CONSEIL  
AVRUPA  
DE L’EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
SOYHAN -TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no:4341/04)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
06 Ekim 2009  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (4341/04) no’lu davanın nedeni (T.C. vatandaı)  
Tülin Soyhan’ın (bavuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 30 Aralık 2003 tarihinde  
Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilikin Sözleme’nin (Avrupa Đnsan  
Hakları Sözlemesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran, Đstanbul Barosu avukatlarından S. Epçeli tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuran, 1976 doğumludur ve Đstanbulda ikâmet etmektedir.  
Yasaı örgüt DHKP/C (Devrimci Halk KurtuluPartisi/Cephesi) üyesi olduğundan  
üphelenilen bavuran, 7 Ekim 1998 tarihinde Đzmir’de yakalanarak göz altına alınmıtır.  
8 Ekim 1998 tarihinde muayene edilmek üzere Adli Tıp Kurumuna sevk edilen bavuran,  
tutuklanğı sırada dudağından yaralandığını beyan etmitir. Adli Tıp raporunda, ilgili ahsın  
alt dudağının iç kısmında çok yüzeysel bir sıyrıktan baka herhangi bir yara veya darp izine  
rastlanmadığı belirtilmitir.  
10 Ekim 1998 tarihinde Đstanbul Emniyet Müdürlüğüne götürülen bavuran, 13 Ekim tarihine  
kadar burada tutulmuve daha sonra tekrar Đzmir Emniyet Müdürlüğüne geri gönderilmitir.  
Bavuran, Đstanbul’a sevk edilmeden önce doktor kontrolünden geçirilmive uçak ile seyahat  
etmesinde tıbbi yönden sakınca olmadığına karar verilmitir.  
11 Ekim 1998 tarihinde, Đstanbul Terörle Mücadele ubesine bağlı polislerin düzenlediği  
ifade tutanağına göre bavuran, ihtilaflı örgüte üye olduğunu, bu örgüt bünyesinde eylemlere  
katıldığını ve özellikle bombalı saldırıların hazırlanma ve organizasyonunda yer aldığını itiraf  
etmitir.  
Bavuran, 13 Ekim 1998 günü saat 10 : 30’da doktor muayenesinden geçirilmive vücudunda  
herhangi bir yara ve darp izine rastlanmamıtır. Saat 20 : 15’te, bavuranı muayene eden  
Đzmir Üniversite Hastanesi doktoru düzenlediği geçici raporda vücudun farklı bölgelerinde  
çeitli ekimozların tespit edildiğini bildirmitir.  
14 Ekim 1998 tarihinde doktor muayenesinden geçirilen bavurana aağıdaki tespitler  
yapılve üç gün igöremez raporu verilmitir :  
« (...)sol elmacık bölgede üzeri hafifçe kabuk tutmaya balamısıyrık, sağ arka koltuk altında ortası açık mor  
çevresi fıstıki yeil sarımtırak renkte ekimoz, sol arka koltuk altında ortası açık mor çevresi fıstıki yeil renkte  
ekimoz, sırtının sol yanında ortası açık mor çevresi fıstıki yeil renkte ekimoz, sırtının sol yanında ortası açık  
mor çevresi fıstıki yeil renkte ekimoz, göğüsünün sol yanında sol memesi üst dıkısımda sıyrık ve ekimoz, her  
iki kolunda fıstıki yeil sarımtırak renkte ekimoz . »  
Bavuran, aynı gün ifadesi alınmak üzere Đzmir Cumhuriyet savcısı önüne çıkarılmıtır.  
Bavuran bu ifadesinde ihtilaflı örgüte üye olduğunu, özellikle bombalı saldırılar olmak üzere  
bu örgüt bünyesinde birçok eyleme katıldığını kabul etmitir. Bavuran, Đzmir Emniyet  
Müdürğündeki gözaltı sırasında baskı, iddet ve kötü muameleye maruz kaldığını ileri  
1
sürmütür. Bavuran, gözaltında verdiği ifadeyi kısmen kabul etmi, bombalı saldırılara  
katıldığını tekrarlamıve bu konuda ayrıntılı bilgiler vererek bazı düzeltmeler yapmıtır.  
