CONSEIL  
AVRUPA  
DE L’EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
SÜLEYMAN BABA -TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 2150/05)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
(Esas)  
STRAZBURG  
23 Mart 2010  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (42082/02) no’lu davanın nedeni T.C. vatandaı  
Süleyman Baba’nın (bavuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 29 Kasım 2004  
tarihinde Temel Đnsan Hakları ve Özgürlüklerini güvence altına alan Avrupa Đnsan Hakları  
Sözlemesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuran 1957 doğumlu olup Đstanbul’da ikamet etmektedir.  
A. Bavurana ait arazinin ‘devlete ait orman arazisi’ olarak tasnif edilmesine ilikin  
dava  
14 Eylül 1968 tarihinde Hazine, Toprak Komisyonu’nun kararı üzerine Pelitli’de  
(Gebze/Kocaeli) bulunan 37.220 m2 yüzölçümüne sahip bir arazinin devrini  
gerçekletirmitir. Satıilemi köylülerin toprak edinmesine yönelik bir program çerçevesinde  
yapıltır. Tarla olarak vasıflandırılan bu arazi tapu kaydında özel bir mülkiyet adına  
kaydedilmitir (parsel no: 1470).  
1969 yılından 1987 yılına dek arazi dört kez el değitirmitir.  
14 Ekim 1987 yılında arazi N. E.’ye satılarak mülkiyetine geçmitir.  
Bu arada, 1990 yılında kadastro komisyonu devlete ait orman arazilerinin tahdit ilemlerine  
balamı, bu çalıma sonucunda 1470 parsel numaralı arazi devlete ait orman arazisi içinde  
kalmıtır.  
25 Mayıs 1995 tarihinde orman alanı olarak vasıflandırılan arazi tapu kaydında bu ekilde  
tescil edilmitir.  
10 Aralık 2001 tarihinde N.E. Orman Genel Müdürlüğü’nün orman arazisi tahdidine ilikin  
kararına karı Gebze Asliye Hukuk Mahkemesi’nde dava açmıtır.  
N.E.’nin vefat etmesinin ardından bavuran 2002 yılında bu arazinin mirasçısı olmutur.  
Asliye Hukuk Mahkemesi 14 Haziran 2002 tarihli bir karar ile sözkonusu arazinin orman  
alanı içinde yer aldığını kaydederek bavuranın talebini reddetmitir. Mahkeme bu kararı  
alırken bilirkii raporlarını, arazinin üzerinde yapılan saptamaları, fotoğraf ve topografi  
haritalarını dikkate almıtır.  
Yargıtay 29 Ocak 2004 tarihinde ilk derece mahkemesinin kararını onamıtır.  
Bavuranın bu karara karılık 2 Temmuz 2004 tarihinde yapmıolduğu düzeltme talebi  
reddedilmitir.  
2
B. Bavuranın açmıolduğu tazminat davası  
Bavuran 16 Eylül 2004 tarihinde sözü edilen arazinin tapuda Hazine adına tescil edilmesiyle  
mülkiyet hakkına yönelik bir ihlalin yapıldığını öne sürerek aynı mahkeme önünde maddi ve  
manevi tazminat davası açmıtır.  
18 ubat 2005 tarihinde Asliye hukuk mahkemesi, ihtilaf konusu arazinin orman alanı olarak  
vasıflandırılmasına karın bavuranın halen maliki olduğu gerekçesiyle bu talebi reddetmitir.  
Yargıtay 11 Temmuz 2006 tarihinde ilk derece mahkemesinin bu kararını onamıtır.  
Bavuranın karar düzeltme talebi 21 ubat 2007 tarihinde reddetmitir.  
HUKUK  
I. EK 1 NO’LU PROTOKOL’ÜN 1. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
HAKKINDA  
Bavuran kendisine herhangi bir tazminat ödenmeksizin taınmazının kamu orman arazisi  
olarak sınıflandırılmasının Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesi uyarınca mülkiyet hakkına  
yönelik orantısız bir müdahaleyi tekil ettiğini savunmaktadır.  
AĐHM kabuledilebilirliğe ilikin bavurunun AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı  
çerçevesinde dayanaktan yoksun olmadığını kaydederek ayrıca baka açılardan bakıldığında  
da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle bavuru kabuledilebilir  
niteliktedir.  
Hükümet esas ile ilgili olarak, bu konudaki yerleik içtihada (Bkz. Chassagnou vd.-Fransa  
(BD) no: 25088/94, 28331/95 ve 28443/95; mutatis mutandis Immobiliare Saffi-Đtalya no:  
22774/93; Kapsalis ve Nima-Kapsali-Yunanistan kararı no: 20937/03, 23 Eylül 2004; Ansay-  
Türkiye kararı no: 49908/99, 2 Mart 2006; Perinelli-Đtalya no: 7718/03, 26 Haziran 2007 ve  
Langobardi vd.-Đtalya kararı, no: 7670/03, 26 Haziran 2007) göndermede bulunarak  
bavuranın mülkiyet hakkına yönelik getirilen kısıtlamanın Ek 1 no’lu Protokol’ün 1.  
maddesinin ikinci bendi uyarınca meru bir amacı güttüğünü ve bu amaçla orantılı olduğunu  
savunmaktadır.  
AĐHM bu konudaki genel ilkeler hususunda sözü edilen Köktepe kararına atıfta  
bulunmaktadır.  
