CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
SOSYALİST TÜRKİYE PARTİSİ - TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no: 26482/95)  
NİHAİ KARARININ ÖZET ÇEVİRİSİ  
STRASBOURG  
12 Kasım 2003  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (26482/95) başvuru no'lu  
davanın nedeni siyasi bir parti olan Sosyalist Türkiye Partisi ve on üç üyesinin;  
İlhamı Alkan, Süleyman Zeyyat Baba, Murat Beşer, Sedat Cengiz, Nihat  
Çağlı, Mehmet Ali Doğan, Aydemir Güler, Kemal İbrahim Okuyan, Uğur  
Pişmanlık, Ahmet Hamdi Samancılar, Hüseyin Yıldız^Neşenur Domaniç, ve  
Selma Kuzulugil'in (başvuranlar) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine 3 Şubat  
Temmuz 1995 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin Temel İnsan  
Haklarını güvence altına alan 25. maddesi uyarınca yapmış olduğu  
başvurudur. Başvuranlar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde  
İstanbul'da avukat B.H.Durna tarafından temsil edilmektedirler.  
OLAYLAR  
Birinci başvuran Sosyalist Türkiye Partisi (STP) siyasi bir parti olup  
Anayasa Mahkemesi tarafından 30 Kasım 1993 tarihli kararı ile kapatılmıştır.  
STP, 6 Kasım 1992 tarihinde kurularak parti kuruluş bildirisi İçişleri  
Bakanlığına sunulmuştur.  
25 Şubat 1993 tarihinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Anayasa  
Mahkemesinde STP'nin feshi yönünde dava açmıştır. Başsavcı  
iddianamesinde Anayasal unsurlara ve Siyasi partiler yasasına dayanarak  
partinin programının ve amaçlarının ulusal birliğe ve toprak bütünlüğüne aykırı  
olduğunu belirtmiştir.  
16 Haziran 1993 tarihinde Cumhuriyet Başsavcısı davanın esasına  
ilişkin mütalâasını Anayasa Mahkemesine sunmuştur.  
29 Temmuz 1993'te STP'nin avukatı esas hakkındaki savunmasını  
iletmiştir.  
30 Kasım 1993'te Anayasa Mahkemesi STP'nin kapatılmasına karar  
vermiştir.  
9 Ağustos 1994 tarihinde Resmi gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren  
karannda Anayasa Mahkemesi mezkur davada Anayasanın temel  
prensiplerini hatırlatarak Türk topraklarında yaşayan kişilerin etnik kökenleri  
ne olursa olsun ortak kültür çerçevesinde bütünlük arz ettiklerine, bu kişilerin  
______________________________________________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2003. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı  
tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı  
bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
bir bütün olarak «türk ulusu» olarak adlandırılan Türkiye Cumhuriyeti Devletini  
oluşturduklarına, etnik grupların çoğunlukta veya azınlıkta olmalarına göre  
ayrılmadıklarına değinmiştir. Mahkeme Anayasaya göre türk vatandaşları  
arasında ırk ve etnik kökene dayalı siyasi veya hukuki hiçbir ayrım  
yapılmadığını ve tüm vatandaşların temel yurttaşlık, siyasi ve ekonomik  
haklarından eşit ölçüde yararlandıklarını hatırlatmaktadır.  
Anayasa Mahkemesi özellikle kurt kökenli vatandaşların Türkiye'nin her  
bölgesindeki türk vatandaşları ile aynı haklara sahip olduğunu, Anayasanın  
kurt kimliğini tanımadığı yönündeki eleştirilerin doğru olmadığını : kurt kökenli  
vatandaşların kimliklerini dile getirmelerine engel olunmadığının, kürtçenin  
tüm özel alanlarda; yazılı basında, edebiyatta ve sanatsal eserlerde  
kullanıldığının altını çizmiştir.  
