C O N S E I L D E  
L ' E U R O P E  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
SÜLEYMAN ERDEM - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 49574/99 )  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
19 Eylül 2006  
Đꢀbu karar Sözleme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecek  
olup ekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve (49574/99) bavuru no’lu davanın nedeni bu ülke  
vatandaı Süleyman Erdem’in (bavuran) 16 Haziran 1999 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları  
Mahkemesi’ne Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi’nin 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu  
bavurudur. Bavuranlar Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Diyarbakır  
Barosu avukatlarından Mesut Betatarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
1973 doğumlu bavuran Türkiye Cumhuriyeti vatandaıdır. Bavuran olayların meydana  
geldiği dönemde tüccardı ve Diyarbakır’da ikamet etmekteydi.  
Bavuran, yasadıı silahlı bir örgüte karı sürdürülen operasyon kapsamında 1 Mart 1999  
tarihinde Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü polisleri tarafından yakalanarak gözaltına alınmıtır.  
Emniyet Müdürlüğü’nün talebi üzerine Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM)  
Cumhuriyet Savcısı bavuranın gözaltı süresini 5 Mart 1999 tarihine dek uzatmı, DGM  
yetkili hakimi ikinci bir altı günlük uzatma süresini öngörmütür.  
Polis 8 Mart 1999 tarihinde bavuranın beyanlarını almıtır. Bavuran tarafından imzalanan  
tutanakta adı geçen hakkında yapılan tüm suçlamaları reddetmitir.  
Bavuran 9 Mart 1999 tarihinde öncelikli olarak Cumhuriyet Savcısı karısına, ardından  
DGM hakimi önüne çıkarılmı; hakim bavuranın tutuklu yargılanması kararını almıtır.  
23 Mart 1999 tarihinde Cumhuriyet Savcısı, bavuranı yasadıı silahlı bir örgüte yardım ve  
yataklık etmekle suçlamıve eski TCK’nın 169. maddesinin uygulanması isteminde  
bulunmutur.  
20 Mayıs 1999 tarihli DGM önündeki durumada bavuran suçsuz olduğunu ileri sürerek  
serbest bırakılması talebinde bulunmutur. Esas hakimleri duruma sırasında çeitli görgü  
tanıklarını ve görevli polis memurlarını dinlemitir.  
DGM 14 Eylül 2000 tarihli bir kararla «delil yetersizliğinden» bavuranın beraatine karar  
vermitir.  
DGM aynı kararla, TCK’nın 169. maddesi uyarınca yasadıı bir örgüte yardım ve yataklık  
etme suçundan F.A. ve S.E.’yi suçlu bulmutur.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. AĐHS’NĐN 5. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran ilk olarak ceza unsurunu tekil edecek bir suçla itham edilmesi için makul  
gerekçelerin yer almadığından ikayetçi olmakta, yetkili mercilerin yakalama nedenleri  
konusunda bilgi vermediklerini ve gözaltı süresinin uzunluğuna karı çıkacak ve bu sürenin  
yasalğına itiraz edecek bir bavuru yolunun olmadığını ileri sürmektedir. Bavuran bu yönde  
AĐHS’nin 5 §§ 1, 2, 3 ve 4. maddelerine atıfta bulunmaktadır.  
2
A. Kabuledilebilirlik hakkında  
1. Đç hukuk yollarının tüketilmesi hakkında  
Hükümet iki bakımdan iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazında bulunmaktadır. CMUK’un  
128 § 4. maddesini hatırlatan Hükümet davaya bakan hakim karısında gözaltı süresinin  
meruluğunun denetlenmesi veya gözaltı süresinin uzatılması kararına karı bavuruda  
bulunma olanağının öngörüldüğünü belirtmektedir. Bavuranın ailesi ve avukatı adı geçenin  
gözaltına alınmasından haberdar edilmiler, bu kiiler yetkili hakim önünde bavuranın  
gözaltı süresinin uzatılması emrine itirazda bulunacak bir bavuruda bulunmayı ihmal  
etmilerdir. Hükümet ikinci olarak, yasadıı olarak gözaltına alınan ve haksız yere tutuklanan  
kimselere tazminat verilmesi hakkındaki 15 Mayıs 1964 tarihli ve 466 sayılı Kanun’a atıfta  
bulunmaktadır. Bavuran yasadıı tutukluluk iddiaları ile ilgili Ağır ceza mahkemesi’ne  
müracaat edebilirdi.  
