CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
SUNAL - TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no: 43918 / 98)  
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
STRASBOURG  
25 Ocak 2005  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (43918/98) başvuru no’lu davanın nedeni Hüseyin  
Sunal’ın (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’na 10 Ağustos 1998 tarihinde Avrupa  
İnsan Hakları Sözleşmesinin eski 25. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur. Başvuran  
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde İzmir Barosu avukatlarından A.A. Cangı  
tarafından temsil edilmektedir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
OLAYLAR  
1967 doğumlu başvuran işçidir ve İzmir’de ikamet etmektedir.  
1 Nisan 1996’da saat 22.20’de başvuran, araba hırsızlığı suçundan polis tarafından  
tutuklanmış ardından kendinin ve polislerin imzaladığı bir tutuklama tutanağı hazırlanmıştır.  
Saat 22.30’da düzenlenen ve sadece polislerin imzaladığı tutanağa göre Sunal tutuklanmadan  
önce uyuşturucu hap almış ve arabalarda bulunan radyo teyplerini çalmaya yeltendiğini itiraf  
etmiştir. Yanındaki arkadaşı H.T. tutuklanmadan önce kaçmıştır.  
Saat 22.40’a doğru başvuran, Bostanlı Karşıyaka Polis Karakoluna sorgulanmak üzere  
getirilmiştir.  
2 Nisan 1996 saat 1’de polislerin imzası bulunan bir tutanak hazırlanmıştır. Bu belgeye göre  
başvuran ihtiyaçlarını gidermek için çıktığı hücresine geri dönmek istememiş, kendisini  
gözlemleyen polislere karşı direnmiş ve oradaki cama kafa vurarak kırmış, bunun üzerine adı  
geçen Karşıyaka Devlet Hastanesine götürülmüştür.  
Hastanede yapılan muayene sonucu başvuranın vücudunun çeşitli yerlerinde ekimozlara  
rastlanmıştır. Doktor, adı geçenin bir Adli Tıp Kurumunda alkol muayenesinden geçirilmesini  
talep etmiştir. Dava dosyasına göre bu kontrol yapılmamıştır.  
2 Nisan 1996’da güvenlik güçleri ve başvuranın yasal temsilcisi B. Akbaba’nın imzaladığı  
ifade tutanağına göre adı geçen tutuklanmadan önce alkol almış ve uyuşturucu kullanmıştır.  
Başvuran ifadesinde alkolün ve uyuşturucunun etkisiyle camı kırdığını ve vücudunun çeşitli  
yerlerinde yaralanmalar oluştuğunu ifade etmiştir.  
Yine 2 Nisan 1996’da H.T.’nin ifadesine başvurulmuştur.  
Aynı gün saat 16.00’da başvuran cezai soruşturma için delil yokluğundan serbest bırakılmıştır.  
Serbest bırakılan başvuran aynı gün, kötü muamelede bulundukları gerekçesiyle göz altından sorumlu  
polisler hakkında Karşıyaka Cumhuriyet Savcılığı’na başvurarak şikayette bulunmuştur.  
Adli Tıp Kurumunda başvuranın muayenesi sonucunda hazırlanan doktor raporuna göre çeper  
bölgesinde 2 cm’lik sütüre kesi, dil üzerinde 1 ve 3 cm çapında kan toplanması, sol gözde kan  
toplanması, yüze yayılmış bir ödem, her iki kolda 3 x 10 cm büyüklüğünde ekimozlar, her iki  
bilekte 3 cm uzunluğunda ekimozlar ve uyluk bölgesinde 3 x 5 cm’lik bir ekimoz  
belirlenmiştir. Başvurana on günlük iş göremez raporu verilmiş ve adı geçenin bir hastanede  
vücudunda oluşan ekimozların belirlenmesi amacıyla muayene edilmesi yönünde tavsiyede  
bulunulmuştur.  
8 Nisan 1996’da Karşıyaka Cumhuriyet Savcılığı, görevli polisler hakkında ratione materiae  
bakımından yetkisizlik kararı vererek dava dosyasını Karşıyaka Kaymakamlığı İlçe İdare  
Kurulu’na göndermiştir.  
Belirtilmeyen bir tarihte Komiser K. Üvez, Karşıyaka Kaymakamlığı tarafından başvuranın  
şikayetlerini soruşturmak üzere görevlendirilmiştir.  
2 ve 8 Temmuz ve 14 Ağustos 1996 tarihlerinde müfettiş Üvez, sözkonusu polisler A.T., A.A.,  
İ.K., ve A.K.’nın ifadelerine başvurmuştur.  
