Ardından aynı gün saat 16.20’de serbest bırakılmasının ardından başvuran ikinci bir
muayeneden geçirilmiştir.
Hükümete göre başvuranın vücudunda bulunan eziklerin tek bir kaynağı var: başvuranın
alkolün ve uyuşturucunun etkisiyle göz altında kendini yaralaması. Göz altına alındıktan
sonra başvuran tuvalete gitmek istemiş, bu esnada polislere saldırmış ve sorgulama odasının
camına kafasını vurarak kırmıştır. Hükümet ayrıca başvuranın bu kadar kısa bir süre zarfında
elektrik şokuna ve işkenceye maruz kaldığı yönündeki beyanının inandırıcılığına karşı
çıkmaktadır. Hükümet son olarak ilgilide tespit edilen yaralanmaların kendisinden
kaynaklandığı görüşündedir.
Hükümetin savı diğerlerinin yanı sıra, başvuranın, temsilcisinin, arkadaşının, olayların
meydana geldiği yerdeki görgü tanıklarının ve göz altından sorumlu polislerin beyanlarına
dayalıdır.
AİHM, Hükümetin getirdiği açıklamaların devam eden olayların bütününe kıyasla makul ve
tatmin edici olmadığına itibar etmektedir.
Başvuran, 2 Nisan 1996 tarihinde gece yarısı birde kendi kendini yaralasa dahi bu olay ilk
tıbbi raporda tespit edilen yaralanmalar ile açıklanamaz. Bu ilk incelemeden on beş saat sonra
adli tıp doktoru ilk muayenede tespit edilmeyen, dil üzerinde 1 ve 3 cm çapında kan
toplanması, her iki kolda 3 x 10 cm büyüklüğünde ekimozlar, her iki bilekte 3 cm
uzunluğunda ekimozlar ve uyluk bölgesinde 3 x 5 cm’lik bir ekimoz belirlemiştir.
Hükümet tıbbi raporlar arasındaki çelişkiye dair bir açıklama getirmemiş ve bu son
lezyonların oluşumlarına yönelik makul bir açıklama yapmamıştır.
Ayrıca dil üzerindeki lezyon ikinci muayene sırasında belirlenmiştir. Dr. D. Sınmaz’a göre
«dile verilen elektrik şoku nedeniyle art arda (?) lezyonlar oluşmuştur». Hükümet bu yaranın
oluşumu hakkında yeterli açıklamada bulunmamıştır.
İlk yapılan muayenede doktorun istediği alkol testi yapılmamıştır, bunun yanı sıra başvuranın
beyanlarını alkolün ve uyuşturucunun eskisiyle verdiğini kanıtlayacak yeterli tıbbi delil
mevcut değildir.
Yukarıda söz edilenler ışığında AİHM, Hükümetin başvuranda görülen yaralanmaların göz
altında oluşmadığını kanıtlayacak yeterli delili sunmadığı görüşüne varmıştır.
Hükümet gözaltı sırasında başvurana kasten yapılan muameleler sonucunda lezyonların
oluştuğu savına karşı çıkmamakta, bu savların AİHS’nin 3. maddesi bakımından
değerlendirilmesi bakımından yeterince ciddi olduğunu kabul etmektedir.
AİHM, özgürlüğünden yoksun bırakılmış ve fiziksel güce maruz kalmış bir kişiye uygulanan
bu muamelenin insanlık onurunu zedelediğinin ve ilke olarak AİHS’nin 3. maddesinin
ihlaline yol açtığının altını çizmektedir. Mahkeme, soruşturma açılma zorunluluğunun ve
suçun önlenmesi güçlüklerinin kişinin fiziksel bütünlüğünün gerektiği gibi korunmasına
götüremeyeceğinin altını çizmektedir (Bkz. Ribitsch-Avusturya kararı, 4 Aralık 1995, seri:A
no: 336, s. 26, § 38).