CONSEIL  
AVRUPA  
DE L’EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ÜÇÜNCÜ DAĐRE  
SOYKAN -TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no:47368/99)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
21 Nisan 2009  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (47368/99) no’lu davanın nedeni (T.C.  
vatandaı) Tugay Soykan’ın (bavuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 15 Haziran  
1998 tarihinde Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilikin Sözleme’nin  
(Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi - AĐHS) eski 25. maddesi uyarınca yapmıolduğu  
bavurudur.  
Bavuran, Đstanbul Barosu avukatlarından A. Tuncel Yazgan tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuran, 1980 doğumludur ve Đstanbul’da ikamet etmektedir. Olayların meydana geldiği  
dönemde 16 yaındaydı.  
1. Bavuranın yakalanması ve gözaltına alınması  
8 ubat 1996 tarihinde, sabah saat ikiye doğru, Edirne Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele  
ubesi’ne bağlı polis memurları tarafından bavuranın evinde bir arama yapılmıtır.  
Polis memurları, bavuranın ailesine, okulda meydana gelen bir kavgadan dolayı bavuranın  
ifadesini alacakları açıklamasında bulunarak bavuranı götürmülerdir.  
Bilahare bavuran terörle mücadele ubesinde gözaltına alınmıtır.  
8 ubat 1996 tarihinde polis tarafından düzenlenen ve bavuran tarafından imzalanan  
tutanakta, bavuranın, yasa ı bir örgüt olan DHKP/C’ye (Devrimci Halk KurtuluCephesi  
Partisi) yönelik olarak düzenlenen bir soruturma çerçevesinde yakalandığı belirtilmitir.  
9 ubat 1996 tarihinde, Edirne Emniyet Müdürlüğü’nün talebi üzerine, Savcı, gözaltı süresini  
dört gün uzatmıtır.  
Aynı gün öğlen, bavuranın da aralarında bulunduğu dört sanığın hazır bulunmasıyla, 7 Ocak  
1996 tarihinde bir kamyona Molotof kokteyli atılan ve yasadıı pankart bırakılan yerlerde,  
polis tarafından olay yeri gösterme ilemi gerçekletirilmitir. Bavuran, arkadaları  
“eylemleri gerçekletirirken” kendisinin gözcülük yaptığını ifade etmitir.  
Yine 9 ubat 1996 tarihinde polis tarafından düzenlenen ve bavuran tarafından imzalanan  
baka bir olay yeri gösterme tutanağında, bavuran, sprey boya ile duvara slogan yazdığını  
kabul etmitir.  
10 ubat 1996 tarihinde polis tarafından alınan on sayfalık ifadesinde, bavuran,  
“DHKP/C’nin görülerini savunduğunu” özellikle belirtmitir. Bavuran, 25 Aralık 1995  
tarihinden yakalandığı güne kadar sözkonusu örgüt bünyesinde yapmıolduğu el ilanları  
dağıtma, duvarlara yazılar yazma, Molotof kokteyli atıı sırasında gözcülük yapma gibi eylem  
ve faaliyetleri ayrıntılı bir biçimde açıklamıtır.  
2
Yine 10 ubat 1996 tarihinde, kamyonuna Molotof kokteyli atılmıolması gereken kamyon  
sahibi, polislere kamyonunda hasar bulunmadığını ve olay hakkında bilgisinin olmadığını  
ifade etmitir.  
Aynı gün, polis tarafından, dükkanın önüne 7 ubat 1999 tarihinde, üzerinde DHKP/C yazılı  
bir pankart bırakılan bakkalın ifadesi alınmıtır. Bakkal pankartı bulur bulmaz polisi haberdar  
ettiğini ancak eylemi gerçekletiren kiiyi tanımadığını ifade etmitir.  
12 ubat 1996 tarihinde bavuran izleyen koullarda adli tabip tarafından muayene edilmitir:  
muayene sırasında bavuranın giyinik kalmı, adli tabip masasında oturmuve polis de açık  
duran kapının önünde beklemitir. Sonuç olarak düzenlenen rapora göre, bavuranın  
vücudunda hiçbir yara izine rastlanmamıtır.  
Aynı gün, Edirne Cumhuriyet Basavcılığı tarafından, bavuranın ifadesi alınmıve bavuran  
nöbetçi hakim karısına çıkarılmıtır. Nöbetçi hakim bavuranın serbest bırakılmasına karar  
vermitir.  
