CONSEIL  
AVRUPA  
DEL’EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
Sürek – Türkiye davası (no. 2)  
(Ba vuru No. 24122/94)  
KARAR  
STRAZBURG, 8 Temmuz 1999  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 1999. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
CONSEIL  
AVRUPA  
DEL’EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
SÜREK – TÜRKĐYE DAVASI (No. 2)  
(Bavuru No. 24122/94)  
KARAR  
STRAZBURG  
8 Temmuz 1999  
Đꢀbu karar metni, Mahkemenin seçkin karar ve hükümleri resmi raporlarında nihai ekilde  
yayınlanmasından önce Sekreterya revizyonuna tabidir.  
1
8 TEMMUZ 1999 TARĐHLĐ (2. NOLU) SÜREK KARARI  
Sürek – Türkiye (2 Nolu) davasında,  
Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilikin Sözlemenin  
(“Sözleme”) 11. Protokol ile değiik1 27. Maddesi ve Mahkeme Đçtüzüğünün 2  
ilgili hükümleri uyarınca;  
Sn. L. Wildhaber, Bakan,  
Sn. E. Palm,  
Sn. A. Pastor Ridruejo,  
Sn. G. Bonello,  
Sn. J. Makarczyk,  
Sn. P. Kuris,  
Sn. J.-P. Costa,  
Sn. F. Tulkens,  
Sn. V. Straznicka,  
Sn. M. Fischbach,  
Sn. V. Butkevych,  
Sn. J. Casadevall,  
Sn. H.S. Greve,  
Sn. A.B. Baka,  
Sn. R. Maruste,  
Sn. K. Traja, hakimler  
Sn. F. Gölcüklü, ad hoc hakim,  
isimli hakimler ile Sekreter Yardımcıları Sn. P.J. Mahoney ve Sn. M. de Boer-  
Buquicchio’un katılımıyla toplanmıolan Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi  
Heyeti,  
4 Mart ve 16 Haziran 1999 tarihli gizli oturumları sonucunda,  
Yukarıda son anılan tarihte benimsenmiolan aağıdaki karara varmıtır:  
USULĐ ĐꢁLEMLER  
1. Dava, Sözleme’nin 32. Maddesi’nin 1. fıkrası ve 47. Maddesinde  
öngörülen üç aylık süre içinde, 17 Mart 1998 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları  
Komisyonu (“Komisyon”) tarafından, Sözleme’nin3 eski 19. maddesi uyarınca  
kurulu bulunan Mahkememize sunulmutur. Bir Türk vatandaı olan Sn. Kemal  
Tekin tarafından, Sözleme’nin eski 25. Maddesi uyarınca 9 Mart 1994 tarihinde  
Türkiye aleyhine Komisyona yapılan bir bavurudan (no.24122/94)  
kaynaklanmıtır.  
Sekreteryanın Açıklaması:  
1 - 2 11 no’lu Protokol ve Mahkeme Đçtüzüğü 1 Kasım 1998 tarihinde yürürlüğe girmitir.  
3 19. Maddeyi değitiren 11 No’lu Protokolün yürürlüğe girmesinden itibaren Mahkeme sürekli  
bazda faaliyet göstermitir.  
2
8 TEMMUZ 1999 TARĐHLĐ (2. NOLU) SÜREK KARARI  
Komisyon’un talebi Sözleme’nin eski 44. ve 48 Maddeleri ile Türkiye  
tarafından mahkemenin zorunlu yetkinin tanındığı bildirgeye (Eski 46. Madde)  
ilikindir. Talebin amacı, dava esaslarının, davalı Devlet tarafından Sözleme’nin  
6. Maddesinin 1. Fıkrası ve 10. Maddesi kapsamındaki yükümlülüklerin ihlalini  
ortaya koyup koymadığına ilikin bir kararın verilmesidir.  
2. Mahkeme’nin Eski A Đçtüzüğünün1 33. Maddesinin 3. fıkrasının, (d) bendi  
uyarınca yapılmıolan soruturmaya cevaben bavuran adli takibata katılmak  
istediğini belirtmive kendisini temsil etmek üzere bir avukat tayin etmitir (Eski  
Đçtüzük 30). Daha sonra Yeni Mahkemenin Bakanı Sn. R. Wildhaber tarafından  
anılan avukata yazılı prosedürde Türkçe dilini kullanma iznini vermitir (Eski  
Đçtüzük 27, 3. fıkrası). Müteakiben yeni Mahkemenin Bakanı Sn. R. Wildhaber  
tarafından anılan avukata sözlü prosedürde Türkçe dilini kullanma iznini vermitir  
(Đçtüzük 36, 5. fıkrası).  
3. 11 nolu Protokolün yürürlüğe girmesinden önce meydana gelebilecek usul  
hususlarına ilikin ilemleri yürütmek üzere kurulmuolan (Sözleme’nin 43.  
Maddesi ve eski Đçtüzük 21) Dairenin Bakanı Sn. Bernhardt, Sekreter  
aracılığıyla hareket ederek Türkiye Cumhuriyeti (“Hükümet”) Temsilcisi,  
bavuranın avukatı ve Komisyon Delegesine yazılı prosedürün hazırlanması  
talebinde bulunmutur. Bunun üzerine gönderilen talebe ilikin olarak Sekreter  
bavuranın görülerini 23 Eylül ve Hükümetin görülerini 22 Kasım 1998  
tarihinde almıtır. 8 eylül 1998 tarihinde Hükümet tarafından Sekretere görülerini  
destekleyen ek bilgileri sunmuve 22 Kasım 1998 tarihinde bavuran adil tazmin  
talebine ilikin ek bilgileri sunmutur. 26 ubat 1999 tarihinde hükümet,  
bavuranın adil tazmin taleplerine ilikin ek görülerini sunmutur.  
