SOYLU – TÜRKĐYE KARARI
1 No’lu Protokolün 1. Maddesi
“Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır.
Herhangi bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun
genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek
veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri
yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.”
Başvuran, güvenlik güçleri tarafından aile yurdundan zorla çıkarılması ve mallarının
bilerek tahrip edilmesinin mal ve mülk dokunulmazlığı ve aile hayatına saygı gösterilmesi
hakkını ihlal ettiğini belirtmiştir. Ayrıca mülkünün tahrip edilmesi ve köyünden çıkarılması
olayını çevreleyen şartların insanlık dışı ve aşağılayıcı muameleye ulaştığını iddia etmiştir.
Başvuran ayrıca içeriğini avukatlarından öğrendiği 9 Kasım 2005 tarihli ifadesinin
doğruluğuna itiraz etmiş ve jandarma görevlilerine hiçbir zaman güvenlik güçleri tarafından
tehdit edilmediğini ve evlerin onlar tarafından yakılmadığını söylemediğini iddia etmiştir.
Jandarmaya 3,000 ağacı olduğunu da söylememiştir. Başvuru formunda iddia etmiş olduğu
gibi kardeşi ile birlikte 30,000 kavak ağacına sahipti. Son olarak başvuran, Z.T., N.B. ve
H.Ç.’den alınan ifadelerin dikkatle incelenmesi gerektiği çünkü bu tanıkların köy korucusu
olduğu, bu yüzden tarafsız olamayacakları ve ilk iki tanığın cinayet suçlamasıyla yargılanmış
olduğunu ileri sürmüştür.
Hükümet, başvuranın şikâyetlerinin gerçeklere dayanmadığını, bunların asılsız olduğunu
belirtmiştir. Hükümet, soruşturma yapan makamların bulgular ve birtakım tanıklar tarafından
verilen ifadelere dayanarak başvuranın köyünü kendi isteğiyle terk ettiğini ve güvenlik
güçlerinin onu gitmeye zorlamadığını savunmuştur. Güvenlik güçleri başvuranın evini veya
Nurettin köyündeki herhangi bir evi de yakmamıştır.
Mahkeme, başvuruya neden olan olayların gerçek sebebi hakkında ihtilafla karşı karşıya
kalmıştır. Buna göre Mahkemenin öncelikle iddia konusu olayların yaşandığı zaman bölgede
hakim olan genel durumu göz önünde bulundurması gerekir. Bu bağlamda bahsedilen
dönemde Türkiye’nin olağanüstü hal bölgesinde güvenlik güçleri ile PKK üyeleri arasında
şiddetli çatışmaların meydana gelmiş olduğunu gözlemektedir. Đki tarafın eylemlerinin sonucu
olan karşılıklı şiddet, birçok insanı evlerini terk etmeye zorlamıştır. Ayrıca devlet yetkilileri
de bölgedeki nüfusun güvenliğini sağlamak amacıyla bazı yerleşimleri boşaltmıştır (Doğan ve
Diğerleri – Türkiye, no. 8803-8811/02, 8813/02 ve 8815-8819/02). Ancak Mahkeme benzer
birçok davada güvenlik güçlerinin bazı başvuranların ev ve mallarını kasten tahrip ederek
onları geçim kaynaklarından mahrum ettiği ve olağanüstü hal bölgesindeki köylerini terk
etmeye zorladığını tespit etmiştir (bkz. diğer kararlar arasında Akdivar ve Diğerleri – Türkiye,
Karar Raporları 1996-IV; Selçuk ve Asker – Türkiye, Raporlar 1998-II; Menteş ve Diğerleri
– Türkiye, Raporlar 1997-VIII; Bilgin – Türkiye, no. 23819/94 ve Dulaş – Türkiye, no.
25801/94).
Hal böyle iken hem Avrupa Đnsan Hakları Komisyonu hem de Mahkemenin daha önce
güvenlik güçlerinin kanun dışı olarak vatandaşların mal-mülkünün tahribinin sorumlusu
olduğunun iddia edildiği Türkiye’den benzer davalarda gerçeği bulma girişimlerinde
bulunduğu belirtilmelidir (bkz. diğer kararlar arasında yukarıda da belirtilmiş Akdivar ve
Diğerleri ve Yöyler; Đpek – Türkiye, no. 25760/94). Sözkonusu davalarda AĐHS kuruluşlarını
böyle bir faaliyete girişmeye yönelten temel sebep etkili bir yerel soruşturmanın yokluğunda
gerçekleri saptamalarının mümkün olmayışıdır.
5