Bavuran, aynı gün içerisinde Đzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi nöbetçi hakimi tarafından  
dinlenmitir. Bavuran, hakim önünde verdiği ifadede Cumhuriyet savcısına sözkonusu örgüte  
üye olduğu ve bombalı saldırılara katıldığı yönünde verdiği ifadeyi doğrulamıtır. Bavuran  
ayrıca, gözaltı sırasında baskı ve ikenceye maruz kalmıolmasına rağmen, o zaman verdiği  
ifadenin gerçek olduğunu beyan etmitir.  
Bavuranı 15 Ekim 1998 tarihinde muayene eden Uak Devlet Hastanesinde görevli iki  
doktor düzenledikleri raporda aağıdaki tespitleri yapmılardır :  
« Her iki aksiller bölgede, sol hemithraksa arka yüzde 2-3 cm’lik hafif ekimotik izler Sol zigomatik bölgede 2x2  
cm’lik sıyrık. Sağ omuz hareketlerinde kısıklılık ve ağrı.Omuzda ekimoz. Her iki kolda nörovesküler ve  
kemiksel patoloji yok. »  
A. Bavuranın kötü muameleye maruz kaldığı yönündeki ikâyeti  
20 Ekim 1998 tarihinde bavuran, kötü muamele uyguladıkları gerekçesiyle Đzmir ve  
Đstanbul’da kendisini gözaltına alan polisler hakkında Uak Cumhuriyet savcısına suç  
duyurusunda bulunmutur.  
24 Aralık 1998 tarihinde, Đzmir Cumhuriyet savcısı bavuranın suçladığı Đzmir Terörle  
Mücadele ubesi polisleri hakkında takipsizlik kararı vermitir. Cumhuriyet savcısı karar  
gerekçesinde, bavuranın gözaltına alındığı tarih olan 8 Ekim 1998 gününe ait doktor  
raporunda vücudunda hiçbir yara ve darp izine rastlanmadığını ; Đstanbul’a sevkinden önce 10  
Ekim 1998 tarihinde Đzmir hastanesinde muayene edildiğini ve doktorların uçakla seyahat  
etmesinde tıbbi yönden sakınca olmadığına dair rapor düzenlediğini; bavuranın Đstanbul’dan  
geri döndüğünde tekrar gözaltına alınmadan önce 13 Ekim 1998 tarihinde Đzmir Üniversite  
Hastanesinde tekrar muayene edildiğini ; doktorların ancak bu muayenede vücudun değiik  
yerlerinde çeitli ekimozlar tespit ettiğini ve kendisine üç gün igöremez raporu verildiğini  
belirtmitir. Savcı tüm bu unsurları değerlendirerek, bavuranın yaralarının Đzmir’de  
gözaltında tutulduğu sırada değil, Đstanbul Terörle Mücadele ubesinde bulunduğu sırada  
meydana geldiği sonucuna varmıtır. Savcı böylece bavuranın Đzmir’deki polisler tarafından  
ikence uygulanarak zorla itiraf ettirildiği yönündeki iddialarının mesnetsiz olduğuna karar  
vermitir.  
Đstanbul Cumhuriyet Savcısı, Türk Ceza Kanunu’nun 243. maddesinin 1. fıkrası gereğince 22  
Temmuz 1999 tarihinde Đstanbul Emniyet Müdürlüğüne bağlı iki polis memurunu kötü  
muamele uygulamakla suçlamıtır.  
16 Aralık 1999 tarihinde, bavuranın tutuklu bulunduğu cezaevi müdürlüğü Cumhuriyet  
savcısına bavuranın durumaya katılmayı reddettiğini bildirmitir.  