Bavuran Hükümet tarafından belirtilen hukuki araçların davanın koullarında uygun araçlar  
olarak nitelendirilemeyeceğini savunmaktadır.  
AĐHM, Hükümetin itirazının 5 § 4. madde çerçevesinde yapılan itirazın esasıyla doğrudan  
ilintili olduğuna itibar etmektedir. Bu durumda iç hukuk yollarının tüketilip tüketilmediği  
sorusu esas bakımından incelenerek ele alınmadır (Bkz. Öcalan-Türkiye kararı, no: 46221/99,  
14 Aralık 2000, Kılıçoğlu-Türkiye kararı, no: 41136/98, 28 Eylül 2004).  
2. Kabuledilebilirliğe dair diğer kıstaslar  
AĐHM, yapılan ikayetlerin AĐHS’nin 35 § 3. maddesi gereğince dayanaktan yoksun  
olmadıkları tespitini yapmaktadır. Bu ikayetlerin kabuledilemezliğine dair hiçbir gerekçe yer  
almamaktadır. O halde ikayetler kabuledilmelidir.  
B. Esas hakkında  
AĐHM, iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazının 5 § 4. maddesi hakkında yapılan ikayetin  
esası ile ilintili olduğunu hatırlatmaktadır. AĐHM ayrıca öncelikli olarak 5 § 4. madde  
doğrultusunda yapılan ikayet çerçevesinde bu itirazı değerlendirmeye alacaktır.  
1. AĐHS’nin 5 § 4. maddesi  
AĐHM, Öcalan kararında olayların meydana geldiği dönemde ulusal hakim tarafından  
CMUK’un 128 § 4. maddesi uyarınca yapılan sanıkların gözaltında tutulmalarının yasallığı  
hakkındaki hukuki denetimin 5 § 4. maddede yer alan zorunlulukları karılamağına itibar  
etmitir. Bu bağlamda, Hükümet tarafından sunulan hukuki kararların incelenmesinin  
ardından AĐHM, bir yanda bu kararların hiçbirinde ulusal hakimin ilgililerin serbest  
bırakılması kararını vermediği ve bunları yeniden tutuklu yargıdan sorumlu hakim önüne  
gönderdiği, diğer yanda, Hükümet tarafından dile getirilen yargı kararlarının hiçbir  
aamasında gözaltındaki sanığın hakim karısına çıkarılmadığı saptamasını yapmaktadır.  
Hakim ilgili avukatın bavurusunu müteakip yalnızca dosya üzerinden denetimi  
gerçekletirmitir.  
AĐHM, yakın zamanda Öcalan kararında meydana gelen olaylar ile mevcut bavuruda varılan  
sonucu ayrı tutacak hiçbir neden görmemektedir.  
3
AĐHM ayrıca, yasadıı bir tutukluluk halinde serbest bırakma kararını verecek yetkili hakimin  
bulunmayıı ve ulusal yasaya uygun tutuklulukta AĐHS’nin bir tazmine hükmetmesinin  
olanaksız oluu nedeniyle, 466 sayılı Kanun’da öngörülen ve Hükümet tarafından öne sürülen  
tazminat bavurusunun AĐHS’nin 5 § 4. maddesi uyarınca bir bavuru yolu olarak  
sayılamayacağını kaydetmektedir.  
AĐHM, Hükümetin ön itirazını reddetmekte ve aynı gerekçelerle 5 § 4. maddenin ihlal edildiği  
sonucuna varmaktadır.  
2. AĐHS’nin 5 § 1. maddesi  
Hükümet bavuranın yasadıı silahlı bir örgüte yardım ve yataklık ettiği suçlamasıyla  
düzenlenen bir operasyon sırasında gözaltına alındığını belirtmektedir. Bu makul suçlamaların  
kaynağı sözkonusu örgüt adına haraç toplamaktan gözaltına alınan F.A. tarafından sunulan  
bilgilerdir. Hükümet bu savına dayalı olarak, Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde aleyhinde  
yapılan suçlamalardan sorgulanan bavuranın tutuklu yargılandığını ve bu örgüte yardım etme  
suçu ile itham edildiğini gözlemlemektedir.  
