COUNCIL  
A V R U PA  
OF E U R O P E  
KONSEYİ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
ÜKRAN YILDIZ – TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 4661/02)  
KARAR  
STRAZBURG  
3 ubat 2009  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Davanın nedeni, T.C. vatandaı ükran Yıldız’ın (bavuran) Avrupa Đnsan Hakları  
Mahkemesi’ne, 21 Haziran 2001 tarihinde, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin  
Korunmasına Dair Sözleme’nin (“AĐHS”) 34. maddesi uyarınca, Türkiye aleyhine yaptığı  
4661/02 sayılı bavurudur.  
Bavuran, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Diyarbakır Barosu  
avukatlarından Sayın Betatarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuran, 1980 doğumludur ve Diyarbakır’da ikamet etmektedir.  
Bavuran, 22 Eylül 1996’da, on altı yaındayken, yasadıı bir örgüt (PKK) üyesi  
olduğu üphesiyle Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü tarafından gözaltına alınmıtır. Bavuran,  
sırasıyla 4 ve 8 Ekim 1996 tarihlerinde polise verdiği ifadelerde, aleyhindeki suçlamaları  
kabul etmitir. Bavuran, sorgulama sırasında avukat yardımı almamıtır.  
Bavuran, 22 Ekim 1996’da, önce Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı, daha sonra sorgu  
hakimi huzuruna çıkartılmıtır. Avukat yardımı almadan sırasıyla Cumhuriyet Savcısı ve  
sorgu hakimi tarafından sorgulanmıve aleyhindeki suçlamaları reddetmitir. Hakim,  
suçlamaların ciddiyetini gözönünde bulundurarak, bavuranın tutuklanmasına karar vermitir.  
Bunun ardından, bavuranın avukat yardımı almasına izin verilmitir.  
Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, 3 Aralık 1996 tarihinde  
bavuran ile diğer dokuz sanık aleyhinde dava açmıtır. Bavuran, PKK üyesi olmakla  
suçlanve Ceza Kanunu’nun 168/2 maddesi uyarınca cezalandırılması istenmitir.  
Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde yargılama balamıtır. Müteakip  
yirmi durumada mahkeme, suçun niteliğini ve kanıtların durumunu göz önüne alarak  
bavuranın serbest bırakılması istemini reddetmitir.  
2 Haziran 1999’da, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi bavuranın PKK üyesi  
olduğuna hükmetmive Ceza Kanunu’nun 168/2 maddesi uyarınca bavuranı sekiz yıl dört ay  
hapis cezasına çarptırmıtır.  
20 Aralık 1999’da, Yargıtay, ilk derece mahkemesinin kararını bozmutur.  
10 Ağustos 2001’de bavuran serbest bırakılmıtır.  
9 Nisan 2002’de, mahkeme kararını vermive Ceza Kanunu’nun 168/2 maddesi  
uyarınca bavuranı sekiz yıl dört ay hapis cezasına çarptırmıtır. Devlet Güvenlik Mahkemesi,  
bavuranın mahkumiyetine karar verirken, polise verilen ifadelere özel önem atfetmitir.  
Yargıtay, 7 Ekim 2002’de, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi kararını onamıtır.  
HUKUK  
2
I. AĐHS’NĐN 5. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran, tutukluluk süresinin makul süre artına uymadığı konusunda ikayetçi  
olmutur. Bavuran, ayrıca, tutukluluğunun yasallığına itiraz edebileceği etkili bir iç hukuk  
yolu bulunmadığı konusunda ikayetçi olmuve bu ikayetlerini AĐHS’nin 5. maddesinin 3.  
ve 4. paragraflarına dayandırmıtır.  
A. AĐHS’nin 5/3 maddesi  
1. Kabuledilebilirlik  
Hükümet, bavuranın ikayetini 21 Haziran 2001 tarihinde AĐHS’nin 5/3 maddesi  
kapsamında sunduğundan, 22 Eylül 1996 ile 2 Haziran 1999 tarihleri arasında tutuklu  
bulunduğu sürenin, 35/1 madde çerçevesinde belirlenen altı aylık süre aımının dıında  
olduğu gerekçesiyle reddedilmesi gerektiğini savunmutur.  
