C O N S E I L D E  
L ' E U R O P E  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
SULTAN ÖNER VE DĐĞERLERĐ - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no:73792/01)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
17 Ekim 2006  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecek olup bazı  
ekli düzeltmelere tabi olabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (73792/01 ve 5405/02) bavuru no’lu davaların  
nedeni, bu ülke vatandaları Sultan Öner, oğlu Ciğerhun ve kızı Nurin Öner’in (bavuranlar)  
Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne (AĐHM) 12 Nisan 2001 ve 14 Ocak 2002 tarihlerinde  
Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıoldukları  
bavurudur.  
Adli yardımdan faydalanan bavuranlar, AĐHM önünde Đzmir Barosu avukatlarından  
S. Çetinkaya tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVA KOULLARI  
1968 doğumlu olan Sultan Öner, Fırat, Bahar ve bavuru yapan 1989 doğumlu  
Ciğerhun ve 1992 doğumlu Nurin adındaki çocukları ile birlikte Đzmir’de ikamet etmektedir.  
A. Olaylar dizisinin ilk kısmı  
On bePKK militanına destek verdiğinden üphe edilen bavuran, 5 Kasım 1997  
tarihinde yakalanmıve Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü polisleri tarafından gözaltına  
alınmıtır. Bu tarihte, ön inceleme yapılmaksızın sağlık ocağından sağlık raporu alınmıtır.  
Bavuran tarafından aktarıldığı ekilde olaylar aağıdaki ekilde özetlenebilir.  
Bavuran, 7 Kasım 1997 tarihinde yürütülen soruturma çerçevesinde Đzmir Emniyet  
Müdürğü’ne sevk edilmitir.  
Gözaltında bulunduğu sırada bavurana, sorgulama yapan kiiler tarafından bekez  
tecavüz edilmive kötü muamele yapılmıtır.  
Bu zaman zarfında, bavuran iki defa Adli Tıp Kurumu’nun Konak ubesi’ne  
götürülmütür. iddet izine rastlanılmadığının belirtildiği raporlar, hiçbir muayene  
yapılmadan polis eliğinde düzenlenmitir.  
Đzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) yedek hakimi, 11 Kasım 1997 tarihinde  
diğer on iki sanıkla birlikte bavuranın tutuklu yargılanmasına karar vermitir.  
Bavuran, 25 Kasım 1997 tarihinde Türk Ceza Kanunu’nun 169. maddesi uyarınca  
PKK’ya yardım ve yataklık etmekle itham edilmitir.  
Bavuran, 8 Mart 199 tarihinde Yargıtay tarafından onanan 25 Haziran 1998 tarihli bir  
kararla, üç yıl altı ay hapis cezasına mahkum edilmive PKK üyesi olduğu gerekçesiyle  
mahkum edilmiolan ei Sabri Öner’in bulunduğu Burdur Cezaevi’ne götürülmütür.  
Cezaevi Müdürlüğü 30 Haziran 1999 tarihinde, muayene edilmek üzere bavuranı  
Burdur Devlet Hastanesi’ne göndermitir. Bavuran, jinekolojik muayene olmayı  
reddetmitir. Yapılan diğer muayeneler en azından sağ ön kolda ve sol bilekte kapanmıꢀ  
yaraların olduğunun tespit edilmesini sağlamıtır.  
2
19 Ekim 2000 tarihinde cezası sona eren ve serbest bırakılan bavuran, Diyarbakır  
Cumhuriyet Basavcılığı’na gözaltından sorumlu olan kiiler hakkında ikayetçi olmutur.  
23 Kasım 2000 tarihinde Cumhuriyet Savcısı tarafından 1999/1987-2000/5495  
numaralı dosya ile aralarında Hasan ener’in de bulunduğu sekiz polis memuru aleyhinde  
Türk Ceza Kanunu’nun 243 § 1. maddesi uyarınca kamu davası açılmıtır.  
Bavuran, 8 Kasım 2001 tarihinde Đzmir Tabip Odası’na bavurmuve burada çeitli  
muayenelere tabi tutulmutur. Yapılan muayene sonrasında Đzmir Tabip Odası doktorları,  
ayrıntılı bir ekilde hazırlanmıolan yedi sayfalık bir rapor sunmutur.  
Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi 26 Mart 2002 tarihinde, sekiz sanığı kanıt  
yetersizliğinden suçsuz bulmutur. Esas hakimleri kararı verirken, gözaltı süresinin bitiminde  
düzenlenen sağlık raporuna ve sanık ifadelerine dayanmılardır. Diyarbakır Ağır Ceza  
Mahkemesi, Burdur Devlet Hastanesi ile resmi bir niteliği bulunmayan Đzmir Tabip Odası  
tarafından verilen raporların, bahsedilen olaylardan sonraki tarihlere dayandığından bu  
raporların, tespit edilen izlerle polisler tarafından yapıldığı iddia edilen eylemler arasında bir  
nedensellik bağı bulunduğunun tespit edilmesi için yeterli olmadığına kanaat getirmitir.  
Hakimlere göre, 30 Haziran 1999 tarihli raporda ifade edilen yaralar, sanıkların yaptıkları  
iddia edilen iddet dıında baka bir iddet uygulaması neticesinde de meydana gelmiꢀ  
olabilirdi, aynı durum Đzmir Tabip Odası için de geçerlidir. Esasında mevcut davada ifade  
edilen psikolojik sorunlar hapishane hayatının zorlukları ile açıklanabilirdi.  
Bavuran, müdahil taraf sıfatıyla temyiz bavurusunda bulunmutur.  
8 Nisan 2004 tarihli bir kararla Yargıtay, bir önceki mahkemenin gerekçelerine  
dayanarak temyiz edilen kararı onamıtır.  
B. Olaylar dizisinin ikinci kısmı  
16 Ekim 2000 tarihinde, saat 9 sularında bavuran, on bir yaındaki Ciğerhun ve sekiz  
yaındaki Nurin adındaki çocukları ile birlikte, Burdur Cezaevi’nde bulunan eini ziyarete  
gitmitir.  
Ziyaret sonrasında, saat 14:30 sularında, Đzmir polisi tarafından arandığı gerekçesiyle  
Cezaevi’nin bahçesinde bavuranın etrafı üç gardiyan ve bejandarma tarafından sarılmıtır.  
Bavuran, çocuklarının gözü önünde tekme tokat itelenmi, hakarete maruz kalmıve  
tehdit edilmitir.  
Yirmi dakika sonra, bepolis bavuranı ve çocuklarını Cezaevi’nin çıkıında  
yakalamıve Kemal Sunal Karakolu’na götürmütür. Karakol’da bavuran ve çocukları Cemil  
komiser tarafından iyi karılanmıtır.  
Daha sonra ise, bavuran Burdur Devlet Hastanesi’nde muayene edilmi, muayene  
sonucunda bavuranın vücudunda darp izine rastlanılmadığına karar verilmitir.  
Saat 19 sularında, Nurin’in atelenmesine rağmen bavuran ve çocukları hücreye  
konulmutur.  
3
Bu arada, bavuran hakkında herhangi bir arama emri bulunmadığı bildirilmitir, Đzmir  
Emniyet Müdürlüğü yalnızca merkezi sistem verilerini güncellemeyi ve ilk yakalamasında  
bavuran hakkında çıkarılan arama emrinin kaldırıldığını polis merkezlerine bildirmeyi ihmal  
etmitir.  
Bavuran 17 Ekim 2000 tarihinde, saat 8 sularında, Burdur Dispanseri’nde tekrar  
muayene edilmive bavuranın vücudunda herhangi bir darp ya da yara izine  
rastlanılmamıtır.  
Saat 9:20 sularında Komiser Cemil bavuranı ve çocuklarını serbest bırakmıtır. Bir  
polis memuru Burdur Otobüs Terminali’ne kadar kendilerine elik etmi, bavuran ve  
çocukları Đzmir’e gitmek üzere otobüse binmilerdir.  
Halen okta olan bavuranın, 18 Ekim 2000 günü herhangi bir ey yapması mümkün  
olmamıtır. Fakat ertesi gün Çetinkaya, görevi kötüye kullandıkları, kötü muamelede  
bulundukları, hakaret ve tehdit ettikleri gerekçesiyle; Burdur Devlet Hastanesi doktoru,  
bavuranın yakalanmasından sorumlu jandarmalar ve gardiyanlar ve gözaltından sorumlu  
polisler hakkında ikayetçi olmutur.  
Cumhuriyet Savcısı’nın isteği üzerine bavuran, Đzmir Adli Tıp doktoru tarafından  
tekrar muayene edilmitir. Yapılan muayene sonrasında düzenlenen raporda, bavuranın sol  
kol ve sol uyluk dıyüzeyde 2 cm. çapında fıstıki yeil renkte ekimoza rastlanıldığı belirtilmiꢀ  
ve bir gün igöremez raporu verilmitir.  
Burdur Cumhuriyet Basavcığı, 4 Aralık 2000 tarihinde 2000/2535-2000/1457  
numaralı dosya ile kaydı yapılan ikayet konusunda takipsizlik kararı vermitir. Cumhuriyet  
Savcısı, yakalama olayının yerel polise silindiği bildirilmeyen arama kaydından  
kaynaklandığını ve bu nedenle Burdur Emniyet Müdürlüğü görevlilerinin kötü bir niyetle  
hareket etmediklerini tespit etmitir. Cumhuriyet Savcısı ayrıca, 16 ve 17 Ekim 2000  
tarihlerinde düzenlenen sağlık raporlarına dayanarak, olayların meydana geldiği tarihten dört  
gün sonra düzenlenen 17 Ekim 2000 tarihli raporda belirtilen ekimozların, birkaç günlük  
olabileceğine kanaat getirmitir.  
Cumhuriyet Savcısı, tanık ifadelerinden hareketle bavuranın tutumunun ve ruhsal  
durumunun böyle bir olayın mağduru olabileceğini gösterecek türden olmadığına kanaat  
getirmitir.  
Bununla birlikte Cumhuriyet Savcısı, polis tarafından aranan kiiler hakkında verileri  
güncelleme ilemini yerine getirmeyi ihmal eden iki memur hakkında soruturma  
balatılmasına karar vermitir.  
25 Ocak 2001 tarihinde, dosyanın gönderildiği Đzmir Đl Đdare Kurulu, olayın  
dikkatsizlik neticesinde meydana gelen küçük bir hata olduğu gerekçesiyle iki memur  
hakkında soruturma balatılmasına izin verilmemesi kararı almıtır.  
Bunun üzerine 22 ubat 2001 tarihinde Đzmir Cumhuriyet Basavcılığı dosyayı rafa  
kaldırtır.  