Bavuran yakalama tutanağına dikkat çekerek, bu tutanağı kaleme alanların dahi içeriğini  
yalanlamasının bunun bir düzmece olduğunu kanıtladığını ileri sürmektedir. Bavuran  
Hükümetin hakkında verdiği yakalama gerekçelerinde makul sonuca varmak için olayları  
değerlendirmede eksiğinin bulunduğunu iddia etmektedir.  
AĐHM, üpheliler üzerindeki mantığa dayalı üphelerin bir yakalama ileminde keyfi olarak  
hürriyetten yoksun bırakmaya karı temel bir koruma sağladığını hatırlatmaktadır. Makul  
olarak sayılabilecek üphelerin varlığı suçu ilediği varsayılan kii hakkında önceden  
varsayılan objektif olaylar ve bilgilerle tamamlanır (Bkz. Campell ve Hartley-Birleik Krallık  
kararı, 30 Ağustos 1990).  
Kaldı ki, 5 § 1. maddenin c) fıkrası polisin tutuklama esnasında suçlamalar getirecek yeterli  
kanıtları bir araya getirmesini öngörmemektedir. 5 § 1. maddenin c) bendi uyarınca bir  
tutukluluk sırasındaki sorgulamanın amacı tutuklamaya dayalı somut üpheleri teyit ederek  
veya sonlandırarak ceza soruturmasını tamamlamaktır. Bir ceza soruturma sürecinde  
suçlamalara yol açan olaylar bir mahkumiyeti temize çıkarmak veya suçlamada bulunmak için  
gerekli düzeyde olmak durumunda değildir (Bkz. Brogan ve diğerleri-Birleik Krallık kararı,  
29 Kasım 1988 ve Murray-Birleik Krallık kararı, 28 Ekim 1994).  
Bu bavuruda, bavuranın suçu ilemekte olduğu belirtilen ve polisler tarafından düzenlenen  
yakalama tutanağının ardından görgü tanıkları tarafından yalanlanmıve bavuranın  
yakalanması koullarında bu husus Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde geçerli  
sayılmamıtır.  
Bu nedenle, AĐHM, bavuranın 1 Mart 1999 tarihinde polis tarafından yakalandığı ve yasadıı  
silahlı bir örgüt aleyhinde düzenlenen operasyon kapsamında gözaltına alındığı tespitini  
yapmaktadır. 8 ve 9 Mart 1999’da bavuran, aynı operasyonda yakalanan F.A. kod adlı bir  
kii ile olan bağlantıları hakkında sırasıyla polisler ve Cumhuriyet Savcısı tarafından  
sorgulanmıtır. Bavuranın gözaltı süresi iki kez uzatılmıve 23 Mart 1999 tarihinde  
Cumhuriyet Savcısı tarafından yasadıı bir örgüte yardım ve yataklık etmek suçundan  
TCK’nın 169. maddesi gereğince kamu davası açılmıtır.  
4
Sonuç olarak, mevcut bavurudaki olaylar dikkate alındığında, AĐHM bavuranın «suç  
ilediğine dair» makul gerekçelere dayalı olarak yakalanıp, tutuklandığına kanaat  
getirmektedir.  
AĐHS’nin 5 § 1. maddesi ihlal edilmemitir.  
3. AĐHS’nin 5 § 2. maddesi  
AĐHM, AĐHS’nin 5 § 2. maddesinde temel bir güvencenin yer aldığını hatırlatır: yakalama  
durumunda her kiinin yakalanma gerekçelerini bilmeye hakkı vardır. Özgürlüğünden yoksun  
kılınan herkes özgürlük kısıtlamasının yasaya uygunluğu hakkında «kısa bir süre içinde»  
karar vermesi ve yasaya aykırı görülmesi hakinde kendisini serbest bırakması için bir  
mahkemeye bavurma hakkına sahiptir (Bkz. Campbell ve Hartley kararı).  
Bu bavuruda AĐHM, bavuranın gözaltı sırasında aynı operasyon kapsamında yakalanan F.A.  
kod adlı bir kii ile olan bağlantıları hakkında sırasıyla polisler ve Cumhuriyet Savcısı  
tarafından sorgulandığı saptamasında bulunmakta, yakalanan bir kimsenin bilgilendirilmesi  
için özel hiçbir muamelenin bulunmadığını hatırlatmaktadır (Bkz. Dikme-Türkiye kararı, no:  
20869/92). AĐHM, bavurana gözaltı esnasında yöneltilen sorgulamaların isnat edilen  
suçlamaların ağırlığına dair yeterince emareleri içerdiği kanısındadır. Öte yandan, dava  
dosyasında bavuranın yakalanma veya gözaltına alınma sırasında tutulu bulundurma  
hakkında bilgilendirilmediğine dair hiçbir bilgi yer almamaktadır.  
