  
31. AİHM, yetkili makamlar tarafından düzenlenen belgelerde başvuranların  
belirtilen tarihte gözaltına alınan kişiler arasında olduklarının kabul edildiğini  
gözlemlemiştir.  
32. AİHM, öncelikle, Eyüp Sulh Ceza Mahkemesi Yargıcı’nın ve Eyüp  
Cumhuriyet Savcısı’nın başvuranların gerçekten gözaltına alınıp alınmadığını  
sorgulamadan karar verdiklerini belirtmiştir (bkz. paragraf 12-14). Ayrıca, İl İdari  
Heyeti ve Danıştay’ın kararlarında başvuranların Eyüp Stadyumu’na götürülen kişiler  
arasında olduğu belirtilmiştir (bkz. paragraf 19-20). Buna ek olarak, AİHM, Afyon Ağır  
Ceza Mahkemesi’nin, başvuranların, işlemlere müdahale edilmesine dair taleplerini  
kabul ettiğini belirtmiştir (bkz. paragraf 23).  
33. AİHM, ayrıca, davanın kısmen kabul edilebilir olduğuna karar verildikten  
sonra, Hükümet’in AİHM ile ilgili kayıtların bir örneğini sunması gerektiği halde  
sunmadığını belirtmiştir. Bununla birlikte, Hükümet’in olaylar hakkındaki görüşlerini  
desteklemek için sunduğu kanıtların yetersiz olduğuna değinmiştir.  
34. Sonuç olarak, yukarıda belirtilenler ışığında ve iddiaları zayıflatıcı kanıtlar  
olmadığı için, AİHM, başvuranların polis memurları tarafından Eyüp Stadyumu’na  
götürülen kişiler arasında olduklarını tespit etmiştir.  
II. AİHS’NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
35. Başvuranlar, gözaltında oldukları süre içerisinde, AİHS’nin aşağıda  
belirtilen 3. maddesinin ihlal edildiği ve kötü muameleye maruz kaldıkları hakkında  
şikayette bulunmuşlardır:  
“Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi  
tutulamaz.”  
36. Hükümet, olaylar hakkında görüşlerini sunmuştur.  
37. AİHM, bir kişinin tutuklandığı sırada sağlık durumunun iyi olması, fakat  
salıverildiği sırada bozulduğunun tespit edilmesi halinde, AİHS’nin 3. maddesi  
uyarınca, Devlet’in, bu bozulmanın nasıl gerçekleştiğine dair makul bir açıklama  
yapması ve eğer mağdurun iddiaları tıbbi raporlarla destekleniyorsa, bu iddiaları  
çürütecek kanıtlar bulması gerektiğini hatırlatmıştır (Selmouni/Fransa [BD], no.  
25803/94, § 87, AİHM 1999-V; Aksoy/Türkiye, 18 Aralık 1996 tarihli karar, Hüküm ve  
Karar Raporları 1996-VI, p. 2278, § 62; Tomasi/Fransa, 27 Ağustos 1992 tarihli karar,  
A Serisi no. 241-A, sayfa 40-41, §§ 108-111 ve Ribitsch/Avusturya, 4 Aralık 1995  
tarihli karar, A Serisi no. 336, sayfa 26, § 34).  
38. Kanıtları değerlendirirken, AİHM, genel olarak “makul şüphenin ötesinde”  
kanıt standardını uygular (İrlanda/İngiltere, 18 Ocak 1978 kararı, A Serisi no. 25,  
sayfa 64-65, § 161). Buna rağmen, bu tür bir kanıt, yeterli derecede güçlü, açık ve  
uygun sonuçların ya da aksi ispat edilmemiş maddi karinelerin birarada  
bulunmasından kaynaklanabilir.Sözkonusu olayın tamamen ya da büyük oranda  
yetkili makamların bilgisi dahilinde olduğu durumlarda, tutukluluk sırasında oluşan  
yaralanmalar hakkında güçlü maddi karineler açığa çıkabilir. Aslında yeterli ve ikna  
edici bir açıklama sunmak yetkili makamların görevidir (Salman/Türkiye [BD], no.  
21986/93, § 100, AİHM 2000-VII).  
39. AİHM, başvuranların 8 Ocak 1996 tarihinde polis memurları tarafından  
kötü muameleye tabi tutuldukları hakkında şikayetçi olduklarını gözlemlemiştir. AİHM,  
9 Ocak 1996 tarihinde, salıverilmelerine ve Eyüp Cumhuriyet Savcısı’na şikayette  
bulunmalarına müteakip başvuranların vücutlarında birçok çürük tespit eden Eyüp  
Adli Tıp Enstitüsü doktoru tarafından muayene edildiklerini belirtmiştir. Tıbbi  
raporlarda, başvuranların çalışmalarının on gün süreyle uygun olmayacağı sonucuna  
varılmıştır (bkz. paragraf 15, 16 ve 24).  