AĐHM mevcut bavuruda taraflar arasında bavuranın Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesi  
uyarınca tapu kaydına dayalı bir mülkün maliki olduğu hususunun ihtilaf konusu edilmediğini  
not eder. AĐHM mezkur arazinin kamu orman arazisi olarak vasıflandırılmasıyla birlikte  
bavuranın mülkiyet hakkını kullanmasına yönelik bir müdahalenin olduğunu ve bu  
vasıflandırmanın sözkonusu taınmazın tasarruf nisabını önemli ölçüde azaltan bir etki ettiğini  
saptamaktadır. Bu bağlamda AĐHM, maliki olmasına rağmen ihtilaf konusu taınmazın tapu  
senedine getirilen bu vasıflandırmayla birlikte bavuranın arazisinden gerçek anlamıyla  
istifade edemediğini gözlemlemektedir.  
3
AĐHM bu koullar çerçevesinde, ihtilaf konusu taınmaza getirilen nitelendirmenin  
bavuranın mülkiyet hakkının içeriğini her anlamda boaltan bir etki yarattığı kanısındadır  
(Bkz. aynı anlamda, Çetiner ve Yücetürk-Türkiye kararı no: 24620/04, 22 Eylül 2009).  
Bundan sonra artık ihtilaflı tedbirin istenilen adil dengeye riayet edip etmediğinin özellikle de  
bavuranı orantısız bir yüke katlanmak zorunda bırakıp bırakmadığının belirlenmesi  
gerekmektedir. Bu bağlamda, ulusal hukuk tarafından belirlenen tazminat usullerinin göz  
önüne alınması gerekmektedir. AĐHM bu amaçla, iç hukukta bu yönde etkili bir bavuru  
yolunun mevcut olmadığını tespit etmektedir (Bkz. Öztok-Türkiye kararı no: 24620/04, 22  
Eylül 2009). Bu nedenledir ki bavuranın yapmıolduğu tazminat talebi ulusal mahkemeler  
tarafından reddedilmitir. Üstelik Hükümet mutlak bir tazminatın yokluğunu meru kılacak  
ikna edici ve AĐHM’nin Köktepe (sözü edilen) kararında benimsediği sonucun dıına  
çıkılmasını gerektirecek herhangi bir istisnai durumu dile getirmemitir.  
Davanın koulları, özellikle de tahdidin nihai oluu, dava konusu durumu telafi edebilecek  
nitelikte etkili iç hukuk yolunun bulunmayıı, bavuranın mülkiyet hakkından yararlanması  
karısındaki engel ve tazminat ödenmemiolması, AĐHM’yi, bavuranın, kamu yararının  
gerekleri ile mülkiyet hakkı arasında hüküm sürmesi gereken adil dengeyi bozan alıılmıın  
ında ve ölçüsüz bir yüke katlanmak zorunda kaldığı yönünde düünmeye sevk etmektedir  
(Bkz, sözü edilen Köktepe ve Çetiner ve Yücetürk kararı).  
Bu nedenle, Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesi ihlal edilmitir.  
II. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran  
ulusal  
mahkemeler  
önündeki  
yargılamaların  
hakkaniyete  
uygun  
gerçeklemediğinden ve taraflı olduğundan ikayetçi olmakta, bu bağlamda AĐHS’nin 6.  
maddesine atıfta bulunmaktadır.  
AĐHM bu ikayeti herhangi bir gerekçesi olmayan dayanaktan yoksun olarak nitelendirerek  
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragraflarına uygun olarak reddedilmesi gerektiğine itibar  
etmektedir.  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
Bavuran AĐHS’nin 41. maddesi uyarınca taınmazın gerçek değerine karılık gelecek ekilde  
maddi tazminat olarak 1.300.000 TL (yaklaık 600.000 Euro) talep etmekte, bu yönde bir  
emlak komisyoncusu tarafından 13 Haziran 2009 tarihinde hazırlanan ekspertiz raporunu  
sunmaktadır.  
Hükümet AĐHM’yi aırı ve dayanaktan yoksun olarak nitelendirdiği bavuranın bu talebini  
reddetmeye davet etmektedir. Hükümet Kocaeli Valiliği’ne bağlı emlak müdürlüğü tarafından  
3 Ekim 2009 tarihinde düzenlenen ve buna göre bavuranın taınmazının değerini 19.032,85  
TL. olarak (yaklaık 9.000 Euro’ya karılık gelmektedir) belirleyen bilirkii raporunu  
sunmaktadır.  
Mevcut dava koullarında, Savunmacı Devlet ile bavuran arasında olası bir uzlama  
ihtimalini göz önünde bulunduran AĐHM, 41. maddenin uygulanmasının bu aamada saklı  
tutulmasının uygun olacağına kanaat getirmektedir (Bkz. aynı anlamda, sözü edilen Köktepe  
kararı).  
4
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM,  
1. Oybirliğiyle, Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesi hakkındaki ikayetin kabuledilebilir,  
bunun dıında kalanların kabuledilemez olduğuna;  
2. Bire karı altı oyla, Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. Bire karı altı oyla AĐHS’nin 41. maddesinin uygulanması hususunun bu aamada  
uygulanamayacağına; sonuç itibarıyla,  
a) saklı tutulmasına;  
b) Hükümet ve bavuranın, kararın tebliğinden itibaren altı ay içinde bu mesele hakkındaki  
görülerini yazıyla kendisine bildirmeye ve bilhassa aralarında varacakları her türlü  
uzlamadan kendisini haberdar etmeye davet edilmesine;  
c) Sonraki sürecin saklı tutulmasına ve gerektiğinde daire bakanının izlenecek süreci  
belirlemeye yetkili kılınmasına;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 23 Mart 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
Mevcut karar ekinde AĐHS’nin 45. maddesinin 2. paragrafı ve Đçtüzüğün 74. maddesinin 2.  
paragrafına uygun olarak Yargıç Cabral Barreto’nun ayrı oy görüü yer almaktadır.  
5