Anayasa Mahkemesi, herkesin onaylamasa dahi Anayasada yer alan  
esaslara uyma zorunluluğu bulunduğunu, Anayasanın farklı değerlerin  
savunulmasına değil etnik ayrımcılığa dayalı propaganda yapılmasını  
yasakladığını, Lozan Antlaşmasına göre bir grubun azınlık olarak  
nitelendirilmesi için ayrı bir dilin ve etnik bir kökenin olmasının yeterli  
olmayacağını hatırlatmaktadır.  
Anayasa Mahkemesi STP'nin parti programının içeriğinde, Türkiye'den  
ayrı farklı dil ye kültüre sahip bir kurt halkının varlığından söz edildiğini  
gözlemlemektedir. Anayasa Mahkemesine göre STP kültlerin kendi kaderlerini  
kendilerinin belirleme hakkında sahip olmalarını, bu amaç bir «bağımsızlık  
savaşı» vermeleri gerektiğini savunmaktadır. Mahkeme sözkonusu partinin bu  
tutumunun şiddet yanlısı terörist bir grubun provokatif yaklaşımı ile  
bağdaştırılabileceğini eklemektedir.  
Anayasa Mahkemesi sonuç olarak STP'nin faaliyetlerinin Avrupa İnsan  
Hakları Sözleşmesinin 11. maddesinin 2. paragrafında yer alan kısıtlamaların  
yanı sıra 17. madde çerçevesindeki esasların da ihlali anlamına geldiğini, bu  
bağlamda yeni bir Avrupa için Paris Şartı'nın ırkçılığı, etnik kökenden kaynaklı  
kin ve nefreti, terörizmi mahkum ettiğini, bunun dışında Helsinki Nihai  
Senedinin sınırların dokunulmazlığı ve toprak bütünlüğüne saygı duyulması  
prensiplerini garanti altına aldığını dile getirmiştir.  
Anayasa Mahkemesi STP'nin parti programında Devletin ulusal birliği ve  
toprak bütünlüğü aleyhinde bir tutum izlenmesi nedeniyle Siyasi partiler  
kanununun 101. maddesinin a fıkrasına uygun olarak feshedildiği  
ıklamasını yapmıştır.  
HUKUK AÇISINDAN  
1. AİHS'NİN 11. MADDESİNİN İHLAL EDİLMESİNE İLİŞKİN  
Başvuranlar STP'nin feshedilmesi ile Sözleşmenin 11. maddesi ile  
güvence altına alınan dernek kurma ve toplantı özgürlüğünün ihlal edildiğini  
ileri sürmektedirler.  
1. Müdahalenin varlığına ilişkin  
Hükümet de STP'nin kapatılması ile dernek kurma ve toplantı  
özgürlüğünün güvence altına alındığı Sözleşmenin 11. maddesinin ihlal  
edildiğini kabul etmektedir. Bu aynı zamanda Mahkemenin de görüşüdür.  
2. Müdahalenin yasallığına ilişkin  
Benzer müdahalede 2. maddede yer alan «yasayla öngörme» ve  
«demokratik bir toplum için zaruret» gibi bir ya da birden çok amacı içermediği  
hallerde 11. maddeye yönelik bir ihlal sözkonusudur.  
a) «Yasayla öngörme»  
Taraflar sözkonusu müdahalenin Anayasa Mahkemesi tarafından  
Anayasanın 2,3,14 ve 68 ve Anayasanın 78, 80, 81, 90 ve 101. maddelerine  
ve 2820 sayılı siyasi partiler kanununa dayanarak yapıldığı ve bu  
müdahalenin «yasayla öngörüldüğü» hususunda görüş birliği içerisindedirler.  
Mahkeme bu tespiti ayrıca değerlendirmeyi gerekli görmemiştir.  
b) Meşru amaç  
Hükümete göre mevcut müdahale kamu emniyetinin sağlanması,  
başkalarının haklarının korunması, ulusal güvenliğin ve toprak bütünlüğünün  
sağlanması gibi birçok meşru amaca yöneliktir.  
Başvuranlar ne kürtlerin Türkiye'den ayrılmasını ne de yeni bir kurt  
devleti kurulmasını savunduklarını ileri sürmüşlerdir.  