40. Tıbbi raporlarda gösterilen bulgulara cevap olarak Hükümet şikayeti  
reddetmiş ve bir açıklamada bulunmamıştır. Yalnızca, başvuranların, sözkonusu  
tarihte Alibeyköy yöresinde polis tarafından tutuklanan kişiler arasında olmadıklarını  
ileri sürmüştür. Ayrıca, başvuranların vücudunda bulunan şiddet izlerinin  
tutuklanmalarından önce ya da tutuklanmaya direnirken oluşmuş olabileceğini iddia  
etmemiştir.  
41. AİHM, Devlet’in, tutukluluk halinde savunmasız durumda bulunan  
kişilerden sorumlu olduğunu ve yetkili makamların bu kişileri korumakla yükümlü  
olduklarını hatırlatmıştır. Yetkili Devlet Makamları’nın tutukluluk sürelerinde yaralanan  
ve zarar gören kişilerden sorumlu olduğunu gözönünde bulundurarak AİHM kötü  
muamele uyguladıklarından kuşkulanılan polis memurlarının beraatının ve 4616  
sayılı Kanun’a uygun kararların ifasının, AİHS uyarınca Devlet’in sorumluluklarını  
yerine getirmemesi için bir neden oluşturmadığını belirtmiştir (bkz., mutatis mutandis,  
Berktay/ Türkiye, no. 22493/93, § 168, 1 Mart 2001 ve Çolak ve Filizer/Türkiye, no.  
32578/96 ve 32579/96, § 168, 8 Ocak 2004).  
42. Yukarıda belirtilenler ışığında ve Hükümet tarafından makul bir açıklama  
yapılmaması nedeni ile AİHM tıbbi raporlarda değinilen bulguların, sorumluluğu  
Hükümet’e ait olan insanlık dışı ve alçaltıcı muamelelerin sonucu olduğunu  
belirtmiştir.  
43. Buna müteakip, AİHM, AİHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiği kararını  
vermiştir.  
III. AİHS’NİN 5. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
44. AİHS’nin 5. maddesi gereği, başvuranlar tutuklanmaları için makul bir  
neden olmadığı için özgürlüklerinin kanuna aykırı olarak ve keyfi şekilde kısıtlandığı  
ve bunun yetkili adli makam huzuruna çıkarılmaları amacı ile değiştirilmediği  
hakkında şikayette bulunmuşlardır. AİHS’nin 5. maddesi ilgili kısımlarında şöyle der:  
“1. Herkesin kişi özgürlüğüne ve güvenliğine hakkı vardır. Aşağıda belirtilen  
haller ve yasada belirlenen yollar dışında hiç kimse özgürlüğünden yoksun  
bırakılamaz:  
(c) Bir suç işlediği hakkında geçerli şüphe bulunan veya suç işlemesine ya da  
suçu işledikten sonra kaçmasına engel olmak zorunluluğu inancını doğuran makul  
nedenlerin bulunması dolayısıyla, bir kimsenin yetkili merci önüne çıkarılmak üzere  
yakalanması ve tutulu durumda bulundurulması;  
…”  
45. Hükümet olaylar hakkında görüşlerini sunmuştur.  
46. AİHM ilk olarak yukarıda belirtildiği gibi (bkz. paragraf 34) başvuranların 8  
Ocak 1996 tarihinde polis memurları tarafından Eyüp Stadyumu’na götürülen kişiler  
arasında olduğuna değinmiştir.  
47. AİHM kanıtların kapsamlı bir şekilde incelenmesinden sonra sanığın  
suçluluğuna hükmedebilmeye engel oluşturan bir şüphe bulunmasının, 5§1.madde  
(c) uyarınca keyfi yakalama ve tutuklama durumlarına karşı koruma oluşturduğunu  
hatırlatmıştır. “Makul bir şüphe”nin bulunması, objektif bir gözlemciyi, ilgili kişinin  
sözkonusu suçu işlemiş olabileceğine ikna edecek olay ve bilgilerin bulunduğu  
anlamına gelir (Fox, Campbell ve Hartley/İngiltere, 30 Ağustos 1990 tarihli karar, A  
Serisi no. 182, sayfa 16, § 32). Fakat, şüpheyi açığa çıkaran olaylar; suçlamayı haklı  
çıkaran olaylar ya da adli soruşturmanın daha sonraki aşamalarında ortaya çıkan  
suçluluk iddiaları ile aynı bağlamda ele alınamaz (Murray/İngiltere, 28 Ekim 1994  
tarihli karar, A Serisi no. 300-A, sayfa 27, § 55).  