16 ubat 2001 tarihinde, bavuranın avukatı Isparta Ağır Ceza Mahkemesi’ne  
bavurarak 4 Aralık 2000 tarihli karara itiraz etmitir.  
4
15 Mart 2001 tarihinde 2001/12 sayılı kararla bu itiraz reddedilmitir.  
Bu olaylardan sonra Nurin babasını ziyaret etmeyi reddetmitir.  
C. Olaylar dizisinin üçüncü kısmı  
Olaylar dizisinin birinci kısmında açılan davadan tedirgin olan Đzmir Emniyet  
Müdürğü’nde görevli polisler, bavuranı ve yakınlarını tedirgin etmeye balamılardır.  
Polisler bavuranın evini gözetim altına almılar, takip etmiler, ikence ve tecavüze  
uğradığına ilikin ikayetini geri çekmesi için ikna etmeye çalılardır. Bunlara boyun  
eğmeyen bavuran, ölümle tehdit edilmitir.  
Bavuran, bunun için de Đzmir Cumhuriyet Basavcılığına ikayette bulunmutur.  
24 Eylül 2001 tarihinde kayda geçen bu ikayet, devlet memurları aleyhinde delil  
bulunmadığı gerekçesiyle 14 Aralık 2001 tarihinde takipsizlik kararı verilmesi ile  
sonuçlanmıtır.  
Bavuran, bu karara itiraz etmitir.  
Bavuran, 2002 yılının Mart ayı balarında, bir gece boyunca sorguya çekilmive bir  
yabancı tarafından zorla bir ormana götürülmütür. Yabancı tarafından, ikence ve tecavüze  
uğradığına ilikin ikayetini geri çekmemesi halinde kötü muamele görmekle tehdit edilmitir.  
Bavuran hiçbir hakime bavurama, intihar giriiminde bulunmufakat bu giriimi  
baarısızlıkla sonuçlanmıtır.  
Đzmir Ağır Ceza Mahkemesi Bakanı, 22 Nisan 2002 tarihli bir kararla, 14 Aralık 2001  
tarihli kararı onamıtır.  
23 Mayıs 2002 tarihinde saat 00.40 sularında, yedi polis aracı bavuranın evinin önüne  
gelmitir. Oğlu Fırat hakkında kendisine sorular sorulan bavuran, oğlunun iki aydan beri  
amcasında kaldığını söylemitir. Fırat’ı bulamayan polislerden biri “seni tanıyoruz, seni ve  
aileni” eklinde bir ifadede bulunmutur.  
Bu durum, AĐHM Đç Tüzüğü’nün 40. ve 41. maddeleri uyarınca öncelikli incelenecek  
bavuru niteliği kazanmasına neden olmutur. Sonrasında ise, bavurana yönelik olarak  
yapılan baskılar son bulmutur.  
D. Olaylar dizisinin dördüncü kısmı  
1 Ekim 2001 tarihinde, saat 11.45 sularında, iki hırsızlık suçundan dolayı arandığı  
gerekçesiyle on iki yaındaki bavuran Ciğerhun, ehit Ayhan Tanrıverdi Karakolu polisleri  
tarafından yakalanmıtır. Saat 14.00’de Ciğerhun Adli Tıp doktoru tarafından muayene  
edilmive vücudunda herhangi bir darp izine rastlanmamıtır.  
Ciğerhun, saat 21 sularında annesine teslim edilmitir.  
5 Ekim 2001 tarihinde, saat 10.30 sularında, Ciğerhun bu kez de Narlıdere Karakolu  
polisleri tarafından okul çıkıında yakalanmıtır. Karakola götürülen Ciğerhun, annesine  
teslim edilmeden önce iddete maruz kalmıtır.  
5
Đki gün sonra, pazaryerinde oyun oynadığı sırada Ciğerhun tekrar yakalanmı, aynı  
Karakol’a götürülmüve burada dövülmütür.  
Bavuran 10 Ekim 2001 tarihinde, 5 ve 7 Ekim tarihlerinde ilenen keyfi olarak  
özgürlükten yoksun bırakmak ve kötü muamele yapmak suçundan Narlıdere Karakolu  
polisleri hakkında ikayetçi olmutur. Yıllardır çocuklarının ve kendisinin hırpalandığını  
belirten bavuran, ikayetini oğlu adına düzenlenen 10 Ekim 2001 tarihli adli tıp raporuna  
dayandırmıtır.  
Yine 10 Ekim 2001 tarihinde bavuran, oğlu Ciğerhun’u Đzmir Tabip Odası’na  
götürtür.  
Đzmir Cumhuriyet Savcısı 12 Ekim 2001 tarihinde, ehit Ayhan Tanrıverdi  
Karakolu’nda görevli polis memurları Mehmet Balkan ile Erdal Çörtük’ün ifadelerini almıtır.  
Mehmet Balkan, hırsızlık yaptığından üphe edilen çocuğun 1 Ekim 2001 tarihinde saat  
11.45’te yakalandığını ve Adli tıp doktoru tarafından muayene edildikten sonra saat 14’te  
serbest bırakıldığını ifade etmitir. Oysa ki diğer polis memuru ifadesinde Ciğerhun’un saat  
19’da halen Karakol’da bulunduğunu, ağladığını ve serbest bırakmalarını istediğini  
belirtmitir.  
Đzmir Cumhuriyet Basavcısı, 19 Ekim 2001 tarihinde Mehmet Balkan adındaki polis  
memurunu 2001/1346-2001/19884 numaralı dosya kaydı ile Đzmir Asliye Ceza Mahkemesi’ne  
sevk etmitir.  
Bavuran, müdahil taraf olarak bu davaya katılmıtır.  
Ciğerhun, 19 Mart 2002 tarihli durumada, kendisini döven polis memurunun Mehmet  
Balkan değil de, Narlıdere Polis Karakolu’nda görev yapan, fotoğraflardan tehis ettiği ve  
aralarından birinin de Mehmet adında Yozgatlı baka iki polis memurunun olduğunu  
belirtmitir.  
28 Mayıs 2002’de Tabip Odası, dahiliyeci, ortopedi uzmanı, göz doktoru ve psikiyatri  
uzmanı tarafından verilen görüleri içeren sağlık belgesi düzenlemitir.  
Đzmir Asliye Hukuk Mahkemesi, 19 Mart 2002 tarihli bir kararla Mehmet Balkan  
adındaki polis memurunun beraatına ve Ciğerhun tarafından tehis edilen Mehmet Zebun ve  
Kenan Yeniçeri adındaki iki polis memuru hakkında soruturma balatılmasına karar  
vermitir.  
Savcılık, 19 Ağustos 2002 tarihine yapılan aratırmalar sonrasında Mehmet Zebun ve  
Güngör Övünç adındaki polis memurlarını, Đzmir Ağır Ceza Mahkemesi’ne sevk etmitir.  
Buna karın Savcılık, aleyhinde delil yetersizliği bulunan Kenan Yeniçeri hakkında  
soruturma yapılmaması kararı almıtır.  
22 Ekim 2003 tarihinde, Đzmir Ağır Ceza Mahkemesi kanıt yetersizliğinden Güngör  
Övünç’ün serbest bırakılmasına ve Ceza Kanunu’nun 245 § 1. maddesi uyarınca kötü  
muamele yapmak suçundan Mehmet Zebun’un mahkum edilmesine karar vermitir.  
Dava halen Yargıtay’da görülmektedir.  
6
E. Olaylar dizisinin beinci kısmı  
Olayların meydana geldiği sırada, 1985 doğumlu olan Bahar, Đnönü ilkokulunda  
akam derslerine katılmaktaydı. Her akam, saat 20.30 civarında eve dönmekteydi. Oysa 22  
Ekim 2001 tarihinde saat 2.20’de saçları dağılmıve gözleri yalı bir ekilde eve gelmitir.  
Bahar annesine, yolda giderken beyaz renkte Renault marka bir arabanın içinde üç  
kiinin kendisine yaklağını, kendisini zorla arabaya bindirdiklerini ve Narbel tepesine  
götürdüklerini, kendisini ölümle tehdit ederek dövdüklerini belirtmitir. Bahar, bu kiilerden  
birinin genç, uzun boylu ve sakallı olduğunu ifade etmitir.  
Bunun üzerine bavuran, Narlıdere Merkez Karakolu’na giderek ikayetçi olmuve  
kızının jinekolojik muayenesinin yapılmasını talep etmitir.  
Polisler saat 22 sularında, bavuranla birlikte Bahar’ı olay yerini incelemek üzere  
Narbel’e götürmülerdir. Burada hiçbir suç unsuru bulunamamıtır. Ne arabanın ne de  
Bahar’ın tarif ettiği kiinin kimliği tehis edilebilmitir.  
Ertesi gün, olaylara tanıklık etmiolabilecekleri düünülen bekiinin ifadeleri  
alınmıtır. Bu tanıklar arasında, Bahar’ın okul müdürü ve öğretmeni, 22 Ekim akamında  
Ciğerhun’un her zamanki gibi kardeini almak üzere geldiğini, aynı saatlerde çıkan ve  
çoğunluğunun aynı yolu kullandığı otuz kadar öğrencinin arasında bir kızı alıkoymanın  
mümkün olmadığını belirmilerdir.  
Yine 23 Ekim 2001 tarihinde, Bahar Adli Tıp doktoru tarafından muayene edilmi,  
doktor Bahar’ın hiçbir cinsel iddete maruz kalmadığını ve kalçasının sağ tarafındaki  
hassaslık dıında vücudunda hiçbir darp izine rastlanılmadığını belirtmitir.  
20 Kasım 2001 tarihli polis raporuna göre, bavuranın kızı hakkında ileri sürdüğü  
iddialar polisler tarafından, polisin itibarını zedelemeye yönelik tekrar eden davranılardan  
ibaretmigibi algılandığını göstermektedir.  
Cumhuriyet Savcısı, 27 Haziran 2002 tarihinde bavuranın iddialarını destekleyecek  
unsurlar bulunmadığından dolayı takipsizlik kararı vermitir.  
Bavuran bu karara karı itirazda bulunmamıtır.  
F. Olaylar dizisinin altıncı kısmı  
Belirtilmeyen bir tarihte, Đzmir Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Birimi,  
bavuranın kardei Meneve Erku’un oğlu olan Özgür Erkuhakkında yakalama emri  
çıkartır. Özgür, PKK’nın terörist eylemlerine katılmakla suçlanmıtır.  
Beya da altı polis 13 Kasım 2001 tarihinde, Özgür’ün ve kardei Ersin Erku’un  
çalığı antiyeye baskın düzenlemive onları dövmülerdir.  
antiye yakınlarında oturan bavuran, Engin Cengiz adındaki baka bir içiyle beraber  
olay yerine gelmitir. Olaya müdahale etmek isterlerken onlar da tekmelere maruz  
kalmılardır. Olaya karıan kiiler, Narlıdere Polis Karakolu’na götürülmülerdir.  
