C O N S E I L D E  
L ' E U R O P E  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ÜÇÜNCÜ DAĐRE  
SOBACI - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 26733/02)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
29 Kasım 2007  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafında belirtilen koullar çerçevesinde  
kesinleecek olup bazı ekli düzeltmelere tabi olabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 26733/02 no’lu davanın nedeni T.C vatandaı  
Bekir Sobacı’nın (“bavuran”) Avrupa Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması  
Sözlemesinin (“AĐHS”) 34. maddesi uyarınca 21 Mayıs 2002 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları  
Mahkemesi’ne (“AĐHM”) yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran, Ankara Barosu avukatlarından M. Atasoy tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
1953 doğumlu olan bavuran Tokat’ta ikamet etmektedir.  
Bavuran 18 Nisan 1999 tarihinde Fazilet Partisi listesinden milletvekili seçilerek TBMM’ye  
girmitir.  
Yargıtay Basavcısı 7 Mayıs 1999 tarihinde, laiklik ilkesine aykırı eylemlerin odağı haline  
geldiği ve Anayasa Mahkemesi’nin kararıyla kesin olarak feshedilen Refah Partisi’nin devamı  
olduğu gerekçesiyle Fazilet Partisi’nin feshedilmesi için Anayasa Mahkemesi’nde bir dava  
açmıtır. Savcı, bavuranla birlikte Fazilet Partisi üyesi diğer tüm milletvekillerinin  
milletvekilliğinin düürülmesini ve beyıl süreyle baka bir siyasi partinin kurucusu, üyesi,  
yöneticisi ya da denetçisi olmalarının yasaklanmasını da talep etmitir.  
Basavcı, talebini desteklemek üzere,  
- Anayasa Mahkemesinin laiklik ilkesine aykırı olduğunu belirtmesine rağmen Fazilet  
Partisi genel bakanı, yönetici ve üyelerinin kamuoyuna yaptıkları tüm konumalarda  
türbanın üniversitelerde ve resmi dairelerde kullanılmasını savunmaları,  
- Fazilet Partisi’nin türbana bağlılığını açıkça ortaya koyan Merve Kavakçı’yı  
milletvekili adayı olarak listeye koyması ve milletvekili seçilmesini sağlaması,  
- Milletvekili Nazlı Ilıcak’ın 2 ve 3 Mayıs 1999 tarihlerinde yaptığı televizyon  
konumalarında Merve Kavakçı’nın Fazilet Partisi üyeleri ve yöneticileri tarafından  
baörtüsü meselesini TBMM’ye taımak için seçildiğini ifade etmesi,  
- 3 Mayıs 1999 tarihinde TBMM’de yapılan yemin törenine baörtüsüyle gelen Merve  
Kavakçı’ya Fazilet Partisi milletvekillerinin tezahüratta bulunmaları, sözkonusu  
milletvekillerinden bazılarının Merve Kavakçı’nın davranıı nedeniyle çıkan  
olaylardan sonra adıgeçen tarafından düzenlenen basın toplantısına katılmaları,  
- partinin genel bakan yardımcılığını yürüten Abdullah Gül’ün 2 Mayıs 1999 tarihinde  
yaptığı televizyon konumasında TBMM içerisinde türban takılmasının Anayasa ihlali  
tekil etmediğini belirtmesi ve dini ilkelerin kamusal alanda uygulanmasını savunması  
gibi Fazilet Partisi yönetici ve üyeleri tarafından sarf edilen ifade ve yapılan eylemlere atıfta  
bulunmutur.  
Basavcı ayrıca yargı tarafından hakkında toplatma kararı verilen Mehmet Sılay’a ait 1998  
yılında yayınlanmıParlamentodan Haber adlı kitaba da atıfta bulunmutur.  