Bavuran savcı karısında polise vermiolduğu ifadenin tamamını okumadığını, ancak  
ifadenin kendi huzurunda ve verdiği beyanlar dikkate alınarak polis tarafından kayda  
geçildiğini belirtmitir. Bavuran hakim önünde savcıya vermiolduğu beyanın içeriğini teyit  
etmitir. Yargılamanın bu aamasında bavuran halen avukat yardımından  
yararlanmamaktaydı.  
Bavuran gözaltı ile ilgili olarak, AĐHM önündeki bavurusunda olduğu kadar Tabipler Odası  
nezdindeki giriimlerinde de yoğunluk düzeyi değimekle birlikte, kendisine uygulanan asgari  
düzeydeki kötü muamelelerin gözaltı süresinin ilk iki gününe denk düğünü öne sürmütür.  
Bavuran AĐHM önünde özellikle gözaltı süresini müteakip bilhassa ruhsal sorunlarının  
ortaya çıktığını, sağlık raporları ile ispat edemese de serbest bırakılmasından on begün sonra  
Trakya Üniversitesi Hastanesi dermatoloji ve psikiyatri kliniklerinde tedavi gördüğünü ileri  
sürmütür.  
2. Kamu davası  
Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Savcısı 11 Mart 1996 tarihli bir  
iddianame ile aralarında bavuranın da yer aldığı bekiiyi yasadıı örgüt DHKP/C mensubu  
olmak, el ilanları dağıtmak, duvarlara yazılar yazmak ve Molotof kokteyli atıı sırasında  
gözcülük yapmak suçları ile itham etmive TCK’nın 169., 55/3, 31. ve 40. maddeleri ile 3713  
sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 5. maddesinin uygulanmasını istemitir.  
Bavuran DGM’deki yargılama boyunca avukat yardımından yararlanmıtır.  
Belirtilmeyen bir tarihte, Edirne Ağır Ceza Mahkemesi tarafından istinabe yoluyla alınan  
beyanlarında bavuran hakkında yapılan bütün suçlamaları inkâr etmive gözaltında baskı ve  
kötü muamelelere maruz kaldığını iddia etmitir. Bavuran ayrıca ilk verdiği ifadeyi  
değitirirse yeniden gözaltına alınacağı yönünde baskıya maruz kaldığı için savcı ve nöbetçi  
hakim önünde vermiolduğu beyanları verdiğini belirterek bunları da reddetmitir.  
Yargılamanın bu aamasında diğer sanıklar da gözaltında verdikleri ifadeleri inkâr etmilerdir.  
3
DGM, 8 Nisan 1997 tarihli bir karar ile TCK’nın 169. ve 3713 sayılı Terörle Mücadele  
Kanunu’nun 5. maddesine dayalı olarak bavuranı dört yıl altı ay hapis cezasına çarptırmıtır.  
Bavuranın yaı ve ilk soruturma sırasında yaptığı itiraflar dikkate alınmıve TCK’nın 55/3  
ve 59/2 maddesinde yer alan gerekçeler ıığında cezasında bir indirime gidilmive bavuran  
iki yıl altı ay hapis cezasına çarptırılmıtır.  
DGM, bavuranın ne istinabe yoluyla verdiği ifadesini inkâr etmesini ne baskılara maruz  
kaldığı yönündeki iddialarını dikkate almıtır. DGM dava dosyasında yer alan deliller  
ıığında, çeitli tutanaklar ve sanıkların birbirleriyle uyuan ifadeleri dikkate alınarak dava  
olaylarının değerlendirildiğini belirtmitir.  
26 Mayıs 1997 tarihinde bavuranın avukatı ilk derece mahkemesinin kararına karı temyize  
gitmitir. Avukat iddianamenin yalnızca ön soruturma kapsamında baskı ve zor kullanılarak  
alınan beyanlara dayandığını ve müvekkili aleyhinde kullanılabilecek somut hiçbir delilin  
bulunmadığını ileri sürmütür. Avukat bu bağlamda, iddianamede isnat edilen suçlardan biri  
olarak geçen ve buna göre saldırı sonucunda kamyonda olutuğu öne sürülen maddi zararın  
hiçbir surette meydana gelmediğinin altını çizmitir. Avukat ayrıca tutuklama koullarının ve  
begün boyunca ayrı hücrede tutulmasının bavuranda serbest bırakılması sonrasında da  
devam eden baskı ve yılgınlık hissi yarattığını iddia etmitir. Avukat daha sonra AĐHS’ye  
atıfta bulunmutur.  