AİHM, mezkur müdahalelerin 11. maddenin 2. paragrafında yer alan  
ilkelerden en azından biri olan «ulusal güvenliğin» sağlanması amacını  
taşıdığına itibar etmektedir.  
c) «Demokratik bir toplum için gereklilik»  
i. Tarafların görüşleri  
Başvuranlar STP parti programında özellikle Türkiye'ye veya kurt  
hareketine değil aynı zamanda global dünya düzenine ve Orta Doğuya değin  
analizler yapıldığını, toplumun belli bir kesiminin ayrılmasından ziyade  
halkların birlikteliğine dikkat çekildiğini ve hiçbir şekilde «vatandaşlar arasında  
etnik ayrımcılık yaparak kine ve şiddete» çağrıda bulunulmadığını  
savunmaktadırlar.  
Başvuranlar STP parti programının genel olarak «halkların kendi  
kaderlerini kendilerinin tayin etmesini, türk ve kurt halklarının bir arada  
yaşaması için dillerinin ve kültürlerinin korunması gerektiğini» savunduğunu  
ifade etmektedirler.  
Hükümet, STP parti programının içeriğinin Türkiye Cumhuriyetinin  
anayasal ilkeleriyle bağdaşmayan yeni bir siyasi düzen oluşturmak amacıyla  
türk halkının bir bölümünü yasadışı faaliyetlere teşvik unsurlarını taşıdığını  
belirtmektedir.  
Temel kanunlar yürürlükte olduğu müddetçe Marksist ve Leninist  
hedeflerin gündemde kalamayacağına ilişkin Komünist partisinin iddialarım  
reddeden Alman Anayasasına atıfta bulunan Hükümet, STP'nin parti  
programının Türkiye Cumhuriyeti Anayasa düzenini görmezden geldiğinin  
altını çizmektedir.  
Ayrıca «kurt halkı ile türk halkı» arasında ayrımcılık yaparak ve «kurt  
halkının kendi kaderini kendisi belirleme hakkı» savıyla STP, Türk ulusunda  
etnik kökene dayalı bir ayrımcılık oluşturmaya çalışmaktadır. Ulusal bazda  
etnik kökene dayalı bir azınlığın oluşturulmasını savunan bu yaklaşım ulusal  
toprak bütünlüğü ile bağdaşmamaktadır. Oysa ki ulusal toprak bütünlüğü  
ayrını yapmaksızın vatandaşların aynı haklara sahip olma esasına  
dayanmaktadır. Hükümet bu koşullar çerçevesinde STP'nin fesih kararının  
kamu düzeninin sağlanması ve başkalarının haklarının korunması bakımından  
«demokratik bir toplum için gerekli» olduğu ve «sosyal bir ihtiyaca cevap »  
verdiği kanaatindedir.  
ii. AİHM'nin değerlendirmesi  
AİHM, AİHS'nin 11. maddesinin, özerk anlamına ve özel uygulama  
alanına karşın, görülmekte olan davanın AİHS'nin 10. maddesi ışığında  
değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir. Fikirlerin korunması ve ifade  
özgürlüğü AİHS'nin 11. maddesinde öngörülen dernek kurma ve toplantı  
özgürlüğünün önemli unsurlarından biridir. Siyasal Partilerin demokrasinin  
layıkıyla işlemesinde ve çoğulculuğun korunmasındaki önemli rolleri dikkate  
alındığında bu hükmün öncelikle uygulanacağı ıktır.  
AİHM'ye göre çoğulculuk olmaksızın demokrasi olmaz. Bu nedenle,  
AİHS'nin 10. maddesinde öngörülen ifade özgürlüğünün, 2. fıkrası uyarınca,  
sadece açıklanan bilgi ve fikirlere taraftar olunduğunda, rahatsız etmediğinde  
ya da farklı olmadığında değil, aynı zamanda; taciz eden, şok eden, rahatsız  
eden bir nitelik taşıdığında da söz konusudur (Bkz, 7 Aralık 1976 tarihli  
Handyside- İngiltere kararı, s. 23, § 49, ve 23 Eylül 1994 tarihli Jersild-  
Danimarka kararı, s. 26, § 37).  