3 Nisan 2000 tarihinde, Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi delil yetersizliğinden davalı polislerin  
beraatine karar vermitir. Mahkeme bu konuyla ilgili olarak, 13 Ekim 1998 tarihli Adli Tıp  
raporunda hiçbir yara ve darp izine rastlanmadığı belirtilse de, aynı gün Đzmir Üniversite  
Hastanesinde düzenlenen raporda, Adli Tıp Kurumu Đzmir ube Müdürlüğünün 14 Ekim  
tarihli raporu ve yine Uak Devlet Hastanesinin 15 Ekim tarihli raporunda bavuranın  
vücudunda yara ve darp izleri ile vücudun farklı yerlerinde ağrı tespit edildiğini kaydetmitir.  
Bununla birlikte, ilgili ahıs durumaya katılmayı reddettiği için, ağır ceza mahkemesi  
2
dosyada suçlu olduklarını gösteren yeterli kanıt belgesi bulunmadığına ve suçlanan polislerin  
tehis edilmesinin mümkün olmadığına hükmetmitir.  
B. Bavuran aleyhine yürütülen ceza kovuturmaları  
3 Kasım 1998 tarihinde, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet savcısı (« savcı »)  
bavuranı Türkiye Cumhuriyeti’nin anayasal düzenini devirme giriiminde bulunmak ve  
silahlı terör örgütüne üye olmakla suçlamıtır. Savcı, bavuranın Türk Ceza Kanunu’nun 146.  
maddesinin 1. fıkrası gereğince mahkûm edilmesini istemitir.  
Bavuran, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (« Devlet Güvenlik Mahkemesi») önünde  
diğer yirmi sanığın da dahil olduğu bir dava çerçevesinde yargılanmıtır.  
13 Kasım 1998 ve 14 Nisan 1999 tarihlerinde bavuran, Devlet Güvenlik Mahkemesi  
bakanlığından tahliyesini talep etmitir. Bavuran, kötü muameleye (filistin askısı, elektrik  
oku, yumruk, cinsel taciz v.b.) maruz kaldığını tekrarlamıve bu yüzden polislerin istediği  
tüm belgeleri imzaladığını ileri sürmütür. Bavuran ayrıca, yeniden kötü muameleye maruz  
kalacağından ve polislerin tehditlerinden korktuğu için Cumhuriyet savcısı ve nöbetçi hakim  
önünde gözaltı ifadelerini kabul ettiğini açıklamıtır. Bavuran, kendisine isnad edilen tüm  
suçlamaları ve söz konusu örgüte üyeliğinireddetetmitir.  
3 Nisan 2002 tarihinde, bavuranın avukatı savunmasını sunmuve zorla alınan itiraf ifadeleri  
ında aleyhte hiçbir delil bulunmadığını belirterek müvekkilinin beraatını talep etmitir.  
Avukat, 10 Temmuz 2002 tarihinde müvekkilinin gözaltı süresinin AĐHS’nin hükümlerine ve  
AĐHM’nin içtihadındaki gereksinimlere aykırı olduğunu savunmutur. Avukat ayrıca zor  
kullanılarak alındığı için ifadelerin delil olarak kabul edilemeyeceğini kaydetmitir.  
Devlet Güvenlik Mahkemesi, 25 Ekim 2002 tarihinde bavuranı 4771 sayılı yasanın 1/A  
maddesi gereğince ömür boyu hapis cezasına mahkûm etmitir. Mahkeme karar gerekçesinde,  
dosyadaki unsurları ve özellikle bavuranın gözaltı sırasında verdiği ifadeyi, Cumhuriyet  
savcısı ve nöbetçi hakim önünde verdiği ifadeleri, olay yeri denetim, kimlik tespiti,  
yüzletirme ve tutuklama tutanaklarını, alınan parmak izlerini, parmak izleriyle ilgili bilirkii  
raporlarını, bavurana ait doktor raporlarını ve suçortaklarının uyuan ifadelerini dayanak  
olarak göstermitir.  
Yargıtay, 1 Temmuz 2003 tarihinde bavuranın mahkûmiyet kararını onamıtır.  