2
Basavcı 4 Haziran 1999 tarihinde bu parti aleyhinde ek deliller sunmutur. Bu deliller  
arasında bavuranın 13 Haziran 1999 tarihinde yaptığı konuma da yer almıtır. Basavcı  
ayrıca,  
-
Fazilet Partisi Genel Bakanı Recai Kutan’ın baörtüsü takan öğrencilerin  
üniversitelere alınmasına izin vermeyen rektörleri eletirdiği 10 Ekim 1998 tarihli  
konumasında baörtüsü yasağını ‘zulüm’ olarak nitelendirerek Fazilet Partisi’nin  
iktidara geldiğinde bu zulme son vereceğini bildirmesi,  
-
-
Fazilet Partisi Genel Đdare Kurulu üyesi Nazlı Ilıcak’ın konumalarında baörtüsü  
yasağını bir ‘zulüm’ olarak değerlendirerek Fazilet Partisi’nin iktidara gelmesi ve  
Merve Kavakçı’nın TBMM’ye girmesi halinde bu durumun sona ereceğini savunması,  
Abdullatif ener’in 8 Mart 1999 tarihinde yaptığı bir konumada imam hatip  
öğrencilerinin baörtülerini çıkarmaya zorlanmasını abesle itigal olarak  
değerlendirerek baörtüsü meselesinin ancak TBMM’de çözülebileceğini ve bunun  
Merve Kavakçı’nın bununla görevli olduğunu ifade etmesi, yine Abdüllatif ener’in  
bir televizyon konumasında Nobel barıödülünün Necmettin Erbakan’a verilmesi  
gerektiğini beyan etmesi,  
-
Fazilet Partisi Genel Bakan yardımcısı Abdullah Gül’ün TBMM’de yaptığı  
konumalarda üniversitelerde ve imam hatip okullarında uygulanan baörtüsü yasağını  
eletirerek Hükümeti tahrik ve ayrımcılıkla suçlaması,  
-
-
Milletvekili Musa Uzunkaya’nın türbana destek vererek okullarda uygulanacak kılık  
kıyafet yönetmeliğini eletirmesi,  
Milletvekili Bülent Arınç’ın 11 Haziran 1998 tarihinde TBMM’de yaptığı konumada  
Anayasa Mahkemesi’nin baörtüsüne ilikin yasağını eletirmesi ve 5 Mayıs 1999  
tarihli konumasında Merve Kavakçı’nın baörtüsünü siyasi bir simge olarak taktığını  
ve TBMM’ye baörtülü olarak girecek ilk kadın olduğunu ifade etmesi,  
Milletvekili Mustafa Kamalak’ın 17 Haziran 1996 tarihinde TBMM’de yaptığı  
konumada baörtüsü yasağını ‘zorbalık’ olarak nitelendirmesi,  
Milletvekili Ramazan Yenidede’nin 15 Haziran 1998 tarihinde yapılan bir basın  
toplantısında bir dine mensubiyet temelinde halkı nefret ve dümanlığa tevik ettiği  
gerekçesiyle 27 Mayıs 1999 tarihinde TCK’nın 312/2 maddesi uyarınca aleyhinde bir  
ceza davası açılması,  
-
-
-
Milletvekili Cemil Çiçek’in 9 Haziran 1998 tarihinde Fazilet Partisi’ne katılması  
vesilesiyle yaptığı konumada halkın dini vecibeler ve devletin kanunları arasında  
sıkığını ve bunların birbiriyle karıt olduğunu ifade etmesi  
gibi Fazilet Partisi yöneticileri ve üyeleri tarafından sarf edilen ifade ve yapılan eylemlere  
de atıfta bulunmutur.  
Anayasa Mahkemesi 22 Haziran 2001 tarihinde, ‘laikliğe aykırı eylemlerin odağı haline  
geldiği’ gerekçesiyle Fazilet Partisinin kapatılmasına karar vermitir. Kararını Anayasanın 68.  
ve 69. maddelerine ve 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanununun 101 b) ve 103/1 maddelerine  
dayandıran mahkeme Fazilet Partisinin Refah Partisinin devamı olduğu yönündeki iddiaları  
ise reddetmitir.  
Anayasa Mahkemesine göre aağıdaki kanıt unsurları Fazilet Partisinin ‘laikliğe aykırı  
eylemlerin odağı haline geldiğini’ ortaya koymaktaydı :  
-
Bavuran baörtüsü taktıkları gerekçesiyle okullarından atılan öğrenciler için bir basın  
toplantısı düzenlemive desteğini bildirmitir.  