Siyasi partiler faaliyetlerini kolektif olarak ifade özgürlüğünün  
uygulanması üzerine oluşturduklarından, AİHS'nin 10. ve 11. maddelerinin  
güvencesi altındadırlar. (Bkz, 30 Ocak 1998 tarihli Türkiye Birleşik Komünist  
Partisi- Türkiye karan, §§ 42-43).  
Bu noktada AİHM, bir siyasi partinin bir yasada ya da Devletin yasal ve  
anayasal yapılarında değişiklik yapmayı iki koşulla önerebileceğini  
şünmektedir: birincisi bu amaçla kullanılan araçlar yasal ve demokratik  
olmalıdır; ikincisi önerilen değişikliğin kendisi temel demokratik ilkelerle  
uyuşmalıdır. AİHM, liderleri şiddeti teşvik eden, demokrasiye saygı duymayan  
demokrasiyi, demokraside tanınan hak ve özgürlükleri yok etmeyi amaçlayan  
bir siyasi partinin, bu gerekçelerle kendisine karşı uygulanan cezalara karşı  
Sözleşmenin korumasını ileri süremeyeceğini düşünmektedir (Bkz, 9 Nisan  
2002 tarihli Yazar ve diğerler i-Türkiye kararı, n: 22723/93,22724/93 ve  
22725/93, § 49 ve mutatis mutandis, 1 Temmuz 1961 tarihli Lawless-İrlanda  
kararı, §§ 46-47, Refah Partisi ve diğerleri-Türkiye kararı, n: 41340/98,  
42342/98, 41343/98 ve 41344/98, § 98).  
Ayrıca, AİHS'nin 11 § 2 maddesi uyarınca, demokratik bir toplumda  
"gerekli" olup olmadığı yani "sosyal bir ihtiyaca" cevap verip vermediği ve  
izlenen meşru amaç ile arasında bir orantının olup olmadığı konusu da önem  
taşımaktadır.  
AİHM, yerel mahkemelerin görevini ikame etme gibi bir sorumluluk  
üstlenmediğini fakat alman kararların ve yapılan müdahalelerin ifade  
özgürlüğünü güvence altına alan 11. maddeye yönelik bir kısıtlama getirilip  
getirilmediğinin denetim altına alındığını eklemektedir. Davalı hükümetin  
içtenlikle, özenle ve mantıklı bir şekilde yetkisini kullanıp kullanmadığı ve  
davanın bütünü ışığında müdahalenin "izlenen yasal amaç için" yapılıp  
yapılmadığının belirlenmesi ve yetkililer tarafından öne sürülen gerekçelerin  
"yeterli" olup olmadığının araştırılması gerekmektedir. Mahkemenin ulusal  
yetkililerin kuralları AİHS'nin 11. maddesine uygun olarak yerine  
getirdiklerinden emin olması gerekmektedir (Bkz, mutatis mutantis, aleyhine 2  
Eylül 1998 tarihli Ahmed ve diğerleri- İngiltere kararı, Derleme ,§55, İngiltere  
aleyhine 27 Mart 1996 tarihli Goodwin kararı, §40 görülebilir).  
AİHM, STP'nin siyasi faaliyetlerine başlamadan kapatıldığını ve bu  
önlemin sadece parti programından dolayı alındığını hatırlatmaktadır. AİHM,  
söz konusu müdahalenin gerekliliğini incelemek için ulusal yetkililerin aldıkları  
önlemler üzerinde dayanak oluşturacaktır.  
AİHM, Anayasa Mahkemesi'nin STP'nin Kürtlerin gelecekte kaderlerini  
kendilerinin tayin etme hakkını talep ettiğini ve "bağımsızlık savaşı" yapma  
hakkını tanıdığını belirttiğini ifade etmektedir. Anayasa Mahkemesi, parti  
programında Kürt ve Türk Milletlerini ayırarak, Türk Milletinin ve Devletinin  
bölünmez bütünlüğü aleyhine Türkiye sınırları dahilinde azınlıkların  
oluşumunu savunduğu gerekçesiyle kendi kaderini tayin hakkının ve özellikle  
bağımsız bölge fikrinin yasaklanmasını haklı görmüştür.  