4. 11 Nolu Protokolün 1 Kasım 1998 tarihinde yürürlüğe girmesinden sonra  
ve anılan Protokolün 5. maddesinin 5. fıkrası uyarınca Dava Mahkeme Heyetine  
sunulmutur. 22 Ekim 1998 tarihinde Sn. Wildhaber adaletin doğru ekilde tecelli  
edilebilmesi için, mevcut dava ile Türkiye aleyhlinde olan diğer on iki dava olan  
Karata– Türkiye (bavuru no. 23168/94); Arslan - Türkiye (no. 23462/94); Polat  
- Türkiye (no. 23500/94); Ceylan - Türkiye (no. 23556/94); Okçuoglu - Türkiye  
(no. 24146/94); Gerger - Türkiye (no. 24919/94); Erdoğdu ve Ince - Turkiye (no.  
25067/94 ve 25068/94); Bakaya ve Okçuoğlu - Türkiye (no. 23536/94 ve  
24408/94); Sürek ile Özdemir - Türkiye (no. 23927/94 ve 24277/94); Sürek -  
Türkiye No. 2 (no. 24122/94); Sürek - Türkiye no. 3 (no. 24735/94) ve Sürek -  
Türkiye no. 4 (no. 24762/94) davalarının birletirilmesine karar vermitir.  
1 Sekretarya’nın Açıklaması: A Đçtüzüğü, 9 nolu Protokolün yürürlüğe girmesinden önce (1 Ekim  
1994) Mahkemeye sunulan davalar ile anılan tarih itibarıyla ilgili Protokole tabi olmayan Devletler  
ile ilgili davalar için geçerlidir.  
3
8 TEMMUZ 1999 TARĐHLĐ (2. NOLU) SÜREK KARARI  
5. Heyet Türkiye adına re’sen seçilen Sn. R. Türmen’i (Sözleme’nin 27.  
Maddesinin 2. Fıkrası ve mahkeme Đçtüzüğün 24. Maddesinin 4. Fıkrası),  
Mahkeme Bakanı Sn. Wildhaber, Mahkeme Bakan Yardımcısı Sn. E. Palm ve  
Bölümlerin Bakan Yardımcıları  
Sn. J.-P. Costa ve Sn. M. Fischbach  
(Sözleme’nin 27. Maddesinin 3. Fıkrası ve Đçtüzük 24’ün 3 ve 5 (a)) Fıkrası)  
katılımı ile olumutur. Heyet’in tamamlanması için katılan diğer üyeler; Sn. A.  
Pastor Ridruejo, Sn. G. Bonello, Sn. J. Makarczyk, Sn. P. Kuris, Sn. F. Tulkens,  
Sn. V. Straznicka, Sn. V. Butkevych, Sn. J. Casadevall, Sn. H.S. Greve, Sn. A.B.  
Baka, Sn. R. Maruste, ve Sn. S. Botoucharova (Đçtüzüğün 24. Maddesinin 3.  
fıkrası ve 100. Maddesinin 4. Fıkrası).  
19 Kasım 1998 tarihinde, Đçtüzüğün 28. Maddesinin 4. Fıkrası uyarınca Heyet  
tarafından verilen Ogur – Türkiye (Bavuru No. 21594/93) Kararı ile ilgili olarak  
davadan çekilen Sn. Türmen’i durumaya katılmaktan muaf tutmutur. 16 Aralık  
1998 tarihinde Hükümet ad hoc hakim olarak Sn. F. Gölcüklü’nün atandığını  
Yazı Đꢀleri Müdürlüğü’ne bildirmitir (29. Maddenin 1. Fıkrası).  
Sonrasında, davanın ileri aamalarına katılamayacak olan Sn. Botoucharova’nın  
yerine Sn. K. Traja atanmıtır (Đçtüzüğün 24. Maddesinin 5. Fıkrasının (b) bendi).  
6. Mahkeme’nin daveti üzerine (Đçtüzük 99) Komisyon, Heyet nezdindeki  
takibata katılmak üzere üyelerinden biri olan Sn. D. Svaby’i atamıtır. Komisyon  
sonrasında Sekrterya’ya sözlü durumaya Komisyon’un katılmayacağını  
bildirmitir. 16 ubat 1999 tarihinde Delege, Sekreterya’ya davaya ilikin yazılı  
görüünü sunmutur.  
7. Bakanın kararına uygun olarak duruma, 3 Mart 1999 tarihinde Sürek ve  
Özdemir – Türkiye davası ile birlikte Strazburg Đnsan Hakları Mahkemesinde  
gerçekletirilmitir. Mahkeme duruma öncesinde bir hazırlık toplantısı yapmıtır.  
Mahkeme huzurunda bulunanlar:  
(a) Hükümet adına  
Sn. D. Tezcan,  
Sn. M. Vzmen,  
Sn. B. Galiskan,  
Sn. G. Akyüz,  
Ajan,  
Ajan Yardımcısı,  
Sn. A. Günyaktı,  
Sn. F. Polat,  
Sn. A. Emüler,  
Sn. I. Batmaz Keremoglu,  
Sn. B. Yıldız,  
Sn. Y. Özbek,  
Danımanlar;  
4
8 TEMMUZ 1999 TARĐHLĐ (2. NOLU) SÜREK KARARI  
(b) bavuran adına  
Đstanbul Barosu’ndan Sn. H. Kaplan,  
Avukat  
Mahkeme Sn. Kaplan ve Sn. Tezcan’ın beyanlarını dinlemitir.  
