C O N S E I L D E  
L ' E U R O P E  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
SONKAYA - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 11261/03)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
12 ubat 2008  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafında belirtilen koullar çerçevesinde  
kesinleecek olup bazı ekli düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 11261/03 no’lu davanın nedeni T.C vatandaı  
Hasan Sonkaya’nın (“bavuran”) Avrupa Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması  
Sözlemesinin (“AĐHS”) 34. maddesi uyarınca 5 Mart 2003 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları  
Mahkemesi’ne (“AĐHM”) yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran, Đstanbul Barosu avukatlarından G. Altay tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
1965 doğumlu olan bavuran Đstanbul’da ikamet etmektedir.  
Olayların meydana geldiği dönemde deri sektöründe faaliyet gösteren Deri-Đꢀ Sendikası’nın  
Tuzla ube bakanlığını yürüten bavuran iten çıkarılan kimselere destek vermek maksadıyla  
11 Ekim 2002 tarihinde düzenlenen bir gösteriye katılmıtır. Bavuran Tuzla Đlçe Jandarma  
Komutanlığı tarafından gözaltına alınmıtır.  
11 Ekim 2002 tarihinde saat 19.55’te, yakalanmasının hemen ardından düzenlenen tıbbi  
raporda bavuranın sağlık durumunun normal olduğu ve baağrısından ve buna bağlı bir  
travmadan ikayetçi olduğunu ifade ettiği bildirilmitir. Doktor bavuranın Kartal Devlet  
Hastanesine sevk edilmesini istemitir.  
Bavuranla birlikte diğer yedi kii gözaltına alınmalarını müteakip Orhanlı dispanserine sevk  
edilmilerdir. Anılan dispanserde düzenlenen tıbbi raporda bavuranın kendini yaralamak için  
kendini yere attığı belirtilmitir. Düzenlendiği saatin belirtilmediği raporda, bavuranın sağ  
dirseğinde bir lezyon, sağ kol iç tarafında bir ekimoz, sağ omuz ve sağ bacak iç tarafında  
hiperemiye rastlandığı belirtilmitir.  
12 Ekim 2002 günü saat yedide bavuranla birlikte diğer yedi kii Tuzla dispanserine  
götürülmülerdir. Düzenlenen raporda bavuranın sağ kol omuz bölgesinde 20 cm. çapında bir  
ekimoza ve bileklerinde kan toplanmasına rastlandığı belirtilmitir. Raporun geriye kalanı  
okunamayacak durumdadır. Bavuran sözkonusu tarihte serbest bırakılmıtır.  
Bavuran 15 Ekim 2002 tarihinde Güzelbahçe sağlık ocağında muayene edilmitir.  
Düzenlenen tıbbi raporda ilgilinin, sağ bileğinde, sağ el orta parmağında ve özellikle burun  
kemiğinde olmak üzere yüzünde kısa süre önce meydana gelmibir travmaya rastlandığı  
belirtilmitir.  
Bavuranın talebi ve kendisine kötü muamelede bulunulduğu yönündeki iddiaları üzerine  
bavuran 26 Aralık 2002 tarihinde Đnsan Hakları Vakfı tarafından muayene edilmitir.  
Düzenlenen tıbbi raporda sağ kol iç kısmında 3x3 cm. çapında yeilimsi sarı renkte bir  
ekimoza, sağ dirsekte 1x1 cm. çapında kabuk bağlamıbir yaraya, sağ el orta parmağında  
imeye, sağ kol iç kısmında 3x4 cm. çapında sarı mor renkte bir ekimoza, saç derisinde 2x2  
cm. çapında bir lezyona ve sağ göz alt kısmında 2x2 cm. çapında bir lezyona rastlandığı  
belirtilmitir.  
Bavuran, gözaltında tutulduğu sırada kendisine kötü muamelede bulundukları iddiasıyla  
Halil Đbrahim Akpınar, Murat Cokun ve Kenan Çatalçam adlı jandarmalar aleyhinde  
belirtilmeyen bir tarihte suç duyurusunda bulunmutur.  
