C O N S E I L D E  
L ' E U R O P E  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
SONER VE DĐĞERLERĐ - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 40986/98)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
27 Nisan 2006  
Đꢀbu karar Sözleme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecek  
olup ekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve (40986/98) bavuru no’lu davanın nedeni bu ülkenin  
üç vatandaı Özgür Soner, Hakan Yılmaz ve Đlkay Özçelik’in (bavuranlar) 16 Eylül 1997  
tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Komisyonu’na Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi’nin (AĐHS)  
eski 25. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur. Bavuranlar Avrupa Đnsan Hakları  
Mahkemesi (AĐHM) önünde Ankara Barosu avukatlarından . Sarıhan tarafından temsil  
edilmektedir.  
OLAYLAR  
A. Bavuranların tutuklanması ve gözaltına alınması  
1. Ö. Soner  
1975 doğumlu bavuran olayların meydana geldiği dönemde Ankara’da ikamet etmekteydi.  
Ankara Cumhuriyet Savcısı’nın ve Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet  
Savcısı’nın tevkif müzekkeresi doğrultusunda 21 Aralık 1993 tarihinde, el ilanı dağıtma,  
yasak afiasma, molotof kokteyli atmakla itham edilen bavuran, üç polis tarafından  
yakalanarak gözaltına alınmıtır. Yakalandığı sırada bavurana E.Y. elik etmekteydi.  
Bavuran yakalandığı sırada ve daha sonra gözaltına alındığı polis karakolunda kötü  
muameleye uğradığını iddia etmitir.  
Hükümet’e göre, bavuran ve E.Y.yakalanmaları sırasında mukavemet göstermiler ve polis  
güç kullanmak durumunda kalmıtır.  
Bavuran 29 Aralık 1993 tarihine dek Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele  
ubesi’nde gözaltında tutulmutur.  
Aynı tarihte hazırlanan Adli Tıp Kurumu raporunda bavuranda çeitli darp izlerine  
rastlanılmı, Adli Tıp Kurumu doktoru bavuranın sağ kulağındaki iitme problemine ilikin  
devlet hastanesinde tamamlayıcı bir muayeneden geçirilmesi önerisinde bulunmutur.  
Bavuran aynı tarihte Cumhuriyet Savcısı ve DGM hakimi tarafından dinlenilmitir. Bavuran  
polis tarafından alınan ifadesine karı çıkmıtır.  
Bavuran hakkında tutuklu yargılanma kararı alınmıtır.  
2. H. Yılmaz  
1976 doğumlu bavuran olayların meydana geldiği dönemde Ankara’da ikamet etmekteydi.  
Cumhuriyet Savcısı’nın talebi üzerine 18 Nisan 1993 tarihinde on bir kiilik polis ekibi polis  
tarafından aranan kiileri yakalamak ve yasadıı Dev-Sol örgütüne ait dokümanları ele  
geçirmek amacıyla saat 16.30 sularında bir arama gerçekletirmitir. Đçeride bulunan kiiler ve  
polis arasında meydana gelen arbedede çeitli yaralanmalar meydana gelmi, polisin yirmi bir  
kiiyi tutuklamasıyla olaylar sona ermitir.  
Adli Tıp Kurumu tarafından 19 Nisan 1993 tarihinde saat 11.30’da hazırlanan raporda  
bavuranın vücudunun çeitli noktalarında ağrı ve hassasiyetin olutuğu ifade edilmitir.  
2
Bavuran 1 Mayıs 1993 tarihinde Cumhuriyet Savcısı tarafından dinlenmive adı geçen  
hakkında ertesi gün huzuruna çıkarıldığı DGM yetkili hakimi tarafından tutuklu yargılanma  
kararı alınmıtır.  
Bavuran 14 Eylül 1993 tarihinde serbest bırakılmıtır.  
3. Đ. Özçelik  
1974 doğumlu bavuran olayların meydana geldiği dönemde Ankara’da ikamet etmekteydi.  
Bavuran 12 Ocak 1994 tarihinde polislerin Devrimci Gençlik gazetesinde yapmıolduğu  
arama sırasında yakalanarak gözaltına alınmıtır.  