Sonuç olarak, olayların koulları ıığında AĐHS’nin 5 § 2. maddesi ihlal edilmemitir.  
4. AĐHS’nin 5 § 3. maddesi  
Hükümet bavuranın gözaltı süresinin ilgili dönemdeki yasaya uygun olduğunu savunmakta,  
bununla birlikte, bavurana atfedilen yasadıı bir örgüte yardım ve yataklık etme  
suçlamasında olduğu gibi terör suçlarına karıan pek çok kii hakkındaki soruturmanın  
kendine özgü güçlüklerine, gözaltı süresinin uzunluğuna ve kanıt unsurlarının bir araya  
getirilmesi zorunluluğuna dikkat çekmektedir.  
AĐHM, sözkonusu gözaltı süresinin bavuranın 1 Mart 1999 tarihinde yakalanması ile  
baladığını ve tutuklandığı 9 Mart 1999 tarihinde sona erdiğini hatırlatmaktadır. Bavuranın  
gözaltı süresi sekiz gündür.  
AĐHM, Brogan ve diğerleri kararında da sözünü ettiği üzere 5 § 3. maddede belirlenen kati  
sınırların ötesinde, teröre karı ilenen kolektif suçların cezalandırılması amaçlansa dahi  
hukuki denetim olmaksızın gözaltı süresinin dört gün altı saat olarak belirlendiğini  
hatırlatmaktadır (Bkz. sözü edilen karar § 62).  
AĐHM, bavuranın «yetkili bir hakim önüne» çıkarılmaksızın sekiz gün süreyle tutulu  
bulundurulmasını kabul edememektedir.  
Bu nedenle AĐHS’nin 5 § 3. maddesi ihlal edilmitir.  
5
II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASI  
A. Maddi ve manevi tazminat  
Bavuran 1.780 Euro maddi ve 15.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir.  
Hükümet bu miktarlara karı çıkmaktadır.  
AĐHM, maddi bir zararın oluunun dava dosyasında yer alan unsurlarda mevcut olmadığını  
hatırlatmakta, bu talebi yerinde görmemektedir.  
AĐHM buna karın, bavuranın uğradığı manevi zararın ulusal mahkemeler tarafından  
giderilmediğini belirterek, hakkaniyete uygun ve AĐHS’nin 41. maddesi gereğince adı geçene  
3.000 Euro ödenmesini kararlatırmıtır.  
B. Masraf ve harcamalar  
Bavuran iç hukuktaki mahkemeler önünde ve AĐHM nezdinde yapmıolduğu harcamalar  
için 5.460 Euro talep etmektedir.  
AĐHM, sunulan deliller ve mahkemenin bu yöndeki yerleik içtihadı ıığında yargı giderleri  
için bavurana 1.250 Euro ödenmesine karar vermitir.  
C. Gecikme faizi  
Gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı  
faiz oranına 3 puanlık bir artıeklenecektir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Hükümetin ön itirazının 5 § 4. maddenin esasına birletirilmesine ve bavurunun  
kabuledilebilir olduğuna;  
2. AĐHS’nin 5 § 1. maddesinin ihlal edilmediğine;  
3. AĐHS’nin 5 § 2. maddesinin ihlal edilmediğine;  
4. AĐHS’nin 5 § 3. maddesinin ihlal edildiğine;  
5. AĐHS’nin 5 § 4. maddesinin ihlal edildiğine ve Hükümetin ön itirazının reddine;  
6. a) AĐHS’nin 44 § 2. maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek ve her türlü vergiden muaf  
tutulmak suretiyle Savunmacı Hükümetin bavurana 3.000 (üç bin) Euro manevi tazminat ve  
yargı giderleri için 1.250 (bin iki yüz elli) Euro ödemesine;  
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez  
Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eit oranda basit faizin  
uygulanmasına;  
6
7. Adil tazmine ilikin diğer taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢀTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2. ve 3.  
maddelerine uygun olarak 19 Eylül 2006 tarihinde yazıyla bildirilmitir.  
7