AĐHM, Solmaz - Türkiye (27561/02) kararında belirtilen ilkelere atıfta bulunur. Bu  
kararda, bavuran batan beri tutuklu kalmısa, birden fazla ve birbirini takip eder biçimde  
gerçekleen tutukluluk sürelerinin bütün olarak değerlendirilmesi ve altı aylık sürenin en son  
sürenin bitiminden itibaren balaması gerektiği sonucuna varmıtır. Mevcut davada,  
bavuranın tutukluluk hali, yakalandığı tarih olan 22 Eylül 1996 tarihinde balamıtır. 2  
Haziran 1999 tarihinde Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından mahkum edilene  
dek, AĐHS’nin 5/3 maddesi anlamında tutuklu kalmıtır. O tarihten, Yargıtay’ın ilk derece  
mahkemesinin kararını bozduğu 20 Aralık 1999 tarihinde dek, “yetkili bir mahkeme  
tarafından mahkum edilmesinin ardından” 5/1(a) maddesi anlamında hapsedilmi, bu nedenle,  
hükümlü bulunduğu bu süre, 5/3 madde kapsamı dıında kalmıtır. Bavuran 20 Aralık 1999  
tarihinden, serbest bırakıldığı 10 Ağustos 2001 tarihinde dek, yine, AĐHS’nin 5/3 maddesi  
kapsamına girecek biçimde tutuklu yargılanmıtır. Sonuç olarak, bu değiik safhalar süresince  
bavuranın tutukluluğunun devam ettiği göz önünde bulundurulduğunda, altı aylık süre  
yalnızca, tutuklu yargılandığı en son dönemin bitiminden itibaren, 10 Ağustos 2001 tarihinde  
balamaktadır (Akyol - Türkiye, no. 23438/02).  
Buna göre, AĐHM Hükümet’in itirazını reddeder.  
AĐHS’nin 35/3 maddesi uyarınca bu ikayetin dayanaktan yoksun olmadığını  
kaydeden AĐHM, ayrıca baka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru  
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle ikayet kabuledilebilir niteliktedir.  
2. Esas  
AĐHM, yukarıda açıklandığı üzere, sözkonusu sürenin 22 Eylül 1996 tarihinde  
bavuranın yakalanmasıyla balayıp, 10 Ağustos 2001 tarihinde bavuranın serbest  
bırakılmasıyla bittiğini kaydeder. AĐHM’nin içtihadı doğrultusunda, AĐHS’nin 5/1(a) maddesi  
kapsamında, bavuranın mahkum olduktan sonra hükümlü bulunduğu 21 Mart 2001 ile 8  
Ağustos 2001 tarihleri arasındaki süreyi dütükten sonra, 5/3 maddesi kapsamında göz  
önünde bulundurulacak süre dört yıl üç ayın üzerindedir. Yerel mahkemeler, bavuranın  
tutukluluğunu “suçun niteliği ve kanıtların durumu” gibi birbirinin aynı ve basmakalıp  
ifadelerle sürekli olarak uzatmılardır.  
3
AĐHM, sözkonusu davadakine benzer sorunlar içeren davalarda sıklıkla AĐHS’nin 5/3  
maddesinin ihlalini tespit etmitir (Atıcı / Türkiye, 19735/02; Solmaz, yukarıda kaydedilen;  
Dereci / Türkiye, 77845/01; Taciroğlu / Türkiye, 25324/02).  
AĐHM, kendisine sunulan tüm bilgi ve belgeler ıığında, Hükümet’in, sözkonusu  
davada farklı bir sonuca ulamasını sağlayacak hiçbir delil veya savunma sunmadığı  
kanısındadır. AĐHM, konuyla ilgili içtihadını göz önünde bulundurarak, bu davada bavuranın  
tutukluluk süresinin gereğinden uzun ve AĐHS’nin 5/3 maddesine aykırı olduğu sonucuna  
varmıtır.  
Dolayısıyla bu madde ihlal edilmitir.  
B. AĐHS’nin 5/4 maddesi  
1. Kabuledilebilirliğe ilikin  
Hükümet, AĐHM’den, bavuranın AĐHS’nin 5/4 maddesi kapsamındaki ikayetini,  
AĐHS’nin 35/1 maddesi kapsamında iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle  
reddetmesini talep etmitir. Hükümet, AĐHM’nin Köse - Türkiye (50177/99) davasındaki  
kararına atıfta bulunarak, bavuranın eski Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 297-304.  
maddeleri uyarınca devam eden tutukluluk haline itiraz etmediğini ileri sürmütür.  