Yargıtay, 9 Aralık 1997 tarihli bir kararla, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin kararını  
onamıtır. 17 Aralık 1997 tarihinde sözkonusu karar Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne  
ulatır.  
4 ubat 1998 tarihinde, gözaltına alınmasından iki yıl sonra bavuran, gözaltı sırasında maruz  
kaldığını ifade ettiği ikence izlerini sağlık raporu ile belgelendirmek amacıyla, Türk Tabipler  
Birliği Đstanbul Odasına bavuruda bulunmutur. Sonuç olarak, 9 ubat 1998 tarihinde, uzman  
dört doktor sintigrafik incelemede “sol ayak bileğinde travmaya bağlı osteoblastik aktivite  
artıı ve ligament anterior tviofibuler ve anterior talo fibuler ligament hassasiyeti” tespit  
etmitir. Türk Tabipler Birliği Đstanbul Odası psikiyatrik muayenenin ve diğer sağlık  
muayenelerinin sonuçlarının ilgilinin ikence iddialarını doğruladığını belirtmitir. Ayrıca  
doktorlar, Edirne Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen 12 ubat 1996 tarihli sağlık  
raporunun gerekli bilimsel kriterlere uygun olmadığını ifade etmilerdir. Bavuran, Edirne  
Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen sözkonusu raporu ulusal makamlara sunmamıtır.  
Bavuran, 1998 ve 2000 yılları arasında iki yıl hapis cezası çekmitir.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 3. VE 5. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
9 ubat 1998 tarihli Türk Tabipler Birliği Đstanbul Odası tarafından düzenlenen sağlık  
raporuna dayanarak bavuran, gözaltı sırasında kötü muameleye maruz kalmaktan  
ikayetçidir; bavuran, dile getirdiği kötü muamele konusu hakkında hiçbir soruturma  
yürütülmediğini de ileri sürmütür. Bu bağlamda bavuran, esas bakımından AĐHS’nin 3. ve  
13. maddesine atıfta bulunmaktadır.  
4
Bavuran ayrıca AĐHS’nin 5. maddesinin birçok açıdan ihlal edildiğinden ikayetçidir.  
Bavuran öncelikle AĐHS’nin 5/1 maddesinin c) fıkrasına atıfta bulunarak bir suç ilediğini  
ortaya koyacak makul gerekçeler olmaksızın yasaya aykırı yakalanıp gözaltına alındığından  
ve AĐHS’nin 5/2 maddesi uyarınca tutuklanma gerekçelerinden haberdar edilmediğinden  
ikayetçidir. Bavuran ayrıca AĐHS’nin 5/3 maddesine dayalı olarak gözaltı süresinin  
uzunluğundan yakınmaktadır.  
Kabuledilebilirlik hakkında  
1. 3. maddeye yönelik ikayet  
AĐHM, bavuranın 12 ubat 1996 tarihinde gözaltına alınması öncesinde bir adli tıp doktoru  
tarafından muayene edildiğini gözlemlemektedir. Adli tıp doktoru tarafından düzenlenen  
rapora göre bavuranın vücudunda herhangi bir yaralanma ya da iddet izine rastlanmamıtır.  
Bavuran AĐHM’ye yaptığı bavurusunda bu raporun içeriğine itiraz etmive Türk Tabipler  
Birliği Đstanbul Odasından dört hekimin hazırladığı baka bir raporun mevcut olduğunu öne  
sürmütür. AĐHM bu ikinci raporun 9 ubat 1998’de yani bavuranın ilk derece mahkemesi  
tarafından serbest bırakılmasından iki yıl sonra düzenlendiğini gözlemlemektedir.  
Bavuran bu iki yıllık süreye açıklama getirirken olayların meydana geldiği dönemde 16  
yaında olduğunu, böylesi bir giriim için aile desteğinden yoksun kaldığını ve halen maruz  
kaldığı travmanın etkisinde olduğunu, daha erken bir zamanda rapor hazırlatacak durumunun  
olmadığını ve ancak reit olduğu 1998 yılında baka bir rapor düzenlenmesini talep ettiğini  
ileri sürmütür.  