26 Ocak 1994 tarihinde DGM yetkili hakimi karısına çıkarılan bavuran serbest bırakılmıtır.  
B. Bavuranların Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde cezai yargılanma süreci  
Cumhuriyet Savcısı DGM önünde 2 Kasım 1993, 29 Aralık 1993 ve 4 ubat 1994 tarihli  
iddianamelerle aralarında bavuranların da yer aldığı elli yedi kii hakkında yaa dıı bir  
örgütün mensubu olma suçlamasıyla ve diğer suçlardan kamu davası açmıtır.  
DGM 4 Temmuz 1995 tarihinde elli yedi suç ortağı ile ilgili, bavuranları isnat edilen  
suçlardan suçlu bulmuve ağır hapis cezasına çarptırmıtır.  
H. Yılmaz ve Ö. Soner farklı türdeki suçların ilendiği 29 Mart 1993 tarihinde reit  
olmadıkları gerekçesiyle ceza indiriminden yararlanmı, TCK’nın 168 § 2. ve 3713 sayılı  
Terörle Mücadele Kanunu’nun 5. maddelerine dayalı olarak yasadıı bir örgüte bağlı olma  
suçundan Ö.Soner on beyıl, H.Yılmaz on yıl hapis cezasına çarptırılmıtır. Ayrıca, patlayıcı  
maddelerin önlenmesine dair sözkonusu Kanun’un 164 § 6. maddesi gereğince bavuranların  
her biri dört yıl beay on gün hapis cezasına çarptırılmıtır.  
Đ. Özçelik TCK’nın 168 § 2. maddesi uyarınca on beyıl hapis cezasına çarptırılmıtır.  
Bavuranlar mahkumiyetlerinin özü itibariyle gözaltında zorla alınan itiraflara dayandığını  
ileri sürerek 30 Ekim 1995 tarihinde temyize bavurmutur.  
Yargıtay 14 Mart 1997 tarihli bir kararla ilk derece mahkemesinin kararını onamıtır. Bu  
karar 19 Mart 1997 tarihli açık durumada tefhim edilmitir.  
Bavuranlar 7 Nisan 1997’de kararın gözden geçirilmesi talebinde bulunmulardır. Yargıtay  
Cumhuriyet Basavcısı 12 Mayıs 1997 tarihinde bu talebi reddetmitir.  
C. Bavuranların mahkumiyetinden sonraki gelimeler  
Bavuran Ö. Soner’in de yer aldığı yirmi bir tutuklu, 2000 yılında polisin ve jandarmanın  
1980 ve 1996 yılları arasında kendilerine kötü muamele uyguladıkları ikayetinde  
bulunmutur.  
3
Ankara Cumhuriyet Savcısı, 3 Temmuz 2000 tarihinde ikayette bulunulan hususu  
destekleyici hiçbir kanıt bulunmadığı ve meydana gelen olayların zaman aımına girdiği  
gerekçesiyle takipsizlik kararı vermitir.  
Ö. Soner tutuklu bulunduğu Kırehir cezaevinde 6 Ekim 2000 tarihinde açlık grevi  
balatmıtır.  
Adli Tıp Kurumu, 24 Nisan 2002 tarihli bir raporla bavuranın Wernicke-Korsakof  
sendromuna yakalandığını kaydederek cezasının infazının ertelenmesi tavsiyesinde  
bulunmutur. DGM, 24 Haziran 2002 tarihinde bavuranın serbest bırakılmasını  
kararlatırmıtır.  
H. Yılmaz aynı gün sözü edilen hastalığa yakalanmı, cezasının infazının ertelenmesi  
hakkından yararlanarak tahliye edilmitir.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. KABULEDĐLEBĐLĐRLĐK HAKKINDA  
Hükümet bir yanda iç hukuk yollarının tüketilmediği, diğer yanda altı ay kuralına riayet  
edilmediği itirazlarında bulunmaktadır. Bavuranlar ikence iddialarını ne Cumhuriyet Savcısı  
ne yetkili hakim önünde dile getirmiler ne de sorumlular hakkında ikayette bulunmulardır.  
Hükümete göre Devlet Güvenlik Mahkemesi 4 Temmuz 1995 tarihli kararında kötü muamele  
iddialarına yer vermediğinden bavuranların en geç Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin  
kararının ardından iç hukuk yollarının etkisiz olduğunun farkına varmaları gerekirdi. Đꢀkence  
iddialarıyla ilgili bavurunun bu bölümü gecikmeli olarak yapılmıtır.  
