II. AİHS’NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
35. Başvuranlar, gözaltında oldukları süre içerisinde, AİHS’nin aşağıda
belirtilen 3. maddesinin ihlal edildiği ve kötü muameleye maruz kaldıkları hakkında
şikayette bulunmuşlardır:
“Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi
tutulamaz.”
36. Hükümet, olaylar hakkında görüşlerini sunmuştur.
37. AİHM, bir kişinin tutuklandığı sırada sağlık durumunun iyi olması, fakat
salıverildiği sırada bozulduğunun tespit edilmesi halinde, AİHS’nin 3. maddesi
uyarınca, Devlet’in, bu bozulmanın nasıl gerçekleştiğine dair makul bir açıklama
yapması ve eğer mağdurun iddiaları tıbbi raporlarla destekleniyorsa, bu iddiaları
çürütecek kanıtlar bulması gerektiğini hatırlatmıştır (Selmouni/Fransa [BD], no.
25803/94, § 87, AİHM 1999-V; Aksoy/Türkiye, 18 Aralık 1996 tarihli karar, Hüküm ve
Karar Raporları 1996-VI, p. 2278, § 62; Tomasi/Fransa, 27 Ağustos 1992 tarihli karar,
A Serisi no. 241-A, sayfa 40-41, §§ 108-111 ve Ribitsch/Avusturya, 4 Aralık 1995
tarihli karar, A Serisi no. 336, sayfa 26, § 34).
38. Kanıtları değerlendirirken, AİHM, genel olarak “makul şüphenin ötesinde”
kanıt standardını uygular (İrlanda/İngiltere, 18 Ocak 1978 kararı, A Serisi no. 25,
sayfa 64-65, § 161). Buna rağmen, bu tür bir kanıt, yeterli derecede güçlü, açık ve
uygun sonuçların ya da aksi ispat edilmemiş maddi karinelerin birarada
bulunmasından kaynaklanabilir.Sözkonusu olayın tamamen ya da büyük oranda
yetkili makamların bilgisi dahilinde olduğu durumlarda, tutukluluk sırasında oluşan
yaralanmalar hakkında güçlü maddi karineler açığa çıkabilir. Aslında yeterli ve ikna
edici bir açıklama sunmak yetkili makamların görevidir (Salman/Türkiye [BD], no.
21986/93, § 100, AİHM 2000-VII).
39. AİHM, başvuranların 8 Ocak 1996 tarihinde polis memurları tarafından
kötü muameleye tabi tutuldukları hakkında şikayetçi olduklarını gözlemlemiştir. AİHM,
9 Ocak 1996 tarihinde, salıverilmelerine ve Eyüp Cumhuriyet Savcısı’na şikayette
bulunmalarına müteakip başvuranların vücutlarında birçok çürük tespit eden Eyüp
Adli Tıp Enstitüsü doktoru tarafından muayene edildiklerini belirtmiştir. Tıbbi
raporlarda, başvuranların çalışmalarının on gün süreyle uygun olmayacağı sonucuna
varılmıştır (bkz. paragraf 15, 16 ve 24).
40. Tıbbi raporlarda gösterilen bulgulara cevap olarak Hükümet şikayeti
reddetmiş ve bir açıklamada bulunmamıştır. Yalnızca, başvuranların, sözkonusu
tarihte Alibeyköy yöresinde polis tarafından tutuklanan kişiler arasında olmadıklarını
ileri sürmüştür. Ayrıca, başvuranların vücudunda bulunan şiddet izlerinin
tutuklanmalarından önce ya da tutuklanmaya direnirken oluşmuş olabileceğini iddia
etmemiştir.
41. AİHM, Devlet’in, tutukluluk halinde savunmasız durumda bulunan
kişilerden sorumlu olduğunu ve yetkili makamların bu kişileri korumakla yükümlü
olduklarını hatırlatmıştır. Yetkili Devlet Makamları’nın tutukluluk sürelerinde yaralanan
ve zarar gören kişilerden sorumlu olduğunu gözönünde bulundurarak AİHM kötü
muamele uyguladıklarından kuşkulanılan polis memurlarının beraatının ve 4616
sayılı Kanun’a uygun kararların ifasının, AİHS uyarınca Devlet’in sorumluluklarını
yerine getirmemesi için bir neden oluşturmadığını belirtmiştir (bkz., mutatis mutandis,
Berktay/ Türkiye, no. 22493/93, § 168, 1 Mart 2001 ve Çolak ve Filizer/Türkiye, no.
32578/96 ve 32579/96, § 168, 8 Ocak 2004).