C O N S E I L D E  
L ' E U R O P E  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
SĐNAN EREN - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no:8062/04)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
10 KASIM 2005  
Đꢀbu karar Sözleme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde  
kesinleecek olup ekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 8062/04 bavuru no’lu davanın nedeni,  
Türk vatandaı Sinan Eren’in (Bavuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne (AĐHM) 28  
ubat 2004 tarihinde, Avrupa Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Sözlemesi’nin (AĐHS)  
34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur. Bavuran, avukat yardımından  
faydalanarak, Ankara Barosu avukatlarından . Sarıhan tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
Türk vatandaı bavuran 1972 doğumludur. Bavurunun yapıldığı sırada bavuran  
firariydi.  
A. Bavurunun yapılmasına neden olaylar  
Silahlı sol örgüt THKP/C-DEVSOL’a mensup olduğundan üphelenilen bavuran  
hakkında, 15 Haziran 1993 tarihinde Đzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) hakimi  
tarafından yargılanmak üzere tutuklanmasına karar vermitir. Bavuran Buca (Đzmir)  
Cezaevine hapsedilmitir.  
Bavuran, 6 Mart 2000 tarihinde, DGM tarafından on beyıl dört ay hapis cezasına  
çarptırılmıtır.  
Bavuran, daha sonra Aydın “E tipi” cezaevine ve 26 Aralık 2000 tarihinde de Ankara  
“F tipi” cezaevine nakledilmitir.  
Bavuran, 1996-2001 yılları arasında yatakhane yerine bir veya üç kiilik hücreleri  
bulunan “F tipi” hapishanelerinin kurulmasını protesto etmek için uzun süreli açlık grevi  
yapmıtır.  
Bu süre zarfında birçok defa hastaneye veya bulunduğu cezaevinin revirine sevk  
edilmitir.  
12 Mart 2001 tarihinde bavuran Ankara Devlet Hastanesi’ne kaldırılmıve burada 43  
gün kalmıtır.  
Bavuran 14 Haziran 2001 tarihinde Kırehir Cezaevi’ne nakledilmi. Bavuran  
burada tekrar açlık grevi yapmıtır. Sağlık durumunun kötüye gitmesi üzerine Kırehir daha  
sonra da Ankara Devlet Hastanesi’ne sevk edilmitir.  
Son olarak Kırehir Savcılığı, Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun (CMUK) 399.  
maddesi gereğince cezasının infazının ertelenmesinin gerekli olduğuna ilikin rapor almak  
amacıyla bavuranın Adli Tıp Kurumu’na sevk edilmesini talep etmitir.  
Adli Tıp Kurumu’nun 3 numaralı Đhtisas Kurulu, Ankara Devlet Hastanesi’nin 28  
Ağustos 2002 tarihli raporuna atıfta bulunarak, 9 Ekim 2002 tarihli raporla bavuranda  
Wernicke-Korsakoff Sendromu (WK-S) tehisi koymuve bavuranın cezasının infazının  
iyileene kadar ertelenmesi gerektiğini salık vermitir.  
Kırehir Savcısı, bu raporu gözönünde bulundurarak 15 Ekim 2002 tarihinde  
CMUK’un 399. maddesi gereğince yenilenmek üzere altı ay süre için bavuranın cezasının  
infazının ertelenmesine karar vermitir.  
2
Savcılık, erteleme süresinin bitiminden iki hafta önce, yani 26 Mart 2003 tarihinde  
bavuranın Adli Tıp Kurumu tarafından tekrar muayene edilmesine karar vermitir.  
Đhtisas Kurulu, daha önce Ankara Devlet Hastanesi’nde yapılan test ve radyoskopilere  
atıfta bulunarak, 30 Nisan 2003 tarihli raporla, bavuranın hala WK-S hastalığını taıdığını ve  
cezasının infazının ertelenmesini salık vermilerdir. Hastalığın sürekli hale gelmesi nedeniyle  
ertelenme süresinin belirlenemeyeceğini ve bavuranın tekrar muayene edilmesine gerek  
olmadığını belirtmilerdir.  