DAVA ESASLARI  
I. DAVA KONUSU OLAYLAR  
A. Bavuran  
8. Bavuran 1957 doğumlu bir Türk vatandaı olup, Đstanbul’da ikamet  
etmektedir.  
9. Đlgili tarihte, bavuran Đstanbul’da Haberde Yorumda Gerçek isimli haftalık  
bir dergiyi yayınlayan, Türk kökenli sınırlı sorumlu bir irket olan Deniz Basın  
Yayın Sanayi ve Ticaret Organizasyon’un balıca hisse sahiplerinden biridir.  
B. Dava Konusu Haber  
10. Derginin 26 Nisan 1992 tarihli sayısı, iki eski milletvekili olan Leyla Zana  
ve Orhan Doğan, Lord Avebury ve Anglikan Kilisesinin bir üyesinden oluan  
heyetin bölgedeki gerginliğin balangıcında ırnak’ta düzenlenen bir basın  
toplantısında verilen bilgilere ilikin bir haber içermektedir.  
Haber, ırnak Valisi tarafından delegasyona ırnak Emniyet Müdürünün halka  
ateaçılması yönünde talimat verdiğinin bildirildiğini belirten bir makale  
içermitir.  
Ayrıca Leyla Zana, Orhan Doğan ve bir Jandarma Komutanı olan Đsmet  
Yediyıldız arasında geçen bir diyalogu da sunmutur.  
Haberin ilgili bölümü u ekildedir:  
“Jandarma Alayı Komutanı Đsmet Yediyıldız:  
“Sizin kanınız benim susuzluğumu gideremez…”  
Đngiliz delegasyonu ile birlikte Diyarbakır Milletvekili Leyla Zana, ırnak  
Milletvekili Orhan Doğan ve Bismil Đlçesi Kaymakamı Mehmet Kurdoğlu, güvenlik  
kuvvetleri tarafından abluka altına alınmıolan Tepe köyü sakinleri ile bir süre görüüp,  
ölülerinin cenazelerini almaları için izin alındığının söylenmesi üzerine köylüleri ikna  
5
8 TEMMUZ 1999 TARĐHLĐ (2. NOLU) SÜREK KARARI  
etmeyi baardığında, Diyarbakır Emniyet Müdürü Ramazan Er ile Jandarma Alay  
Komutanı Đsmet Yediyıldız arasında ilginç bir konuma geçmitir.  
Bir tarafta Leyla Zana ve Orhan Doğan ile Albay Đsmet Yediyıldız arasında geçen  
konuma Leyla Zana tarafından aağıdaki ekilde aktarılmıtır:  
Albay Yediyıldız: Sizin burada ne iiniz var? Siz buraya gelene kadar burada kimse  
yoktu. Buraya gelip ileri yine karıtırdınız.  
Leyla Zana: Hayır efendim. Biz gelmeden önce durum oldukça gergindi. Kaymakam  
ile birlikte geldik ve buradaki gerginliği yatıtırmaya çalııyoruz. Đꢀte Kaymakam da  
burada.  
Albay Yediyıldız: Hayır, bu doğru değil. Helikopter ile geçerken daha önce burada  
kimsenin olmadığını gördük. Đnsanlar siz gelince toplandılar.  
Orhan Doğan: Hayır, isterseniz Kaymakam’a sorabilirsiniz. (Bu arada Kaymakam  
Mehmet Kurdoğlu da azarlanmaktadır.)  
Albay Yediyıldız: Bu ölülerin kim olduğunu biliyor musunuz?  
Orhan Doğan: Evet, bunlar bizim, hepimizin çocukları.  
Albay Yediyıldız: Hayır, bunlar sizin çocuklarınız.  
Orhan Doğan: Ama Albay’ım ...  
Albay Yediyıldız: Bana albayım deme. Ben sizin albayınız değilim. Sizin kanınız  
benim susuzluğumu gideremez. Siz de dürüst olun benim kanım da sizin susuzluğunuzu  
gideremez. Sizi u anda bir sıçan gibi öldürürüm. Ölümünüz bize zevk verir. Kanınız  
susuzluğumu gideremez.  
Leyla Zana: Sorun bizi öldürmek ile çözümlenecek ise, ite halkımız; hadi onların  
yanına gidelim ve siz bizi öldürün ve bu sorun çözülsün.  
Albay Yediyıldız: Hayır sizi imdi öldürmeyeceğim. Sizleri halkın gözünde küçük  
ürdükten sonra öldüreceğim.”  
C. Bavuran aleyhindeki suçlamalar  
11. 29 Mayıs 1992 Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı, derginin  
sahibi olarak bavuranı terörle mücadelede yetkili görevlilerin isimlerinin ifa  
edilmesi ve dolayısıyla bu ahısların terör faaliyetlerine hedef olarak gösterme  
eylemleri ile suçlatır. Suçlamalar, Türk Ceza kanununun 1991 Tarihli Terörle  
Mücadele Kanununun (“1991 tarihli Kanun”: bakınız aağıdaki 16. paragraf) 6.  
Maddesi kapsamında yapılmıtır.  
12. Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi huzurundaki yargılamada bavuran  
suçlamaları reddetmive savunmasında aağıdaki hususları dile getirmitir.  
6
8 TEMMUZ 1999 TARĐHLĐ (2. NOLU) SÜREK KARARI  
Haber, 1992 Nevruz kutlamalarında meydana gelen olayların halka bildirilmesi  
amacına yönelik olarak yayınlanmıtır. Güneydoğu Türkiye’ye yapılan ziyarette  
eski milletvekilleri Leyla Zana ve Orhan Doğan tarafından ortaklaa yapılan basın  
bildirisine dayalıdır. 1991 Tarihli Kanunun 6. Maddesinin terörle mücadele  
konusunda yetkili ahısların kimliğinin ifa edilmesine ve nerine ilikin kesin  
yasaklar getirirken, yetkililerin yetkilerini suiistimal etmesi, kanunları  
çiğnemesini ve vatandaları suimuameleye tabi tutulmasına olanak sağlamaktadır.  
Yetkililerin eylemlerine ilikin bilgiler de dahil olmak üzere, bilgi alma ve verme  
hakkı bir demokratik toplulukta temel bir haktır. 1991 tarihli Kanunun 6. Maddesi  
sadece Anayasayı değil, aynı zamanda Sözleme’nin 10. Maddesini de ihlal  
etmektedir.  
D. Bavuranın mahkumiyeti  
13. 2 Eylül 1993 tarihli Kararında Devlet Güvenlik Mahkemesi bavuranı,  
1991 Tarihli Kanunun 6. Maddesi uyarınca suçlu bulmuve 54,000,000 Türk  
Lirası para cezasına çarptırmıtır. Haberin, ırnak Valisi tarafından ziyarette  
bulunan delegasyona, ırnak Emniyet Müdürü tarafından halka ateaçılması  
yönünde bir talimat verildiğine ilikin bilgi verildiği eklinde bir iddiayı içerdiğini  
dikkate almıtır. Ayrıca, bir jandarma komutanı tarafından Leyla Zana’nın  
yanında Orhan Doğan’a “Ölümünüz bize zevk verecektir. Kanınız susuzluğumu  
gideremez” dendiğini bildirmektedir. Bu yetkililerin kimliğinin ifa edilmesi ile,  
yayının kendilerini terör saldırılarına hedef gösterdiğini belirtmitir.  
E. Bavuranın mahkumiyeti temyiz etmesi ve müteakip takibat  
14. Bavuran, Devlet Güvenlik Mahkemesi nezdindeki savunmasını  
tekrarlayarak, temyizde bulunmutur. Ayrıca, söz konusu basın bildirgesinin  
baka gazete ve dergilerde bildirildiğini ve suç konusu haberin bunlara herhangi  
bir ekleme yapmadığını da öne sürmütür.  
15. 10 Aralık 1993 tarihinde Yargıtay tarafından temyiz bavurusu  
reddedilmitir. Bavuranın savunmasının reddedilmesine ilikin Devlet Güvenlik  
Mahkemesi delil tespiti ve uygulanan mantığın yerinde olduğunu onamıtır.  
7
8 TEMMUZ 1999 TARĐHLĐ (2. NOLU) SÜREK KARARI  
II. ĐLGĐLĐ ĐÇ HUKUK  
A. Ceza Kanunu  
Terörle Mücadele Kanunu (12 Nisan 1991 Tarih ve 3173 Sayılı Kanun)1  
24. 1991 Tarihli Terörle Mücadele Kanunun Đlgili Hükümleri u ekildedir:  
6. Madde  
Đsim ve kimlik belirterek veya belirtmeyerek kime yönelik olduğunun anlaılmasını  
sağlayacak surette kiilere karı terör örgütleri tarafından  
suç ileneceğini veya terörle mücadelede görev almıkamu görevlilerinin  
hüviyetlerini açıklayanlar veya yayınlayanlar veya bu yolla kiileri hedef gösterenler beꢀ  
milyon liradan on milyon liraya kadar ağır para cezası ile cezalandırılır.  
Terör örgütlerinin bildiri veya açıklamalarını basanlara veya yayınlayanlara bemilyon  
liradan on milyon liraya kadar ağır para cezası verilir.  
Yukarıdaki fıkralarda belirtilen fiillerin 5680 sayılı Basın Kanununun 3 üncü maddesindeki  
mevkuteler vasıtası ile ilenmesi halinde, ayrıca sahiplerine de; mevkute bir aydan az süreli  
ise bir önceki ay ortalama fiili satımiktarının, aylık veya bir aydan fazla süreli ise bir  
önceki fiili satımiktarının,mevkute niteliğinde bulunmayan basılı eserler ile yeni yayına  
giren mevkuteler hakkında ise, en yüksek tirajlı günlük mevkutenin bir önceki ay ortalama  
satıtutarının2 yüzde doksanı kadar ağır para cezası verilir. Ancak, bu ceza elli milyon  
liradan az olamaz. Bu mevkutelerin sorumlu müdürlerine, sahiplerine verilecek cezanın  
yarısı uygulanır.”  
B. Devlet Güvenlik Mahkemeleri  
17. Devlet güvenlik Mahkemesinin kuruluve yargılama hakkındaki kanunun  
ilgili hükümleri, mevcut karar ile aynı tarihte yayınlanan 1. Nolu Sürek – Türkiye  
Kararının 32-33. paragraflarında belirtilmitir.  