3
-
-
Fazilet Partisi Genel Bakanı ve diğer yöneticileri kamuoyuna yaptıkları her  
açıklamada devlet okullarında ve resmi dairelerde baörtüsü takılmasını tevik  
etmiler ve baörtüsü yasağına karı yapılan protesto gösterilerine katılmılardır.  
Kuzey Amerika Đslam Birliği tarafından 1996 yılında düzenlenen kongrede ve Filistin  
Derneği tarafından 26 Aralık 1997 tarihinde Chicago’da düzenlenen konferansta  
yaptığı konumalarda Milletvekili Merve Kavakçı teokratik bir rejim kurulmasını  
savunmutur.  
-
-
3 Mayıs 1999 tarihinde düzenlenen yemin töreni sırasında baörtüsü tak an  
Milletvekili Merve Kavakçı’nın yemin etmesi engellenmive meclis salonunu terk  
etmeye zorlanmıtı. Merve Kavakçı’nın ismi okunduğunda Fazilet Partisi  
milletvekillerinin tamamı alkılamıtı. Anayasa Mahkemesine göre bu adıgeçen  
partinin yöneticileri ve üyeleri tarafından planlanmıve tevik edilmibir gösteriydi.  
3 Mayıs 1999 tarihinde meydana gelen hadisenin ardından düzenlenen basın  
toplantısında Milletvekili Merve Kavakçı sözkonusu gösterinin Amerika’daki  
siyahların insan hakları mücadelesine benzediğini beyan etmive Fazilet Partisi Genel  
Bakan yardımcısı Abdüllatif ener ve çok sayıda milletvekili de bu basın toplantısına  
katılmıtır.  
-
-
Milletvekili Nazlı Ilıcak’ın 10 Ekim 1998 tarihinde Kayseri’de yaptığı konuma..  
Milletvekili Nazlı Ilıcak 2, 3 Mayıs 1999 tarihlerinde televizyonda yaptığı  
konumalarda Merve Kavakçı’nın baörtüsü meselesini TBMM’ye taıması için  
seçildiğini beyan etmitir.  
-
-
eski Milletvekili Ramazan Yenidede 15 Haziran 1998 tarihinde resmi dairelerde ve  
devlet okullarındaki baörtüsü yasağını bir zulüm ve keyfi bir uygulama olarak  
nitelendirmitir. Anayasa Mahkemesi, basavcı tarafından adıgeçen hakkında dine  
dayalı ayrımcılık yaparak halkı kin ve dümanlığa tevik ettiği gerekçesiyle ceza  
davası açıldığına iaret etmitir.  
eski Milletvekili Mehmet Sılay’ın 1998 yılında yayınlanan Parlamentodan Haber adlı  
kitabının önsözünde yer verdiği ifadeler.  
Anayasa Mahkemesi, Refah Partisi kararında baörtüsünün okullarda ve resmi dairelerde  
kullanılmasını tevik eden söylemlerin laiklik ilkesine aykırı olduğunu belirtmesine rağmen  
Fazilet Partisinin siyasi programını baörtüsü meselesi üzerine ina ettiğini ve Merve  
Kavakçı’nın milletvekili seçilmesini sağladığını tespit etmitir.  
Anayasa Mahkemesi ayrıca, Fazilet Partisi’nin genel bakan, yönetici ve üyelerinin  
kamuoyuna yaptıkları tüm açıklamalarda okullarda ve resmi dairelerde uygulanan baörtüsü  
yasağını bir hak ve özgürlük ihlali ve zulüm olarak nitelendirdiklerini tespit etmitir. Anayasa  
Mahkemesi bu kiilerin halkı kamu otoritesine karı kin ve dümanlığa sevk ettiği ve kamu  
düzenine zarar verdiği kanaatine varmıtır. Anayasa Mahkemesi baörtüsü meselesinin Merve  
Kavakçı aracılığıyla bir protesto eylemi eklinde TBMM’ye taınmasının laiklik ilkesini ihlal  
ettiğini tespit etmitir. Mahkeme, Fazilet Partisi Genel Bakanıyla birlikte tüm  
milletvekillerinin bu gösteriye katılmasının bu partinin ‘laikliğe aykırı eylemlerin odağı haline  
geldiğini’ gösterdiğini değerlendirmitir. Partinin potansiyel oy oranını ve savunduğu modelin  
uygulanması ihtimalini göz önünde bulunduran Anayasa Mahkemesi bu durumun laik  
demokratik düzen için bir tehlike arz ettiğini ve Fazilet Partisinin kapatılmasının acil bir  
toplumsal ihtiyaca cevap verdiğini değerlendirmitir.  