Kırehir Savcısı bu rapora dayanarak 8 Mayıs 2003 tarihinde, daha önce verilen  
cezanın infazının ertelenme süresinin yeni bir karara kadar uzatılmasına karar vermitir.  
Bu arada bavuran, Adli Tıp Kurumu’nun 30 Nisan 2003 tarihli raporuna dayanarak  
Anayasa’nın 104. maddesinin öngördüğü Cumhurbakanı affından yaralanmak amacıyla  
talepte bulunmutur.  
Kırehir Savcısı, 30 Temmuz 2003 tarihinde Đstanbul Üniversitesi Hastanesi nöroloji  
servisi tarafından bavuranın muayene edilmesini istemitir. Düzenlenen 12 Ağustos 2003  
tarihli raporda, bavuranda “birçok semptom ve ikinci derecede hafıza kaybı” olduğu ortaya  
konulmutur.  
Bavuran 13 Ağustos 2003 ve 21 Ocak 2004 tarihlerinde Adli Tıp Kurumu tarafından  
yeniden muayene edilmitir.  
Đhtisas Kurulu, 28 Ocak 2004 tarihli raporunda bavuranın sağlık durumunun ne  
cezasının infazının ertelenmesini ne de Cumhurbakanı affını gerektirdiği sonucuna varmıtır.  
Doktorlar bu sonuca varmadan önce yukarıda sıralanan sağlık raporlarının tümüne atıfta  
bulunmulardır.  
Kırehir Savcısı 23 ubat 2004 tarihinde, bavuran aleyhinde mahkumlara mahsus  
yakalama müzekkeresi verilmesine karar vermitir. Bavuran da firar etmitir.  
5 Mart 2004 tarihinde, bavuranın avukatının yakalama müzekkeresine karı yaptığı  
itirazı Kırehir ceza infaz hakimi tarafından “raporlar arasında uyumazlık ancak raporlar aynı  
tarihte düzenlendiğinde sözkonusu olabileceğini, oysa Adli Tıp Kurumu’nun birinci ve ikinci  
raporları arasında uzun bir süre geçmive cezanın tecilinin amacının bavuranın iyilemesi  
olduğu ve bu da son Adli Tıp Kurumu raporunda ortaya konulduğundan, yakalama  
müzekkeresinin yasaya ve muhakeme usulüne uygun olduğu” gerekçesiyle reddedilmitir.  
Bavuranın avukatı, 15 Mart 2004 tarihinde AĐHM’ye Đstanbul Tabip Odası’nın  
yukarıda sözü edilen Adli Tıp Kurumu’nun iki raporu arasındaki bilimsel uyumazlığını  
ortaya koyan görüünü sunmutur.  
AĐHM, 19 Mart 2004 tarihinde Türk Hükümeti’nden ihtiyati tedbir altında 29 Nisan  
2004 tarihine kadar bavuranın cezasının infazının ertelenmesini istemitir.  
30 Mart 2004 tarihinde bavuranın avukatının Kırehir ceza infaz hakiminin verdiği  
karara karı yaptığı itiraz Kırehir Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedilmitir.  
3
Kırehir Savcısı 14 Nisan 2004 tarihinde, AĐHM’nin belirttiği ihtiyati tedbire atıfta  
bulunarak bavuranın cezasının infazının 30 Nisan 2004 tarihine kadar ertelenmesine karar  
vermitir.  
AĐHM, 29 Nisan 2004 tarihinde daha önce belirtilen ihtiyati tedbirin yeni bir karara  
kadar uzatılması kararı vermitir.  
Kırehir Savcısı 30 Nisan 2004 tarihinde yeni bir karara kadar yakalama  
müzekkeresinin kaldırılmasına karar vermitir.  