1 Terörizm faaliyetlerinin engellenmesi amacıyla yürürlüğe girmiolan bu kanun, Ceza  
Kanununda “terörizm fiilleri” veya “terörizm amacıyla ilenen fiiller” (3. ve 4. maddeler) olarak  
tanımlanan ve anılan kanuna tabi olan çeitli suçlara ilikindir.  
2 Đtalik olarak yazılmıolan bölüm, 31 Mart 992 tarihinde Anayasa Mahkemesi tarafından iptal  
edilmive 27 Temmuz 1993 tarihinde yürürlükten kaldırılmıtır.  
8
8 TEMMUZ 1999 TARĐHLĐ (2. NOLU) SÜREK KARARI  
KOMĐSYON HUZURUNDA YAPILAN TAKĐBAT  
18. Sn. Kamil Sürek Komisyona 9 Mart 1994 tarihinde bavurmutur.  
Mahkumiyetinin ve almıolduğu cezanın Sözlemenin 10. Maddesi kapsamında  
teminat altına alınan ifade özgürlüğüne ilikin meru olmayan bir müdahale tekil  
ettiğini ve Sözleme’nin 6. Maddesinin 1. Fıkrasına aykırı olarak davasına  
bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından bakılmadığı yönünde ikayetleri  
olmutur. Ayrıca, kendisi aleyhinde yapılan ceza mahkemesinin makul bir sure  
içinde sonuçlandırılmadığı ve bu nedenle 6. Maddenin 1. Fıkrasının ihlal  
edildiğini öne sürmütür.  
19. Komisyon, bavuran tarafından iddia edilen ceza mahkemesinin süresine  
ilikin ikayet hariç olmak üzere, bavurunun (no. 26682/95) kabul edildiğini 2  
Eylül 1996 tarihinde beyan etmitir. 13 Ocak 1998 tarihli raporunda Komisyon,  
Sözlemenin 10. Maddesinin ihlal edilmediğini (23’e karı 9 oy) ancak 6.  
Maddenin 1. fıkrasının ihlal edildiğine (31’e karı 1 oy) ilikin görübelirtmitir.  
Komisyonun görüü ile birlikte rapor içinde bulunun üç ayrı görüün tam metni  
bu kararın ekinde sunulmutur1.  
MAHKEMEYE YAPILAN NĐHAĐ SUNUMLAR  
20. Bavuran, Mahkeme’den muhatap Devletin Sözlemenin 6. Maddesinin 1.  
Fıkrası ve 10. Maddesi kapsamındaki yükümlülüklerini ihlal ettiğinin tespit  
edilmesini ve kendisine adil tazminat verilmesini talep etmitir.  
Hükümet kendi adına Mahkeme’den bavuranın ikayetlerini reddetmesini  
istemitir.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. SÖZLEMENĐN 10. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
21. Bavuran Sözleme’nin 10. maddesi ile güvence altına alınmıolan ifade  
özgürğüne haklı sebep olmaksızın merciler tarafından müdahale edildiğini iddia  
etmitir. Đlgili madde u ekildedir:  
“1. Herkes ifade özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğünü, kamu otoritelerinin  
müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme  
1 Sekretarya’nın Açıklaması Uygulama nedenlerinden dolayı bu ek, sadece kararın baskılı  
sürümünde verilecek olup (Mahkeme’nin seçkin karar ve hükümlerine ilikin resmi raporlar),  
ancak Komisyon Raporunun bir sureti Sekreterya’dan temin edilebilecektir.  
9
8 TEMMUZ 1999 TARĐHLĐ (2. NOLU) SÜREK KARARI  
özgürğünü de içerir. Bu madde, devletlerin televizyon ve sinema iletmelerini bir izin  
rejimine bağlı tutmalarına engel değildir.  
2. Kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir toplumda,  
zorunlu tedbirler niteliğinde olarak,ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu  
güvenliğinin korunması, asayisizliğin veya suç ilenmesinin önlenmesi, sağğın veya  
ahlakın, bakalarının ün ve haklarının korunması, gizli kalması gereken haberlerin  
yayılmasına engel olunması veya yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması  
için kanunla öngörülen bazı formalitelere artlara,sınırlamalara ve yaptırımlara  
bağlanabilir.”  
22. Hükümet, bavuranın ifade özgürlüklerine yapılan müdahalenin 10.  
Maddenin ikinci paragrafı hükümleri uyarınca haklı sebebe dayandırıldığını  
savunmutur. Komisyon Hükümet’in bu husustaki görüüne katılmaktadır.  
A. Müdahalenin Mevcudiyeti  
23. Mahkeme, bavuranın 1991 Tarihli Terörle Mücadele Yasası’nın (“1991  
Tarihli Yasa”) 6. maddesi uyarınca suçlu bulunup, hüküm giymiolması  
nedeniyle, bavuranın ifade özgürlüğü hakkına bir müdahalenin yapılmıꢀ  
olduğunun açık olduğunu ve bu konuda bir itirazın sunulmadığını kaydetmitir.  
B. Müdahalenin Haklı Sebebe Dayanması  
24. Müdahaleler, “kanunlar tarafından öngörüldüğü üzere”, 10. Maddenin 2.  
fıkrasında belirtilen haklı sebeplerden bir veya birkaçına dayandığı ve anılan  
hedef veya hedeflerin elde edilmesi için bir demokratik toplumda gerekli olanların  
haricinde, Madde 10 ihlallerini tekil etmektedir. Mahkeme bu ölçütleri sırasıyla  
inceleyecektir.  
