C O N S E I L D E  
L ' E U R O P E  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
S.S. GÖLLER BÖLGESĐ KONUT YAPI KOOPERATĐFĐ - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 35802/02)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
(Esas)  
STRAZBURG  
23 Mart 2010  
Đꢀbu karar Sözleme’nin 44 / 2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecek olup  
ekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (35802/02) numaralı bavurunun nedeni S.S.  
Göller Bölgesi Konut Yapı Kooperatifi tarafından (bavuran) 12 Eylül 2002 tarihinde Avrupa  
Đnsan Hakları Mahkemesi’ne Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi’nin (AĐHS) 34. maddesi  
uyarınca yapılan bavurudur.  
Bavuran Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Antalya Barosu avukatlarından  
Bayan Avcı tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuran Sınırlı Sorumlu Göller Bölgesi Konut Yapı Kooperatifi konut yapımını  
gerçekletiren bir kooperatiftir ve merkezi Burdur’da bulunmaktadır.  
A. Bavuranın tapu senedinin iptal edilip tapu sicilinde Hazine adına tescil edilmesine  
ilikin süreç  
Bavuran kooperatif 1977 ve 1978 yıllarında Antalya-Kütükçü’de bulunan toplam 195.000 m2  
yüzölçümündeki sekiz parseli (parsel numaraları: 164, 165, 168, 170, 171, 173, 174 ve 184)  
edinmive tapuda kendi adına kaydettirmitir.  
7 ubat 1995 tarihinde sözü edilen arazilerin orman vasfını kaybettiği anlaılmıve bu  
taınmazların ormanlık alandan çıkarılarak Hazine adına devredilmesine karar verilmitir. Bu  
doğrultuda tapu kaydına erh düülmütür.  
Hazine 4 Temmuz 1995 tarihinde, Antalya Asliye Hukuk Mahkemesi’ne (Mahkeme)  
bavuruda bulunarak tapuya kaydedildiği sırada Devletin ormanlık arazisinin bir bölümünü  
oluturduğu gerekçesiyle sözü edilen taınmazlarla ilgili olarak bavuranın tapu kaydının iptal  
edilmesi ve Hazine adına tescil edilmesi amacıyla dava açmıtır.  
Mahkeme 2 Nisan 1998 tarihinde Hazinenin bu talebini reddetmitir.  
18 Mayıs 1999 tarihinde Yargıtay, temyize gidilmesi üzerine ilk derece mahkemesinin  
kararını bozmutur. Yargıtay mezkur taınmazların Devletin ormanlık arazinin bir bölümünü  
tekil ettiğine ve özel bir mülkiyet konusunu oluturamayacağına itibar etmitir.  
Asliye Hukuk Mahkemesi 10 Temmuz 2001 tarihinde Yargıtay kararına uygun olarak Đdare  
tarafından yapılan talebi yerinde bulmutur.  
Bavuran bunun üzerine temyize bavurmutur. Yargıtay 11 Aralık 2001 tarihinde ilk derece  
mahkemesinin 10 Temmuz 2001 tarihli kararının tüm hükümlerini onamıtır.  
Bavuran yeniden karar düzeltme talebinde bulunmutur. Yargıtay 8 Nisan 2002 tarihinde bu  
talebi reddetmitir. Böylece 10 Temmuz 2001 tarihli karar nihai hale gelmitir.  
2
B. Bavuranın tazminat talebine ilikin süreç  
20 Mart 2003 tarihinde bavuran kendisine herhangi bir tazminat ödenmeksizin tapu  
senetlerinin iptal edildiği gerekçesiyle Medeni Kanun’un 1007. maddesi gereğince Antalya  
Đcra Müdürlüğüne müracaat ederek Hazine’den 1.500 milyar TL (yaklaık 828.700 Euro)  
tazminat talebinde bulunmutur.  
Hazine 25 Mart 2003 tarihinde bu talebi reddetmitir.  
Bavuran 22 Mart 2004 tarihinde Hazinenin bu kararının iptali istemiyle mahkeme gitmi,  
ayrıca Hazinenin sergilediği kötü niyetli tutuma karılık % 40 oranında tazminat talep  
etmitir.  