HUKUK  
I. KABULEDĐLEBĐLĐRLĐĞE ĐLĐꢁKĐN  
A. AĐHS’nin 3. ve 13. maddeleri hakkında  
Hükümet, AĐHS’nin 35. maddesinin 1. paragrafında yer alan altı aylık süre gereksinimine  
uyulmağı gerekçesiyle bavuranın AĐHS’nin 3. ve 13. maddelerine dayalı ikâyetlerinin  
AĐHM tarafından reddedilmesini talep etmektedir. Hükümet, bavuranın iddialarıyla ilgili  
davanın 24 Aralık 1998 tarihinde Đzmir Cumhuriyet savcısının takipsizlik kararıyla  
sonuçlandığını ve suçlanan polislerin ağır ceza mahkemesi tarafından 3 Nisan 2000 tarhinde  
3
beraat ettirildiğini ; buna karın mevcut bavurunun ancak 30 Aralık 2003 tarihinde  
sunulduğunu kaydetmektedir. Hükümet ayrıca, bavuranın iç hukuk yollarını tam olarak  
tüketmediğini savunmaktadır.  
Bavuran, zaten etkili olmayan iç hukuk yollarını tüketmenin gerekli olmadığı kanaatindedir.  
Ayrıca bavurana göre, söz konusu koullarda maruz kaldığı kötü muamelenin psikolojik  
etkileri devam edeceğinden, ihlalin de devam etmesine neden olacaktır. Son olarak bavuran,  
polisler hakkında ceza davası açıldığı konusunda kendisinin gereği gibi bilgilendirilmediğini,  
bu yüzden söz konusu yargılamaya katılamadığını ileri sürmektedir.  
Dosyadaki unsurlar ile tarafların verdiği bilgileri inceleyen AĐHM, suçlanan polisler hakkında  
iki ceza davası yürütüldüğünü gözlemlemektedir. Đlk dava, Đzmir polislerine karı açılmıve  
24 Aralık 1998 tarihinde Cumhuriyet savcısının takipsizlik kararıyla sonuçlanmıtır. Oysa  
dosyadaki unsurlara bakıldığında, bavuranın ağır ceza mahkemesi önünde itiraz etmediği  
gibi bu ihtilaflı takipsizlik kararını müteakiben altı ay içerisinde AĐHM’ne bavurmadığı da  
anlaılmaktadır. Đkinci dava, Đstanbul polislerine karı açılmıve ilgili ahısların 3 Nisan 2000  
tarihinde beraat etmesiyle sonuçlanmıtır. Halbuki, dosyadaki unsurları inceleyen AĐHM,  
bavuranın durumaya katılmak üzere mahkemeye davet edildiğini ancak kendisinin bunu  
reddettiğini, dolayısıyla bu yargılama hakkında bilgisinin olduğunu gözlemlemektedir.  
Mevcut bavuru 30 Aralık 2003 tarihinde yani altı aylık süre sona erdikten sonra sunulduğuna  
göre, bavurunun bu bölümü gecikmeli kabul edilmeli ve AĐHS’nin 35. maddesinin 1. ve 4.  
paragrafları uyarınca reddedilmelidir.  
B. AĐHS’nin 6. maddesi hakkında  
Hükümet, ulusal yargılamalar yürütüldüğü sırada ikâyetlerini dile getirmediği için  
bavuranın iç hukuk yollarını tüketmediğini savunmaktadır.  
Bavuran, bu argümanlara karı çıkmaktadır.  
AĐHM, dosyadaki unsurları incelediğinde bavuranın düzenli bir ekilde ulusal mahkemeler  
önünde gözaltı sırasında verdiği ifadelere ve bu ifadelerin aleyhte delil olarak kullanılmasına  
itiraz ettiğini gözlemlemektedir. Dolayısıyla, Hükümetin bu konuda iç hukuk yollarının  
tüketilmediği yönündeki ön itirazının reddedilmesi uygun olacaktır. AĐHM ayrıca, polis  
tarafından gözaltında tutulduğu sırada avukat talep edememeye ilikin ikayetle ilgili olarak,  
buna benzer ön itirazları daha önce reddetme fırsatı bulduğunu hatırlatmaktadır (Türkiye  
aleyhine Taçıgil davası, no 16943/03, prg. 31, 3 Mart 2009). Mevcut davada AĐHM, daha  
öncekilerden farklı bir sonuca varmak için neden görmemekte ve dolayısıyla Hükümetin bu  
noktadaki itirazını da reddetmektedir.  