Bavuranlar iç hukuk yollarının tüketilmesine ilikin iç hukukta savcı ve hakimlerin bir suçun  
ilendiğinden haberdar oldukları zaman resen bir ceza soruturması balatmaları veya  
sorumluların tespit edilmesi bakımından yetkili mercileri harekete geçirmeleri gerektiğini  
iddia etmektedirler.  
u da bir gerçek ki Ö. Soner’in 2000 yılında genel olarak ikayette bulunması dıında diğer  
iki bavuran kötü muameleye ve ikenceye karıan gözaltından sorumlu polisler hakkında  
resmi olarak ikayetçi olmamıtır.  
AĐHM, Ö. Soner’in 29 Aralık 1993 tarihinde Cumhuriyet Savcısı tarafından dinlendiği,  
savcının aynı gün sağlık raporundan ve bavuranın sağlık durumundan haberdar olduğu  
tespitini yapmaktadır. Ayrıca, Ö.Soner’in avukatının 4 Ocak 1995 tarihli görülerinde alenen  
dile getirdiği gibi Ö. Soner ve H.Yılmaz Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde ikayetlerini  
aktarlardır.  
4 Temmuz 1995 tarihli kararda bavuranların ikayetlerinin dikkate alınmadığını, ardından  
bavuranların AĐHS’nin 3. maddesiyle ilgili iddialarını boyere temyize götürdüklerini ve  
Yargıtay’ın 14 Mart 1997 tarihinde bu bavuruyu reddettiğini hatırlatmak gerekir.  
Sonuç itibariyle AĐHM, bavuranların dava boyunca iddialarını yetkili merciler önünde resmi  
bir soruturma açılması yönünde yeterince dile getirdiklerine itibar etmektedir. Bavuranlar  
AĐHM’ye bavurularını yapmadan önce AĐHS’nin 3. maddesiyle ilgili ikayetlerini farklı  
4
hukuki mercilerine ileterek iç hukuk yollarını tüketmek için makul olarak beklemiꢀ  
sayılmaktadır (Bkz. Akdıvar-Türkiye kararı, 16 Eylül 1996, Aksoy-Türkiye kararı 18 Aralık  
1996 ve Yaa-Türkiye kararı, 2 Eylül 1998).  
AĐHM olayların koulları göz önünde bulundurulduğunda, Ö. Soner’in ve H. Yılmaz’ın  
AĐHS’nin 3. maddesine ve özü itibariyle 13. maddesine ilikin ikayetleri hakkında iç  
hukuktaki cezai bavuru yolunu tüketmisayılmaları gerektiği sonucuna varmaktadır  
(Bkz.Özkur Göksungur-Türkiye kararı, no: 37088/97, 7 Aralık 1999).  
AĐHM altı ay kuralı ile ilgili olarak, Yargıtay kararının bavuranları iddiaları için iç hukuk  
yollarının bundan böyle etkisiz olduğunu düünmeye sevk ettiğini dikkate almaktadır  
(Bkz.Önder-Türkiye kararı, no: 39813/98, 1 Nisan 2003). Mevcut bavuru 16 Eylül 1997’de  
AĐHS’nin 35 § 1. maddesinde yer aldığı gibi altı ay içinde yapılmıtır.  
Bu durumda Hükümetin ön itirazlarının reddedilmesi gerekmektedir.  
AĐHM ayrıca, tarafların sunmuolduğu görülerin bütünü ıığında bavurunun kalan kısmının  
AĐHS’nin 35 § 3. maddesi uyarınca dayanaktan yoksun olarak sayılamayacağı tespitini  
yapmaktadır. Bavuru kabuledilebilir bulunmaktadır.  
II. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
AĐHS’nin 3. maddesine göndermede bulunan Ö.Soner ve H.Yılmaz gözaltında ikenceye  
maruz kaldıklarından yakınmaktadır. Bavuranlar özellikle dövüldüklerini, kollarından  
asıldıklarını ve kendilerine elektrik oku verildiğini öne sürmektedir.  
A. Tarafların görüleri  
Hükümet sağlık raporlarının bavuranların gözaltı sırasında kötü muameleye maruz  
kaldıklarını hiçbir surette göstermediğini savunarak, bavuranların tutumu nedeniyle zorunlu  
olarak bavurulan gücün raporlarda yer aldığı ekliyle küçük çaplı eziklere yol açtığını  
belirtmektedir.  