1. “Kanunlar Tarafından Öngörülme”  
25. Müdahalenin, 1991 Tarihli Yasanın 6. Maddesi uyarınca yasal bir  
dayanağı olduğu ve dolayısıyla Sözleme’nin 10. Maddesinin 2. Fıkrası uyarınca  
“kanunlar tarafından öngörüldüğü” aleyhinde bir itiraz yapılmamıtır. Mahkeme  
de bunun aksine bir sonuca varılması için herhangi bir neden görmemektedir.  
2. Meru amaç  
26. Bavuran müdahalenin, Sözleme’nin 10. Maddesinin ikinci paragrafı  
kapsamında meru bir amaca dayandığı konusunda bir itiraz da bulunmamıtır.  
27. Hükümet, uygulanan önlemlerin milli güvenlik ve toprak bütünlüğü adına  
uygulandığını belirtmitir.  
28. Komisyon, bazı yetkililerin kimliklerinin ifa edilmesi gerekçesi ile  
bavuranın mahkumiyetinin ve hapis cezasına çarptırılmasının, diğerlerinin  
haklarının korunması amacıyla meru hakların korunmasına yönelik olduğu  
görüündedir. Komisyon, milli güvenlik ve kamu emniyetinin korunması gibi  
diğer amaçların konu ile ilgili olup olmadığı konusunda görübelirtmemitir.  
10  
8 TEMMUZ 1999 TARĐHLĐ (2. NOLU) SÜREK KARARI  
29. Mahkeme, Güneydoğu Türkiye’deki güvenlik durumunun hassasiyetini  
(Bkz. 25 Kasım 1997 tarihli Zana – Türkiye Kararı, 1997-VII Raporları, s. 2539,  
10. Madde) ve terör ile mücadele konusunda görevli kamu görevlilerinin, terör  
saldırılarına hedef olmaktan korunması için belli önlemleri alma zorunluluğunu da  
dikkate alarak, itiraz konusu olan önlemlerin, Sözleme’nin 10. Maddesi  
kapsamında meru amaçlar olan toprak bütünlüğü ve bakalarının haklarının  
korunması adına uygulanmıolduğunun kabul edilebileceği görüündedir.  
3. “Bir Demokratik Toplum için Zaruret”  
(a) Mahkeme huzurunda bulunanların iddiaları  
(i) Bavuran  
30. Bavuran, içeriği konusunda herhangi bir yazı ileri müdürlüğü  
sorumluluğa sahip olmaksızın, derginin sahibi olmasına rağmen, söz konusu  
yetkililerin isimlerinin ifa edilmesi nedeniyle 1991 Tarihli Kanunun 6. Maddesi  
uyarınca cezalandırılmasından ikayetçi olmutur. Söz konusu verilerin, 1992  
yılında ırnak’taki bir gerginliğin balangıcında kamu ahsiyetleri delegasyonları  
tarafından düzenlenen basın konferansında verilen bilgilerin tarafsız olarak  
iletilmesini hedefleyen tarafsız bir haber raporunun bir bölümünü tekil ettiğini  
savunmutur. Yayın PKK’yı yüceltmemitir. Ayrıca ne derginin ne de bavuru  
sahibinin örgüt ile bir ilikisi bulunmamaktadır. Son olarak, söz konusu basın  
bildirisinin baka gazetelerde de yayınlandığını ve suçlama konusu haber  
makalelerinin bunlara herhangi bir ilave yapmadığını vurgulamıtır.  
(ii) Hükümet  
31. Hükümet, bavuran tarafından yayınlanan haberin, terörle mücadeleye  
katılan belli yetkililerin kimliğinin ifa edilmesi suretiyle dayanağı olmayan  
çağımlar yaparak, anılanların hayatlarının terör saldırıları tehlikesine atıldığını  
savunmutur.  
Bavuran derginin sahibi olarak, örtülü ekilde ancak yine de bariz olarak bir  
terör örgütünü haklı çıkarmaya çalıan bir haberin yayınlanması ile bölücü  
propaganda yapılmasına katılarak, toprak bütünlüğü, milli birlik ve güvenlik ile  
suç ve asayisizliğin önlenmesini gibi ulusal topluluğun temel çıkarlarını tehdit  
etmitir. Hükümet görülerinde bölücü propagandanın ister istemez iddeti tevik  
ettiğini ve Türk halkı içindeki çeitli gruplar arasında dümanlığı provoke ettiğini  
ve dolayısıyla insan hakları ve demokrasiyi tehlikeye attığı belirtilmitir.  
11  
8 TEMMUZ 1999 TARĐHLĐ (2. NOLU) SÜREK KARARI  
Hükümet’in kanaatine göre, bavuran aleyhinde alınan önlemlerin Devletin  
temel çıkarlarını tehlikeye atan eylemlere ilikin yetkililerin değerlendirme marjı  
dahilindedir ve mevcut davada bu önlemlerin alınmasının 10. Maddenin 2.  
paragrafı kapsamında doğrulanmaktadır.  
(iii)Komisyon  
32. Komisyon, güneydoğu Türkiye’deki genel gerginlik ve meydana gelen  
terör ve iddet seviyesini dikkate alarak, bu bölgede terörist gruplarına karı  
Devlet mücadelesinde görev yapan yetkililerin sıklıkla ciddi tehlikelere maruz  
kaldığı ve bu nedenle de yüksek derecede korumanın gerekli olduğunu  
ünmektedir. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin tespitlerine göre, ilgili  
yetkililerin kimliklerinin ifa edilmesi bu yetkilileri terör saldırılarının hedefi  
haline getirmitir. Komisyon, kendi baına kamu yararına bilgiler içerebilecek  
olan söz konusu haber makalelerinin ilgili iki yetkilinin kimlikleri ifa  
edilmeksizin de yayınlanabileceği kanaatindedir. Dava konusu durumlarda 10.  