7
Olay yerinde düzenlenen tutanaklarda, bu kiilerin polis arabalarını taladığı ve  
Özgür’ün tutuklanmasını engellemek için talarla ve sopalarla A.Kurt ve M. Çınar adındaki  
polis memurlarını yaraladıkları ifade edilmektedir.  
Bu iki polis memuru hakkında düzenlenen sağlık raporları bu olayı doğrulamaktadır.  
Narlıdere Polis Karakolu’nda görevli polis memurları, 14 Kasım 2001 tarihinde bir  
tutanak hazırlayarak, bavuranı, Ersin Erku’u ve babası Sabri Erku’u hakaret etmek, polise  
karı gelmek ve Karakol’un perdelerine zarar vermekle suçlamılardır. Durumdan haberdar  
olan Çetinkaya, bizzat kendisinin onları Karakol’a getireceğini belirterek ilgililerin  
tutuklanmasını engellemitir.  
Saat 14 sularında, Çetinkaya, bavuran, Sabri Erku, ei Meneve ve kardeleri Resul  
ve Engin Erkuile birlikte oğlu Ersin ve komuları Mithat Cengiz’i Karakol’a getirmilerdir.  
Bu kiilerin sorgulaması sırasında, Sabri ve Erkuağır hakaretlerde bulunmulardır.  
Karı gelen bavuran, Merdan adındaki bir polis memuru tarafından coplanmıtır. Bu olaylar  
karısında, Ergin Erkujiletle kendisini yaralamaya balamıve polisleri kendini öldürmekle  
tehdit etmitir. Ergin Erku, Çetinkaya tarafından sakinletirilmitir.  
Đfadelerini veren ilgili kiiler, Balçova Sağlık Ocağı’nda muayene edilmilerdir.  
Bavuran ve Ergin Erkumuayene sonrasında Yeilyurt Devlet Hastanesi’ne  
gönderilmilerdir.  
Muayene sonrasında düzenlenen sağlık raporunun bavuranla ilgili olan kısmında u  
izlere rastlanıldığı belirtilmitir:  
-
-
19 Kasım 2001 tarihli adli tıp raporunda: sol kol hizasında ve sol uyluk kemiğinde  
ekimoz tespit edilmi, bir günlük igöremez raporu verilmitir;  
Atatürk Eğitim ve Aratırma Hastanesi’nden alınan 19 Kasım 2001 tarihli adli  
rapor formu: sağ omuz arkasında kızarıklık, ödem, omuz hareketlerinde kısıtlılık,  
omuz eklemlerinde ağrı, saçlı deride ve ensede ağrı olduğu belirtilmi;  
Balçova Sağlık Ocağı’ndan alınan 20 Kasım tarihli adli rapor formu: sağ omuz  
hizasında hassasiyet ve dört adet ekimoz ve sol kol hizasında bir adet ekimoz tespit  
edilmitir;  
20 Kasım 2001 tarihli nihai adli tıp raporunda: sağ omuz hizasında ekimoz ve  
hassasiyet, sol kas hizasında ekimoz, kafanın ön saçlı derisinde saçlarda seyreklik  
tespit edilmi, iki günlük igöremez raporu verilmitir;  
-
-
Raporun Engin Erkuile ilgili olan kısmında, kendi eylemi ile meydana gelen kesikler  
ında, ilgili kiinin vücudunda herhangi bir darp izine rastlanılmadığı belirtilmitir.  
Karakola döndüklerinde, bavuran, Sabri Erkuve Ergin Erkugözaltına alınmıtır.  
Ertesi gün, yani 20 Kasım 2001 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı olaylarla ilgili olarak  
bavuranın, Ergin’in ve Sabri’nin ifadelerini almıtır.  
Bavuran 27 Kasım 2001 tarihinde, 13 Kasım 2001 tarihinde meydana gelen  
olaylardan sorumlu tuttuğu üç polis memuru hakkında ikayette bulunmutur.  
8
Đzmir Cumhuriyet Savcısı, 29 Kasım 2001 tarihinde, ilgililerin vücudunda tespit edilen  
yaralanmaların, sorumluluğu yalnızca kendilerine ait olan kavga sonucunda meydana geldiği  
ve polislerin Özgür Erku’u tutuklamak amacıyla hareket ettikleri gerekçesiyle takipsizlik  
kararı vermitir.  
18 Ocak 2002 tarihinde, Çetinkaya karara itiraz etmitir.  
Bu itiraz 22 Nisan 2002 tarihinde görülmüve yedi polis memuru hakkında 2003/57  
numaralı dosya kaydı ile Đzmir Asliye Ceza Mahkemesi’nde kamu davası açılmıtır.  
Esasa bakan hakimler, 7 Temmuz 2005 tarihinde iddiaların dayanaktan yoksun olması  
sebebiyle dokuz sanığın beraat etmesine karar vermitir.  
Bavuran tarafından temyiz yoluna bavurulması üzerine, dava Yargıtay’a intikal  
etmitir. Dava halen Yargıtay’da görülmektedir.  
G. Olaylar dizisinin yedinci kısmı  
Đzmir Cumhuriyet Savcısı 28 Kasım 2001 tarihinde, 13 ve 19 Kasım tarihlerinde  
meydana gelen olaylardan yola çıkarak Đzmir Asliye Ceza Mahkemesi’nde, polise karı  
gelmek ve kamu mallarına zarar vermek suçlarından bavuranla birlikte, Sabri, Ersin, Ergin  
ve Özgür Erku’un mahkum edilmesini talep etmitir.  
19 Kasım 2001 tarihli iddianamede, Karakola getirilen polislere “faist köpekler” diye  
hakaretlerde bulunan bavuranın, “saçlarını yolduğu ve kendisini yere attığı” belirtilmitir.  
Olaylara tanıklık eden Çetinkaya, hiçbir zaman Cumhuriyet Savcısı tarafından  
dinlenmemitir.  
Bavuran 25 Mart 2002 tarihinde, sanıklara karı belirgin bir biçimde öfkeli tutum  
sergilediği ve savunma hakkının uygulamasını engellediği gerekçesiyle mahkemenin tek  
hakimini reddetmitir. Bavuran, durumaya katılan dört tanığın isimlerini vermitir.  
Đzmir Asliye Ceza Mahkemesi 2 Nisan 2002 tarihli bir kararla, sözü edilen hakim  
tarafından sunulan savunmaya dayanarak, bavuranın talebini reddetmive bavuranı hafif  
para cezasına çarptırmıtır.  
18 Aralık 2003 tarihli bir kararla, sözkonusu hakim güvenlik güçlerine karı koymak  
suçlarından bavuranı, Özgür’ü ve Ergin’i hafif hapis cezalarına mahkum etmi, verilen  
cezalar para cezasına çevrilmitir.  
Çetinkaya, 9 ubat 2004 tarihinde, Yargıtay’a temyiz bavurusunda bulunmutur.  
Dava halen Yargıtay’da görülmektedir.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. DAVANIN KONUSU  
A. Bavuranın ikayetlerinin nedeni  
9
Đlk bavurusunda bavuran, 16 Ekim 2000 ve 15 Mart 2001 tarihinde meydana gelen  
olaylar dizisinin özellikle ikinci kısmına atıfta bulunmaktadır. Bavuran, kendisi ve çocukları  
Ciğerhun ve Nurin adına, gözaltına alınmalarının ve Burdur Polis Karakolu’nda kendilerine  
uygulanan muamelenin yalnızca AĐHS’nin 3. ve 13. maddelerinin değil, Sabri Öner’in ailesi  
ile görümesinin engellenmesi ile 8. maddenin ihlaline de yol açtığını belirtmektedir.  
Bavuran ikinci bavurusunda, üçüncüden altıncı kısıma kadar olan olaylar dizisinin  
ceza davası konusunu tekil ettiğini dile getirmekte, bu dönemde özellikle tartaklanıp,  
tecavüze uğradığının ve aağılandığının altını çizmektedir. Bavuran, bu olaylarla ilgili  
ikayette bulunmak için ceza bavuru yollarının etkisiz olduğundan ikayetçi olmakta,  
AĐHS’nin 3. ve 13. maddelerine atıfta bulunmaktadır.  
Bavuranın avukatı 3 Haziran 2004 tarihli bir yazı ile 3. madde bakımından ceza  
sürecinin Yargıtay’ın kararı ile kapandığı gerekçesiyle AĐHM’den olaylar dizisinin ilk kısmını  
oluturan ihdasi olayları da gözetmesi isteminde bulunmutur.  
B. AĐHM’nin incelemesinin sınırı  
AĐHM, bavuranın ikenceye ve tecavüze uğradığını ileri sürdüğü olaylar dizisinin ilk  
kısmının her iki bavurusunda olduğu kadar daha sonra sunmuolduğu yazılı görülerinde de  
nakledildiğini gözlemlemektedir. Bununla birlikte ilgili dönemde, müvekkiline ikence  
yapmakla suçlanan sanıklar hakkında balatılan ceza sürecinin kapanması ile Çetinkaya  
AĐHM’ye bu konuda ayrı bir bavuruda bulunma isteğini iletmitir.  
Sonuç olarak, bu ikayete değin olgusal olaylar 73792/01 no’lu ekli bavuruda  
Hükümet’in bilgisine sunulmuise de, Đçtüzüğün 54 § 2 b) ve/veya c) maddesi uyarınca  
Hükümete yönelik hiçbir çağrıda bulunulmamıtır.  
Zira, bu arada ceza süreci gözden geçirilerek tamamlanmıve 3 Haziran 2004 tarihli  
bir yazı ile Bayan Çetinkaya AĐHM’den sözkonusu ikayetin esastan incelenmesi kapsamının  
geniletilmesi talebinde bulunmutur. Zaten, bu yazı Hükümete görüiçin değil bilgi amaçlı  
olarak 13 Temmuz 2004 tarihinde iletilmitir.  
Bu sırada, 6 Ağustos 2004 tarihinde bavuran bu defa Karakave Keskin’in  
beraberinde özellikle sözkonusu ikayetlerin ve aynı olaylar dizisinin yer aldığı yeni bir  
bavuruda bulunmutur. Bu bavuru, 43504/04 dosya numarası ile tescil edilmitir.  
AĐHM, Çetinkaya tarafından 3 Haziran 2004 tarihinde yapılan talebin konusunun,  
daha sonraki 43504/04 no’lu bavuru ile karığını not etmektedir.  
AĐHM, mevcut bavurunun esastan incelenmesi amacıyla dile getirilen olayların  
değerlendirilmesinden ayrı olarak 43504/04 no’lu yeni bavuruda yer alan sözkonusu  
ikayetin incelenmesinin yerinde olacağına itibar ederek önceki talebi reddetmektedir.  