Tuzla Cumhuriyet Savcılığı 3 Aralık 2002 tarihinde konuyla ilgili olarak takipsizlik kararı  
vermitir. Savcılık, bavuranın Tuzla organize deri sanayii bölgesinde düzenlenen izinsiz bir  
gösteriye katıldığını, dağılmaları yönünde yapılan çağrıya olumsuz cevap vermeleri üzerine  
jandarmaların bavuranla birlikte yedi kiiyi güç kullanarak gözaltına aldığını, sözkonusu  
kimselerin jandarma binasına getirildiklerinde slogan attıklarını, bavuranın nezarete  
konulmamak için direndiğini, nezarete konulması üzerine kendini yaralamak amacıyla  
kendini yere attığını ve video kayıt cihazının çalıtırılmasıyla birlikte bu davranıına son  
verdiğini belirtmitir.  
Bavuran Kadıköy Ağır Ceza Mahkemesi önünde bu karara itiraz etmitir. Bavuran  
kendisine kötü muamelede bulunulması üzerine bayıldığını ve bu olaya ahit olan avukat  
Cafer ahinkaya’nın konuyla ilgili olarak ifadesine bavurulmağını belirtmitir.  
Ağır Ceza Mahkemesi 28 Ocak 2003 tarihinde itiraz edilen kararı onamıtır.  
Đstanbul Asliye Ceza Mahkemesi 4 Kasım 2003 tarihinde aldığı bir kararla izinsiz gösteriye  
katılma ve polise mukavemet iddialarıyla ilgili olarak bavuranın beraatına hükmetmitir.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran kendisini gözaltına alan jandarmaların kötü muamelelerine maruz kaldığını iddia  
etmektedir. Bavuran bu hususta AĐHS’nin 3. maddesine atıfta bulunmaktadır.  
Hükümet bu sava karı çıkmaktadır.  
A. Kabuledilebilirliğe ilikin  
Hükümet iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazında bulunmaktadır. H.L. – Birleik Krallık  
(no: 45508/99, 10 Eylül 2002) davasına atıfta bulunan Hükümet bavuranın kötü muamele  
iddialarıyla ilgili olarak Đçileri Bakanlığı aleyhinde tazminat davası açabileceğini  
savunmaktadır.  
Bavuran Hükümetin argümanlarına itiraz etmektedir.  
AĐHM, Hükümet tarafından atıfta bulunulan içtihadın aksine mevcut davada bavuranın,  
devletin ya da devlet idaresinin sorumlu tutulmasına yol açabilecek bir ihmal ya da tıbbi bir  
kusur nedeniyle maruz kaldığını iddia ettiği kötü muamelelerden değil; gözaltında tutulduğu  
sırada maruz kaldığı kötü muamelelerden ikayetçi olduğunu tespit etmektedir (Z.W. –  
Birleik Krallık, no: 34962/97, 27 Kasım 2001). AĐHM buna benzer bir itirazı Fazıl Ahmet  
Tamer ve diğerleri – Türkiye davasında (no: 19028/02, prg. 75-76, 24 Temmuz 2007)  
reddettiğini tespit etmektedir. Mevcut davayı inceleyen AĐHM, Hükümet tarafından  
halihazırda farklı bir karara varmasını sağlayacak nitelikte ikna edici herhangi bir olgu ya da  
argüman sunulmadığını değerlendirmektedir. Dolayısıyla Hükümetin bu itirazının  
reddedilmesi yerinde olacaktır.  
AĐHM bavurunun AĐHS’nin 35/3 maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını  
tespit etmektedir. AĐHM ayrıca bavurunun baka herhangi bir kabuledilemezlik gerekçesinin  
bulunmadığını tespit etmektedir. Bu itibarla bavurunun kabuledilebilir ilan edilmesi yerinde  
olacaktır.  