10 Eylül 1996 tarihinde Karşıyaka İlçe İdare Kurulu özellikle müfettiş Üvez’in hazırladığı  
soruşturma dosyasını dikkate alarak bahsekonu polisler hakkında soruşturma açılmasına gerek  
duyulmadığına karar vermiştir.  
23 Eylül 1996 tarihinde başvuran İzmir Bölge İdare Mahkemesine giderek 10 Eylül 1996  
tarihli karara itirazda bulunmuştur.  
İdare Mahkemesi, 6 Kasım 1996’da dava dosyasına dayanarak yeterli delilin bulunmaması  
nedeniyle soruşturma açılmasına gerek olmadığı yönündeki 10 Eylül 1996 tarihli kararı  
onamıştır. Bu karar başvurana tebliğ edilmemiştir.  
13 Eylül 2001’de başvuranın temsilcisi, başvuranın iddiaları doğrultusunda bir hekim gözüyle  
rapor hazırlanması amacıyla İzmir İnsan Hakları Derneği’ne başvurmuştur. Aynı gün  
hazırlanan rapora göre, Dr. T. Baykal başvuranda kötü muamele sonucu oluşan yumuşak doku  
travması oluştuğu tespitinde bulunmuştur.  
Hükümet, başvuranın hırsızlık ve sahte evrak düzenleme suçları ile ilgili iki adli sicil kaydını  
ve arkadaşı H.T.’nin ise hırsızlık suçundan soruşturma yapıldığı yönündeki dokuz adli sicil  
kaydını sunmuştur.  
HUKUK AÇISINDAN  
1. AİHS’NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLMESİNE İLİŞKİN  
Başvuran AİHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmektedir.  
Başvuran Bostanlı, Karşıyaka Polis Karakolu’ndaki gözaltı sırasında işkence ve kötü  
muameleye maruz kaldığını, dövüldüğünü ve vücudunun çeşitli yerlerine elektrik verildiğini  
ileri sürmüştür.  
Hükümet başvuranın iddialarını yalanlamaktadır.  
AİHM, polis ve güvenlik güçlerinin tamamiyle kontrolü altındaki bir tutuklunun  
yaralanmasının ciddi kuşkuları ortaya koyduğunu hatırlatmaktadır. (Bkz. Salman-Türkiye  
kararı no: 21986/93, § 100, AİHM 2000-VII). Bu bağlamda Hükümetin başvuranda oluşan  
yaralanmanın neden ve nasıl meydana geldiğine, başvuran tarafından ortaya konulan iddialara  
ve tıbbi raporlara dair makul bir açıklama yapması gerekmektedir. (Bkz. diğerleri arasında,  
Tekin-Türkiye kararı, 9 Haziran 1998, 1998-IV, s. 1517-1518, §§ 52 ve 53, Altay-Türkiye  
kararı, no: 22279/93, § 50, 22 Mayıs 2001, ve Esen-Türkiye kararı, no: 29484/95, § 25, 22  
Temmuz 2003).  
AİHM, başvuranın 1 Nisan 1996 tarihinde saat 22.20’de Bostanlı Polis Karakolu’nda bir  
doktor kontrolünden geçmeden göz altına alındığını gözlemlemektedir. Tutuklama tutanağı  
tutuklama esnasındaki tartışmalara yer vermemiştir (Klaas-Almanya kararı ile karşılaştırınız,  
22 Eylül 1993, seri:A no: 269, s.16 § 26). Üç buçuk saat sonra başvuran ilk tıbbi  
muayenesinin yapıldığı Devlet Hastanesine götürülmüştür. Bu muayene sırasında çok sayıda  
yara tespit edilmiştir.  
Ardından aynı gün saat 16.20’de serbest bırakılmasının ardından başvuran ikinci bir  
muayeneden geçirilmiştir.  
Hükümete göre başvuranın vücudunda bulunan eziklerin tek bir kaynağı var: başvuranın  
alkolün ve uyuşturucunun etkisiyle göz altında kendini yaralaması. Göz altına alındıktan  
sonra başvuran tuvalete gitmek istemiş, bu esnada polislere saldırmış ve sorgulama odasının  
camına kafasını vurarak kırmıştır. Hükümet ayrıca başvuranın bu kadar kısa bir süre zarfında  
elektrik şokuna ve işkenceye maruz kaldığı yönündeki beyanının inandırıcılığına karşı  
çıkmaktadır. Hükümet son olarak ilgilide tespit edilen yaralanmaların kendisinden  
kaynaklandığı görüşündedir.  
Hükümetin savı diğerlerinin yanı sıra, başvuranın, temsilcisinin, arkadaşının, olayların  
meydana geldiği yerdeki görgü tanıklarının ve göz altından sorumlu polislerin beyanlarına  
dayalıdır.  
