AĐHM baꢀvurunun AĐHS’nin 35/3 maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını
tespit etmektedir. AĐHM ayrıca baꢀvurunun baꢀka herhangi bir kabuledilemezlik gerekçesinin
bulunmadığını tespit etmektedir. Bu itibarla baꢀvurunun kabuledilebilir ilan edilmesi yerinde
olacaktır.
B. Esasa iliꢀkin
Hükümet baꢀvuranın 11 Ekim 2002 tarihinde gözaltına alındığını ifade etmektedir. Aynı gün
düzenlenen tıbbi raporda baꢀvuranın kol ve bacaklarında ekimoz ve kan toplanmasına
rastlandığına iꢀaret edilmiꢀtir. Sözkonusu raporda baꢀvuranın kendisini yere atması sonucunda
yaralandığı belirtilmektedir. Gözaltının sona erdiği 12 Ekim 2002 tarihinde düzenlenen tıbbi
raporda ise 11 Ekim 2002 tarihli raporda belirtilen izlerin dıꢀında herhangi bir ize
rastlanmadığı ifade edilmiꢀtir. Ulusal makamlarca yürütülen ceza soruꢀturmasına atıfta
bulunan Hükümet baꢀvuranın vücudundaki yaraların, baꢀvuranın yakalandığı esnada polise
mukavemet etmesinden kaynaklandığını ileri sürmektedir.
Hükümetin argümanlarına itiraz eden baꢀvuran iddialarını yinelemektedir.
AĐHM, gözaltında tutulduğu sırada bir kimsenin tamamen polis memurlarının kontrolü altında
bulunduğu halde yaralanması durumunda, bu dönemde meydana gelen her türlü yaralanmanın
olaylara iliꢀkin kuvvetli karineler ortaya çıkmasına neden olacağını anımsatır (bkz. Salman –
Türkiye, no: 21986/93, prg. 100). Bu itibarla bu yaralanmaların nedeni hakkında makul bir
izahat vererek, mağdurun iddiaları hakkında, hele ki bu iddialar tıbbi belgelerle
desteklenmiꢀse, ꢀüphe doğuran delilleri sunmak devlete görevi düꢀmektedir. (bkz., diğer
birçokları arasında, Selmouni – Fransa, no: 25803/94, prg. 87, Berktay – Türkiye, no:
22493/93, prg. 167, 1 Mart 2001, Ayꢀe Tepe – Türkiye, no: 29422/95, prg. 35, 22 Temmuz
2003, ve Soner Önder – Türkiye, no: 39813/98, prg. 34, 12 Temmuz 2005).
Mevcut davada AĐHM baꢀvuranın 11, 12, 15 Ekim ve 26 Aralık 2002 tarihlerinde muayene
edildiğini tespit etmektedir. 11 Ekim 2002 tarihinde yakalanmasının hemen ardından
düzenlenen ilk raporda baꢀvuranın sağlık durumunun iyi olduğu belirtilerek baꢀvuranın baꢀ
ağrısından ve buna bağlı bir travmadan ꢀikayetçi olduğunu beyan ettiği ifade edilmiꢀtir.
Gözaltına alınmasını müteakip aynı gün Tuzla dispanseri tarafından düzenlenen ikinci raporda
baꢀvuranın sağ dirseğinde bir lezyona, sağ kolunun iç kısmında bir ekimoza, sağ omzunda ve
sağ bacağında kan toplanmasına rastlandığı belirtilmiꢀtir. Ancak 15 Ekim 2002 tarihinde
Güzelbahçe Sağlık Ocağı tarafından düzenlenen raporda baꢀvuranın sağ bileğinde, sağ el orta
parmağında ve özellikle burun kemiğinde olmak üzere yüzünde kısa bir süre önce meydana
gelmiꢀ bir travmaya rastlandığı belirtilmiꢀtir. Baꢀvuranın talebi üzerine 26 Aralık 2002
tarihinde Türkiye Đnsan Hakları Vakfı tarafından düzenlenen tıbbi raporda ise baꢀvuranın
vücudunda daha önceki raporlarda sözü edilmeyen ekimozlara rastlandığı ifade edilmiꢀtir.
Hükümetin öne sürdüğü üzere baꢀvuranın yakalandığı sırada polise mukavemet ettiği
varsayılsa dahi, baꢀvuranın vücudundaki lezyon ve ekimoz izlerinin farklılaꢀtığı ve ardı ardına
farklı doktorlarca muayene edilmesiyle birlikte bu izlerin arttığını kaydetmek gerekir. Sonuç
olarak AĐHM Hükümetin izahatından tatmin olmamıꢀtır.
Bu itibarla, gerek Hükümet tarafından makul bir izahat verilmemiꢀ olması gerek sözkonusu
tıbbi raporlar arasındaki tutarsızlıklar gerekse baꢀvuranı muayene eden farklı doktorlar
tarafından tespit edilen izler nedeniyle farklı sağlık merkezleri tarafından baꢀlangıçta yapılan