Maddenin ihlal edilmediği sonucuna varmıtır.  
(b) Mahkeme’nin değerlendirmesi  
33. Mahkeme, örneğin Zana – Türkiye kararı (yukarıda belirtilmitir, s. 2547-  
48, 51. madde) ve 21 Ocak 1999 tarihli Fressoz ve Roire – Fransa Kararında  
(1999-… Raporları, s. …, 45. Madde) olduğu üzere, kararlarının dayandığı temel  
ilkeleri vurgulamaktadır.  
(i) Đfade özgürlüğü demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden birini ve  
toplumun ilerlemesi ve her bireyin öz-güveni için gerekli temel artlardan birini  
tekil etmektedir. 10. Maddenin 2. paragrafı uyarınca, bu kabul gören veya  
zararsız veya kayıtsızlık içeren “bilgiler” veya “fikirler” için değil, aynı zamanda  
kırıcı, ok edici veya rahatsız edici olanlar için de geçerlidir. Bunlar, bir  
“demokratik toplumun” olmazsa olmaz çokseslilik, tolerans ve hogörünün  
gerekleridir. 10. Maddede belirtilen ekilde bu özgürlük, ancak harfiyen uyulması  
gereken ve ikna edici bir ekilde tespit edilmesi gereken bazı istisnalara tabidir.  
(ii) 10. Maddenin 2. Fıkrasında belirtilen anlamda “zaruri” sıfatı “acil bir  
sosyal ihtiyaç” anlamındadır. Akit Devletler anılan ihtiyacın mevcut olup  
olmadığının değerlendirilmesi konusunda belli bir marja sahiptir. Ancak bağımsız  
bir mahkeme tarafından verilenler de dahil olmak üzere, tabi olduğu yasama ve  
kararları kapsayacak ekilde Avrupa denetimi ile iç içe olmalıdır. Mahkeme bu  
sebeple, bir “sınırlamanın” Sözleme’nin 10. Maddesinin güvencesinde olan  
ifade özgürlüğü ile bağdaıp bağdamadığı konusunda nihai kararı verme yetkisini  
haizdir.  
12  
8 TEMMUZ 1999 TARĐHLĐ (2. NOLU) SÜREK KARARI  
(iii) Denetim yetkisinin uygulanmasında Mahkeme müdahaleyi, suçlanan  
ifadeler ve bunların ifade edildiği bağlam da dahil olmak üzere, davayı bir bütün  
olarak ele alarak incelemelidir. Đlk olarak müdahalenin “meru amaçlar ile  
orantılı” ve ulusal otoriteler tarafından anılan müdahalenin meru gösterilmesi  
için belirtilen gerekçelerin “ilgili ve yeterli” olup olmadığı tespit edilmelidir.  
Bunu yaparken de Mahkeme, ulusal otoritelerin Madde 10 kapsamında bulunan  
ilkelere uygun standartları uyguladığı ve ilgili bulguların kabul edilebilir bir  
değerlendirmesine dayalı oldukları konusunda olumlu kanaata varmalıdır.  
34. Mahkeme ayrıca, kamu yararına olan hususlarda siyasi konumalar veya  
tartımalara ilikin sınırlamalar Sözleme’nin 10. Maddesinin 2. fıkrasında çok  
küçük bir kapsamın olduğunu hatırlatmaktadır (bkz. 25 Kasım 1996 tarihli  
Wingrove – Birleik Kraliyet davası, 1996 Raporları-V, s. 1957, 58. Madde).  
Ayrıca, Hükümetin sahip olduğu egemen konum, özellikle haksız saldırılar ve  
manlarının eletirilerine cevap verilmesine ilikin baka araçların bulunduğu  
durumlarda, cezai ilemlere bavurulması konusunda bir sınırlamanın  
uygulanmasını zorunlu kılmaktadır. Bununla birlikte,  
garantörleri sıfatıyla hareketle, ceza kanunu niteliğinde olanlar da dahil olmak  
üzere, doğru tepkiyi verecek ve anılan ifadeler aılmadan önlemlerin  
kamu düzeninin  
benimsenmesi Devlet otoritelerinin yetkisine açıktır (bkz. 9 Haziran 1998 tarihli  
Đncal – Türkiye kararı, 1998-IV Raporları, s. 1567, 54. Madde). Son olarak, anılan  
sözler bir birey veya bir kamu görevlisi veya bir nüfusun bir kesimine karı bir  
iddeti tevik ettiği durumlarda Devlet otoriteleri, ifade özgürlüğüne ilikin  
müdahale gereğinin incelenmesinde daha genibir marja sahiptir.  