AİHM'nin görüşüne göre bu tip bir programın Türk Devletinin mevcut  
prensipleri ve yapısı ile uyumlu olmaması demokrasi ile de çelişkili olması  
anlamına gelmez; Mevcut bir devletin yapısını sorgulasa dahi farklı politik  
programların teklif edilmesi ve tartışılması, demokrasinin kendisine zarar  
vermemesi şartıyla demokratik sistemin vazgeçilmez öğeleridir (Bkz, yukarıda  
anılan Sosyalist Parti ve diğerleri kararına, s. 1257 § 47).  
Sonuç olarak, AİHM, örgütlenme özgürlüğünün yalnızca inandırıcı ve  
zorlayıcı sebeplerle kısıtlanabileceğinden, AİHS'nin 11. maddesinde  
öngörülen istisnalar, siyasal partiler söz konusu olduğunda dar bir yorumu  
zorunlu kıldığını belirtmektedir. Bu nedenle taraf devletler, AİHS'nin 11 § 2  
maddesinde öngörülen zorunluluğun varlığının tespiti konusunda; hem  
yasalar, hem de bu yasaların uygulanması için alınan kararlar-buna bağımsız  
yargı organlarının kararlan da dahil- üzerinde sıkı bir Avrupa denetimi olan,  
sınırlı bir takdir marjına sahiptirler.  
STP'nin parti programının tetkiki sonucunda, AİHM, değerlendirmeye  
alınması gereken unsurlar olan demokratik ilkelerin farklı reddetme biçimlerine  
veya ayaklanmaya ve şiddete çağrı yapacak herhangi bir unsur görmemiştir  
(Bkz, 8 Temmuz 1999 tarihli Okçuoğlu -Türkiye kararı, n: 24246/94, § 48).  
AİHM'ye göre, demokrasinin temel özelliklerinden biri bir ülkenin  
karşılaştığı sorunları, taciz edici olsalar da, şiddete başvurmaksızın, diyalogla  
çözmesidir. Demokrasi ifade özgürlüğü ile beslenir. Bu ilişki altında, bir siyasal  
grubu, sadece bir devletin bir kısım halkının kaderini aleni olarak tartışmak  
istemesi ve demokratik kurallara saygı içinde, tüm ilgilileri tatmin edecek  
çözümler bulma amacı ile siyasal yaşama katılmak istemesi nedeni ile endişe  
duymamalıdır. Bu bağlamda, parti programının incelenmesi sonucunda  
STP'nin niyetinin açık olduğu anlaşılmaktadır.(Bkz. Sözü edilen Türkiye  
Birleşik Komünist Partisi kararı ve diğerleri, § 57).  
Ancak siyasi bir partinin, programında alenen açıklananlardan farklı  
hedef ve niyetlerinin varolma olasılığı dışlanamaz. Bundan emin olmak için,  
bu programın içeriği ile, sahibinin eylemleri ve tutumlarını karşılaştırmak  
gerekir (Bkz, yukarıda anılan TBKP ve diğerleri , § 58 ve Sosyalist Parti ve  
diğerleri kararlarına, § 48).  
Mevcut durumda STP'nin programının herhangi bir somut eylemi ile  
yalanlanması olanağı yoktur, zira kurulur kurulmaz kapatılmış ve programım  
uygulama zamanı bile bulamamıştır. Böylece sadece ifade özgürlüğünün  
kullanılmasından kaynaklanan bir davranış ile cezalandırılmış bulunmaktadır.  