AĐHM ayrıca, dile getirilen olaylar dizisinin yedinci kısmının herhangi bir ikayet  
konusunu tekil etmediği tespitini yapmaktadır. Bu bölüm incelemeye alınmayacaktır.  
10  
C. AĐHM’nin incelemesinin geniletilmesi  
Dava konusu olayların hukuki nitelendirme yetkisini elinde bulunduran AĐHM,  
bavuranların veya Hükümet’in olayları aktardıkları ekliyle bağlayıcı olmadığını  
kaydetmektedir: bir ikayet basit yollar veya hukuki argümanlar aracılığıyla değil olayların  
aktarılması ile ekillenir (Bkz. Powell ve Rayner-Đngiltere kararı, 21 ubat 1990, seri: A no:  
172, s. 13, § 29).  
Jura novit curia (yargıç hukuku bilen sayılır) ilkesi gereğince (Bkz. Guerra ve  
diğerleri-Đtalya, 19 ubat 1998) AĐHM mevcut halde, bavuranın da ayrıca ortaya koyduğu  
üzere, olaylar dizisinin ikinci kısmını resen incelemek durumundadır. Bu bağlamda, ikayet  
konusu olaylar hakkında yanıt verme olanağı bulunan Hükümet, savunmasını hazırlarken  
adaletin iyi ileyiinin savunmasını etkilediğini veya menfaatlerine zarar verdiğini öne  
süremez.  
AĐHM, AĐHS’nin 5 § 1. maddesini hatırlatır.  
II. AĐHS’NĐN 3, 5, 8, VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
HAKKINDA  
A.Tarafların görüleri  
1. Ön itirazlar hakkında  
Hükümet, genel olarak yargı süreçlerinin halen devam ettiği ve bu süreçlere konu  
tekil eden ikayetlere dair iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazında bulunmaktadır.  
Hükümet özellikle bavuran tarafın bazı iddialarının, ulusal mahkemeler önünde gerektiği gibi  
dile getirilmediği tespitinde bulunmaktadır.  
Özellikle 16 Ekim 2000 tarihinden itibaren Burdur’da meydana gelen olaylar dizisinin  
ikinci kısmı ile ilgili, Hükümet bavuranı yakalanma nedenindeki yanlıbilginin  
sorumluluğunu yetkililere yüklemek için idari yargıya bavurmamakla suçlamaktadır.  
Bavuranın Mart 2002’de zorla alıkonduğu iddiası hakkında Hükümet, yetkili  
mahkemeler önünde bu yönde hiçbir ikayette bulunulmadığını ifade etmektedir.  
Bavuran, özellikle iç hukuk yollarının tüketilmesi hakkında görübildirmemitir.  
2. ikayetlerin esası hakkında  
a. Olaylar dizisinin ikinci kısmı bakımından  
Hükümet ikinci olarak, yürütülen soruturma neticelerine göndermede bulunmakta ve  
19 Ekim 2000 tarihli sağlık raporunda yer alan ekimozların bavuranın serbest bırakılması  
sonrasındaki günlerde meydana gelen bir olayın sonucu olarak değerlendirilmesi gerektiğini,  
17 Ekim 2000 tarihinde hazırlanan ilk raporda hiçbir yaralanma izine rastlanılmadığını  
savunmaktadır.  
11  
Hükümet, ayrıca 3. madde bakımından Türkiye’nin sorumluluğu üstlenemeyeceğini,  
dahası, arama amacına dayalı hürriyetten yoksun bırakmanın 8. maddede yer alan hükmün  
ihlalini oluturmayacağını kaydetmektedir.  
Hükümet bir ihlal olduğu varsayılsa bile, polis tarafından aranan kiileri temel alan  
verilere bavurmanın meru olduğunu ve yasal bir amaca yanıt verdiğini dile getirmektedir.  
Yasa ile tanımlanan çerçeve dahilinde, polis yetkilileri kendilerine intikal eden bilgiye  
uygun olarak hareket etmek durumundadır: bu amaçladır ki Burdur polisi altı saat içinde  
doğrulanmasını istediği bilgilere dayalı olarak bavuranı gözaltına almıtır. Fakat arama  
emrinin dayanaksız olduğu anlaılınca adı geçen serbest bırakılmıtır.  
Hükümet, Burdur polisinin yakalama kararından evvel sözkonusu arama ilemini teyit  
edebileceğini kabul etmekte, buna karın, yalnızca sistem bilgisayarına verilerin aktarılması  
sırasındaki dikkatsizlik sonucu meydana gelen bu ihmalin daha sonra sürdürülen idari  
soruturma ile giderilmisayılması gerektiğini kaydetmektedir.  
Bavuran, Hükümet’in iddialarına karı çıkmakta, merkezi sistem verilerinin  
ileyiinin devletin görevlilerinin davranılarını haklı çıkarmayacağını ileri sürmektedir. Tam  
tersine, bu durum hiçbir neden olmaksızın hürriyetten yoksun bırakma sonucu bavuran ve  
reit olmayan iki çocuğu açısından AĐHS’nin 5. maddesinin ihlalinin tanındığının belirtisidir.  
Hükümet’in aksine bavuran, bilgilerin teyit edilmesinden ve aynı zamanda hakarete  
uğramasından sonra salıverildiğini dile getirmektedir.  
b. Olaylar dizisinin üçüncü kısmı bakımından  
Hükümet bavuranın açıklamalarının hiçbir ağırlığının bulunmadığının altını çizerek,  
ikence ve ırza geçme konusunda açılan bir kamu davasında, davacı taraf bavurusunu geri  
çekse dahi resmi olarak davanın sürdürülme zorunluluğunun bulunduğunu kaydetmektedir.  
Sonuç itibariyle, hiçbir polis memuru bavuranın ikayetini geri çekmesinin davanın  
kapanmasına yeteceği beklentisi içine giremez.  
Bavuran bu konuda olayların meydana geldiği dönemdeki ikence ve tecavüz  
zanlılarından biri olan polis memuru Hasan ener’in ikamet ettiği Đzmir Balçova’ya  
nakledildiği tespitini yapmakla yetinmitir.  
c. Olaylar dizisinin dördüncü kısmı bakımından  
Hükümet, Ciğerhun Öner adına öne sürülen iddiaların esası ile ilgili olarak, adı  
geçenin hırsızlık suçundan arandığını, kötü muameleye uğramısayılamayacağını, kaldı ki  
annesine o gün teslim edildiğini hatırlatmaktadır.  
Hükümet’e göre, bavurunun bu kısmı tamamıyla dayanaktan yoksundur.  
Bavuran daha on bir yaında olan Ciğerhun’a yönelik hırsızlık suçlamalarının  
yanıltıcı olduğunu öne sürmektedir. Ciğerhun aleyhinde hırsızlık suçu ile ilgili açılan bir  
davanın, balatılan bir soruturmanın bulunduğunu teyit edecek hiçbir resmi belge yer  
almamaktadır.  
12  
Bavuran, Đzmir Tabipler Odası’nın görüüne atıfta bulunarak bir buçuk yıl içinde ona  
yakın defa sorgulanan Ciğerhun’da saptanan psikolojik bulgulardan yetkilileri sorumlu  
tutmaktadır.  
d. Olaylar dizisinin beinci kısmı bakımından  
Hükümet, Bahar Öner’e ilikin iddiaların incelemeye alınmadığını belirtmektedir. Bu  
konuda yürütülen soruturma sonuçlarına dayanan Hükümet’e göre, bavuranın olay günü  
Bahar’ın erkek kardei Ciğerhun ile birlikte olduğu bilgisini polislere bildirmemesi, ilgilinin  
samimiyetinden üphe duyulduğunu ortaya koymaktadır.  
Bavuran bu konuda Cumhuriyet Savcısı’nın, Devlet görevlilerine karı tanıklık  
etmeye elverili kiileri dinlediği, buna karın, okul bahçesinde kız kardeini bekleyen  
Ciğerhun’un bile dinlenilmediği karılığını vermektedir.  
e. Olaylar dizisinin altıncı kısmı bakımından  
13 Kasım 2001 tarihinde antiyede meydana gelen olayların reddedilmesi hakkında  
Hükümet, bavuran tarafından dile getirilen birtakım yaralanma ikayetinin kendi meselesi  
olduğunu savunarak, olay günü bavuranın ve bazı kiilerin Özgür Erku’un tutuklanmasına  
engel olmak için polise tave sopalarla saldırdığını hatırlatmaktadır. Uyarılara rağmen bu  
çatımadan kaçınılamamı, polis grubu dağıtmak için güç kullanmak durumunda kalmıtır.  
Hükümete göre 19 Kasım 2001 tarihinde polis karakolunda meydana gelen olaylardan,  
kendini yere atarak polise karı çıkan ve omuzlarını radyatör bölmelerine vuran bavuran  
sorumludur.  
Bavuran bu savlara karı çıkmaktadır: bavuran özellikle 13 Nisan 2001 tarihli olayda  
yaralanan polis memuru Çınar adına düzenlenen sağlık raporunu ileri sürmektedir. Sağ elinde  
görülen ödem ve ekimoz olay yerindeki kiileri geri püskürtmek için yumruklarını  
kullanğının göstergesidir.  
f. AĐHS’nin 13. maddesi bakımından  
Bavuran ilk bavurusunda, olaylar dizisinin ilk kısmına göndermede bulunarak,  
soruturmaların yaralanmalarına ilikin tıbbi saptamalar ve küçük yataki iki çocuğunun  
gözaltına alınması dikkate alınmaksızın tamamlandığını öne sürmektedir. Bavuran  
Cumhuriyet Savcısı’nın kiisel durumunun gözetilmesini incelemek yerine kendisini  
güçlüklere dayanıklı bir kii olarak görmesinden yakınmaktadır. Ayrıca, hakim iki çocuğunun  
dinlenmesini veya psikolojik durumlarının kontrolden geçmesini bile gerekli görmemitir.  
Đkinci bavurusunda bavuran kendisini çevreleyen diğer olaylara değinerek bu yönde  
iktibas edilen bavuru yollarının etkisiz olduğunu ifade etmektedir. Bavuran, özellikle  
Ciğerhun adına yapmıolduğu ikayeti müteakip sürdürülen soruturmada, Savcılığın ikayet  
konusu 5 ve 7 Ekim 2001 tarihli olaylar kapsamında soruturma yapmak yerine 1 Ekim 2001  
tarihli soruturmaya yersiz bir biçimde yönelip ertelemesiyle yol açtığı ihmalkarlığın gerçek  
sorumlu kiilerin incelemeye alınmasının sekiz ayı bulduğunu dile getirmektedir.  