Anayasa mahkemesi ek ceza olarak Anayasa’nın 84. maddesi uyarınca bavuranın ve Nazlı  
Ilıcak’ın milletvekilliklerinin düürülmesine karar vermitir. Anayasa’nın 69/8 maddesi  
4
uyarınca adıgeçenlerle birlikte parti üyesi diğer üç kiinin de beyıl süreyle bir baka partinin  
kurucusu, üyesi, yöneticisi ya da denetçisi olmaları yasaklanmıtır.  
Bavuran 3 Kasım 2002 tarihinde yapılan milletvekili seçimlerinde bağımsız aday olmuꢀ  
ancak seçilememitir.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 9., 10. VE 11. MADDELERĐNĐN VE 1 NO’LU PROTOKOL’ÜN 3.  
MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
AĐHS’nin 9. maddesine atıfta bulunan bavuran, milletvekilliğinin baörtülü öğrencilerin  
davasına destek verdiği gerekçesiyle düürüldüğünü ileri sürmektedir.  
Bavuran Fazilet Partisinin Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmasının ardından  
milletvekilliğinin düürülmesinin ve seçilme hakkının kısıtlanmasının AĐHS’nin 10.  
maddesiyle güvence altına alınan ifade özgürlüğü hakkına yönelik bir ihlal tekil ettiği  
iddiasındadır. Bavuran, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kurucu ilkeleri hakkında bir görüꢀ  
bildirmediğini ya da bunları protesto etmediğini, yalnızca baörtüsü sorunu hakkında  
fikirlerini belirttiğini ifade etmektedir. Bavuran kendisine uygulanan kısıtlamanın haksız ve  
izlenen hedefle orantısız olduğu kanaatindedir.  
AĐHS’nin 11. maddesine atıfta bulunan bavuran dernek kurma ve toplantı özgürlüğü  
hakkının ihlal edildiğinden yakınmaktadır. Kendisine uygulanan yaptırımlardan ikayetçi olan  
bavuran bu yaptırımların izlenen amaçlarla orantısız olduğunu ve demokratik bir toplumda  
gerekli olmadığını ileri sürmektedir.  
Bavuran Fazilet Partisinin kapatılmasının kendisini beyıl süreyle herhangi bir siyasi faaliyet  
yürütme imkanından da yoksun bıraktığından ikayetçi olmaktadır. Bavuran bu hususta 1  
No’lu Ek Protokol’ün 3. maddesine atıfta bulunmaktadır.  
AĐHM bu ikayetlerin tamamının 1 No’lu Ek Protokol’ün 3. maddesi açısından incelenmesini  
uygun görmektedir.  
A. Kabuledilebilirliğe ilikin  
Hükümet, bavuranın bavurusunu sunarken altı ay süresi kuralına riayet etmediği itirazında  
bulunmaktadır. Hükümete göre bu süre Anayasa Mahkemesinin Fazilet Partisinin kapatılması  
kararı verdiği 22 Haziran 2001 tarihinden itibaren ilemeye balamıtır.  
Bavurana göre bu süre Anayasa Mahkemesi kararının Resmi Gazete’de yayınlandığı tarihten  
itibaren hesaplanmalıdır.  
AĐHM altı ay süresinin, ilgilinin kesin iç hukuk kararı hakkında yeterli ve etkili surette bilgi  
sahibi olduğu tarihten itibaren balayabileceğini anımsatır (Baghli – Fransa, no: 34374/97,  
prg. 31). Halihazırda Anayasa Mahkemesi kararı Resmi Gazete’de 5 Ocak 2002 tarihinde  
yayınlanmıtır. Bavuru 21 Mayıs 2002 tarihinde yapıldığından Hükümetin itirazının  
reddedilmesi yerinde olacaktır.  