26 Aralık 2006 tarihinde üç kiilik bilirkii heyeti raporunu mahkemeye sunmutur. Buna  
göre bavurunun yapıldığı tarihte taınmazların değeri 6.519.727,20 TL (yaklaık 4.029.497  
Euro) olarak belirlenmitir.  
Mahkeme 22 ubat 2007 tarihinde bavuranların talebini kısmen yerinde bulmuve  
bavurunun yapıldığı tarihten itibaren değiken faiz oranıyla birlikte 1.500.000 TL. tutarının  
icrayla alınmasını kararlatırmıtır. Mahkeme bavuranın kalan talebini reddetmitir.  
15 Eylül 2008 tarihinde Yargıtay, Asliye Hukuk Mahkemesinin yetkili olmadığı gerekçesiyle  
bu hükmü bozmutur. Yargıtay kadastro çalımalarını gözetmeyen ve hatalı yapılan tescillere  
karı çıkmayan Hazine’nin bahse konu bu zararlara yol açtığına ve bu zararların idarenin bir  
eyleminden kaynaklandığına itibar etmive bu durumda idari mahkemelerin yetkili olduğuna  
kanaat getirmitir.  
Asliye Hukuk Mahkemesi 29 Nisan 2009 tarihinde daha önceki kararında ısrar etmitir.  
Bavuranın temsilcisinin 13 Temmuz 2009 tarihli mektubuna göre belirtilmeyen bir tarihte  
Hazine temyize gitmitir.  
HUKUK  
I. AĐHS’YE EK 1 NO’LU PROTOKOL’ÜN 1. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ  
ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran kooperatif kendisine herhangi bir tazminat ödenmeksizin ulusal mahkemeler  
tarafından tapularının iptal edilmesini müteakip taınmazların Hazine adına yeniden tescil  
edilmesi nedeniyle mülkiyet hakkına riayet edilmediğinden ikayetçi olmakta, bu bağlamda Ek  
1 no’lu Protokol’ün 1. maddesini öne sürmektedir.  
A. Kabuledilebilirlik hakkında  
Hükümet ulusal mahkemeler nezdinde tazminat sürecinin halen devam ettiği sırada bavurunun  
bavuran tarafından 20 Mart 2003 tarihinde yapılması doğrultusunda AĐHM’den bavuruyu  
kabuledilemez ilan etmesini talep etmektedir.  
3
Bavuran Hükümetin bu tespitlerine karı çıkmakta, iç hukukta halen süren bir tazminat  
davasının AĐHM’nin davanın esasını incelemesi yönünde bir engel tekil etmediğini ileri  
sürmekte ve dava konusunun yalnızca tazminat sorununa ilikin olduğunu, oysa tapu kaydının  
iptal edilmesinden de ayrıca ikayetçi olduğunu belirtmektedir. Kaldı ki baarıyla sonuçlansa  
bile, iç hukuk prosedürü dava konusunu adil tazminattan mahrum edemez. Bavuran, bilirkii  
raporuna göre toplam zararın 6.519.727,20 TL (yaklaık 3.602.060 Euro) olmasına karın,  
yargılama masraflarının yüksek olması nedeniyle kısmi tazminat davasının 1.500.000 TL  
(yaklaık 828.700 Euro) ile sınırlandırıldığını öne sürmektedir.  
AĐHM, AĐHS’nin 35/1 maddesinden doğan yükümlülüğün muhtemelen etkili, yeterli ve  
eriilebilir bavuru yollarını gereği gibi kullanmakla sınırlı olduğunu anımsatır (Bkz. Sofri  
vd.-Đtalya kararı, no: 37235/97). AĐHS yalnızca iddia konusu ihlallerle ilikili, elverili ve  
uygun bavuru yollarının tüketilmesini öngörür. Bu bavuru yolları hem teoride hem de  
pratikte yeterli kesinliğe erimiolmalıdır, aksi takdirde arzu edilen etkililikten ve  
eriilebilirlikten yoksun hale gelirler (Akdivar ve diğerleri – Türkiye, 16 Eylül 1996 tarihli  
karar, prg. 66).  