AĐHM, Edirne Ağır Ceza Mahkemesi önünde bavuranın hakkında yapılan tüm suçlamaları  
inkâr ettiğini, buna karılık ne türden muamelelere maruz kaldığını ispat etmeksizin baskı ve  
kötü muamele gördüğünü iddia etmekle yetindiğini not etmektedir.  
AĐHM, bavuranın avukat yardımından yararlandığı halde, Tabipler Odası ve AĐHM önünde  
ayrıntılı olarak dile getirdiği iddialarını adli makamlar önünde neden bahsetmediğine açıklık  
getirmediğini hatırlatır.  
AĐHM ayrıca bir savcının ne ekilde olursa olsun bir suç ilendiğinden üphelenecek bir  
durumdan haberdar olabileceğini ve bu olaylara dayanarak bir soruturma ve takibat  
balatmaya yetkili olduğunu hatırlatır. Bu bavuruda, AĐHM sözkonusu cezai yargılama  
sürecinde ilk derece mahkemelerinin bavuranın iddialarını incelemeyi gerekli görmediğini ve  
DGM’nin 8 Nisan 1997 tarihli kararında bahse konu bu iddialara ikna olmadığını  
gözlemlemektedir.  
AĐHM bavuranın Yargıtay önünde «baskı» ve «zor kullanma» olarak nitelendirerek  
kapsamını belirlediği iddialarını yinelediğini ayrıca not etmektedir.  
Bu koullarda, AĐHM, sözkonusu iddiaların Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 153.  
maddesi uyarınca ulusal makamların resen soruturma balatmasını gerektirecek ne ayrıntılı  
bir ifade ne bir doktor raporu ile yeterince gerekçelendirilmediğini tespit etmektedir.  
Bavuranın kötü muamele iddialarını (baskı ve zorlama) sunubiçimi, kötü muameleden  
ikayetçi olmaktan çok aleyhteki kanıtların kabuledilebilirliğine itiraz niteliği taımaktaydı  
(Ükünç ve Güne-Türkiye, bavuru no: 42775/98, 10 Nisan 2003).  
5
Yaından dolayı bavuranın tedbirsizliği, adli makamlar önünde bavuranın eksiğini haklı  
kılsa bile (bkz, mutatis, mutandis, Đlhan-Türkiye, bavuru no: 22277/93), bavuran hiçbir  
ekilde, avukat yardımı aldığı sırada ve özellikle iddialarını dayandırdığı 9 ubat 1998 tarihli  
sağlık raporundan sonra iç hukuk yollarını tüketme zorunluluğundan masun değildir. Bu  
bağlamda AĐHM, Türk Ceza Kanunu’nun 243. ve 245. maddeleri ile öngörülen cezai yolun  
ifade edilen olaylardan itibaren beyıl içerisinde kullanılabileceğini kaydetmektedir.  
AĐHM, AĐHS’nin 3. maddesi kapsamında yapılan ikayetin ulusal mahkemeler önünde  
gerektiği ekilde sunulmadığı sonucuna ulamaktadır. Dolayısıyla iç hukuk yolları gerektiği  
ekilde tüketilmediğinden AĐHS’nin 35. maddesinin 1. ve 4. paragrafları uyarınca sözkonusu  
ikayetin reddedilmesi gerekmektedir (bkz, mutatis, mutandis, Saraç-Türkiye, bavuru no:  
35841/97, 2 Eylül 2004).  
2. AĐHS’nin 5. maddesi kapsamında yapılan ikayet  
AĐHM, olayların meydana geldiği dönemde iç hukukta bavuranın, tutuklanmasının  
meruluğuna itiraz edebileceği bavuru yoluna sahip olmadığını gözlemlemektedir (bkz,  
diğerleri arasından Karakave diğerleri – Türkiye, bavuru no: 35077/97, 27 Temmuz 2004).  