B. AĐHM’nin soruturma yapma görevi  
1. Ceza infaz kurumlarına yapılan ziyaretler  
AĐHM heyeti Türkiye’de bulunan farklı tiplerdeki ceza infaz kurumlarda hüküm süren  
fiziksel koullar hakkında fikir edinmek maksadı ile bavuranların avukatlarının ve Hükümet  
temsilcilerinin eliğinde iki F tipi cezaevini (Tekirdağ ve Kocaeli), iki H tipi cezaevini  
(Tekirdağ ve Đstanbul), Đstanbul Bayrampaa H tipi Cezaevi’ni ve bu cezaevinin sağlık hizmet  
birimini ziyaret etmilerdir. Bu ziyaretler sırasında heyet, cezaevi personelinin yanısıra bu  
kurumlardaki savcı ve görevli doktorlarla görülerdir.  
Heyetin Bayrampaa Cezaevi ve bu cezaevinin sağlık birimini ziyareti sırasında  
kendisine Bilirkii Kurulu da elik etmitir.  
2. Bilirkii kurulu tarafından yürütülen tıbbi muayeneler  
AĐHM Bilirkii Kurulu’nu, bavuranda nörolojik veya psikiyatrik sorunlar bulunup  
bulunmadığını, ayet bulunuyorsa bunların ne ölçüde cezaevi yaamına uyum  
sağlayabileceğini belirlemekle görevlendirmitir. Bilirkii Kurulu ayrıca gerekirse Türk Adli  
Tıp Kurumu’nun hazırlamıolduğu bavuranın sağlık dosyasını incelemekle  
görevlendirilmitir.  
Bu bağlamda Bilirkii Kurulu öncelikle, bu gruptaki tüm vakalarda, ilgililerin iddia  
ettikleri nöropsikiyatrik rahatsızlıklarını açlık grevleri ile açıkladıklarını ve Adli Tıp  
Kurumu’nun tanısına uygun olarak bunların WK-S görülenlerle aynı olduğunu belirttiklerini  
ortaya koymaktadır.  
Buradan hareketle Bilirkii Kurulu, mahkumlarda sık rastlanan olası aırı yükleme ya  
da temaruz öğelerini açığa çıkarmak ve hem nörolojik hem de nöropsikolojik alanda ileri  
sürülen WK-S’nin gerçek özelliklerini ortaya çıkarmak amacı ile standart sağlık  
muayenelerine bavurmaya karar vermitir.  
Sağlık muayeneleri Hükümet’in bu amaçla belirlediği Đstanbul Çapa Üniversitesi  
Hastanesi’nde 8-11 Eylül 2004 tarihleri arasında gizlilik ilkesine riayet edilerek yapılmıtır.  
Bavuran 11 Eylül 2004 tarihinde muayene edilmitir.  
AĐHM Bilirkii Kurulu’nun sağlık raporunda varılan sonuçlar genel olarak sözüedilen  
Tekin Yıldız kararında dile getirilmitir.  
4
HUKUK AÇISINDAN  
I. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran, hiçbir bilimsel değeri bulunmayan ve daha önceki sağlık raporlarıyla  
belirgin bir ekilde çelikili olan sağlık raporuna dayanarak kaldırılan cezasının infazının  
ertelenmesi kararını ileri sürerek, WK-S hastası olduğunu iddia etmekte ve yeniden cezaevine  
konulmasının AĐHS’nin 3. maddesini ihlal edeceğini savunmaktadır.  
A. Tarafların Savları  
1. Hükümet  
Hükümet ceza infaz kurumlarındaki koulların uygun olduğunu belirterek, tutuklu ve  
hükümlülerin öncelikle sözkonusu infaz kurumunda, yoksa bir hastanede sağlık  
hizmetlerinden yararlandıklarını belirtmektedir.  
Hükümet’e göre bavuran aynı zamanda etkili bir adli tıp ve hukuk sisteminden de  
yararlanmı, iyileinceye kadar serbest bırakılmıtır. Bavuran iyiletiğinden dolayı, tekrar  
cezaevine konulmalıdır.  