Bununla birlikte, AĐHM sözü edilen taınmazların orman arazisi olarak vasıflandırılıp  
vasıflandırılamayacağı sorununa ilikin açılan davanın altı yıl altı aylık bir sürecin sonunda 10  
Temmuz 2001 tarihli hüküm ile nihai hale geldiği, tazminat talepleriyle ilgili davanın ise 20  
Mart 2003 tarihinden bu yana halen devam ettiği saptamasında bulunmaktadır.  
AĐHM daha önce müteaddit kez benzer davalarda iç hukuk yollarının etkili olup olmadığı  
hususunu incelediğini ve Hükümetin bu bağlamdaki itirazlarını reddettiğini anımsatır (Bkz.  
diğerleri arasında, Rimer vd.-Türkiye kararı, no: 18257/04, 10 Mart 2009). AĐHM ayrıca bahse  
konu taınmazın durumuyla ilgili yargı kararlarının sonucunu bunca yıl beklemesinin ardından,  
bir bavurana tazminat elde etmek için yeni bir bavuru sürecinin elverili olduğu önerisinde  
bulunulamayacağına itibar etmektedir (Bkz. diğerleri arasında, Ali Ta-Türkiye kararı, no:  
10250/02, 22 Eylül 2009 ve sözü edilen Turgut vd.-Türkiye).  
Öte yandan, Antalya Asliye Hukuk Mahkemesi daha önceki kararında ısrar etmi, fakat Hazine  
bunu temyize götürmütür. AĐHM bir yargı kararının ne kadar sürede nihai hale geleceği ya da  
bu kararın nihai sonucu için ne kadar beklenmesi gerektiği konusunda bir yorum  
yapamayacağını ifade eder.  
Ayrıca, AĐHS’nin 41. maddesi açısından ele alındığında tazminat davasına ilikin süreç pekâlâ  
sonuçlanabilir fakat herhangi bir kamulatırma tazminatı ödemeksizin ihtilaflı taınmazların  
Hazine adına tescil edilmesinin Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesi ile uyuup uyumadığı  
hususunun incelenmesine açıklık getiremez (Bkz. mutatis mutandis, Günaydın Turizm ve  
Đnaat Ticaret Anonim irketi-Türkiye, no: 71831/01, 2 Haziran 2009).  
AĐHM, Hükümetin itirazını bu noktada reddetmektedir.  
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde ikayetin dayanaktan yoksun olmadığını  
kaydeden AĐHM, ayrıca baka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru  
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle ikayet kabuledilebilir niteliktedir.  
4
B. Esasa dair  
AĐHM, hâlihazırda Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesinin ilk bendinin ikinci cümlesi  
anlamında bavuranın mülkiyet hakkına yönelik mülkten ‘yoksun bırakma’ olarak  
değerlendirilmesi gereken bir müdahalenin var olduğunu tespit etmektedir.  
Ulusal mahkemeler tarafından öne sürülen gerekçeler ıığında, AĐHM bavuranın  
mülkiyetinden yoksun bırakılması ileminin Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesinin birinci  
bendinin ikinci paragrafı gereğince genel menfaatler çerçevesinde tabiatın ve ormanların  
korunması amacını güttüğü kanısındadır (Bkz. diğerleri arasında, Temel Conta Sanayi ve  
Ticaret A..-Türkiye, 10 Mart 2009).  
AĐHM, bavuranın dile getirdiği ikayete benzer bir ikayeti daha önce de incelediğini ve Ek  
1 no’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiği sonucuna vardığını hatırlatır. Bunun yanı sıra,  
AĐHM taınmazın değeri ile uyumayan makul bir meblağ ödemeksizin mülkiyetten yoksun  
bırakmanın aırı bir müdahaleyi oluturduğunu ve istisnai koullarda toplam bir tazminatın  
yokluğunun Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesi ile bağdamadığını dile getirmektedir (Bkz.  
sözü edilen diğerleri arasında, Temel Conta Sanayi ve Ticaret A..-Türkiye). Mevcut  
bavuruda, bavuran taınmazının Hazineye devredilmesini müteakip her hangi bir tazminat  
elde edememitir. AĐHM, Hükümetin bu davanın farklı bir sonuca ulamasını sağlayacak ikna  
edici hiçbir tespit ve delil sunmadığını tespit etmitir (Bkz. sözü edilen Turgut vd.-Türkiye).  