Đç hukukta bavuru yollarının bulunmadığı durumlarda, AĐHS’nin 35. maddesi ile öngörülen  
altı ay süresi ikayet konusu olaylarla balamaktadır. AĐHM, bavuranın gözaltı süresinin 12  
ubat 1996 tarihinde sona erdiğini gözlemlemektedir. Bavurunun 15 Haziran 1998 tarihinde  
sunulması nedeniyle AĐHS’nin 5. maddesinin 1 c), 2. ve 3. paragrafları kapsamındaki  
ikayetler gecikmeli olarak yapılmıtır. AĐHM, AĐHS’nin 35. maddesinin 1. ve 4. paragrafları  
uyarınca sözkonusu ikayetleri kabuledilemez ilan etmektedir.  
II. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN MÜSTAKĐLEN VEYA AĐHS’NĐN 14. MADDESĐ ĐLE  
BĐRLĐKTE ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran, hakkında yürütülen cezai kovuturmalar boyunca birçok kez hakkaniyetten yoksun  
yargılanmaya ve kendisini savunma haklarının ihlaline maruz kalmaktan ikayetçi olmaktadır.  
Đlk olarak bavuran, kendisini yargılayan ve mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin  
oluumunda askeri hakimin bulunması nedeniyle “bağımsız ve tarafsız bir mahkeme”  
olmamasından ikayetçidir.  
Bavuran gözaltında baskı altında verdiği itirafların ve avukatı olmaksızın gerçekletirilen  
olay yeri incelemesinin iç hukuktaki mahkemeler tarafından karar verilirken dikkate  
alınmasının adil yargılanma hakkının ihlaline yol açtığından ikayetçi olmaktadır.  
Bavuran ayrıca kendisine yöneltilen suçun niteliği ve nedeni hakkında yetkililer tarafından  
makul bir süre zarfında bilgilendirilmediğinden, avukat yardımından yararlanmaksızın  
gözaltına alınmasından, tutukluluk dönemindeki hakları konusunda bilgilendirilmediğinden  
ve ailesi ile görümesine izin verilmediğinden ikayetçidir.  
Bavuran son olarak tutuklandığı esnada 16 yaında olmasına rağmen mahkeme önünde  
yetikinler gibi yargılandığından yakınmaktadır. Bavuran soruturma aamasından itibaren  
uluslararası hukukun reit olmayanlara özel bir muamele uygulanmasını öngördüğü ilke ve  
esaslarından yararlanamaması çerçevesinde hakkaniyete uygun bir yargılamanın  
gerçeklemediğinden ikayetçidir.  
6
Bavuran bu bağlamda, 2253 sayılı Kanun’un uygulanma alanının bir yanda on beyaından  
büyükleri kapsaması, öte yanda Devlet Güvenlik Mahkemelerinin yetki alanına giren suçlara  
yönelik olması çerçevesinde olayların meydana geldiği dönemde yürürlükteki ulusal yasanın  
bir ayrımcılık konusunu tekil ettiğini öne sürmektedir.  
Bavuran AĐHS’nin 6/1 maddesinin 3 a), b), c) fıkraları ile 14. maddesine atıfta  
bulunmaktadır.  
A. Kabuledilebilirliğe ilikin  
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde bavurunun dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca, baka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru  
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle bavuru kabuledilebilir niteliktedir.  
B. Esas  
1.Yargılamanın hakkaniyeti  
AĐHM, bavuranın, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin mahkumiyet kararında, özellikle avukat  
yardımı gibi kendisini savunma imkanı sağlayan her türlü tedbirden yoksun bırakılarak gözaltı  
sırasında polis baskısı ile dile getirdiği itiraf ve ifadelerin kullanılmasından ikayetçi  
olduğunu kaydetmektedir. Ayrıca bavuran reit olmamasının ne soruturma safhasında ne de  
karar safhasında dikkate alındığını iddia etmektedir.  
AĐHM, yargılamanın hakkaniyetine ve soruturma sırasında avukat yardımına ilikin  
sorunlara uygulanan genel ilkeleri hatırlatmaktadır (sözü edilen Salduz).  
AĐHM, adil yargılama hakkının yeterince “uygulanabilir ve etkili” olabilmesi için AĐHS’nin  
6. maddesinin 1. paragrafı uyarınca, kural olarak, her davanın kendine has koulları ıığında  
bu hakkın kısıtlanması için zorunlu sebepler olmadıkça, üpheliye, polis tarafından ilk kez  
sorgulanmasından itibaren avukata eriim hakkı sağlanmasının gerekli olduğunu özellikle  
yinelenmektedir. Avukat eriiminin sağlanmamasına istisnai olarak zorunlu sebeplerin  
gerekçe gösterilmesi durumunda bile, böylesi bir kısıtlama, gerekçesi ne olursa olsun, sanığın  
AĐHS’nin 6. maddesi tarafından güvence altına alınan haklarına halel getirmemelidir. Avukat  
eriimi sağlanmayan polis soruturması sırasında suçlayıcı ifadeler kullanılması durumunda,  
prensip olarak, kendini savunma hakkı telafi edilemeyecek ekilde ihlal edilmektedir (sözü  
edilen Salduz).  
