hastalıktan kaynaklanan ıstırap, yetkili mercilerin sorumlu tutulabileceği tutukluluk koꢀulları
nedeniyle daha da ꢀiddetlenir veya ꢀiddetlenme riski taꢀırsa, tek baꢀına AĐHS’nin 3. maddesi
kapsamına girebilir (Mouisel-Fransa, no: 67263/01, §§ 37, 38 ve 40, CEDH 2002-IX, ve
Pretty kararı ve bu metinlerde yer alan göndermeler).
Her tutuklu, alınan tedbirlerin infaz edilme usul ve yöntemlerinin kendisini,
tutukluluğun doğasında varolan kaçınılmaz ıstırap düzeyini aꢀacak ꢀiddette bir sıkıntı veya
zorluğa maruz bırakmamasını temin edecek ꢀekilde, insan onuruyla bağdaꢀır tutukluluk
koꢀullarına tabi olma hakkına sahip olduğundan, hapsetmenin uygulamaya iliꢀkin
gereklilikleri gözönünde bulundurulduğunda, tutuklunun sağlığının yanı sıra esenliği de
yeterli bir ꢀekilde sağlanmalıdır (Kudla-Polonya [GC], no: 30210/96, § 94, CEDH 2000-XI).
AĐHS’de, sağlık gerekçesiyle bir tutuklunun serbest bırakılmasına iliꢀkin herhangi bir
“genel yükümlülük” belirtilmemiꢀse de, bir tutuklunun klinik tablosu, Avrupa Konseyi’ne
Üye Devletler nezdinde AĐHS’nin 3. maddesi bakımından bugün, tutukluluğa elveriꢀlilik
sorusunun ortaya çıktığı durumlardan birini teꢀkil etmektedir (Bkz., Mouisel, ibidem, ve
Price-Birleꢀik Krallık, no: 33394/96, §30, CEDH 2001-VII). Bu unsur, gözönünde
bulundurulması gereken özgürlüğü kısıtlayıcı ceza infaz koꢀularının bir parçasıdır.
Özetle görülen bir davada, sağlık durumu cezaevi yaꢀamına uygun olmayan ya da
hayati tehlikesi bulunduğu tanısı konulan bir hastalığa yakalanan kimsenin tutulu
bulundurulması, AĐHS’nin 3. maddesi çerçevesinde sorunlara neden olabilir.
AĐHM, davayı incelemeye baꢀlamadan önce, ciddi hastalıkları bulunan hükümlülerin
cezalarının infazı konusunda yürürlükte olan Türk mevzuatını dikkate almıꢀtır. AĐHM, Türk
mevzuatının ulusal mercilere, tutukluların ciddi hastalıklara yakalandığı durumda müdahale
etme olanağı sunduğunu not etmektedir. Sağlık durumu serbest bırakılma veya cezanın
ertelenmesi kararlarının verilmesini gerektirebilecek unsurlardan biridir. Bu tedbirler,
Cumhurbaꢀkanı’na mahsus olan sağlık gerekçesiyle af yoluna baꢀvurmanın yerini
almaktadırlar.
AĐHM bu iꢀlemlerin, ilk bakıꢀta Devletlerin özgürlüğü kısıtlayıcı cezaların meꢀru
gereklilikleriyle bağdaꢀtırmaları gereken, tutukluların fiziksel bütünlüğü ve esenliklerinin
korunması için uygun güvenceleri oluꢀturduğuna kanaat getirmektedir.
Mevcut davaların özel bağlamında, geçmiꢀte Türkiye’nin, 1996 ve 2000 yıllarında F
tipi cezaevlerinin kurulmasını protesto etmek amacıyla baꢀlattıkları açlık grevleri karꢀısında,
bazı vakaların WK-S olduğu düꢀünülen beslenme bozukluğuna bağlı zihinsel ve fiziksel
rahatsızlıkları olan kiꢀilerin tutulu bulundurulmaları sorunuyla karꢀı karꢀıya kaldığını
hatırlatmak uygun olacaktır. Hasta olan tutukludan birçoğu sağlık gerekçesiyle serbest
bırakılmıꢀtır. Hiç kuꢀkusuz yetkili merciler, bu ꢀekilde tutulu bulundurmanın, toplumun
korunması gerekçesiyle haklı gösterilemeyeceğine kanaat getirmiꢀlerdir.
Bu durumda, yukarıda belirtilen açlık grevlerine katıldığı anlaꢀılan baꢀvuran, Türk
hukukunun tanımıꢀ olduğu olanaklara ulaꢀabilmiꢀ ve özgürlüğü kısıtlayıcı cezasını çekmeye
tıbben elveriꢀli olduğu belirtilene kadar ve aleyhinde yakalama müzekkeresi çıkarılana kadar
bu olanaklardan faydalanmıꢀtır.
AĐHM, olayların meydana geldiği dönemde bu hastalık hakkındaki bilgilerin çok az
olması gözönüne alındığında, baꢀvuranın serbest bırakılmasının temelini oluꢀturan adli tıp
6