B. Esasa ilikin  
Hükümet bavuranın 11 Ekim 2002 tarihinde gözaltına alındığını ifade etmektedir. Aynı gün  
düzenlenen tıbbi raporda bavuranın kol ve bacaklarında ekimoz ve kan toplanmasına  
rastlandığına iaret edilmitir. Sözkonusu raporda bavuranın kendisini yere atması sonucunda  
yaralanğı belirtilmektedir. Gözaltının sona erdiği 12 Ekim 2002 tarihinde düzenlenen tıbbi  
raporda ise 11 Ekim 2002 tarihli raporda belirtilen izlerin dıında herhangi bir ize  
rastlanmadığı ifade edilmitir. Ulusal makamlarca yürütülen ceza soruturmasına atıfta  
bulunan Hükümet bavuranın vücudundaki yaraların, bavuranın yakalandığı esnada polise  
mukavemet etmesinden kaynaklandığını ileri sürmektedir.  
Hükümetin argümanlarına itiraz eden bavuran iddialarını yinelemektedir.  
AĐHM, gözaltında tutulduğu sırada bir kimsenin tamamen polis memurlarının kontrolü altında  
bulunduğu halde yaralanması durumunda, bu dönemde meydana gelen her türlü yaralanmanın  
olaylara ilikin kuvvetli karineler ortaya çıkmasına neden olacağını anımsatır (bkz. Salman –  
Türkiye, no: 21986/93, prg. 100). Bu itibarla bu yaralanmaların nedeni hakkında makul bir  
izahat vererek, mağdurun iddiaları hakkında, hele ki bu iddialar tıbbi belgelerle  
desteklenmise, üphe doğuran delilleri sunmak devlete görevi dümektedir. (bkz., diğer  
birçokları arasında, Selmouni – Fransa, no: 25803/94, prg. 87, Berktay – Türkiye, no:  
22493/93, prg. 167, 1 Mart 2001, Aye Tepe – Türkiye, no: 29422/95, prg. 35, 22 Temmuz  
2003, ve Soner Önder – Türkiye, no: 39813/98, prg. 34, 12 Temmuz 2005).  
Mevcut davada AĐHM bavuranın 11, 12, 15 Ekim ve 26 Aralık 2002 tarihlerinde muayene  
edildiğini tespit etmektedir. 11 Ekim 2002 tarihinde yakalanmasının hemen ardından  
düzenlenen ilk raporda bavuranın sağlık durumunun iyi olduğu belirtilerek bavuranın baꢀ  
ağrısından ve buna bağlı bir travmadan ikayetçi olduğunu beyan ettiği ifade edilmitir.  
Gözaltına alınmasını müteakip aynı gün Tuzla dispanseri tarafından düzenlenen ikinci raporda  
bavuranın sağ dirseğinde bir lezyona, sağ kolunun iç kısmında bir ekimoza, sağ omzunda ve  
sağ bacağında kan toplanmasına rastlandığı belirtilmitir. Ancak 15 Ekim 2002 tarihinde  
Güzelbahçe Sağlık Ocağı tarafından düzenlenen raporda bavuranın sağ bileğinde, sağ el orta  
parmağında ve özellikle burun kemiğinde olmak üzere yüzünde kısa bir süre önce meydana  
gelmibir travmaya rastlandığı belirtilmitir. Bavuranın talebi üzerine 26 Aralık 2002  
tarihinde Türkiye Đnsan Hakları Vakfı tarafından düzenlenen tıbbi raporda ise bavuranın  
vücudunda daha önceki raporlarda sözü edilmeyen ekimozlara rastlandığı ifade edilmitir.  
Hükümetin öne sürdüğü üzere bavuranın yakalandığı sırada polise mukavemet ettiği  
varsayılsa dahi, bavuranın vücudundaki lezyon ve ekimoz izlerinin farklılağı ve ardı ardına  
farklı doktorlarca muayene edilmesiyle birlikte bu izlerin arttığını kaydetmek gerekir. Sonuç  
olarak AĐHM Hükümetin izahatından tatmin olmamıtır.  