AĐHM, bavurunun bu bölümünün AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı anlamında açıkça  
dayanaktan yoksun olmadığını tespit etmektedir. AĐHM ayrıca, bavurunun baka bir  
kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını kaydetmektedir. Bu itibarla kabuledilebilir ilan  
edilmesi uygun olacaktır.  
II. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN 1, 2 VE 3c) PARAGRAFLARININ ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ  
ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran, adil yargılanma hakkından yararlanamadığını iddia etmektedir. Bu konuyla ilgili  
olarak bavuran, gözaltı sırasında avukat yardımı alamadığından, ulusal mahkemelerin zorla  
4
alınan ifadelerine itibar ettiklerinden ve dolayısıyla masumiyet karinesine riayet  
edilmediğinden ikâyetçi olmakta ve AĐHS’nin 6. maddesinin 1, 2 ve 3c) paragraflarına atıfta  
bulunmaktadır :  
Hükümet, bavuranın iddialarına karı çıkmaktadır. Hükümet, bavuranın gözaltı sırasında  
verdiği ifadeler esas alınarak mahkûm edilmediğini ve bu ifadelerin aleyhte delil olarak  
kullanılmadığını savunmaktadır. Hükümet bavuranın Cumhuriyet savcısı ve nöbetçi hakim  
önünde açıkça ihtilaflı yasadıı örgütün eylemlerine katıldığını kabul ettiğini ve ilk ifadelerini  
tekrarladığını hatırlatmaktadır. Hükümet ayrıca, suçortaklarının ifadeleri, tanıklar, balistik  
raporları ve parmak izi raporlarının sonuçları gibi dosyada sunulan diğer delilleri dikkate alan  
yargı makamlarının da yapılan itirafların sonradan inkâr edilmesini inandırıcı bulunmadığını  
kaydetmektedir. Hükümet, yargılama süresince, bavuranın bir avukat yardımından  
yararlandığını, dolayısıyla savunma hakkının çiğnenmediğini eklemektedir.  
Bavuran, bu argümanları yalanlamakta ve ağır ceza mahkemesinin açıkça gözaltı sırasında  
verdiği ifadeye atıfta bulunduğunu ve ne gözaltı sırasında ne de nöbetçi hakim önüne  
çıkarılğında avukat yardımından yararlanmadığını savunmaktadır. Bavuran, ifade verdiği  
dönemde kötü muameleye maruz kaldığını açıkça belirttiği için, bu ifadelerin  
mahkûmiyetinde dikkate alınmasının AĐHS’nin 6. maddesine aykırı bulunması gerektiği  
kanaatindedir.  
AĐHM, mevcut davada bavuranın – yedi gün süren – gözaltı sırasında güvenlik güçleri  
tarafından, bu gözaltı sonrasında da Cumhuriyet savcısı ve nöbetçi hakim tarafından  
sorgulandığını gözlemlemektedir. Dosyadaki unsurlar incelendiğinde, ilgili ahsın bu  
dönemde avukat yardımı almadığı anlaılmaktadır. Ayrıca, bavuran kendini suçlu gösteren  
birçok ifade vermive bu ifadeler daha sonra diğer unsurlarla birlikte Devlet Güvenlik  
Mahkemesi kararında gerekçe tekil eden delilleri oluturmutur.  
Bu konuyla ilgili olarak AĐHM, bir bavuranın avukat eriiminden yoksun bırakılmasıyla  
ilgili daha önceki ikâyetlerde AĐHS’nin 6. maddesinin 3c) paragrafının ihlal edildiği yönünde  
karar verdiğini hatırlatmaktadır (Salduz, ilgili bölüm, prg. 45-63). Mevcut davayı Salduz ilgili  
bölüm (prg. 50-51) davasında belirlenen ilkeler ıığında inceleyen AĐHM, Hükümetin mevcut  
davada farklı bir hüküm vermeyi gerektirecek herhangi bir olgu ve argüman sunmadığı  
kanaatine varmaktadır.  
