AĐHM şikayetin hiçbir kabuledilemezlik gerekçesiyle karşı karşıya bulunmadığını hatırlatır.
Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.
AĐHM esas ile ilgili olarak, dikkate alınması gereken dönem başvuranların davaya katıldıkları
1987 yılı Ocak ayınca başlayıp 2000 yılı Mart ve Nisan ayında sona ermektedir. Đki dereceli
mahkemede görülen bu dava 13 yıldan fazla sürmüştür.
AĐHM yargılama süresinin makul olup olmadığının davanın şartları ışığında ve özellikle de
davanın karmaşıklığı, başvuranların ve ilgili mercilerin tutumu ve davanın başvuranlar
açısından arz ettiği önem gibi, içtihadında yerleşmiş ölçütlere bakılarak değerlendirilmesi
gerektiğini gözlemlemektedir (Bkz. diğer birçokları arasında, Pelissier ve Sassi-Fransa kararı
no: 30979/96).
AĐHM daha önce de benzer sorunları ortaya koyan itirazların yapıldığını ve AĐHS’nin 6/1
maddesinin ihlal edildiği sonucuna varıldığını hatırlatır (Bkz. sözü edilen Frydlender).
AĐHM kendisine sunulan bütün unsurların incelenmesinden Hükümetin mevcut davada farklı
bir sonuca ulaşmasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespit ve delil sunmadığı kanısına
varmaktadır. Mahkemenin bu konudaki yerleşik içtihadı ışığında AĐHM, sözkonusu
yargılamaların uzunluğunun aşırı olduğuna ve «makul süre» ilkesini karşılamadığına itibar
etmektedir.
Bu nedenle AĐHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.
II. ÖNE SÜRÜLEN DĐĞER ĐHLALLER HAKKINDA
AĐHS’ye Ek 1 no’lu Protokolün 1. maddesini öne sürüne başvuranlar taşınmazlarının Hazine
ve üçüncü şahıslar tarafından kullanılmasının mülkiyet haklarına yönelik bir ihlali
oluşturduğunu iddia etmektedir.
Başvuranlar bütün yargılama süreci boyunca geçici tedbir talebini reddeden mahkemenin
tarafsız bir mahkeme olmadığından yakınmakta ve AĐHS’nin 6. maddesine atıfta
bulunmaktadır.
Başvuranlar aynı gerekçelere dayalı olarak AĐHS’nin 17. maddesini öne sürmektedir.
Hazinenin ve üçüncü şahısların sözü edilen taşınmazlara de facto kamulaştırmasız el atması ile
ilgili olarak AĐHM, başvuranların ulusal mahkemeler nezdinde yargı yoluna gitmeleri
doğrultusunda davanın ulusal çerçevede çözüme kavuşturulduğunu not etmektedir. Bununla
birlikte, başvuranların Hazine veya üçüncü şahıslara devredilen parsellerin maliki olduklarını
gösterir herhangi bir unsur yer almamaktadır. Kaldı ki, dava dosyasından ulusal mahkemeler
önündeki yargılamaların keyfi bir biçimde tamamlandığı sonucu da çıkmamaktadır. Bu
koşullar çerçevesinde AĐHM, AĐHS’nin 35/3. ve 4. maddesi uyarınca dayanaktan yoksun
olması dolayısıyla başvurunun bu bölümünün kabuledilemez ilan edilmesi gerektiğine itibar
etmektedir (Bkz. Şerefli vd.-Türkiye no: 1533/03, 2 Ekim 2007).
AĐHS’nin 6. ve 17. maddeleri hakkındaki şikayetler de hiçbir surette
gerekçelendirilmediğinden dayanaktan yoksun bulunmaktadır ve AĐHS’nin 35/3. ve 4.
maddeleri gereğince reddedilmelidir.
4