Hükümet 1996 ve 2000 yıllarında cezaevlerinde toplu olarak balatılan açlık  
grevlerinden bahsederek, 2185 tutuklu ve hükümlünün muayene edildiğini, 691’inin Adli Tıp  
Kurumu’na sevk edildiğini, aralarından 140’ının Cumhurbakanı affından, 87’sinin ise  
cezanın infazının ertelenmesinden yararlandığını belirtmektedir. Adli Tıp Kurumu’nun baskı  
altında olduğu ve 2003 yılındaki raporlarında kökten değiikliğe gittiği yönündeki iddia da  
dayanaktan yoksundur, çünkü 2003 yılının Ocak ayından sonra 245 kii, 2004 yılında ise 10  
kii Adli Tıp Kurumu’nun raporlarına göre ertelemeden yararlanmıtır.  
Hükümet özellikle Pretty-Birleik Krallık (no: 2346/02, CEDH 2002-III) kararına  
gönderme yaparak, bavuranın yeniden hapsedilmesinin, her ne olursa olsun, AĐHS’nin 3.  
maddesi kapsamına girecek kadar ciddi seviyede bir muamele tekil etmeyeceğini, zira ilgili  
kiinin durumunun, ne kadar üzücü olsa da, yetkili mercilere atfedilebilecek bir fiil veya  
ihmalkarlıktan kaynaklanmadığını savunmaktadır.  
Sonuç olarak Hükümet, bavuranın yeniden muayene olmak üzere Adli Tıp  
Kurumu’na gelmemesinden ötürü, ne bavuranın o anki sağlık durumunun öğrenmenin ne de  
Bilirkii Kurulu’nun hazırladığı rapor hakkında yorum yapmanın mümkün olmadığını ileri  
sürmektedir.  
2. Bavuran  
Bavuran Hükümet’in savına karı çıkmakta ve ikayetlerini sürdürmektedir.  
B. AĐHM’nin Takdiri  
AĐHS’de ne özgürlüğünden yoksun bırakılmıne de hasta kiilerin durumuna ilikin  
özel bir hükmün yer almadığı doğrudur. Bununla birlikte, gerekli tıbbi bakımın uygulanması  
yoluyla tutukluların fiziksel bütünlüğünün korunması konusunda Devletlere düen  
yükümlülükten ayrı olarak, doğal yollardan ortaya çıkan gerek bedensel gerekse ruhsal bir  
5
hastalıktan kaynaklanan ıstırap, yetkili mercilerin sorumlu tutulabileceği tutukluluk koulları  
nedeniyle daha da iddetlenir veya iddetlenme riski taırsa, tek baına AĐHS’nin 3. maddesi  
kapsamına girebilir (Mouisel-Fransa, no: 67263/01, §§ 37, 38 ve 40, CEDH 2002-IX, ve  
Pretty kararı ve bu metinlerde yer alan göndermeler).  
Her tutuklu, alınan tedbirlerin infaz edilme usul ve yöntemlerinin kendisini,  
tutukluluğun doğasında varolan kaçınılmaz ıstırap düzeyini aacak iddette bir sıkıntı veya  
zorluğa maruz bırakmamasını temin edecek ekilde, insan onuruyla bağdaır tutukluluk  
koullarına tabi olma hakkına sahip olduğundan, hapsetmenin uygulamaya ilikin  
gereklilikleri gözönünde bulundurulduğunda, tutuklunun sağğının yanı sıra esenliği de  
yeterli bir ekilde sağlanmalıdır (Kudla-Polonya [GC], no: 30210/96, § 94, CEDH 2000-XI).  
AĐHS’de, sağlık gerekçesiyle bir tutuklunun serbest bırakılmasına ilikin herhangi bir  
“genel yükümlülük” belirtilmemise de, bir tutuklunun klinik tablosu, Avrupa Konseyi’ne  
Üye Devletler nezdinde AĐHS’nin 3. maddesi bakımından bugün, tutukluluğa elverililik  
sorusunun ortaya çıktığı durumlardan birini tekil etmektedir (Bkz., Mouisel, ibidem, ve  
Price-Birleik Krallık, no: 33394/96, §30, CEDH 2001-VII). Bu unsur, gözönünde  
bulundurulması gereken özgürlüğü kısıtlayıcı ceza infaz koularının bir parçasıdır.  