AİHM, Hükümetin getirdiği açıklamaların devam eden olayların bütününe kıyasla makul ve  
tatmin edici olmadığına itibar etmektedir.  
Başvuran, 2 Nisan 1996 tarihinde gece yarısı birde kendi kendini yaralasa dahi bu olay ilk  
tıbbi raporda tespit edilen yaralanmalar ile açıklanamaz. Bu ilk incelemeden on beş saat sonra  
adli tıp doktoru ilk muayenede tespit edilmeyen, dil üzerinde 1 ve 3 cm çapında kan  
toplanması, her iki kolda 3 x 10 cm büyüklüğünde ekimozlar, her iki bilekte 3 cm  
uzunluğunda ekimozlar ve uyluk bölgesinde 3 x 5 cm’lik bir ekimoz belirlemiştir.  
Hükümet tıbbi raporlar arasındaki çelişkiye dair bir açıklama getirmemiş ve bu son  
lezyonların oluşumlarına yönelik makul bir açıklama yapmamıştır.  
Ayrıca dil üzerindeki lezyon ikinci muayene sırasında belirlenmiştir. Dr. D. Sınmaz’a göre  
«dile verilen elektrik şoku nedeniyle art arda (?) lezyonlar oluşmuştur». Hükümet bu yaranın  
oluşumu hakkında yeterli açıklamada bulunmamıştır.  
İlk yapılan muayenede doktorun istediği alkol testi yapılmamıştır, bunun yanı sıra başvuranın  
beyanlarını alkolün ve uyuşturucunun eskisiyle verdiğini kanıtlayacak yeterli tıbbi delil  
mevcut değildir.  
Yukarıda söz edilenler ışığında AİHM, Hükümetin başvuranda görülen yaralanmaların göz  
altında oluşmadığını kanıtlayacak yeterli delili sunmadığı görüşüne varmıştır.  
Hükümet gözaltı sırasında başvurana kasten yapılan muameleler sonucunda lezyonların  
oluştuğu savına karşı çıkmamakta, bu savların AİHS’nin 3. maddesi bakımından  
değerlendirilmesi bakımından yeterince ciddi olduğunu kabul etmektedir.  
AİHM, özgürlüğünden yoksun bırakılmış ve fiziksel güce maruz kalmış bir kişiye uygulanan  
bu muamelenin insanlık onurunu zedelediğinin ve ilke olarak AİHS’nin 3. maddesinin  
ihlaline yol açtığının altını çizmektedir. Mahkeme, soruşturma açılma zorunluluğunun ve  
suçun önlenmesi güçlüklerinin kişinin fiziksel bütünlüğünün gerektiği gibi korunmasına  
götüremeyeceğinin altını çizmektedir (Bkz. Ribitsch-Avusturya kararı, 4 Aralık 1995, seri:A  
no: 336, s. 26, § 38).  
Bu noktada, Sunal’ın maruz kaldığı lezyonlar insanlık dışı ve aşağılayıcı kötü bir uygulamayı  
ortaya koymaktadır.  
Bu nedenle AİHS’nin 3. maddesi ihlal edilmiştir.  
II. AİHS’NİN 13. MADDESİNİN İHLAL EDİLMESİNE İLİŞKİN  
Başvuran yetkililerin kötü muamele iddiaları karşısında etkili bir soruşturma yürütmediklerini  
öne sürmekte, bu yönde AİHS’nin 13. maddesini hatırlatmaktadır.  
Mahkemeye sunulan delillere dayalı olarak AİHM, Savunmacı Devletin AİHS’nin 3. maddesi  
uyarınca sorumluluğu bulunduğuna karar vermiştir. İlgili tarafından dile getirilen şikayet 13.  
madde uyarınca «savunulabilir» niteliktedir. Yetkililerin bu durumda sözü edilen hükmü  
karşılayacak etkili bir soruşturma açma ve yürütme zorunluluğu bulunmakta idi (Bkz. Batı ve  
diğerleri-Türkiye kararı, no: 33097/96-57834/00, §§ 133-137, 3 Haziran 2004).  
AİHM, başvuran tarafından yapılan şikayetin ardından bir soruşturma başlatıldığı ve bu  
soruşturmanın gerekli özenle «etkili» bir şekilde yürütüldüğü kanısındadır.  
Başvuran soruşturmayı yürüten yetkilinin tarafsızlığını eleştirmektedir.  
Hükümet başvuranın şikayetinin İdari bir kurul tarafından incelendiğinin, kurul kararının  
idare mahkemesi önünde hukuki bir kontrole tabi tutulduğunun altını çizmektedir. Bu noktada  
AİHS’nin 13. maddesinde öngörülen yükümlülükler yerine getirilmiştir.  