AĐHM, sözkonusu davadakine benzer sorunlar içeren davalarda Hükümet’in ön  
itirazını zaten inceleyip reddettiğini hatırlatır (bkz. Koti / Türkiye, 74321/01). AĐHM,  
sözkonusu davada, içtihadından ayrılmasını gerektirecek herhangi bir özel koul bulunmadığı  
kanaatindedir. Sonuç olarak, AĐHM, Hükümet’in ön itirazını reddeder.  
AĐHS’nin 35/3 maddesi uyarınca bu ikayetin dayanaktan yoksun olmadığını  
kaydeden AĐHM, ayrıca baka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru  
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle ikayet kabuledilebilir niteliktedir.  
2. Esas  
Hükümet, iç hukukun, bavuranın tutukluluğunun yasallığına itiraz edebileceği etkili  
bir hukuk yolu sağladığını iddia etmitir.  
Bavuran, tutukluluğuna yaptığı itirazın yerel mahkemeler tarafından ciddi biçimde  
değerlendirilmediğini ve basmakalıp sözlerle reddedildiğini ileri sürmütür.  
AĐHM, sözkonusu davadakine benzer sorunlar içeren birçok davada, Hükümet’in  
yukarıda anılan iddialarını reddettiğini kaydeder. AĐHM, Ceza Muhakemeleri Usulü  
Kanunu’nun 298. maddesinin etkili bir hukuk yolu olarak değerlendirilemeyeceği ve  
AĐHS’nin 5/4 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıtır (mutatis mutandis, Koti ve  
Diğerler, yukarıda kaydedileni; Nart / Türkiye, 20817/04; Öcalan / Türkiye [BD], 46221/99).  
AĐHM, sözkonusu davada, daha önceki kararlarından ayrılmasını gerektirecek herhangi bir  
özel koul bulunmadığı kanaatindedir.  
Sonuç olarak, AĐHM, AĐHS’nin 5/4 maddesinin ihlal edildiğine karar verir.  
4
II. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran, gözaltı sırasında avukata eriim hakkından mahrum bırakıldığı için  
savunma haklarının ihlal edildiği konusunda ikayetçi olmuve bu ikayetini AĐHS’nin 6/3(c)  
maddesine dayandırmıtır.  
A. Kabuledilebilirlik  
AĐHS’nin 35/3 maddesi uyarınca bu ikayetin dayanaktan yoksun olmadığını  
kaydeden AĐHM, ayrıca baka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru  
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle ikayet kabuledilebilir niteliktedir.  
B. Esas  
Bavuran, aleyhindeki ciddi suçlamalar ile olayların yaandığı sırada reit olmadığını  
gözönünde bulundurarak, gözaltındayken avukat yardımı alma hakkının kısıtlanması  
nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ifade etmitir.  
Hükümet, yargılamanın adil olup olmadığı konusu değerlendirilirken, yargılamanın  
tamamının gözönünde bulundurulması gerektiğini ileri sürmütür. Bavuran, Devlet Güvenlik  
Mahkemesi ile Yargıtay önündeki yargılama sırasında bir avukat tarafından temsil edildiği  
için adil yargılanma hakkı ihlal edilmemitir.  
AĐHM, Salduz / Türkiye kararında (no. 36391/02) benimsediği temel ilkeleri hatırlatır.  
Sözkonusu davada, bavuranın avukata eriim hakkına getirilen kısıtlama sistematiktir  
ve devlet güvenlik mahkemelerinin görev alanına giren suçlardan dolayı gözaltına alınan  
kiilere uygulanmaktadır. AĐHM, ayrıca, bavuranın savcılığın iddialarına itiraz edebileceği  
sırada -tutukluluğunun ardından ve devam eden cezai takibat süresince- avukat eriimi  
olduğunu gözlemlemektedir. Ancak, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi, mahkumiyet  
kararını verirken, bavuranın avukatı yokken polise verdiği ifadeleri kullanmıtır. Dolayısıyla,  
sözkonusu davada, bavuranın avukata eriim hakkına getirilen kısıtlamalardan etkilendiği  
açıktır. Ne sonradan yapılan avukat yardımı ne de takip eden kovuturmanın çekimeli niteliği  
bavuran gözaltındayken yapılan hataları telafi edebilir.  
