Baꢀvuran Hükümetin bu tespitlerine karꢀı çıkmakta, iç hukukta halen süren bir tazminat
davasının AĐHM’nin davanın esasını incelemesi yönünde bir engel teꢀkil etmediğini ileri
sürmekte ve dava konusunun yalnızca tazminat sorununa iliꢀkin olduğunu, oysa tapu kaydının
iptal edilmesinden de ayrıca ꢀikayetçi olduğunu belirtmektedir. Kaldı ki baꢀarıyla sonuçlansa
bile, iç hukuk prosedürü dava konusunu adil tazminattan mahrum edemez. Baꢀvuran, bilirkiꢀi
raporuna göre toplam zararın 6.519.727,20 TL (yaklaꢀık 3.602.060 Euro) olmasına karꢀın,
yargılama masraflarının yüksek olması nedeniyle kısmi tazminat davasının 1.500.000 TL
(yaklaꢀık 828.700 Euro) ile sınırlandırıldığını öne sürmektedir.
AĐHM, AĐHS’nin 35/1 maddesinden doğan yükümlülüğün muhtemelen etkili, yeterli ve
eriꢀilebilir baꢀvuru yollarını gereği gibi kullanmakla sınırlı olduğunu anımsatır (Bkz. Sofri
vd.-Đtalya kararı, no: 37235/97). AĐHS yalnızca iddia konusu ihlallerle iliꢀkili, elveriꢀli ve
uygun baꢀvuru yollarının tüketilmesini öngörür. Bu baꢀvuru yolları hem teoride hem de
pratikte yeterli kesinliğe eriꢀmiꢀ olmalıdır, aksi takdirde arzu edilen etkililikten ve
eriꢀilebilirlikten yoksun hale gelirler (Akdivar ve diğerleri – Türkiye, 16 Eylül 1996 tarihli
karar, prg. 66).
Bununla birlikte, AĐHM sözü edilen taꢀınmazların orman arazisi olarak vasıflandırılıp
vasıflandırılamayacağı sorununa iliꢀkin açılan davanın altı yıl altı aylık bir sürecin sonunda 10
Temmuz 2001 tarihli hüküm ile nihai hale geldiği, tazminat talepleriyle ilgili davanın ise 20
Mart 2003 tarihinden bu yana halen devam ettiği saptamasında bulunmaktadır.
AĐHM daha önce müteaddit kez benzer davalarda iç hukuk yollarının etkili olup olmadığı
hususunu incelediğini ve Hükümetin bu bağlamdaki itirazlarını reddettiğini anımsatır (Bkz.
diğerleri arasında, Rimer vd.-Türkiye kararı, no: 18257/04, 10 Mart 2009). AĐHM ayrıca bahse
konu taꢀınmazın durumuyla ilgili yargı kararlarının sonucunu bunca yıl beklemesinin ardından,
bir baꢀvurana tazminat elde etmek için yeni bir baꢀvuru sürecinin elveriꢀli olduğu önerisinde
bulunulamayacağına itibar etmektedir (Bkz. diğerleri arasında, Ali Taꢀ-Türkiye kararı, no:
10250/02, 22 Eylül 2009 ve sözü edilen Turgut vd.-Türkiye).
Öte yandan, Antalya Asliye Hukuk Mahkemesi daha önceki kararında ısrar etmiꢀ, fakat Hazine
bunu temyize götürmüꢀtür. AĐHM bir yargı kararının ne kadar sürede nihai hale geleceği ya da
bu kararın nihai sonucu için ne kadar beklenmesi gerektiği konusunda bir yorum
yapamayacağını ifade eder.
Ayrıca, AĐHS’nin 41. maddesi açısından ele alındığında tazminat davasına iliꢀkin süreç pekâlâ
sonuçlanabilir fakat herhangi bir kamulaꢀtırma tazminatı ödemeksizin ihtilaflı taꢀınmazların
Hazine adına tescil edilmesinin Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesi ile uyuꢀup uyuꢀmadığı
hususunun incelenmesine açıklık getiremez (Bkz. mutatis mutandis, Günaydın Turizm ve
Đnꢀaat Ticaret Anonim ꢁirketi-Türkiye, no: 71831/01, 2 Haziran 2009).
AĐHM, Hükümetin itirazını bu noktada reddetmektedir.
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde ꢀikayetin dayanaktan yoksun olmadığını
kaydeden AĐHM, ayrıca baꢀka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle ꢀikayet kabuledilebilir niteliktedir.
4