AĐHS’nin 3. maddesine aykırı koullarda elde edilen delil unsurlarının ceza yargı sürecinde  
uygulanması ile ilgili olarak AĐHM, Almanya aleyhine Jaalloh kararında ([GC], no 54810/00,  
prg. 104, CEDH 2006-IX) özellikle böylesi bir kullanımın «yargılamanın adilliği bakımından  
ortaya ciddi sorunlar çıkardığına» hükmettiğini hatırlatmaktadır (Bakınız, aynı anlamda,  
Türkiye aleyhine Göçmen davası, no 72000/01, prg. 73, 17 Ekim 2006 ; yine bakınız, Türkiye  
aleyhine Hulki Günedavası, no 28490/95, prg. 91, CEDH 2003-VII (alıntılar)).  
Mevcut davada AĐHM, bavuranın gözaltında kaldığı sürece doktor muayenelerinden  
geçirildiğini ve bu muayenelerde vücudunda ciddi ekimoz ve lezyonların tespit edildiğini ve  
kendisine üç gün igöremez raporu verildiğini kaydetmektedir. Bu konuyla ilgili olarak  
AĐHM, hereyden önce bavuranın 3. maddeye dayalı ikâyetinin kabuledilemez olmasının  
AĐHS’nin 6. maddesi bağlamında dile getirdiği koulların dikkate alınmayacağı anlamına  
gelmediğini vurgulamaktadır (Örs ve diğerleri, ilgili bölüm, prg. 58).  
5
Bununla birlikte, ulusal makamların bavuranın gözaltı sırasında gerçekten yaralandığı  
yönündeki tespitlerine rağmen (yukarıdaki ilgili paragraflar), Devlet Güvenlik Mahkemesi,  
bavuranın itiraflarını aleyhte delil olarak kabul etmitir. Oysa ki, Türk hukukunda da  
soruturma sırasında elde edilen ve fakat mahkemede reddedilen ikrarlara, savunmanın  
geleceği bakımından belirleyici sonuçlar bağlanmamaktadır (Hulki Güne, ilgili bölüm,  
prg. 91). Ceza hukukunda delillerin kabuledilebilirliği meselesini mücerret olarak incelemek  
AĐHM’nin görevi olmamasına rağmen, Devlet Güvenlik Mahkemesinin olayın esasına  
girmeden önce bu konuyu karara bağlamaolmasını üzüntüyle karılamaktadır. Bu konuda  
yapılacak bir ön soruturma, ulusal yargı makamlarının, suçlayıcı kanıtların elde edilmesi için  
yasaı yöntemlerin kullanılmasına karı yaptırım uygulamalarına imkan tanıyabilirdi  
(Göçmen, ilgili bölüm, prg. 73).  
Öte yandan AĐHM, Hükümetin ihtilaflı mahkûmiyetin birçok delile dayandığı yönündeki  
argümanına katılmamaktadır. AĐHM ayrıca, karı çıkılan ifadelerin bavuranın  
mahkûmiyetinde belirleyici rol oynayıp oynamadığının daha ileri düzeyde aratırılmasına  
gerek olmadığı kanısındadır. Aslında ceza mahkemeleri tarafından yapılan dava koulları  
tespitinin bir kısmının kötü muameleye bavurarak ve avukat yokluğunda elde edilen  
belgelere dayandığını tespit etmek yeterli olacaktır (Örs ve diğerleri, ilgili bölüm, prg. 60).  
Yukarıdaki bilgileri göz önüne alan AĐHM, mevcut davada sunulan usul teminatlarının,  
bavuranın iddiasına göre zorla ve avukatın yokluğunda ve kendi kendini suçlamama hakkını  
göz ardı ederek elde edilen itirafların kullanılmasını engellememiolduğuna inanmaktadır.  