Bu nedenle Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesi ihlal edilmitir.  
II. AĐHS’NĐN 6/1 MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
AĐHS’nin 6. maddesine atıfta bulunan bavuran tapusunun iptal edilmesine ilikin yargı  
sürecinin hakkaniyete uygun gerçeklemediğinden yakınmaktadır. Bavuran ulusal  
mahkemelerin yürürlükte bulunan yasalara riayet etmediklerini ileri sürmektedir.  
AĐHM, genel iddiaların dıında, bavuranın bu ikayetinin gerekçelendirilmediğini not  
emektedir. AĐHM ulusal mahkemelerin almıoldukları kararlarda Devlet ormanlık alanının  
bir bölümünü oluturan taınmazların tapu siciline tescilinin özel bir mülkiyet konusunu tekil  
edemeyeceği hükümlerini gözettiklerini belirtmektedir. AĐHM ayrıca dava dosyasında ulusal  
mahkemelerin karar gerekçelerinde keyfi bir tutum sergilediklerini gösterir herhangi bir  
unsurun yer almadığına; mahkemelerin bu bağlamda yürürlükteki hükümlerin uygulanmasını  
esas aldıklarına dikkat çekmektedir.  
Sonuç itibarıyla, bu ikayet dayanaktan yoksun bulunmaktadır ve AĐHS’nin 35. maddesinin 3.  
ve 4. paragraflarına uygun olarak reddedilmelidir.  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGLANMASI HAKKINDA  
Bavuran maddi zarara uğradığını belirterek taınmazların 2003’teki değerleri için 3.300.000  
Euro (6.519.727,20 TL’ye karılık gelmektedir) ve o tarihten bu yana enflasyon nedeniyle  
taınmazların kazandığı değer için 1.650.000 Euro olmak üzere toplam 4.950.000 Euro maddi  
tazminat talep etmektedir. Bavuran bu yönde üç kiilik bilirkii heyeti tarafından 26 Aralık  
2006 tarihinde Antalya Asliye Hukuk Mahkemesi’ne sunulan bilirkii raporunu dayanak  
5
göstermitir. Bu rapor tazminat talebiyle mahkemeye bavurulan 22 Mart 2004 tarihinde  
taınmazların değerini 6.519.727, 20 TL olarak belirlemitir. Bavuran iç hukukta tazminata  
ilikin yargı süreci baarı ile sonuçlansa bile, zararının yalnızca bir bölümünün giderileceğini  
bunun da 750.000 Euro olduğunu öne sürmektedir.  
Bavuran özellikle ihtilaf konusu taınmazları 1977 yılında satın alan 269 kooperatif üyesinin  
uğradığı dükırıklığı nedeniyle manevi tazminat olarak 1.500.000 Euro talep etmektedir.  
Bavuran yargılama gider ve masraflarına ilikin herhangi bir talepte bulunmamıtır.  
Hükümet aırı olarak nitelendirdiği bu meblağlara karı çıkmaktadır.  
Mevcut dava koullarında, Savunmacı Devlet ile bavuranlar arasında olası bir uzlama  
ihtimalini göz önünde bulunduran AĐHM, 41. maddenin uygulanmasının bu aamada saklı  
tutulmasının uygun olacağına kanaat getirmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavuranın mülkiyet hakkına riayet edilmediği yönündeki ikayetinin kabuledilebilir,  
bunun dıında kalanların kabuledilemez olduğuna;  
2. Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. AĐHS’nin 41. maddesinin uygulanması hususunun bu aamada uygulanamayacağına ve  
sonuç itibarıyla,  
a) saklı tutulmasına;  
b) Hükümet ve bavuranların, kararın tebliğinden itibaren üç ay içinde bu mesele hakkındaki  
görülerini yazıyla kendisine bildirmeye ve bilhassa aralarında varacakları her türlü  
uzlamadan kendisini haberdar etmeye davet edilmesine;  
c) Sonraki sürecin saklı tutulmasına ve gerektiğinde daire bakanının izlenecek süreci  
belirlemeye yetkili kılınmasına;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 23 Mart 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
6