Özetle görülen bir davada, sağlık durumu cezaevi yaamına uygun olmayan ya da  
hayati tehlikesi bulunduğu tanısı konulan bir hastalığa yakalanan kimsenin tutulu  
bulundurulması, AĐHS’nin 3. maddesi çerçevesinde sorunlara neden olabilir.  
AĐHM, davayı incelemeye balamadan önce, ciddi hastalıkları bulunan hükümlülerin  
cezalarının infazı konusunda yürürlükte olan Türk mevzuatını dikkate almıtır. AĐHM, Türk  
mevzuatının ulusal mercilere, tutukluların ciddi hastalıklara yakalandığı durumda müdahale  
etme olanağı sunduğunu not etmektedir. Sağlık durumu serbest bırakılma veya cezanın  
ertelenmesi kararlarının verilmesini gerektirebilecek unsurlardan biridir. Bu tedbirler,  
Cumhurbakanı’na mahsus olan sağlık gerekçesiyle af yoluna bavurmanın yerini  
almaktadırlar.  
AĐHM bu ilemlerin, ilk bakıta Devletlerin özgürlüğü kısıtlayıcı cezaların meru  
gereklilikleriyle bağdatırmaları gereken, tutukluların fiziksel bütünlüğü ve esenliklerinin  
korunması için uygun güvenceleri oluturduğuna kanaat getirmektedir.  
Mevcut davaların özel bağlamında, geçmite Türkiye’nin, 1996 ve 2000 yıllarında F  
tipi cezaevlerinin kurulmasını protesto etmek amacıyla balattıkları açlık grevleri karısında,  
bazı vakaların WK-S olduğu düünülen beslenme bozukluğuna bağlı zihinsel ve fiziksel  
rahatsızlıkları olan kiilerin tutulu bulundurulmaları sorunuyla karı karıya kaldığını  
hatırlatmak uygun olacaktır. Hasta olan tutukludan birçoğu sağlık gerekçesiyle serbest  
bırakıltır. Hiç kukusuz yetkili merciler, bu ekilde tutulu bulundurmanın, toplumun  
korunması gerekçesiyle haklı gösterilemeyeceğine kanaat getirmilerdir.  
Bu durumda, yukarıda belirtilen açlık grevlerine katıldığı anlaılan bavuran, Türk  
hukukunun tanımıolduğu olanaklara ulaabilmive özgürlüğü kısıtlayıcı cezasını çekmeye  
tıbben elverili olduğu belirtilene kadar ve aleyhinde yakalama müzekkeresi çıkarılana kadar  
bu olanaklardan faydalanmıtır.  
AĐHM, olayların meydana geldiği dönemde bu hastalık hakkındaki bilgilerin çok az  
olması gözönüne alındığında, bavuranın serbest bırakılmasının temelini oluturan adli tıp  
6
raporlarında varılan sonuçlarıyla beraber, benzeri tedbirlerin alınması konusundaki adli  
mercilerin takdirini tartımaya açacak hiçbir unsur görmemektedir (22 Eylül 1993 tarihli  
Klaas-Almanya kararı, A serisi no: 269, s. 17, § 29-30).  
AĐHM, izleyen nedenlerden ötürü, verilen yakalama müzekkeresinin dayandığı rapor  
gibi, dava konusu adli tıp raporlarında varılan sonuçları tartıma konusu yapacak hiçbir  
gelimenin daha sonra meydana gelmediğine inanmaktadır.  
AĐHM, delil ikamesi konusunda, ne AĐHS’nin ne de uluslararası mahkemelerde  
uygulanan genel ilkelerin kendisine katı kurallar dayatmadığını hatırlatmaktadır. Böylece  
kendi düüncelerini oluturmak için uygun olduğunu düündüğü her türlü verilere dayanabilir.  
Ayrıca, AĐHM, kabul edilebilirlik ve uygunluğun yanısıra, dosyadaki her unsurun ispat  
derecesini özgür bir ekilde değerlendirmektedir (18 Ocak 1978 tarihli Đrlanda-Birleik  
Krallık kararı, A serisi no: 25, s. 79, 80, § 209 ve 210).  