AĐHM, Yargıtay’ın bu eksikleri düzeltmemiolmasından dolayı, 6. madde tarafından istenilen  
sonucun anlamazlık konusu davada elde edilmediği kanısına varmaktadır.  
Bu itibarla, yukarıdaki tüm unsurları da dikkate alan AĐHM, AĐHS’nin 6. maddesinin 1 ve 3c)  
paragraflarının ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.  
AĐHS’nin 6. maddesinin 2. paragrafı bağlamında dile getirilen ikâyetle ilgili olarak ise  
AĐHM, ulusal mahkemeler önünde bavurana karı yürütülen yargılamalarla ilgili ikâyetlerin  
temel noktasına cevap verdiği kanaatindedir. Dolayısıyla AĐHM, bu ikâyetin ayrıca  
incelenmesine gerek olmadığına karar vermitir (benzer bir yaklaım için bakınız, Göçmen,  
ilgili bölüm, prg. 76).  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Bavuran, manevi tazminat olarak 25 000 Euro talep etmektedir.  
Hükümet bu talebe itiraz etmektedir.  
AĐHM, daha önce bir bavuranın gözaltı sırasında avukat eriiminden mahrum bırakılarak  
AĐHS’nin 6. maddesinin 3c) paragrafının 6. maddenin 1. paragrafıyla bağlantılı olarak ihlal  
edildiği durumlarda en uygun telafi biçiminin, bavuranı, bu madde ihlal edilmeseydi  
bulunabileceği duruma getirmeyi mümkün olduğunca temin etmek olduğuna hükmettiğini  
hatırlatmaktadır (Salduz, ilgili bölüm, prg. 72). AĐHM, bu ilkenin, mevcut davada da  
uygulandığı sonucuna varmıtır. Sonuç olarak AĐHM, ihlalin telafisi için en uygun yolun,  
talep ettiği takdirde bavuranın AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafı gereklerine uygun olarak  
yeniden yargılanması olacağı kanısındadır (ibidem).  
AĐHM ayrıca, manevi tazminat olarak bavurana 3 000 Euro ödenmesine karar vermitir.  
6
B. Masraf ve giderler  
Bavuran ayrıca, avukat ücreti olarak 5 036 Euro ve AĐHM önünde görülen davalarda yaptığı  
masraf ve harcamalar için 250 Euro talep etmektedir. Bavuran, tercüme için 253,70 Türk  
Lirası tutarında bir fatura, posta gönderileriyle ilgili alındı makbuzları ve Đstanbul barosu  
avukatlarının tavsiye edilen ücret tablosunu kanıt belgesi olarak sunmutur.  
Hükümet, bu taleplere itiraz etmektedir.  
AĐHM’nin yerleik içtihadına göre bir bavuran ancak gerçekliğini ve gerekliğini kanıtladığı  
makul miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. AĐHM, mevcut davada sunulan belgeler ve  
sözü edilen kıstaslar ıığında, Avrupa Konseyi’nin bavurana AĐHM önünde görülen  
yargılama ilemleri için adli yardım çerçevesinde ödediği 850 Euro dıında yargılama masraf  
ve giderlerini karılamak üzere ayrıca tazminat ödenmesine gerek olmadığına karar vermitir.  
C. Gecikme faizi  
AĐHM, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine uyguladığı  
orana üç puanlık bir artıeklenerek belirlenmesine hükmetmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavurunun AĐHS’nin 6. maddesi kapsamında yapılan ikayetlere ilikin kısmının  
kabuledilebilir geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;  
2. AĐHS’nin 6/1 ve 3 c) maddesinin ihlal edildiğine;  
3. AĐHS’nin 6/2 maddesi kapsamında yapılan ikayetin ayrıca incelenmesine gerek  
olmadığına;  
4. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere, her türlü  
vergiden muaf tutularak, Savunmacı Devlet tarafından bavurana 3.000 Euro (üç bin  
Euro) manevi tazminat ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç  
puan fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
5. Adil tatmine ilikin diğer tüm taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve  
3. paragraflarına uygun olarak 06 Ekim 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir  
7