Ayrıca, Cumhuriyet Savcısı önünde Ö. Soner devlet hastanesinde tamamlayıcı bir sağlık  
kontrolünden geçirilmekten vazgeçmitir.  
Sonuç itibariyle, DGM önünde bavuranlar ikayetlerini desteklemeksizin gözaltında baskıya  
ve kötü muameleye maruz kaldıklarını söylemekle yetinmilerdir. Bu durum muhtemelen iç  
hukukta bir soruturmanın açılmaması gerekçesine dayalıdır.  
Bavuranlar Hükümetin yaralanmaların kaynağı hakkındaki savına karı çıkmaktadırlar. Ö.  
Soner hastaneye nakledilmesine karı çıkmasının güvenlik kaygısından kaynaklandığını ifade  
etmektedir.  
Bavuranlar, Hükümetin kötü muamele iddialarının yetkili merciler önünde detaylı olarak  
dile getirilmediği görüleriyle ilgili olarak, bu noktada bir soruturma balatılmasını zorunlu  
kılan bir unsurun değil ikencenin veya kötü muamelenin nitelendirilmesinin önemli bir rol  
oynağını öne sürmektedirler.  
5
B. AĐHM’nin değerlendirmesi  
AĐHM öncelikle 3. madde alanına girmesi için kötü muamelelerin asgari bir ciddiyet  
seviyesine ulaması gerektiğini hatırlatmıtır. Asgari seviye hakkında yapılacak  
değerlendirme özü itibariyle görecelidir; bu değerlendirme muamelenin süresi, fiziksel ve  
ruhsal etkileri, bazı hallerde cinsiyet, ya, mağdurun sağlık durumu gibi davaya özgü  
koulların tümüne bağlıdır (Bkz. Labita-Đtalya kararı, no: 26772/95).  
Bir kimse özgürlüğünden yoksun bırakıldığında, davranıları fiziksel güce bavurmayı  
gerektirmediği halde kendisine karı fiziksel güç kullanılması insan onurunu zedelemekte ve  
prensip olarak 3. maddenin güvence altına aldığı hakkın ihlaline neden olmaktadır (Bkz.  
Tekin-Türkiye kararı, 9 Haziran 1998).  
Diğer yandan, özgürlüğünden yoksun, bütünüyle güvenlik güçlerinin kontrolü altındaki bir  
kimse tutuklu bulunduğu sırada yaralandığı vakit bu dönemde meydana gelen yaralanmaların  
kaynağının güçlü karinelerden oluması gerekir (Bkz. Rehbock-Slovenya no: 29462/95,  
Salman-Türkiye kararı, no: 21986/93).  
Mevcut halde, Hükümet yaralanmaların kaynağına ve mağdurun özellikle sağlık raporları ile  
desteklediği iddialarını açıklığa kavuturmalıdır (Bkz. Tekin kararı, Altay-Türkiye kararı, no:  
22279/93 ve Esen-Türkiye kararı, no: 29484/95).  
Son olarak, kötü muamele iddiaları AĐHM önünde uygun kanıtlarla desteklenmelidir Bkz.  
mutatis mutandis, Klas-Almanya kararı, 22 Eylül 1993). Öne sürülen olayların ve kanıtların  
değerlendirilmesinde AĐHM «her türlü üphenin ötesinde»; yeterince ciddi, belirgin, birbiriyle  
uyuan bir dizi kanıt ve çürütülemez karineler ilkesinden yararlanmaktadır (Bkz. Đrlanda-  
Birleik Krallık kararı, 18 Ocak 1978).  
1. Özgür Soner  
Sözü edilen kıstasların Ö. Soner’in durumuna uygulanmasında AĐHM, adı geçenin  
yakalanğı gün dava dosyasının sağlık raporunu içermediğini hatırlatmaktadır.  
Öte yandan, 29 Aralık 1993 tarihinde yapılan Ali Tıp taraması sırasında bavuranın  
vücudunda tespit edilen yara izleri AĐHS’nin 3. maddesinin uygulanması bakımından belirli  
bir ciddiyet düzeyine ulamaktadır.  
Hükümet ilgili tutanağa dayanarak ve bavuranın olduğu kadar beraberindeki arkadaı  
E.Y.’nin tutumu nedeniyle fiziksel güç kullanımının gerekli olduğunu ileri sürerek adı  
geçenin tutuklandığı esnada meydana gelen arbedeye açıklık getirmeye çalımaktadır.  