AİHM, bağımsız bir soruşturma yürütülmesinden sorumlu idari organların kapasitesinin ciddi  
şüphelere yol açtığını ve bunun AİHS’nin 3. ve 13. maddelerince dile getirildiğini  
hatırlatmaktadır (Bkz. son olarak, Mehmet Emin Yüksel-Türkiye kararı, no: 40154/98, § 40,  
20 Temmuz 2004).  
Bu durumda, Kaymakam tarafından müfettiş olarak atanan Komiser K.Üvez yürüttüğü  
soruşturmada yer alan polisler ile aynı hiyerarşi içinde yer almaktadır. İdari Kurul’a gelince,  
Kurul, Kaymakamlık bünyesinde yer alan, yerel polisten idari olarak sorumlu, üst düzey  
görevlililer hakkında gerekli kovuşturmanın yapılması ile yükümlüdür.  
İdari soruşturma esnasında şikayetçi tarafın itirazı kabul edilmemiş, adı geçen mevcut olayları  
kendi açısından dile getirme veya tanıkların dinlenmesi hususunda hiçbir olanak bulamamıştır.  
İzmir Bölge İdare Mahkemesi kararını yalnızca dava dosyasında yer alan unsurlara  
dayandırmıştır.  
Sözkonusu olayların sorumlularının teşhis edilmesi ve cezalandırılması için yürütülen  
soruşturma etkili olarak nitelendirilememektedir. Sonuç olarak, AİHS’nin 13. maddesi ihlal  
edilmiştir.  
III. AİHS’NİN 6. VE 14. MADDELERİNİN İHLAL EDİLMESİNE İLİŞKİN  
AİHS’nin 6. ve 14. maddelerine atıfta bulunan başvuran soruşturmanın yüzeysel ve etkisiz  
olduğundan yakınmaktadır.  
AİHS’nin 3. ve 13. maddelerinin ihlali göz önünde bulundurulduğunda, AİHM, bu  
şikayetlerin incelenmesine gerek olmadığına karar vermiştir.  
IV. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI  
AİHS’nin 41. maddesinde yer alan unsurlar.  
A. Zarar  
Başvuran maddi zarar için 1.000 Euro, manevi zarar için 60.000 Euro talep etmektedir.  
Hükümet bu miktarları aşırı ve dayanaktan yoksun bulmaktadır.  
Başvuran öne sürmüş olduğu maddi zararın gerekçesini belirtmemiştir, AİHM, bu talebi  
reddetmekte ve manevi tazminat adı altında hakkaniyete uygun olarak başvurana 10.000 Euro  
ödenmesini kararlaştırmıştır.  
B. Masraf ve harcamalar  
Başvuran, avukatının harcamaları ve ücret tarifesi, iletişim, posta, fotokopi giderleri için  
toplam 4.500 Euro talep etmiş, bu yönde kanıtlayıcı herhangi bir belge sunmamıştır.  
Hükümet bu miktarları aşırı ve dayanaktan yoksun bulmaktadır.  
AİHM, başvurana Sözleşme organları nezdinde yapmış olduğu harcamalara ilişkin, Avrupa  
Konseyi’nin adli yardım başlığı altında verdiği 630 Euro’luk miktar düşülmek kaydıyla 3.000  
Euro ödenmesini kararlaştırmıştır.  
C. Gecikme faizi  
AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı % 3 'lük bir faiz  
oranının uygulanacağını belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,  
1. AİHS’nin 3.maddesinin ihlal edildiğine;  
2. AİHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. AİHS’nin 6. ve 14. maddelerine dair yapılan şikayetlerin incelenmesine gerek olmadığına;  
4. a) AİHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
miktara yansıtılabilecek KDV, pul, harç ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru  
üzerinden T.L.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümetin başvurana :  
i. manevi tazminat olarak 10.000 (on bin) Euro ödemesine;  
ii. masraf ve harcamalar başlığı altında Avrupa Konseyi’nin adli yardım başlığı altında verilen  
630 Euro’luk miktarın 3.000 (üç bin) Euro’dan düşülerek kalan kısmın ödemesine;  
b) Ödemenin öngörülen süre içerisinde yapılmaması durumunda, sözkonusu sürenin bittiği  
tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar, Hükümetin, Avrupa Merkez Bankasının o  
dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eşit oranda basit faizi ödemesine;  
5. Adil tazminata ilişkin diğer taleplerin reddine ;  
KARAR VERMİŞTİR.  
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3 maddelerine  
uygun olarak 25 Ocak 2005 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.