Bir Savunmacı Devlet’in, AĐHS’den doğan sorumluluklarını yerine getirmediğine  
inandıracak ya da ortaya çıkaracak ciddi gerekçelerin bulunup bulunmadığını saptamak  
amacıyla AĐHM, ortaya çıkan sorunları sanıkların kendisine sunduğu ve gerekirse re’sen elde  
ettiği unsurlar ıığında ele almalıdır (2 Eylül 1998 tarihli Yaa-Türkiye kararı, 1998-VI, s.  
2437, § 94).  
AĐHM’yi yukarıda belirtilen soruturma görevini düzenlemeye iten neden, inceleme  
yapması için gerekli unsurları re’sen elde etme ihtiyacından bakası değildir. Sonuç olarak,  
sözkonusu elli üç dava çerçevesinde, bu bavuran gibi bazı bavuranlar, Tabipler Odası’nın  
dava konusu raporların bilimsel olarak inandırıcılığını ciddi olarak tartıma konusu yapan  
görülerini sunmulardır.  
Değerlendirmeye alınacak unsurların azlığı karısında, ne bavuranların mektuplarının  
ne de Hükümet’in görülerinin kendisine yeterince ulamayan AĐHM, bu davaların esası  
hakkında karar vermeden önce gerçek koulları ortaya koyacak durumda değildi. Zaten  
AĐHM, 7 Temmuz 2003 tarihinde Đçtüzüğe konulan Ek’in kendisine sağladığı görevlerinin  
ifası gereğince ve yukarıda sözüedilen içtihadına uygun olarak soruturma yürütmeye ve  
sözkonusu değerlendirilmeye alınacak unsurları re’sen elde etmeye karar vermitir.  
Sonuç olarak bavuranlar, 8 ve 13 Eylül 2004 tarihleri arasında AĐHM Bilirkii Kurulu  
tarafından muayene edilmilerdir.  
11 Eylül 2004 tarihinde muayene edilen Eren hakkında, Bilirkii Kurulu oybirliğiyle,  
cezaevi koullarında yaamasını elverisiz kılan nörolojik ve nöropsikolojik rahatsızlıkların  
yeterli olmayacağı sonucuna varmıtır.  
Bu koullarda AĐHM, bilirkii görülerinin aksine bir karara varamaz. Dolayısıyla  
AĐHM, bavuranın yeniden cezaevine konulmasının kendi içinde AĐHS’nin 3. maddesinin  
ihlalini oluturduğunu söyleyemez.  
AĐHM buradan yola çıkarak sözkonusu maddenin ihlal edilmediği sonucuna varmıtır.  
7
II.AĐHS’NĐN 5. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
A. Tarafların Savları  
Bavuran, iddiasını desteklememekte, ancak 3. madde için ileri sürülen aynı  
nedenlerden ötürü 5. maddeyi ileri sürmekle yetinmitir.  
Hükümet, uygulanmamıolan hukuki bir kararın AĐHS’nin ihlalini oluturmağı ve  
bavuranın “hükümlü” olarak yeniden cezaevine konulmasının AĐHS’nin 5. maddesine aykırı  
olacağının düünülemeyeceği kanaatindedir.  
B. AĐHM’nin Takdiri  
AĐHM, yaptığı değerlendirmenin ardından, 5. maddeyi ileri sürmekle sınırlı olan  
bavuranın ikayetlerinin, 3. madde açısından daha önce görülen sorunlara benzer unsurları  
yeniden dile getirdiğini gözlemlemektedir.  
AĐHM, sözkonusu hükmün ihlal edilmediği sonucuna varmasını sağlayan tespitlere  
atıfta bulunarak, bu davada sözkonusu ikayeti ayrı olarak incelemeye gerek olmadığına karar  
vermitir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK MAHKEME,  
1. AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edilmediğine;  
2. Davanın AĐHS’nin 5. maddesi açısından incelemeye gerek olmadığına;  
Karar vermitir.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve 10 Kasım 2005 tarihinde, Đçtüzüğün 77.  
maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmitir.  
8