Zira, tutuklama ilemi Hükümetin beyan ettiği ekilde gerçeklemive tutuklama tutanağı da  
bunu destekler nitelikte ise, benzer bir değerlendirmeden yetkililerin sözkonusu tutuklama  
kararının ardından tıbbi kanıt unsurlarını ivedilikle elde etme zorunluluklarının olmadığı  
sonucu çıkmamaktadır. Mevcut halde bavuranda tespit edilen yaralanma izlerinin  
gözaltındaki veya tutuklanma sırasındaki muamelenin dıında meydana geldiği hususu  
inandırıcı değildir (Bkz. Klaas kararı, Balogh-Macaristan kararı, no: 47940/99 ve sözü edilen  
Rehbock kararı).  
6
Buna karın, sözkonusu yaralanmalar bavuranın iddia ettiği türden bir ikenceye de karılık  
gelmemektedir (Bkz. sözü edilen Đrlanda-Birleik Krallık kararı ve Dikme-Türkiye kararı, no:  
20869/92).  
AĐHM, bununla birlikte her halükarda bavuranda- tutuklanmasından sekiz gün sonra- ortaya  
çıkan izlerin çokluğunun üç polis memurunun iki kiiyi yakalamak için izlemek durumunda  
olduğu orantılı güç kullanımına karılık gelmesi açısından büyük önem taıdığını  
vurgulamaktadır (Bkz. Selmouni-Fransa kararı, no: 25803/94).  
AĐHM, güvenlik güçlerinin ellerinde bulunan bavuran Ö. Soner’de tespit edilen ve ne zaman  
uygulandığı önem arz etmeyen yara izlerinin AĐHS’nin 3. maddesi uyarınca Savunmacı  
Hükümeti sorumluluklarından muaf tutacak hiçbir hususu içermediğini kaydetmektedir.  
Ö. Soner insanlık dıı bir uygulamaya maruz kaldığından, AĐHS’nin 3. maddesi ihlal  
edilmitir.  
2. H. Yılmaz  
AĐHM, H. Yılmaz ile ilgili olarak adı geçenin tutuklanmasının ertesinde hazırlanan Adli Tıp  
sağlık raporuna göre asgari darp izlerine rastlanıldığı ve bu durumun AĐHS’nin 3. maddesinin  
uygulanma alanına girecek kadar ciddi bir düzeyde görünmediği gözleminde bulunmaktadır.  
Kaldı ki, 18 Nisan 1993 tarihinde on bir polis ve seksenden fazla bir topluluk arasında  
meydana gelen arbedede kullanılan güç orantılı gözükmektedir.  
1 Mayıs 1993 tarihli Adli Tıp Kurumu raporu bavuran tarafından ileri sürülen yaralanma  
izlerini içermemektedir. Bavuran bu iddialarını desteklemek için hiçbir kanıtlayıcı belge  
sunmatır.  
Bu nedenle, AĐHS’nin 3. maddesi H. Yılmaz bakımından ihlal edilmemitir.  
III. AĐHS’NN 3. MADDESĐYLE BĐRLĐKTE 13. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ  
ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuranlar Ö.Soner ve H.Yılmaz ikence iddiaları konusunda soruturma yapılmadığını ve  
bu yönde bavuru yolu bulunmadığını ileri sürmekte, AĐHS’nin 13. maddesine atıfta  
bulunmaktadırlar (Bkz. Soner ve diğerleri-Türkiye kararı, 3 Haziran 2004).  
AĐHM’yi AĐHS’nin 3. maddesinin Ö. Soner açısından ihlal edildiği tespitine götüren  
gerekçelerde olduğu gibi bu bavuranın ikayeti de kukusuz 13. madde için «savunulabilir»  
niteliktedir. Yetkili mercilerin AĐHS’nin 3. maddesiyle birlikte 13. maddesinde yer alan  
kıstaslara tekabül edecek etkili bir soruturma açma ve sürdürme zorunlulukları  
bulunmaktaydı (Bkz. Batı ve diğerleri, no: 33097/96-57834/00, 3 Haziran 2004).  
H. Yılmaz’ın durumunda böyle değildir. Sonuç itibariye AĐHM, H. Yılmaz’ın ikayetlerinin  
13. madde çerçevesinde incelenmediğini ifade etmektedir.  
AĐHM, iç hukuk mercilerinin ilk bavuranın ikayetlerine ilikin hiçbir süreci balatmadıkları  
tespitinde bulunmaktadır.  