5
AĐHM bu ikayetlerin AĐHS’nin 35/3 maddesi bakımından açıkça dayanaktan yoksun  
olmadığını ve bakaca herhangi bir kabuledilemezlik gerekçesinin de bulunmadığını tespit  
etmektedir. Bu itibarla sözkonusu ikayetleri kabuledilebilir ilan etmek yerinde olacaktır.  
B. Esasa ilikin  
Hükümet bavuranın ifade ve toplantı özgürlüğüne yönelik müdahalenin AĐHS’nin 10. ve 11.  
maddelerinin ikinci fıkralarında mesnet bulduğunu savunmaktadır. Bavuranın siyasi  
haklarına yönelik kısıtlamalara ilikin olarak Hükümet bavuranın bağımsız aday olarak  
seçimlere katılabildiğine dikkat çekmektedir.  
Hükümet AĐHS hükümleri ve AĐHM içtihatları ile uyum sağlaması amacıyla yapılan yasal  
reformlara atıfta bulunmaktadır. Hükümet bu hususta Anayasa’nın 69. maddesinde öngörülen  
değiiklik ile Anayasa Mahkemesi’nin bir siyasi partiyi kapatmak yerine dava fiillerinin  
ağırlığına göre ilgili partiyi devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakmaya  
karar verebileceğini belirtmektedir.  
Bavuran Anayasanın 83/1 maddesi uyarınca milletvekillerinin TBMM çatısı altında sarf  
ettikleri sözlerden sorumlu tutulamayacaklarına dikkat çekmektedir. Bağımsız aday olarak  
seçimlere katılabilme imkanına ilikin olarak ise bavuran bağımsız aday olarak seçilmenin  
son derece zor olduğunu ileri sürmektedir.  
AĐHM 1 No’lu Ek Protokol’ün 3. maddesiyle oy verme ve seçimlerde aday olma hakkı gibi  
sübjektif hakların güvence altına alındığını anımsatır (Mathieu-Mohin ve Clerfayt - Belçika, 2  
Mart 1987, no: 113, prg. 46-51, Hirst – Birleik Krallık (no:2), no: 74025/01, prg. 56-57, daha  
yakın tarihli, Ždanoka – Letonya, no: 58278/00, prg 102, 16 Mart 2006, ve Lykourezos –  
Yunanistan, no: 33554/03, prg. 50). Hukukun üstünlüğünün egemen olduğu gerçek bir  
demokrasinin temellerinin ayakta tutulması ve yerletirilmesi bakımından vazgeçilmez önemi  
haiz olan bu haklar mutlak haklar değildir. Bu haklara ‘zımni sınırlamalar’ getirilebilmesi  
mümkündür ve sözlemeci devletlere konuyla ilgili olarak bir takdir yetkisi tanınması gerekir.  
AĐHM devletlerin bu konuda takdir hakkının geniolduğu hususunu bir kez daha vurgular  
(Matthews – Birleik Krallık, no: 24833/94, prg. 63, ve Labita – Đtalya, no: 26772/95, prg.  
201).  
Bununla birlikte 1 No’lu Ek Protokol’ün 3. maddesindeki koullara riayet edilip edilmediği  
hususunda bir hükme varmak nihai karar mercii olarak AĐHM’nin görevidir. Bunu yaparken  
AĐHM, oy verme ve seçimlerde aday olma haklarına bağlı koulların sözkonusu hakları,  
özlerini zedeleyecek ve etkinliklerini ortadan kaldıracak ekilde etkilemediği, meru bir  
amaca yönelik olarak uygulandıkları ve uygulanan yöntemlerin orantısız olmadığı hususunda  
ikna olmalıdır (Mathieu-Mohin, adıgeçen, prg. 52).  