48. Bununla beraber, AİHM, 5§1. maddenin (c) öngördüğü teminatın garanti  
edildiğini tayin edebilmelidir. Sonuç olarak, sorumlu Hükümet, AİHM’i, yakalanan  
kişilerin sözkonusu suçları işlediklerine dair makul bir nedenin olduğuna ikna edecek  
olay ya da bilgileri temin etmekle yükümlüdür.  
49. Sözkonusu davada, AİHM, Hükümet’in başvuranların tutuklanması ile ilgili  
makul nedenler sunamadığını gözlemlemiştir. Başvuranlar, iki mahkumun cenaze  
törenine katılmak üzere yola çıktıkları sırada tutuklanmışlardır. Başvuranlarla birlikte  
tutuklanan ve Eyüp Stadyumu’na götürülen kişilerin binden fazla olduğu  
kaydedilmiştir. AİHM ayrıca dava dosyasında protesto yürüyüşü ya da kamu  
düzenine zarar verici bir fiilin varlığını ortaya çıkaran bir bulgu olmadığını belirtmiştir.  
50. Davanın özel şartları ve Hükümet’in olayla ilgili bir açıklama yapmadığı  
gözönüne alındığında, AİHM, AİHS’nin 5§1. maddesi (c) uyarınca, başvuranların suç  
işlediklerine dair ya da suç işlemelerini engelleyecek makul bir neden sebebiyle  
tutuklanmadıklarını belirtmiştir.  
51. Yukarıda belirtilenler ışığında AİHM başvuranların makul bir neden  
olmaksızın tutuklandığı sonucuna varmıştır. Bu nedenle, AİHS’nin 5.maddesi  
uyarınca, başvuranın özgürlük ve güvenlik hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.  
IV. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI  
52. AİHS’nin 41. maddesine göre:  
“Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollarının ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili  
Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa,  
Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın  
tatminine hükmeder.”  
A. Maddi Zararlar  
53. Başvuranlar uğradıkları zararların tazmin edilmesini talep etmişlerdir, fakat  
miktarın belirlenmesini AİHM’nin kararına bırakmışlardır.  
54. Hükümet hiçbir görüş sunmamıştır.  
55. AİHM, maddi zararlara ilişkin bir kanıt olmadığını belirtmiştir. Diğer taraftan,  
başvuranlar dava olayları hususunda sıkıntı çekmiş ve baskı altında kalmıştır. AİHM,  
hakkaniyete uygun bir karar vererek, başvuranların uğradıkları manevi zarar için  
toplam 26.000 Euro tazminat almalarına karar vermiştir.  
B. Masraf ve Harcamalar  
56. Başvuranlar, masraf ve harcamalara için belirlenecek miktarı da AİHM’nin  
kararına bırakmışlardır.  
57. Hükümet hiçbir görüş sunmamıştır.  
58. Edinilen bilgiler ışığında, AİHM başvuranlara masraf ve harcamalar için  
toplam 2.000 Euro tazminat ödenmesine karar vermiştir.  
C. Gecikme Faizi  
59. AİHM, gecikme faizinin, Avrupa Merkez Bankası’nın uyguladığı faiz oranına  
üç puan eklemek suretiyle oluşacak faiz oranına göre belirlenmesini uygun  
bulmuştur.  
YUKARIDAKİ NEDENLERDEN DOLAYI, AİHM OYBİRLİĞİ İLE  
1. AİHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine;  
2. AİHS’nin 5. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. (a) Sorumlu Devlet’in, AİHS’nin 44/2. maddesi uyarınca, kararın kesinleştiği  
tarihten itibaren üç ay içerisinde başvuranlara, ödeme tarihinde uygulanan kur  
üzerinden Türk Lirası’na çevrilecek, aşağıda belirtilen mikarları ödemesi  
gerektiğine:  
(i)  
Manevi zarar için 26.000 EURO (yirmi altı bin Euro);  
(ii)  
Masraf ve harcamalar için 2.000 EURO (iki bin euro);  
(iii) Yukarıdaki miktarlara uygulanabilecel vergiler;  
(b) Yukarıda bahsedilen üç aylık sürenin bitiminden ödeme gününe kadar basit  
faizin, gecikme süresince, Avrupa Merkez Bankası’nın uyguladığı faiz oranına  
üç puan eklemek suretiyle oluşacak faiz oranı temel alınarak yukarıdaki  
miktarlara uygulanması gerektiğine karar vermiştir.  
İşbu karar, AİHM kararlarının 3. maddesi ve İç Tüzüğün 77§§ 2. maddesi  
uyarınca, 2 Kasım 2004 tarihinde İngilizce olarak hazırlanmış ve yazılı olarak tebliğ  
edilmiştir.  
Michael O’BOYLE  
Sekreter  
Nicolas BRATZA  
Başkan