Bu itibarla, gerek Hükümet tarafından makul bir izahat verilmemiolması gerek sözkonusu  
tıbbi raporlar arasındaki tutarsızlıklar gerekse bavuranı muayene eden farklı doktorlar  
tarafından tespit edilen izler nedeniyle farklı sağlık merkezleri tarafından balangıçta yapılan  
tıbbi muayenelerin usulüne uygun olarak yapılmadığını kabul etmek gerekir (bkz. Akkoç –  
Türkiye, no. 22947/93 ve 22948/93, prg. 118, ve Soner Önder – Türkiye, no: 39813/98, prg.  
36, 12 Temmuz 2005).  
AĐHM, savcılık tarafından yürütülen ceza soruturmasının bavuranın vücudunda tespit edilen  
yaraların kaynağına ilikin geçerli bir izahat sunmadığını kaydetmektedir.  
Yetkili makamların denetimleri altında bulunan kimselerle ilgili sorumluluğuna dikkat çeken  
AĐHM’ye göre böylesi bir durum, devletin AĐHS’nin 3. maddesi bakımından polis  
memurlarının yahut cezaevi kurumunun denetimine bırakılmıhassas durumdaki kimseleri  
koruma yükümlülüğünü yerine getirmediği anlamına gelir. Bu durumda devlet, kötü muamele  
mağdurları tarafından haklarında suçlamada bulunulan sanıkların beraat etmiolmalarını  
(bkz., diğerleri arasında, Esen – Türkiye, no: 29484/95, prg. 28, 22 Temmuz 2003) ya da terör  
veya organize suçla mücadeleye bağlı zorlukları haklı bir biçimde ileri süremez (Aksoy –  
Türkiye, 18 Aralık 1996 tarihli karar, prg. 62).  
Bu itibarla AĐHM mevcut davada tespit edilmive çürütülemeyen maddi delillerle  
desteklenen yara izleri nedeniyle AĐHS’nin 3. maddesinin esası bakımından ihlal edildiği  
sonucuna varmaktadır.  
II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Bavuran maruz kaldığı manevi zararın tazmini için 5.000 Euro talep etmektedir.  
Hükümet bu meblağa itiraz etmektedir.  
AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğini göz önünde bulunduran AĐHM bavurana manevi  
tazminat bağı altında talep ettiği meblağ olan 5.000 Euro’nun ödenmesinin yerinde  
olacağına hükmetmektedir.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuran ayrıca AĐHM önünde yaptığı masraf ve harcamalar için 9.010 YTL talep  
etmektedir. Bavuran bu meblağın 8.500 YTL tutarındaki kısmını bavurunun sunmak  
maksadıyla yatığı masraflar için, 300 YTL tutarındaki kısmını tercüme masrafları için 210  
YTL’lik kısmını ise iletiim ve fotokopi harcamaları için talep etmektedir. Bavuran bu  
talebiyle ilgili olarak herhangi bir fatura ya da belge sunmamıtır.  
Hükümet bu meblağa itiraz etmektedir.  
AĐHM içtihadına göre bir bavuran, yargılama masraf ve giderlerinin iadesini ancak bu  
masraf ve giderlerin gerçekliğini, gerekliliğini ve de makul oranda olduğunu ortaya koyduğu  
müddetçe temin edebilir. Mevcut davada bavuranın talebini destekleyici mahiyette herhangi  
bir belge sunmadığını kaydeden AĐHM yukarıda anılan kıstasları göz önünde bulundurarak  
bavuranın yargılama masraf giderlerine ilikin talebini reddeder.  
C. Gecikme faizi  
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç  
puanlık bir artıın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM, OYBĐRLĐĞĐ ĐLE  
1. Bavurunun kabuledilebilir olduğuna ;  
2. AĐHS’nin 3. maddesinin esası bakımından ihlal edildiğine ;  
3. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL’ ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet  
tarafından, miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak manevi tazminat  
bağı altında bavurana 5.000 Euro (bebin Euro) ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına ;  
4. Adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddine ;  
Karar vermitir.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve  
3. paragraflarına uygun olarak 12 ubat 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.