Öngörülen bu koullardan hiçbiri halkın yasama organlarının seçimi konusundaki özgür  
iradesine sekte vurmamalıdır. Bir baka deyile bu koullar, halkın hür iradesini genel  
seçimler aracılığıyla ortaya koymasına yönelik bir seçim sürecinin bütünlüğünü ve etkinliğini  
koruma kaygısını yansıtmalı, bunlara engel tekil etmemelidir (Hirst, adıgeçen, prg. 62). Aynı  
ekilde, halk demokratik iradesini serbestçe ortaya koyduktan sonra seçim sisteminde  
yapılacak herhangi bir değiiklik demokratik düzen açısından zorlayıcı gerekçeler olmadıkça  
bu tercihi tartımalı hale getiremez (Lykourezos, adıgeçen, prg. 52). Kaldı ki AĐHM daha önce  
de bu hükmün herkese seçimlerde aday olma ve bir kez seçildiğinde de temsil hakkını  
güvence altına aldığı hükmüne varmıtır (bkz. Selim Sadak ve diğerleri - Türkiye no:  
6
25144/94, 26149/95, 26154/95, 27100/95, prg. 33, ve adıgeçen Lykourezos kararı, prg. 50).  
Gerçekten demokratik bir siyasi rejime özgü temel bir ilkeye hasredilmiolan 1 No’lu Ek  
Protokol’ün 3. maddesi AĐHS sistemi içinde temel bir önemi haizdir (Mathieu- Mohin ve  
Clerfayt, adıgeçen, prg. 47 ve daha yakın tarihli, Yumak ve Sadak – Türkiye, no: 10226/03,  
prg. 59).  
Halihazırda Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın 69/6 maddesine istinaden Fazilet Partisinin  
laiklik ilkesine aykırı eylemlerin odağı haline geldiği hükmüne varmıtır. Anayasa  
Mahkemesi tarafından Fazilet Partisinin kapatılması konusunda öne sürülen gerekçeler  
partinin genel bakanı, bazı yönetici ve bavuranın da aralarında bulunduğu bazı üyelerin  
eylem ve sözleriyle ilgilidir. Đlave ceza olarak mahkeme Anayasa’nın 84 in fine maddesi  
uyarınca bavuranla birlikte bir baka milletvekilinin de milletvekilliğinin düürülmesine  
karar vermitir.  
AĐHM ihtilaf konusu tedbir ile Türkiye’deki siyasi rejimin laik niteliğinin korunmasının  
amaçlandığını kaydetmektedir. Bu ilkenin Türkiye’deki demokratik rejim açısından önemini  
göz önünde bulunduran AĐHM sözkonusu tedbirin düzenin ve bakalarının hak ve  
özgürlüklerinin korunması meru amaçlarına yönelik olduğu kanaatine varmaktadır.  
Bundan sonra sözkonusu tedbirin izlenen amaçlarla orantılı olup olmadığının tespit edilmesi  
gerekmektedir. Bu doğrultuda, demokratik düzen açısından bavuranın meru olarak elde  
ettiği milletvekilliği sıfatından ve bir dönem boyunca TBMM’de kendilerini temsil etmesi için  
hür ve demokratik bir biçimde seçen seçmenlerin milletvekillerinden yoksun bırakılmasını  
gerektirecek zorlayıcı gerekçeler bulunup bulunmadığının belirlenmesi icap eder.  
Bu maksatla AĐHM bavuranın milletvekilliği düürülmesinin Fazilet Partisinin  
kapatılmasının bir sonucu olduğu cihetle parti kapatmayı düzenleyen anayasa hükümlerinin  
dikkate alınması gerektiği kanaatindedir (karılatırınız, mutatis mutandis, Selim Sadak ve  
diğerleri, adıgeçen, prg. 37). Olayların meydana geldiği dönemde yürürlükte olduğu haliyle  
69/6 maddesinin kapsamı oldukça geniti. Bir partinin Anayasa’ya aykırı eylemlerin odağı  
olduğu değerlendirilirken üyelerin her türlü eylem ve beyanlarından parti sorumlu  
tutulabilmekte ve partinin feshine karar verilebilmekteydi. Sözkonusu faaliyetlerin  
derecelendirilmesinde bir ayrıma gidilmemitir. Bu bağlamda, bavuranınkine benzer bir  
durumda bulunan bazı parti üyelerinin ve özellikle parti genel bakanı ve yardımcısının  
herhangi bir yaptırıma uğramadıklarını belirtmek gerekir.  