13  
Hükümet, mevcut bavuruda sürdürülen hiçbir soruturmanın 13. madde açısından  
eletirilecek bir yanı olmadığını savunmaktadır.  
B. AĐHM’nin değerlendirmesi  
1. Kabuledilebilirlik hakkında  
Tarafların sunmuoldukları görüleri takiben ve inceleme konusu olaylar dizisi  
arasında bir ayrıma giderek iç hukuk yollarının tüketilip tüketilmediği sorusunun incelenmesi  
gerekmektedir.  
a. Olaylar dizisinin ikinci kısmı hakkında  
Bavuranın ve iki çocuğunun Burdur Cezaevi önünde alıkonulması ile balayan  
olaylara dair AĐHM, AĐHS’nin 3. maddesine aykırı bir uygulamadan ikayetçi olmak için – bu  
duruma uygulanabilirlik yadsınmamakta – Türk hukukunda öngörülen ceza bavuru yollarının  
35 § 1. madde doğrultusunda uygun ve yeterli olduğunu bir kez daha yinelemektedir (Bkz.  
Mehmet Sıdık Çelepkulu-Türkiye kararı, no: 41975/98, 7 Haziran 2005).  
Böylece, bavuran yetkili Savcılık önünde 19 Ekim 2000’de ikayetçi olmu,  
Hükümet’e göre polis verilerinin güncellenmesindeki yanlıın sorumlularının tespitine olanak  
tanıyan idari davadan baka, Türk hukukundaki diğer bavuru yollarına gitmemitir (Bkz.  
Nimet Acar-Türkiye kararı, no: 24940/94, 3 Mayıs 2001). Bu bağlamda, bu konudaki idari  
soruturmanın 22 ubat 2001’de, sözü edilen iki görevliye yüklenebilecek hiçbir hatanın  
olmadığı eklinde tamamlandığını not etmek gerekir.  
Benzer bu durum, bavuranın idari mahkemeler önünde açılacak bir davadan makul  
ekliyle yararlanabileceğini ummasına pek de imkân tanımamaktadır (Bkz. mutatis mutandis,  
Raninen-Finlandiya kararı, 16 Aralık 1997).  
Bu sonuç aynı zamanda AĐHS’nin 5 § 1. maddesi için de geçerlidir, Hükümet resmi  
bilgilere dayandığından bavuranın yakalanmasının meru sayıldığı itirazını yapmaktadır  
(Bkz. Mustafa Recep Erdoğan-Türkiye kararı, no: 25160/94).  
AĐHM bununla birlikte, Hükümet’in bavurunun bu bölümüne dair itirazını  
reddetmektedir.  
b. Olaylar dizisinin üçüncü kısmı hakkında  
AĐHM, bavuranın 19 Ekim 2000 tarihli ikayetini geri çekmesi için Mart 2002’de  
alıkonulduğunu ve yapılan yıldırma baskılarına ilikin iddialarının kaygı verici olduğunu  
yadsımamaktadır.  
Bunun yanı sıra, olaylara dair dava dosyasında yer alan kimi unsurlar AĐHM’yi  
bunların daha önce tetkik edilmediğini düünmeye sevk etmektedir.  
Öncelikli olarak öne sürülen Mart 2002’deki gözaltı olayı ile ilgili AĐHM, dava  
dosyasından bavuranın, Çetinkaya beraberinde bu olayın öncesinde olduğu gibi sonrasında  
da hukuki bir giriimde bulunduğunu gösterir herhangi bir ibarenin yer almadığı saptamasını  
yapmaktadır.  
14  
Đçtüzüğün 40. ve 41. maddeleri uyarınca Hükümet’in bu ikayetten haberdar olması  
gerektiği kouluyla birlikte AĐHM, benzer durumun bavuranın bu ikayeti öncelikli olarak  
ulusal mahkemeler nezdinde dile getirmesi yükümlülüğünü ortadan kaldırmaya yettiğine ikna  
olmamıtır (Bkz. Cardot-Fransa kararı, 19 Mart 1991).  
AĐHM, bu olayın 15 Mart 2002 tarihinde AĐHM’nin dikkatine getirilmesi kararından  
evvel ve bavurunun 21 Mart 2002 tarihinde ivedilikle Hükümet’in bilgisine sunulmasından  
da öte, bavuranı bu konuda hareket etmeyi engelleyecek özel bir tutuklama kararı veya hiçlik  
duygusu hissetmesine dair doğrulanabilir hiçbir unsuru görememektedir.  
Bu ikayet AĐHS’nin 35 § 1. maddesi uyarınca iç hukuk yollarının tüketilmediği  
gerekçesi ile karı karıya gelmektedir.  
Bavuranın tartaklanmaktan sözüm ona gözaltına alınması öncesine kadar giden  
iddialar için baka bir yaklaım ağır basmaktadır. Bu iddiaların savunulabilir olduğu farz  
edilse bile, bu noktada az gerekçelendirilmi, teyit edilmesi olanaksız olaylar sözkonusudur.  
Ulusal yetkililerin bavuranın Devletin görevlilerine yüklenebilir kötü davranılarının  
mağduru olmadığı tespiti AĐHM’nin tartıma konusu olmamaktadır (Bkz. Klaas-Almanya  
kararı, 22 Eylül 1993). Ayrıca bu yönde, Hükümet’in ilgili döneme dair, bavuran ikayetini  
geri çekse dahi Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi’nin ikence ve tecavüz hususunda balattığı  
süreci resmi olarak sürdürdüğü eklindeki savını kabul etmek gerekir.  
Bu bağlamda, davanın devam ettiği sırada, bavuran tarafça tehis edildiği halde,  
bavuranın oturduğu ehre tayin edilen ikence sanıklarından polis memuru Hasan ener de  
dahil, bavuranın devletin görevlilerinin karığı baskı ve yıldırma iddiaları karısında  
herhangi bir hukuki bavuruda bulunmaması gibi bir karine dayanak oluturmamaktadır.  
Söz edilen iddialara ilikin dava dosyasında eksikliğin bulunması ve bu noksanlıkların  
bavurana yüklenebilir olması nedeniyle AĐHM, Çetinkaya tarafından 24 Ocak 2003 tarihinde  
Mahkemeye iletilen beyanın dikkate alınması gerektiğine itibar etmektedir. Mevcut  
bavurunun Hükümet’e bildirilmesini takiben, u ana dek süren baskı unsurlarının son  
bulduğu, ulusal yetkililerin yapılan hatayı kabul ederek polis karakolunun askıya alınmasının  
sağlandığı alenen dile getirilmitir.  
Bu noktada, bu yeni duruma bavuran ve temsilcisi tarafından dile getirilen teselli  
eklenmektedir.  
AĐHM bu beyanda bavuran lehine alınan tedbirlerin teyit edildiğini, davasından özü  
itibariyle haberdar olması ve tazmin edilmesi isteğiyle adı geçenin manevi zarara  
uğramadığını, davanın bu bölümündeki «mağdur» sıfatının geri çekilebilir olduğunu  
kaydetmektedir. (Bkz. mutatis mutandis, Rotaru-Romanya kararı, no: 28341/95).  
Bu mülahazalar ıığında AĐHM, olayların güncel halinin bavurunun bu bölümüne  
ilikin özel hiçbir sorunu ortaya koymadığı, bavurunun AĐHS’nin 35 § 3. maddesi uyarınca  
temelden yoksun olduğu sonucuna varmıtır.  
15  
c. Olaylar dizisinin dördüncü kısmı hakkında  
Ciğerhun Öner’in yakalanma kararları hakkında AĐHM, bavuranın 10 Ekim 2001  
tarihinde ikayetçi olduğunu, fakat Ciğerhun tarafından tehis edilen sorumluların tam  
anlamıyla incelenmesinin 19 Mart 2002 tarihinde gerçekletirildiğini gözlemlemektedir.  
Eletiriye açık bir gecikme sözkonusu olmakla birlikte, Ciğerhun açısından dile  
getirilen iddiaların ağırlık düzeyi ve tespit olunan gecikmenin hassasiyeti dikkate alındığında  
bu gerekçeyle TCK’nın 245 § 1. maddesinin uygulanmasına istinaden adı geçene kötü  
muamelede bulunan polislerden birinin cezaya çarptırılması kadar, bu konuda sürdürülen ceza  
süreci de etkisiz olarak nitelendirilemez (Selmouni-Fransa kararı ile karılatırınız no:  
25803/94).  
Bu süreç AĐHS’nin 35. maddesinde yer aldığı ekilde olmalıdır. Zira, Yargıtay’a  
gönderilen dava halen devam etmektedir.  
Devletler kendi iç hukuk düzenlerindeki durumu düzeltme olanağını bulmadan evvel  
AĐHM önündeki fiillerine karılık veremediğinden AĐHM, Türk yüksek yargısının nasıl karar  
vereceği ve ilk derece mahkemesinin ikinci kararının sonucunun ne olacağı hakkında bir  
tasavvur yapılamayacağına itibar etmektedir. Bavuran u an AĐHM önünde temel haklarının  
ihlaline yol açtığını ileri sürdüğü olaylar hakkında dilerse yeniden bavurma yetisine halen  
sahiptir.  
Bu nedenle, AĐHM bavurunun bu kısmının olgunlamamıolduğu yargısında  
bulunmakta ve bu çerçevede iç hukuk yollarının tüketilmemesini ayrı tutmaktadır.  
d. Olaylar dizisinin beinci kısmı hakkında  
Bahar Öner’in kaçırılıp saldırıya uğraması ile ilgili AĐHM, bavuranın bu doğrultudaki  
ikayeti ile balatılan sürecin 27 Haziran 2002 tarihli men-i muhakeme kararı ile sona  
erdiğini, ilgili tarafından itiraz edilmediğinden kararın nihai hale geldiğini gözlemlemektedir.  
AĐHM’nin sözkonusu temyiz konusunda daha önce dile getirdiği üzere, Türk Hukuk  
sisteminin tanıdığı temyiz bavurusu ans tanımaktan uzak olmayıp, tüketilebilir  
sayılmaktadır (Bkz. Hüseyin Kanlıba-Türkiye no: 32444/96, 28 Nisan 2005, Epözdemir-  
Türkiye no: 57039/00, 31 Ocak 2002 ve en-Türkiye kararı, no: 41478/98, 30 Nisan 2002  
tarihli kararlar).  
AĐHM’ye göre bavuranın bu noktada yaptığı ceza hukuku bavurusu Devletin  
görevlileri aleyhinde ceza soruturması balatmaya ve sonuç olarak ikayetlerini sunmaya  
olanak tanır ekildedir. Adı geçen, 29 Kasım 2001 tarihli men-i muhakeme kararına karı  
baarıyla sürdürdüğü ve diğer bavuranların da daha evvel istifade etikleri gibi, bu hukuki  
bavuru yolunu kullanmıtır (Bkz. örneğin Fidan-Türkiye kararı, no: 24209/94, 29 ubat  
2000, Tokta-Türkiye kararı, no: 38382/97, 5 Mart 2002).  