AĐHM öncelikle mevcut davada bavuranın gözaltı sırasında sorgulandığını ve tutanaklardaki  
yerlere götürüldüğünü gözlemlemektedir. AĐHM bavuranın itirafta bulunduğu ifadesini  
imzalağı sırada yanında avukatının bulunmadığı ve polis tarafından sorgulandığında üçüncü  
bir kii ile görümediği hususunun ihtilaf konusu edilmediğini not etmektedir (Bkz. aynı  
anlamda Örs vd.-Türkiye kararı no: 46213/99, 20 Haziran 2006). Bavuranın cumhuriyet  
savcısı ve asliye hukuk mahkemesi hakimi karısında yaptığı itiraflarda da aynı ekilde  
avukatı hazır bulunmamıtır.  
AĐHM mahkumiyet kararının kanıt unsurları olarak yalnızca soruturma esnasında elde edilen  
ifadelerin ve itirafların kullanıldığını saptamaktadır. AĐHM bilhassa pankart açmak ile ilgili  
dava dosyasında herhangi bir delilin yer almadığını, duvarlara slogan yazılması konusunda ise  
7
herhangi bir grafoloji incelemesi yapılmadığını not etmektedir (Bkz. mutatis mutandis,  
Magee-Birleik Krallık no: 28135/95).  
AĐHM bununla birlikte Hükümetin bavuranın savunma haklarının kısıtlanmasını haklı  
çıkaracak olası istisnai zorunlu gerekçeleri dile getirmediğini gözlemlemektedir. Hükümet  
yalnızca bavuranın Đstanbul DGM’deki bütün yargılama süreci boyunca ve Yargıtay önünde  
bir avukat tarafından temsil edildiğini belirtmekle yetinmitir.  
AĐHM son olarak, bavuranın AĐHS’nin 3. maddesine aykırı olarak elde edilen delil  
unsurlarının yargılama süreci kapsamında kullanıldığı iddiası ile ilgili, adı geçenin iç hukuk  
yollarını tüketmemesi nedeniyle bu ikayetini incelemeye almayacaktır.  
AĐHM bu noktada, AĐHS’nin 3. maddesine yönelik ikayetin esası hakkında bir saptama  
yapılmayıının mevcut bavurudaki olayların koullarında ikayetin 6. madde çerçevesinde  
ele alınmasına bir engel tekil etmediğini vurgulamaktadır (Bkz. mutatis mutandis sözü edilen  
Örs kararı). Bu koulların değerlendirilmesinden baka, bavuranın yaı ve soruturma  
aamasında begün boyunca ayrı hücrede tutulması da dikkate alınması gereken temel  
unsurlar arasında yer almaktadır (Bkz. sözü edilen Salduz kararı).  
Özet olarak, bavuran ilk derece mahkemesindeki yargılamada kullanılan delil unsurlarına  
itiraz edebilme olanağını elde etmiolsa dahi, gözaltında bulunduğu sırada avukat  
yardımından yararlanamaması savunma haklarına telafi edilemeyecek ekilde zarar vermitir.  
AĐHM bu nedenle, AĐHS’nin 6/3 maddesinin c) fıkrasıyla bağlantılı olarak 6/1 maddesinin  
ihlal edildiği sonucuna varmıtır.  
2. AĐHS’nin 6/1 ve 14. maddesi hakkındaki diğer ikayetler  
AĐHM, AĐHS’nin 6/1 ve 6/3 maddesinin c) fıkrasının ihlal edildiği sonucuna varması ıığında  
mevcut bavuruda ortaya konulan temel hukuki sorunun irdelenmesi gerektiği kanısındadır  
(Bkz. Aksoy (Eroğlu)-Türkiye no: 59741/00, 31 Ekim 2006, Sadak vd.-Türkiye no: 29900/96,  
29901/96, 29902/96 ve 29903/96 ve Uzun-Türkiye kararı no: 37410/97, 12 Nisan 2007).  