Müdahalelerin orantılılığını belirlerken bu müdahalelerin niteliğinin ve ağırlığının da dikkate  
alınması lazım gelir. Bu hususta AĐHM, daha evvel de, milletvekilliğinin düürülmesinin son  
derece ağır bir yaptırım olduğunu tespit etmitir (Selim Sadak ve diğerleri, adıgeçen, prg. 38).  
Yukarıda ifade olunan hususları göz önünde bulunduran AĐHM bavuranın milletvekilliğinin  
ürülmesinin güdülen amaçlarla orantılı olmadığı sonucuna varmaktadır. Bu itibarla ihtilaf  
konusu tedbir bavuranın seçilme ve temsil hakkını ve kendisini milletvekili seçen  
seçmenlerin bağımsız yetkisini zedelemitir.  
Bu itibarla 1 No’lu Ek Protokol’ün 3. maddesi ihlal edilmitir.  
AĐHM, Anayasa’nın 69/6 maddesinde yapılan değiikliği ilgiyle not etmektedir. Bu değiiklik  
uyarınca bir siyasi parti, bu nitelikteki fiiller o partinin üyelerince yoğun bir ekilde ilenmesi  
ve bu durumun o partinin organlarınca zımnen ya da açıkça benimsenmesi halinde söz konusu  
7
fiillerin odağı haline gelmisayılır. Buna ilaveten Anayasa’nın 69/7 maddesinde yapılan  
değiiklikle Anayasa Mahkemesi’ne devlet yardımından yoksun bırakma gibi bir partinin  
temelli kapatılmasından daha hafif yaptırımlar uygulamasına imkan tanınmıtır. Bu sayede  
milletvekilliğinin düürülmesi uygulamasına daha az rastlanacağı anlaılmaktadır. Bu  
değiikliklerle parlamenter statüsü daha da güçlendirilmiolmaktadır.  
Yukarıda varılan sonuçları göz önünde bulunduran AĐHM bavuranın siyasi haklarına yönelik  
kısıtlamaya ilikin ikayeti ayrıca incelemeye gerek olmadığı kanaatine varmaktadır.  
II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Bavuran milletvekilliğinin düürülmemiolması halinde alacağı maalarına tekabül eden bir  
maddi zarara uğradığını iddia etmektedir. Bavuran ayrıca 2002 yılı Kasım ayında düzenlenen  
milletvekili genel seçimlerine katılamaması nedeniyle bir zarara uğradığını belirtmektedir.  
Bavuran bu zararı 333.000 ABD Doları olarak hesaplamaktadır.  
Manevi tazminat için ise bavuran 33.000 ABD Doları talep etmektedir.  
Hükümet bu taleplere itiraz etmektedir.  
Tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi zarar arasında bir illiyet bağı görmeyen AĐHM bu  
yöndeki talebi reddeder.  
AĐHM, bavuranın belli bir manevi zarara uğradığını ve bunun telafisi için ihlal tespitinin  
yeterli olacağını düünmektedir.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuran AĐHM önünde yaptığı masraf ve harcamalar için 5.000 ABD Doları talep  
etmektedir. Bavuran bu konuda herhangi bir belge sunmamıtır.  
Hükümet bu meblağa itiraz etmektedir.  
AĐHM’nin içtihadına göre bir bavuran yargılama masraf ve giderlerinin iadesini ancak bu  
masraf ve giderlerin gerçekliğini, gerekliliğini ve makul oranda olduğunu ortaya koyduğu  
takdirde emin edebilir.  
Elindeki unsurları ve yukarıda ifade edilen kıstasları dikkate alan AĐHM yargılama masraf ve  
giderlerine ilikin talebi reddeder.  
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM, OYBĐRLĐĞĐ ĐLE  
1. Bavurunun geri kalanının kabuledilebilir olduğuna ;  
2. 1 No’lu Ek Protokol’ün 3. maddesinin ihlal edildiğine ;  
3. AĐHS’nin 9, 10 ve 11. maddeleri yönünden yapılan ikayetleri ayrıca incelemeye gerek  
olmadığına ;  
8
4. Đhlal tespitinin bavuranın maruz kaldığı manevi zarar için balı baına yeterli bir adil  
tatmin tekil ettiğine ;  
5. Adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddine ;  
Karar vermitir.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve  
3. paragraflarına uygun olarak 29 Kasım 2007 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
9