Bu nedenle, AĐHM, Hükümetin iç hukuktaki bavuru yollarının tüketilmemesi  
gerekçesine takılan bu bölüme ilikin itirazını kabul etmektedir.  
16  
e. Olaylar dizisinin altıncı kısmı hakkında  
Özgür Erkuadlı kiinin yakalanması sırasına meydana gelen olaylara ilikin olarak,  
AĐHM, 7 Temmuz 2005 tarihinde sanıkları beraat ettiren Đzmir Ceza Mahkemesi’nin Yedinci  
Dairesi önünde dokuz polis memuru aleyhinde, 22 Nisan 2002 tarihinde bir kamu davası  
açıldığını tespit etmektedir. Bununla birlikte, bavuran Yargıtay önünde bu karara itiraz  
etmitir, dosya hâlâ Yargıtay’ın incelemesindedir.  
Bu ikayete ilikin koullar göz önüne alınınca, AĐHM, Ciğerhun Öner adlı kiinin  
adına oluturulan ikayetler hakkında daha önce benimsediği çözümden vazgeçmek için  
hiçbir neden görmemektedir.  
Yine, aynı gerekçelere dayanarak, AĐHM, sorumlu olduğu sanılan kiiler aleyhine  
davada giriilen hukuki yol henüz sonuçlandırılmadığından bavurunun bu kısmının tam  
olumamıolduğunu beyan etmektedir.  
f. AĐHS’nin 13. maddesi hakkında  
AĐHM, olaylar dizisinin üçüncü kısmından altıncı kısmına kadar olan bölümle  
bağlantılı olarak oluturulan ikayetlerin kabuledilebilirliğine ilikin vardığı sonuçları ve  
AĐHS’nin 13. ve 35 § 1 maddeleri arasındaki sıkı benzerlikler göz önüne alınınca, bu olaylara  
ilikin olarak AĐHS’nin 13. maddesine dayanılarak yapılan ikayetlerin AĐHS’nin 35 § 3  
maddesi uyarınca mesnetsiz oldukları sonucuna varmaktadır (Slimani-Fransa, 57671/00 no’lu  
karar).  
Buna karılık, olaylar dizisinin ikinci kısmına ilikin olarak, AĐHM, Hükümetin bu  
bağlamda iç hukuktaki bavuru yollarının tüketilmemesine dayandırdığı tek vasıtayı bertaraf  
ettiğini hatırlatmaktadır. Bavurunun bu kısmıyla ilgili olarak baka hiçbir soru tespit  
edilmemitir ve AĐHM, bavurunun bu kısmının kabuledilebilirliğine ilikin hiçbir engel  
tespit etmemektedir.  
g. Sonuç  
Böylece, olaylar dizisinin davada belirtilen ikinci kısmını göz önüne alınca, AĐHM,  
ayrı ayrı ele alınan veya AĐHS’nin 13. maddesiyle bağlantılı olarak ele alınan 3 ve 8  
maddelerine ilikin ikayetlerin ve özü itibariyle, AĐHS’nin 5 § 1 maddesine ilikin ikayetin  
kabuledilebilir olduğunu beyan etmektedir.  
AĐHM, AĐHS’nin 35 §§ 1, 3 ve 4 maddesinin uygulanması uyarınca, daha önce  
belirtilen gerekçelerden dolayı, ikayetlerin geri kalanını bertaraf etmektedir.  
2. Esas hakkında  
a. AĐHS’nin 5 § 1 maddesinin incelenmesi hakkında  
AĐHM, özgürlükten alıkoymanın ancak AĐHS’nin 5 § 1 maddesinde belirtilen  
durumlarda uygulanabileceğini hatırlatmaktadır. Örneğin, AĐHS’nin 5 § 1 c) maddesi  
bakımından, bir kii, bir suç ilemekten suçlandığı için yetkili hukuk makamının önüne  
çıkarılmak üzere, ancak bir ceza davası kapsamında alıkonulabilir (R.L. ve M.-J.D.-Fransa,  
44568/98 no’lu, 19 Mayıs 2004 tarihli karar).  
17  
Bu bağlamda, AĐHM, AĐHS’nin sisteminde 5. maddenin önemini tekrar belirtmenin  
gerekli olduğu kanaatindedir: Kısa süreli bir kontrolün gerçekten de mümkün olduğu kadar  
keyfiyet riskini azaltabileceği ve hukukun üstünlüğünü sağlayabileceği ve de bavuranın  
iddiaları gibi olan kötü muamelelerin ortaya çıkarılmasına ve önlenmesine götürebileceği  
sonucuna bağlanmıolarak, AĐHS’nin 5. maddesi, Devletin, bireyin özgürlüğüne ilikin keyfi  
müdahalelerine karı, sözkonusu bireyin korunmasını öngören, bireye ait temel bir hakka  
ilikindir (bkz, Dikme-Türkiye, 20869/92 no’lu karar).  
Mevcut davada, bavuranın 16 Ekim 2000 tarihinde, yanında iki çocuğu varken  
yakalanmasının mesnetsiz olduğu – ki zaten Hükümet de buna itiraz etmemektedir- ortaya  
çıkmıtır çünkü sözkonusu yakalama, yanlıolduğu belirlenen bir polis haberinin üzerine  
gerçekletirilmitir.  
Çağdatoplumlarda polisin görevlerini yerine getirirken karılağı zorlukları ve de  
öncelikler ve kaynaklar olarak yapılacak ilevsel tercihleri gözden kaçırmadan, AĐHM, bu  
ekil yanlıların çok özel bazı durumlarda anlaabileceğini kabul etmektedir. Tersi, AĐHS  
bakımından, makamlara dayanılmaz veya aırı bir yük dayatmak olurdu (mutatis mutandis,  
Osman-Đngiltere, 28 Ekim 1998 tarihli karar).  
Bununla birlikte, bu kabul, makamlar, bu ekil yanlıların ortaya çıkıını önceden  
haber vermek için genel nitelikli belirgin önlemler aldıklarına ve bu ekil durumlara  
uyarlanmıusuller ve kontrol ekilleri gelitirdiklerine ve bunların her zaman AĐHS’ye uygun  
olarak gerçekletirildiklerine AĐHM’yi ikna ettikleri takdirde değer kazanır.  
Polisin, suç aratırması ilemlerinin ve suçluların adalete teslim edilmesinin kapsamını  
meru olarak sınırlandıran kanuni yollara ve diğer garantilere - özellikle AĐHS’nin 5 ve 8  
maddelerinde öngörülen garantiler de dahil olmak üzere - tam olarak uyarak suçluluğu  
önlemek ve önceden haber vermek görevini yerine getirdiğinden emin olmak gerekmektedir  
(Osman, ibidem).  
Bununla birlikte, davada hiçbir ey, AĐHM’yi bu yönde ikna etmeye, bavuranın  
yakalanmasını onaylamaya ve daha da az ihtimalle, bavuranın yaklaık 18 saat boyunca polis  
merkezlerinde alıkonmasını onaylamaya olanak tanımamaktadır. Bu ekil bir sürenin, mevcut  
ekliyle, AĐHS’nin 5. maddesinin öngördüğü ivedilik gerekliliklerine aykırı hareket  
etmediğinin kabul edildiği halde bile, sadece iki çocuğu bu durumun tehlikelerinden uzak  
tutmanın, davada zorunlu kılınan önlemin meruluğundan emin olmakla yükümlü olan  
makamlar tarafından daha hızlı bir tepki gösterilmesine hükmettiği göz ardı edilemeyecek bir  
husustur.  
Bu bağlamda, ister uyumazlık konusu yakalamanın temelindeki polis bilgisinin  
kontrol edilmesinin bu ekil bir süre gerektirmiolması isterse polis memurlarının tamamen  
iyi niyetle hareket etmiolması, aynı ekilde, hükümetin, polisin suçluluğu engellemeye  
yönelik veri tabanının meruluğunu ve önemini ileri sürdüğü zaman AĐHM önünde  
yararlandığı kamu yararı önemsiz olamamaktadır.  
Aslında, AĐHM’nin, bu ekil bir akıl yürütmeyi takip etmesi için, en azından  
makamların, ilkönce, usulüne uygun ekilde, sözkonusu olan özgürlükten alıkoyma önlemine  
göre daha az katı olan diğer önlemlerin kamu yararının korunması için yeterli olamayacağını  
ispatlaması gerekirdi (bkz, mutatis mutandis, Witold Litwa-Polonya, 26629/95 no’lu karar).  
18  
Özet olarak, AĐHM, bavurana ve çocuklarına uygulanan önlemlerin AĐHS’nin 5 § 1  
maddesiyle bağdamadığı kanaatindedir (bkz, mutatis mutandis, Raninen).  
Dolayısıyla, bu düzenleme onlara karı ihlal edilmitir.  
b. AĐHS’nin 3. maddesinin incelenmesi hakkında  
AĐHS’nin 3. maddesi demokratik toplumların temel değerlerinden birine ilikindir ve  
hiçbir ekilde itiraz konusu olamaz.  
AĐHS’nin 3. maddesi kapsamına girmek için, kötü muamelenin, değerlendirilmesi  
davanın verilerinin bütününe, özellikle muamelenin süresine ve fiziksel ve zihinsel etkilerine  
veya bazen cinsiyet, yave mağdurun sağlık durumuna göre değien, asgari bir ciddiyet  
seviyesine ulaması gerekir.  
Bir muamele, özellikle, uzun süre boyunca taammüd ile uygulandıysa ve güçlü fiziksel  
ve ruhsal acılara sebep olduysa AĐHS’nin 3. maddesi uyarınca “insanlık dıı”dır. Bunun  
ında, bir ceza ya da muamelenin AĐHS’nin 3. maddesi uyarınca “alçaltıcı” olup olmadığını  
aratırırken, AĐHM, amacın ilgiliyi küçük düürmek veya alçaltmak olup olmadığını ve  
etkilerine göre, önlemin ilgilinin kiiliğini AĐHS’nin 3. maddesiyle bağdamayan ekilde ihlal  
edip etmediğini inceleyecektir.  
Bir kiinin yakalanmasının veya alıkonulmasının AĐHS’nin 3. maddesi uyarınca  
“alçaltıcı” olması için, bunlara elik eden küçük düürmenin veya alçaltmanın özel bir  
seviyede bulunmaları ve her halde, her yakalama veya alıkoyma ileminin özünde olan  
alıılmıküçük düme unsurundan farklı olmaları gerekmektedir (Ülke-Türkiye, 39437/98  
no’lu, 24 Ocak 2006 tarihli karar).  