7
Adı geçenin bu konuda ikayetçi olmaması, hastanede tamamlayıcı bir sağlık taramasından  
geçmeyi reddetmesi – ya da birtakım ikayetlerinden vazgeçmesi – yetkililerin bu konudaki  
sorumluluğunu ortadan kaldırmamaktadır.  
Devletin görevlililerin elinde bulunan bir kimse savunulabilir düzeyde bir iddiada  
bulunduğunda, yetkililerin, bu hükmün getirdiği gerekliliklere yanıt veren, sorumluların  
tespitine olanak tanıyan, etkili ve derinlemesine soruturma açma ve yürütme zorunluluğu  
bulunmaktadır (Tekin kararı).  
Bu konuda bir soruturmanın eksikliği, yetkililerin bavuranın ikayetinin özü itibariyle  
tanınması konusundaki kayıtsızlığı AĐHM’yi AĐHS’nin 3. maddesiyle birlikte 13. maddenin  
Ö.Soner açısından ihlal edildiği kararını vermeye sevk etmektedir. Bavuran tazminat davası  
açma ve teorik olarak diğer bavuru yollarına eriimden de yoksun kalmıtır (Bkz. Đlhan-  
Türkiye kararı, no: 22277/93, § 103, AĐHM 2000-VII).  
IV. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
AĐHS’nin 6. maddesine atıfta bulunan üç bavuran kendilerini yargılayan Ankara Devlet  
Güvenlik Mahkemesi’nin bünyesinde askeri bir hakimi bulundurması nedeniyle bağımsız ve  
tarafsız bir mahkeme olarak nitelendirilemeyeceğini öne sürmektedir.  
Ö. Soner ve H. Yılmaz ayrıca mahkumiyetlerinin özellikle polisin gözaltında baskıyla aldığı  
itiraflara dayandırıldığını iddia etmektedir.  
AĐHM, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin askeri yapısı nedeniyle bağımsızlığına ve  
tarafsızğına ilikin daha önceki kararlarda buna benzer pek çok ikayetlerin dile getirildiğini  
ve bunların AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlali ile sonuçlandığını belirtmektedir (Bkz. Özel-  
Türkiye kararı, no: 42739/98 7 Kasım 2002 ve Özdemir-Türkiye kararı).  
AĐHM, mevcut davada Hükümetin davanın seyrini farklı ekilde sonuçlandıracak hiçbir  
tespiti ve delili sunmadığını kaydetmekte, bunun yanı sıra aralarında askeri bir hakimin de yer  
aldığı Devlet Güvenlik Mahkemesi karısında bavuranların TCK’da yer alan suçlar suçlardan  
yargılanması konusunda endie duymalarının anlaılabilir olduğu tespitinde bulunmaktadır.  
Bavuranlar, haklarında açılan davada Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin kararını yabancı  
gerekçelere dayandırdığı yönünde bir üphe duyabilir. Bu nedenle bavuranların bu yargı  
makamının tarafsız ve bağımsız olmadığı yönündeki üphelerinin dikkate alınması  
gerekmektedir (Bkz. Incal-Türkiye kararı 9 Haziran 1998).  
AĐHM, bavuranları yargılayıp mahkum eden Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin  
AĐHS’nin 6 § 1. maddesi uyarınca bağımsız ve tarafsız olmadığı sonucuna varmıtır.  
Bu nedenle bu hüküm üç bavuran açısından ihlal edilmitir.  
Bavuranlar Ö. Soner ve H. Yılmaz’ın yargılamanın adilliği hakkındaki ikayetine dair AĐHM  
daha önce benzer davalarda da dile getirdiği üzere, tarafsızlıktan ve bağımsızlıktan yoksun bir  
mahkemenin her halükarda kendi yargısına tabi kiilere adil bir yargılama sağlamayacağını  
hatırlatmaktadır.  
8
Bu hususun ihlalinin tespiti ıığında AĐHM, savunma haklarının ihlal edilmesi hakkındaki  
ikayetlerin ayrıca incelenmesini gerekli görmemektedir (Bkz. Çıraklar-Türkiye kararı, 28  
Ekim 1998, Özdemir kararı ve Okutan-Türkiye kararı, no: 43995/98, 29 Temmuz 2004).  
V. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASI  
A. Tazminat  
Bavuranlar çeitli miktarlarda maddi zarara uğradıklarını ileri sürmektedirler. Ö. Soner  
30.000 Euro maddi ve 59.000 Euro manevi tazminat, H. Yılmaz 35.000 Euro maddi, 47.000  
Euro manevi tazminat, Đ. Özçelik yaklaık 16.000 Euro maddi ve 47.000 Euro manevi  
tazminat talep etmektedir.  
Hükümet aırı olarak değerlendirdiği bu miktarların ispat edilmemiolduklarını vurgulayarak  
reddedilmesi talebinde bulunmaktadır.  
AĐHM, bavuranların iddia ettikleri maddi zarar ile ihlal kararlarının tespiti arasında hiçbir  
illiyet bağı kuramadığından bu istekleri reddetmitir.  
Buna karın, 3. maddenin Ö. Soner açısından ihlal edilmesi ile ilgili olarak adı geçene 3.000  
Euro manevi tazminat ödenmesini kararlatırmıtır.  
AĐHM üç bavuran açısından AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlaline ilikin yerleik içtihadını  
hatırlatarak, bir bavuran hakkında verilen mahkumiyet kararının tarafsız ve bağımsız  
olmayan bir mahkeme tarafından verildiği görüüne vardığında, prensip olarak en uygun  
tazminin zamanında, tarafsız ve bağımsız bir mahkeme tarafından bavuranı yeniden  
yargılamak olacağı kanaatine varmıtır (Bkz. sözü edilen Gençel kararı, § 27).  
B. Masraf ve harcamalar  
Bavuranlar AĐHM nezdinde yapmıoldukları yargı giderleri hususunda takdiri AĐHM’ye  
bırakmaktadırlar.  
Hükümet, bavuranların hiçbir kanıtlayıcı belge sunmamaları üzerine bu yönde bir ödeme  
yapılmamasını savunmaktadır.  
AĐHM, kanıtlayıcı belge olmaksızın bu talebi kabul edememektedir. Avrupa Konseyi  
tarafından adli yardım bağı altında verilen 630 Euro’luk miktarın dıındaki miktarların  
gerekli olduğunun ispatı beklenilmektedir. Mevcut bavuruda sunulan unsurlar ve sözü edilen  
kıstaslar ıığında AĐHM, Avrupa Konseyi tarafından verilen 630 Euro’luk yardım miktarı  
1.000 Euro’dan düülerek kalan kısmın bavuranlara ödenmesini kararlatırmıtır.  
C. Gecikme Faizi  
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına 3  
puanlık bir artıın ekleneceğini belirtmektedir.  
9
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavurunun kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna;  
2. AĐHS’nin 3. maddesinin Ö. Soner açısından ihlal edildiğine;  
3. AĐHS’nin 3. maddesinin H. Yılmaz açsısından ihlal edilmediğine;  
4. AĐHS’nin 3. maddesiyle birlikte 13. maddesinin Ö. Soner açısından ihlal edildiğine;  
5. H. Yılmaz tarafından AĐHS’nin 3. maddesiyle birlikte 13. maddesine dair yapılan ikayetin  
incelenmesine gerek olmadığına;  
6. Bavuranların Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlığına ve tarafsızlığına  
ilikin ikayetlerinin AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlaline neden olduğuna;  
7. Ö. Soner’in ve H. Yılmaz’ın AĐHS’nin 6. maddesi ile ilgili diğer ikayetlerinin  
incelenmesine gerek olmadığına;  
8. AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal tespitinin bavuranların uğradıkları manevi zarar için adil  
bir tazmini oluturduğuna;  
9. a) AĐHS’nin 44 § 2. maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet  
tarafından:  
i.  
ii.  
bavuran Ö. Soner’e manevi tazminat olarak 3.000 (üç bin) Euro;  
masraf ve harcamalar için Avrupa Konseyi tarafından verilen 650 (altı yüz elli)  
Euro’luk adli yardım tutarının 1.000 (bin) Euro’dan düülerek kalan kısmın  
bavuranlara birlikte ödenmesine;  
iii.  
belirtilen miktarların her türlü vergiden muaf tutulmasına;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda faiz uygulanmasına;  
10. Adil tazmine ilikin taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin Đç tüzüğünün 77 §§ 2. ve 3.  
maddelerine uygun olarak 27 Nisan 2006 tarihinde yazıyla bildirilmitir.  
10