Ayrıca, AĐHM, sözkonusu davanın belirgin unsurlarından birinin bavuranın yaı  
olduğunu kaydeder. AĐHM, reit olmayan kiilere gözaltı sırasında avukat yardımı  
yapılmasına ilikin uluslararası hukuk belgelerini gözönünde bulundurarak, bu hizmetin  
önemini vurgulamaktadır (Salduz).  
Özetle, duruma ve temyiz sırasında bavuranın aleyhindeki kanıtlara itiraz etme  
imkanı bulunmasına rağmen, gözaltındayken avukat yardımı almaması bavuranın savunma  
haklarını telafi edilemez bir ekilde etkilemitir.  
Buna göre, sözkonusu davada AĐHS’nin 6/1 maddesi ile birlikte 6/3(c) maddesi ihlal  
edilmitir.  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. maddesine göre:  
5
“Mahkeme ibu Sözleme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek  
Sözlemeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde,  
hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
Bavuran, maddi tazminat olarak 14,800 Yeni Türk Lirası (YTL) (yaklaık 7,100  
Euro), manevi tazminat olarak 30,000 YTL (yaklaık 14,500 Euro) talep etmitir.  
Hükümet, bu taleplere itiraz etmitir.  
AĐHM, tespit edilen ihlalle talep edilen maddi tazminat arasında illiyet bağı  
bulunmadığı kanaatindedir. Bu nedenle sözkonusu talebi reddeder. Ancak, AĐHM, bavuranın  
tek baına tespit edilen ihlalle telafi edilemeyecek düzeyde manevi zarar görmüolabileceği  
kanaatindedir. AĐHM, adil temellere dayanarak, bu balık altında 4,500 Euro ödenmesine  
karar verir.  
AĐHM, ayrıca, en iyi telafinin, bavuranın talep etmesi halinde, AĐHS’nin 6/1  
maddesinde yer alan artlara uygun olarak yeniden yargılanması olacağı görüündedir  
(mutatis mutandis, Gençel / Türkiye, no. 53431/99 ve Salduz, yukarıda kaydedilen).  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuranın avukatı, Diyarbakır Barolar Birliği’nin ücret cetveline atıfta bulunarak,  
sözkonusu davanın hazırlanması ve AĐHM önünde sunulması için harcanan yirmi bir saat  
karılığında ödenen ücret ve diğer yargılama masraf ve giderleri için 12,650 YTL (yaklaık  
6,100 Euro) talep etmitir.  
Hükümet, bu talebe itiraz etmitir.  
AĐHM’nin içtihadına göre, bir bavuran gerçekliğini ve gerekliğini kanıtladığı makul  
miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. AĐHM, sözkonusu davada, elindeki bilgiye ve  
yukarıdaki ölçütlere dayanarak, AĐHM önünde yapılan yargılama masraf ve giderleri için  
2,000 Euro ödenmesine karar verir.  
C. Gecikme Faizi  
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz  
oranına üç puanlık bir artıın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM, OYBĐRLĐĞĐ ĐLE  
1. Bavurunun geri kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna;  
2. AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edildiğine;  
3. AĐHS’nin 5/4 maddesinin ihlal edildiğine;  
6
4. Bavurana gözaltı sırasında avukat yardımı yapılmadığı gerekçesiyle AĐHS’nin 6/1  
maddesi ile birlikte 6/3(c) maddesinin ihlal edildiğine;  
5. (a)AĐHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinletiği tarihten  
itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirası’na  
çevrilmek üzere ve her türlü vergi ve kesintiden muaf tutularak Savunmacı Hükümet  
tarafından bavurana manevi tazminat olarak 4,500 Euro (dört bin beyüz Euro),  
yargılama masraf ve giderleri için 2,000 Euro (iki bin Euro) ödenmesine;  
(b)Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin  
yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan marjinal  
kredi kolaylığı oranının üç puan fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
6. Adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddedilmesine karar vermitir.  
Đꢀbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıve AĐHM Đçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragrafları gereğince 3 ubat 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
7