Bu bağlamda, muamelenin kamusal niteliği belirgin bir unsur tekil edebilir, ama  
mağdurun vicdanında kendisini küçük dühissetmesinin, bakalarının gözünde durum  
öyle olmasa bile yeterli olabileceğini hatırlatmak gerekmektedir (bkz. Raninen).  
Bir özgürlükten alıkoyma eylemini değerlendirirken, birbirine eklenen etkilerini ve  
ilgilinin özgül iddialarını da göz önüne almak gerekmektedir (Dougoz-Yunanistan, 40907/98  
no’lu karar).  
Burada sözkonusu olan muamelenin tipi konusunda, AĐHM, bir miktar güç  
kullanımına bavurmanın ve halk patlamasının, kanuni bir yakalama ya da alıkoymaya ilikin  
oldukları ve belli bir olayın koulları içinde makul olarak gerekli görülenin ötesine  
gitmedikleri zaman normalde AĐHS’nin 3. maddesi bakımından sorun tekil etmediklerini  
hatırlatmaktadır (bkz, mutatis mutandis, Raninen, ve Ribitsch-Avusturya, 4 Aralık 1995 tarihli  
karar). Bu ortamda, bir kii özgürlüğünden yoksun kaldığı zaman veya daha genel olarak,  
güvenlik güçleriyle karı karıya kaldığı zaman, davranıının gerekli kılmadığı halde  
kendisine fiziksel güç kullanılması kiinin saygınlığını ihlal etmektedir, ilke olarak, AĐHS’nin  
3. maddesinin garanti altına aldığı hakkı ihlal etmektedir (R.L. ve M.-J.D.-Fransa, 44568/98  
no’lu, 19 Mayıs 2004 tarihli karar).  
Bununla beraber, eğer özgürlüğünden yoksun bırakılan kii tamamen Devletin  
görevlilerinin kontrolü altında bulunduğu sırada yaralıysa, bu durumun güçlü maddi  
19  
karinelere yer verdiğini de hatırlatmak gerekir ve bu durumda, bu yaraların menei hakkında  
makul bir açıklama yapmak ve mağdurun iddiaları hakkında ki özellikle bu iddialar tıbbi  
belgelerle desteklenmise, üphe uyandıracak koulları ortaya koyan kanıtları bulmak  
Hükümete dümektedir (bkz, diğerleri arasından, Bakbak-Türkiye, 39812/98 no’lu, 1 Temmuz  
2004 tarihli karar).  
Davada, AĐHM, hemen, bavuranın, ergin olmayan çocukları Ciğerhun ve Nurin  
yanındayken, 16 Ekim 2000 tarihinde saat 14.30’a doğru güvenlik güçlerinin sekiz üyesi  
tarafından yakalandığını hatırlatmaktadır. Olay, Burdur Cezaevinin bahçesinde meydana  
gelmitir.  
Bavuran, Polis Karakolu’na götürülmeden önce, hakaretlere ve tehditlere maruz  
kaldığını ve kendisine tokat ve tekme atıldığını beyan etmektedir. Bavuranı aynı gün ve  
ertesi gün muayene eden doktorlar kendisinin vücudunda hiçbir darp izi tespit etmemelerine  
rağmen, takip eden 19 Ekim tarihinde bavuranı yeniden muayene eden doktor, kendisinin sol  
kolu ve oyluğu hizasında yeilimsi ekimozlar bulunduğunu tespit etmitir.  
Bu izler, bavuranın yakalanması sırasında maruz kaldığını beyan ettiği hoyratlığı  
prima facie olarak doğrulamaktadır. Oysa ki, Hükümete göre, bu izler, daha sonra, 17 ve 19  
Ekim 2000 tarihleri arasında, sağlık muayenesinin öncesindeki üç gün içinde meydana gelen  
bir olayın sonucunda meydana gelmiolmalıdır.  
Bu beyan, tek baına, az çok sabit bir kronolojiye göre değien bir yara ekli  
sözkonusu olduğu ve yaralanmayı takip eden ilk üç gün içinde bu yaranın, olağan ekilde,  
siyahımsıdan morumsuya bazen mavimsiye döndüğü ama yeilimsiye dönmediği bir bölge  
eklinde kendini gösterdiği göz önünde bulundurulduğunda, davada tespit edilen yeilimsi  
ekimozların bavuranın yakalanmasından sonraki döneme ait olabileceklerini söylemeye izin  
vermemektedir.  
Đlk iki sağlık raporu ve son sağlık raporu arasında var olan uyumazlık hakkında daha  
fazla ikna edici açıklamanın olmadığı durumda, ilk sağlık raporlarının usulüne uygun ekilde  
hazırlanmıolmadığını veya bavuranın yakalanması sırasında olumasına sebep olunan  
lezyonların daha sonra ama kukusuz üç günden daha fazla süre sonra belirdiklerini  
varsaymak gerekmektedir.  
Böylece, AĐHM, mevcut davada ileri sürülen hoyratlıkların bavuranın sorgulanması  
sırasında olutuklarının kesin olarak kabul edebileceği kanaatindedir.  
Oysa ki, davada, dosyadaki hiçbir ey bu hoyratlıkların ilgilinin davranııyla gerekli  
kılındıklarını düündürmemektedir. Haklılıklarının gösterilememiolması hususunun dıında,  
üstelik bu hoyratlıklar birçok kii tarafından gerçekletirilmitir ve bu durum olağan dıı bir  
yakalama ortamında sözkonusu olmutur ki bu bavuranda bir ümitsizlik ve aağılanma  
duygusu uyandırmak için yeterli bir keyfiyet unsuru tekil etmektedir.  
Bununla birlikte, epey bir süre boyunca, sadece çocukları tarafından değil aynı  
zamanda hapishanenin bahçesinde bulunan insanlarca da görülmüolduğuna göre bavuranın  
kendisini küçük düve aağılanmıhissetmesi gerekirdi.  
Bu kabuller, dava konusu muamelenin AĐHS’nin 3. maddesi uyarınca, insanlık dıı  
ve/veya aağılayıcı olup olmadığını belirlemek için kesinlikle uygundur.  
20  
Buna, bavuranın ve çocuklarının yakalanması eklenmektedir ki bu da sıra dııdır.  
Gerçekten, bu durumların varlığı, bavuranın daha önce koullarının AĐHM önünde dava  
açılmasına sebep olduğu bir gözaltı yaadığı ve terörist eylemlerden mahkum edildiği  
hatırlandığında, ancak, bavuranın Devlet görevlilerine karı endielerini arttıracak bir  
güvensizlik durumu yaratabilirdi. Đlgili dönemde, bavuranın ikence ve tecavüzle suçladığı  
dokuz polis memuru aleyhine açılan dava hâlâ askıdadır.  
Bu ortamda, AĐHM, bakalarının söylemlerine dayanarak, sadece Burdur Cumhuriyet  
Savcısı’nın bavuranın ruh haliyle ilgili yapabildiği yorumu dikkate alabilir.  
Polis yetkilileri ergin olmayan iki bavuranın durumlarına aldırmadığından, bu iki  
bavuran bir ihmalle karı karıya kaldılar ve kukusuz bavuranlar, annelerine dayatılan  
artlara doğrudan bağlanabilir psikolojik zararlara uğramılardır.  
Davada, sistemin, Yüksek Sözlemeci taraflara bireylerin insanlık dıı veya alçaltıcı  
muamelelere maruz kalmalarını engellemeye ve 3. maddeyle bağlantılı olarak özellikle  
çocukların ve güçsüz kiilerin etkili korunmalarına olanak tanımaya yönelik önlemler  
almalarını emreden AĐHS’nin 1. maddesini göz ardı ederek, bu çocukları korumakta baarısız  
olduğu konusunda hiçbir üphe yoktur (Z. ve diğerleri-Đngiltere, 29392/95 no’lu karar).  
Tek tek ele alınan, bugüne kadar sergilenen koullar, belki de yüksek ciddilik  
aamasına ulaan bir muamele oluturmamaktadırlar. Bununla birlikte, bunların birbirine  
eklenen etkisi küçük düürmeye yönelik orantısız korku, sıkıntı ve zayıflık duyguları  
uyandırmaktadır ve de Devletin sorumluluğuna yol açmaktadır.  
Kısacası, AĐHM, davada ulusal makamların bavuranlara AĐHS’nin 3. maddesinin  
düzenlemelerine uygun muamele edilmesini sağlamadıkları sonucuna varmaktadır.  
Bu yüzden, bavuranların her biri için bu düzenleme ihlal edilmitir.  
c. AĐHS’nin 8. maddesinin incelenmesi hakkında  
AĐHM’nin içtihadına göre, “özel hayat” kavramı genitir ve eksiksiz bir tanımlamaya  
uygun değildir; bu kavram, koullara göre, kiinin manevi ve fiziksel bütünlüğünü  
kapsayabilir. Bununla birlikte, AĐHM, kavramın bu yönlerinin özgürlükten alıkoyma  
durumlarını kapsadığını kabul etmektedir (Raninen).  
Bununla birlikte, davada, bavuran, AĐHS’nin 8. maddesine ilikin yaptığı ikayeti,  
AĐHS’nin 3. maddesine atıfta bulunmasına yol açan AĐHM’nin incelediği ve sağlam olarak  
değerlendirdiği olayların aynıları üzerine dayandırmaktadır.  
Bu artlarda, AĐHM, davayı, bir de AĐHS’nin 8. maddesi açısından tekrar incelemeye  
gerek olmadığı kanaatindedir.  
d. AĐHS’nin 13. maddesinin incelenmesi hakkında  
AĐHM, AĐHS’nin 3. maddesinin tek baına veya 13. maddeyle bağlantılı ekilde (bu  
soru hakkındaki tartıma için, bkz. Đlhan-Türkiye, 22277/33 no’lu karar), Devlet görevlilerine  
isnat edilebilir eylemler veya eksiklikler karılığında olayların ve sorumlulukların ortaya  
21  
konmasına ilikin olarak ulusal makamlara dayattığı usul niteliğindeki zorunlulukların konusu  
ve alanını hatırlatmaktadır (bkz, örneğin, Ay-Türkiye, 30951/96 no’lu, 22 Mart 2005 tarihli  
karar, Assenov-Bulgaristan, 28 Ekim 1998 tarihli karar ve Z. ve diğerleri-Đngiltere, 29392/95  
no’lu karar).  
Dolayısıyla, AĐHM, bir kii “savunulabilir” ekilde AĐHS’nin 3. maddesine karıt ve  
üpheli koullarda gerçekletirilen muamelelerle mağdur olduğunu iddia ettiği zaman,  
AĐHS’nin 3. maddesinde belirtilen mutlak yasak, makamlar için, sorumluların kimliklerinin  
tehis edilmesi ve cezalandırılmalarına yönelik ve davacının soruturma usulüne etkin ekilde  
eriimini kapsayan derinletirilmive etkin aratırmalar yürütme görevini içermektedir (bkz,  
diğerleri arasında, Z.ve diğerleri).  