Dava konusu olayları ve tarafların argümanlarını göz önüne alarak, AĐHM, AĐHS’nin 6/1  
maddesi kapsamında yapılan ikayetlerin geri kalan kısmı ile AĐHS’nin 14. maddesi  
kapsamında yapılan ikayetin ayrıca incelemesine gerek olmadığı kanaatindedir.  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A.Tazminat  
Bavuran, AĐHS’nin 6/1 maddesine aykırı olarak gerçekletirilen yargılamanın sonunda iki yıl  
süreyle hapis cezasına çarptırılması nedeniyle maruz kaldığına kanaat getirdiği manevi zarar  
için 15.000 Euro talep etmektedir. Ayrıca bavuran özellikle psikoterapi masraflarından  
oluan 10.000 Euro’yu da maddi tazminat olarak talep etmektedir. Bavuran, sözü edilen  
giderlere ilikin hiçbir belge sunmamaktadır.  
Hükümet, sözkonusu taleplerin aırı ve mesnetten yoksun olduğu kanaatindedir.  
AĐHM, AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlali için en uygun telafi biçiminin, bavuranı, bu madde  
ihlal edilmeseydi bulunabileceği duruma getirmeyi mümkün olduğunca temin etmek  
8
olduğunu belirtmektedir (sözü edilen Salduz, Teteriny-Rusya, bavuru no: 11931/03, 30  
Haziran 2005; Jelicic- Bosna Herksek, bavuru no: 41183/02 ve Mehmet ve Suna Yiğit-  
Türkiye, bavuru no: 52658/99, 17 Temmuz 2007). AĐHM, bu ilkenin mevcut davaya  
uygulanmasına hükmetmektedir. Sonuç olarak AĐHM, ihlalin telafisi için en uygun yolun,  
talep ettiği takdirde bavuranın AĐHS’nin 6/1 maddesinin gereklerine uygun olarak yeniden  
yargılanması olacağı kanaatindedir (mutatis, mutandis, Gençel-Türkiye, bavuru no:  
53431/99, 23 Ekim 2003).  
Geri kalan kısım ile ilgili olarak AĐHM, tespit edilen ihlalle iddia edilen maddi tazminat  
arasında bir illiyet bağı görememekte ve sözkonusu talebi reddetmektedir. Buna karın  
AĐHM, hakkaniyete uygun olarak bavurana 2.000 Euro manevi tazminat ödenmesi gerektiği  
kanaatindedir.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuran iç hukuktaki mahkemeler ve AĐHM önünde yapmıolduğu yargılama masraf ve  
giderleri için 6.100 Euro talep etmektedir. Đstanbul Barosunun 1 Temmuz–31 Aralık 2005  
dönemi için geçerli olan avukatlık ücret tarifesine atıfta bulunmakta, bu talebini destekleyici  
herhangi bir belge sunmamaktadır.  
Hükümet bu talebin dayanaksız ve aırı olduğunu savunmaktadır.  
AĐHM’nin yerleik içtihadına göre bir bavuran gerçekliğini, gerekliğini kanıtladığı makul  
miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. Mevcut bavuruda, mahkemeye sunulan deliller  
ve sözü edilen kıstaslar ıığında AĐHM bavurana yargılama masraf ve giderleri için herhangi  
bir ödeme yapılmasını gerekli görmemektedir.  
C. Gecikme faizi  
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç  
puanlık bir artıeklenerek belirlenecektir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. AĐHS’nin 6. ve 14. maddesi hakkındaki ikayetlerin kabuledilebilir, bunun dıında  
kalanların kabuledilemez olduğuna;  
2. AĐHS’nin 6/1 maddesiyle bağlantılı olarak AĐHS’nin 6/3 maddesinin c) fıkrasının ihlal  
edildiğine;  
3. AĐHS’nin 6. ve 14. maddesine yönelik diğer ikayetlerin incelenmesine gerek olmadığına;  
4. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödeme tarihindeki döviz kuru  
üzerinden TL’ ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından bavurana 2.000 (iki bin)  
Euro manevi tazminat ödenmesine;  
9
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
5. Adil tatmine ilikin diğer tüm taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 21 Nisan 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
10