AİHM, incelemesine sunulan olayı çevreleyen koşulları, özellikle de  
terörizme karşı mücadelenin güçlüklerini (Bkz, yukarıda değinilen İrlanda-  
Birleşik Krallık kararı, § 11; ve 18 Aralık 1996 tarihli Aksoy- Türkiye kararı, §§  
70 ve 80) de dikkate almaya hazırdır. Ancak bu somut olayda, herhangi bir  
faaliyeti olmaksızın, terörizmin Türkiye'de yol açtığı sorunlarda STP'nin  
sorumluluğunun olduğu sonucuna varma olanağı verecek herhangi bir kanıt  
görememektedir.  
Tüm bunlar karşısında, STP'nin derhal ve nihai olarak kapatılması gibi  
radikal bir tedbir, hedeflenen amaca göre orantısızdır ve demokratik bir  
toplumda gerekli değildir. Sonuç olarak bu tedbir AİHS'nin 1 1 . maddesini  
ihlal etmiştir.  
II. AİHS'NİN 9, 10 VE 14. MADDELERİNİN UYGULANMASINA İLİŞKİN  
Başvuranlar aynı zamanda Sözleşmenin 9,10 ve 14. maddelerinin ihlal  
edildiğini ileri sürmektedirler. AİHM aynı olaylarla ilgili yapılan bu şikayetlerin  
11. madde başlığı altında incelendiğinden bunların ayrıca incelenmesini yersiz  
bulmuştur.  
III. AİHS'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI  
AİHS'nin 41. maddesinde yer alan unsurlar.  
A. Zarar  
STP, partinin kapatılması ve hukuki kimliğini kaybetmesi nedeniyle gelir  
kaybına uğradıklarım öne sürerek uğradıkları maddi zarar için 10.000.000 FF  
karşılığı 1.524.490 Euro talep etmektedir.  
Maddi ve manevi zarar olarak başvuranların her biri 3.000.000. FF  
karşılığı 457.347 Euro talep etmektedir.  
STP'ye ilişkin AİHM, başvuran partinin taleplerine dair herhangi bir  
kanıtlayıcı belgeyi Mahkemeye sunmadığını hatırlatmaktadır. Sonuç olarak bu  
talep kabul edilemez bulunmaktadır. (Bkz. sözü edilen TBKP ve diğ. kararı, §  
69).  
AİHM, başvuranların ve STP'nin kurucu üyelerinin manevi zarara  
uğradıklarını kabul etmektedir. Bu yönde AİHS'nin 11. maddesinin ihlalinin  
tespitinin adil tazmin için yeterli olacağı kanısındadır.  
B. Masraf ve harcamalar  
Masraf ve harcamalara ilişkin başvuranlar 140.000 FF; 21.342 Euro  
talep etmektedirler.  
Hükümet bu konuda görüş bildirmemiştir.  
Mahkeme, adil ve hakkaniyete uygun olarak başvuranlara masraf ve  
harcamalara ilişkin toplam 10.000 Euro ödenmesini kararlaştırmıştır.  
C. Temerrüt faizi  
AİHM, Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi kolaylıklarına  
uyguladığı %3'lük bir faiz oranının uygulanacağını belirtmektedir.  
BU NEDENLERDEN DOLAYI MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,  
1. AİHS'nin 11. maddesinin ihlal edildiğine;  
2. AİHS'nin 9, 10 ve 14. maddelerinin incelenmesine gerek olmadığına;  
3. STP'nin manevi tazminata ilişkin taleplerinin reddine;  
4. Mevcut kararın başlı başına manevi tazmin için yeterli olduğuna;  
5. a) AİHS'nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten  
itibaren üç ay içinde, miktara yansıtılabilecek KDV, pul, harç ve masraflarla  
birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden T.L.'ye çevrilmek üzere  
Savunmacı Hükümetin başvuranlara masraf ve harcamalar için 10.000 (on  
bin) Euro ödemesine;  
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına  
kadar, Hükümetin, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç  
puan fazlasına eşit oranda basit faizi uygulamasına;  
6. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;  
KARAR VERMİŞTİR.  
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM'nin iç tüzüğünün 77 §§  
2 ve 3. maddelerine uygun olarak 12 Kasım 2003 tarihinde yazıyla  
bildirilmiştir.