Davada, bavuran tarafından 19 Ekim 2000 tarihinde yapılan ikayet hakkında, Burdur  
Cumhuriyet Savcısı, biri Burdur Cezaevi ve semt karakolunda meydana gelen olaylar, diğeri,  
uyumazlık konusu olan yakalamanın temelindeki bilgi-ilem hatasından sorumlu oldukları  
sanılan iki memur aleyhinde iki soruturma balatmıtır.  
4 Aralık 2000 tarihinde, birinci soruturma daha sonra onaylanan bir men-i muhakeme  
kararıyla sonuçlanmıtır.  
Elde bulunan tek hukuki belge olan buna ilikin karara göre, Savcı, davacının  
beyanına, iki doktor raporuna (16 ve 17 Ekim 2000 tarihlerindeki), Adli Tıp Kurumu  
Raporuna, “GBT” kaydına, ahitlerin beyanlarına, görev mektuplarına ve davada yürütülen  
idari soruturmaya ilikin olan cezaevi yönetiminin mektubuna dayanmıtır.  
AĐHM, biraz karmaık olarak kaleme alınan bu kararda, dinlenmiolacak ahitlerin  
belirtilmediği, bu durumun sözkonusu kiilerinin güvenlik güçlerinin üyeleri olduklarını  
ündürğünü gözlemlemektedir. Ne olursa olsun, bu durumdan hiç kimsenin, olayın  
doğrudan tanıkları olan ve kendilerini ifade edecek yalarda olan Ciğerhun ve Nurin adlı  
kiilerin ifadelerini almaya çalımadığı açıkça görülmektedir. Bunun dıında, elde bulunan  
tıbbi belgelerin arasından, Savcı, 19 Ekim 2000 tarihli Adli Tıp Kurumu Raporunun  
sonuçlarını bertaraf etmek için ilk iki belgenin sonuçlarıyla yetinebileceği kanaatine varmıtır  
ama üphesiz dikkatsizlikle, 19 Ekim 2000 tarihli Adli Tıp Kurumu Raporuna, kararda, sanki  
bu rapor 17.10.2000 tarihinde “olaylardan dört gün sonra” düzenlenmigibi atıfta  
bulunulmutur.  
Oysa ki, bu rapor, pekala birkaç gün önce gerçekletirilen bir hoyratlığın sonucunda  
meydana gelmiolabilecek ekimozları tespit etmekteydi. Öte yandan, Savcının bilmediğini  
iddia edemeyeceği, bavuranın önceki durumu, ilk önce, suç sayılan muamelelerle, Devlet  
görevlilerinin doğrudan ya da dolaylı bir ilikisi olduğu hipotezini desteklemeye uygundu.  
Oysa ki, Savcı, görünüe göre bu noktaları incelemeye gerek olmadığına kanaat  
getirmitir çünkü lehte tanıklar Savcıyı, sonunda, bavuranın “tutumu ve ruh haliyle” zayıf  
olmaktan ziyade zorluklara alıık bir kii gibi göründüğü konusunda ikna etmilerdir.  
AĐHM’ye göre, bu ekil bir değerlendirme ciddiyet ve saygı eksikliği nedeniyle  
yanılgıya sebebiyet vermektedir ve hiçbir ekilde bavuranın iddialarının, olayların  
gerçekletiği zamanda elde bulunan uygun verilerin ıığında incelenmesi isteğini  
belirtmemektedir.  
22  
Dolayısıyla, birinci ceza soruturmasının, bütünüyle ele alındığında tatmin edici  
olduğu kabul edilemez.  
Bavuranın yakalanmasının temelindeki bilgi-ilem hatasından sorumlu olan iki  
memura karı açılan ikinci idari soruturma için de durum aynıdır.  
Gerçekten, 25 Ocak 2001 tarihinde, memurların kovuturulmasına ilikin yasa  
uyarınca kendisine davayla ilgili bavuru yapılan Đzmir Đl Đdare Kurulu, eylemleri basit bir  
maddi hatadan ibaret olduğu için, olayın aktörlerine karı kovuturma balatılmasına izin  
vermemeye karar vermitir.  
Kukusuz, bavuranın katılımı olmadan gerçekletirilen davanın seyrine ilikin olarak  
davanın eksikliği karısında, AĐHM, sadece, daha önce birçok davada, bu organlar tarafından  
yürütülen soruturmaların yürütmeye karı bağımsız olmadıkları için ciddi üpheler  
uyandırdıklarına karar verdiğini hatırlatmakla yetinebilmektedir ( örneğin, Güleç-Türkiye, 27  
Temmuz 1998 kararı ve Oğur-Türkiye, 21954/93 no’lu karar).  
Davada, AĐHM, bu davada bir Đl Đdare Kurulunun müdahalesinin, yürürlükteki hukuk  
mekanizmasının kesinliğini büyük ölçüde zayıflattığının kabul edilmesi gereken bir unsurdan  
ibaret olduğu kanaatindedir, öyle ki, bunun uygulanması, sonuç olarak, dayanaktan yoksun bir  
özgürlükten alıkoyma eylemine yol açtığı belirlenen ihmallere karı herhangi bir sorumluluğu  
ortaya koymaya olanak vermemitir.  
Bu tespitler AĐHM’yi, birlikte ele alındıkları zaman bile (Silver ve diğerleri-Đngiltere,  
25 Mart 1983 kararı) mevcut davada yürütülen aratırmaların etkin olmadıklarını tespit  
etmeye götürmektedirler.  
Bu nedenle, AĐHS’nin 13. maddesi ihlal edilmitir.  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Zarar  
Bavuranlar, maddi zarar için telafi talep etmemektedirler. Buna karılık, bavuranlar,  
gerek yakalanmaları nedeniyle meydana gelen olaylar sırasında, gerekse daha sonra  
alıkonmaları sırasında ciddi bir manevi zarara uğradıklarını beyan etmektedirler. Böylece,  
bavuran, manevi zarar adı altında 60 000 Euro, Ciğerhun ve Nurin adlı çocuklarının her biri  
için 50 000 Euro talep etmektedir.  
Hükümet bu miktarları aırı bulmaktadır ve mevcut davanın koullarında, sadece  
sembolik miktarların öngörülebileceği kanaatindedir.  
AĐHM, bavuranın yakalanmasının ve ardından da alıkonmasının koullarından dolayı  
fiziksel ve manevi zarara kesin olarak uğradığı kanaatindedir. Kukusuz, iki çocuk bavuran  
da, annelerinkinden daha az olmasına rağmen, bir maddi zarara uğramak durumunda kaldılar.  
Davanın koullarını göz önünde bulundurunca ve AĐHS’nin 41. maddesinin  
öngörğü gibi hakkaniyetle karar vererek, AĐHM, bavurana 10 000 Euro ve Ciğerhun ve  
Nurin adlı bavuranlardan her birine 7 500 Euro ödenmesine karar vermektedir.  
23  
B. Masraf ve harcamalar  
Bavuranlar ulusal mahkemeler önündeki masraflarının 15 000 Euro olduğunu  
belirtmekte ama bu taleplerini belgelerle destekleme imkânlarının olmadığını  
söylemektedirler.  
Hükümet, destekleyici herhangi bir belge bulunmadığından bu talebin kabul  
edilmesinin mümkün olmadığını ileri sürmektedir.  
AĐHM, AĐHS’nin 41. maddesi adı altında masraf ve harcamaların ödenmesinin  
sözkonusu masraf ve harcamaların gerçekliğinin, gerekliliğinin ve de miktarlarının makul  
niteliğinin kesinlemiolmasını varsaydığını hatırlatmaktadır (Iatridis-Yunanistan  
(hakkaniyetli tatmin), 31107/96 no’lu karar ve Pezone).  
Bavuran tarafın iddialarının ne belgelenmine de hesap dökümünün yapılmıꢀ  
olmasına rağmen, AĐHM, davada masraf yapılmasının gerekmiolduğundan üphe  
etmemektedir. Bununla birlikte, AĐHM, ileri sürülen miktarı aırı bulmaktadır.  
Davanın koulları göz önüne alınınca, AĐHM, masraf ve harcamaları için, daha önce  
adli yardım adı altında Avrupa Konseyinden alınan 685 Euro’luk miktar hükmedilen  
miktardan düülmek üzere, 3 000 Euro’luk bir miktarın ödenmesinin makul olduğuna karar  
vermitir.  
C. Gecikme Faizi  
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz  
oranına üç puanlık bir artıın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU NEDENLERLE, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Hükümetin, davada incelenen olaylar dizisinin ikinci kısmına ilikin ön itirazını  
reddetmektedir;  
2. Olaylar dizisinin aynı kısmı göz önüne alınınca, AĐHS’nin 3, 8, 13 maddelerine ilikin  
olan ikayetlerin ve özü itibariyle AĐHS’nin 5 § 1 maddesine ilikin ikayetin  
kabuledilebilir olduğuna;  
3. Bavurunun geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;  
4. Üç bavuran hakkında, AĐHS’nin 5 § 1 maddesinin ihlal edildiğine;  
5. Üç bavuran hakkında, AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine;  
6. Davanın, ek olarak AĐHS’nin 8. maddesi açısından incelenmesine gerek olmadığına;  
7. AĐHS’nin 3. maddesiyle bağlantılı olarak 13. maddesinin ihlal edildiğine;  
8. a) AĐHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay  
içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere Savunmacı  
Hükümet tarafından bavuranlara:  
24  
i.  
Sultan Öner adlı bavuranın maruz kaldığı manevi zarar için 10 000 Euro  
(on bin Euro) ödenmesine;  
ii.  
Ciğerhun ve Nurin Öner adlı bavuranların her birinin uğradıkları manevi  
zarar için 7 500 Euro (yedi bin beyüz Euro), toplam 15 000 Euro’nun  
Bavuran tarafından muhafaza edilmek üzere (on bebin Euro)- Bavurana  
ödenmesine;  
iii.  
iv.  
Avrupa Konseyinden daha önce temin edilen 685 Euro’luk (altı yüz seksen  
beEuro) miktar düülmek üzere masraf ve harcamalar için 3 000 Euro (üç  
bin Euro) ödenmesine;  
Sözkonusu miktarların, miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf  
tutulmasına;  
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda faiz uygulanmasına;  
9. Adil tazmine ilikin diğer taleplerin reddine;  
karar vermitir.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3  
maddesine uygun olarak 17 Ekim 2006 tarihinde yazıyla bildirilmitir.  
25