35. Bavuranın, sahibi olduğu dergi vasıtasıyla belli kamu görevlilerinin  
kimliğini ifa etmek suçundan mahkum edilmiolması nedeniyle, söz konusu  
müdahaleler ayrıca basının, bir siyasi demokrasinin düzgün ekilde ilemesinin  
sağlanmasına ilikin temel görevi bağlamında da dikkate alınmalıdır (birçok diğer  
otoritenin yanı sıra bkz., 8 Temmuz 1986 tarihli Lingens - Avusturya kararı, A  
Serisi, No. 103. s. 26, Madde 41; ve yukarıda anılan Fressoz ve Roite kararı, s. …,  
Madde 45). Basının iddet tehdidi karısında milli güvenlik veya ülke  
bütünlüğünün korunması veya asayisizlik veya suçun engellenmesi için konmuꢀ  
olan sınırlamaları amaması gerekmesine rağmen, bölücü olanlar da dahil olmak  
üzere, bilgi sağlaması ve siyasi hususlarda bilgi vermesi bir zorunluluktur.  
Basının, anılan bilgileri ve fikirleri bildirme zorunluluğunun yanı sıra, halkın da  
bunları almaya hakkı vardır. Basın özgürlüğü, kamuoyuna siyasi liderlerin fikir ve  
tutumlarının kefedilmesi ve bunlara ilikin bir kanaat oluturulması için en iyi  
araçlardan birini sağlamaktadır (bkz. yukarıda anılan Lingens kararı, s. 26, Madde  
41-42).  
36. Mahkeme, bavuranın mahkumiyeti ve cezasının dergisi tarafından, yanlıꢀ  
davralarda bulunduğu izlenimini veren bazı yetkililerin kimliğini ifa eden bir  
13  
8 TEMMUZ 1999 TARĐHLĐ (2. NOLU) SÜREK KARARI  
haber makalesi yayınlanmıolduğu gerekçesiyle uygulanmıolduğuna dikkat  
etmektedir. Dergi ile sadece ticari açıdan bağlı olduğu ve yazı ileri müdürlüğü  
sorumluluğu taımadığı gerekçesi ile haber makalelerinin içeriğine ilikin her  
türlü cezai sorumluluktan muaf tutulması gerektiği yönünde bavuran tarafından  
ileri sürülen iddiayı reddetmektedir. Bavuran mal sahibi olup, bu konumu  
itibarıyla derginin yazı ileri yönetimini ekillendirme hakkına sahiptir. Bu  
nedenle, halk için bilgi toplanması ve dağıtılması konusunda derginin yazı ileri  
ve muhabir personelinin görev ve sorumlulukları açısından vekaleten sorumlu  
olup, bu da çatıma ve gerginlik durumlarında daha büyük önem taımaktadır.  
37. Bavuranın mahkumiyet ve cezası ilk olarak yayınında, ırnak Valisi’nin  
ırnak Emniyet Müdürü tarafından halka karı ateaçma emrinin verilmiꢀ  
olduğunu teyit ettiği yönünde bir haber vermiolduğu ile ilgilidir. Đkinci olarak,  
eski bir milletvekili olan Leyla Zana’nın, adı verilen bir Jandarma Komutanının  
yine eski bir milletvekili olan Orhan Doğan’a “sizin ölümünüz bize mutluluk  
verecektir. Sizin kanınız benim susuzluğumu gideremez” dediğini (bkz.  
yukarıdaki Paragraf 10) belirtmektedir.  
Dolayısıyla, ifadelerde kullanılan kelime açık ekilde söz konusu polis ve  
jandarma yetkilisinin ciddi bir yanlıdavranıiçinde bulunduğunu ima  
etmektedir. Đfadelerin ilgili görevli veya yetkililere karı iddeti tevik edecek  
ekilde belirtildiği söylenemese de, yetkililerin güçlü bir kamu saygısızlığına  
maruz bırakabilecek düzeydedir. Ayrıca, haber makalesi, 1985’ten bu yana çok  
ciddi can kayıpları ve bölgenin büyük bir kısmında olağanüstü hal ilan edilmesine  
sebebiyet verecek ekilde güvenlik kuvvetleri ile PKK kuvvetleri arasında ciddi  
çatımaların devam etmekte olduğu Güneydoğu Türkiye’deki güvenlik durumu  
bağlamında yayınlanmıolması da dikkate alınmalıdır (bkz. yukarıda anılan Zana  
kararı, s. 2539, Madde 10).  
38. Yukarıdaki hususlar dikkate alındığında Mahkeme,  
bavurana  
uygulanmıolan mahkumiyet ve cezanın 10. Maddenin 2. fıkrası kapsamındaki  
zorunluluk ile ilgili nedenlerle desteklenmiolduğundan üphe etmek için  
herhangi bir neden görmemektedir.  
39. Dayanak tekil eden nedenlerin yeterli olup olmadığına ilikin husus ile  
ilgili olarak Mahkeme, söz konusu müdahalenin gerginliğin meydana gelmiꢀ  
olduğu bir bölgeye bazı siyasetçiler tarafından yapılmıolan ziyarete ilikin  
olarak anılan siyasetçiler tarafından basın toplantısında bildirilen ifadelerin  
gazeteciler tarafından rapor edilmesine ilikin olduğunu belirtmektedir (bkz. 23  
Eylül 1994 tarihli Jersild – Danimarka Kararı, A Serisi, no. 298, s. 23, Paragraf  
31). Söz konusu haber makalesi basit bir polis görevlisi ve bir jandarma subayı  
tarafından belli durumlar konusunda emredildiği veya teyit edildiği bildirilen  
ifadeleri yansıtmaktadır. Bu iddiaların doğru olduğu varsayılırsa, söz konusu  
yanlıdavraın ciddiyeti karısında kamunun sadece hareketi değil, aynı  
zamanda yetkililerin kimliklerini öğrenme konusunda meru bir hakkı  
bulunmaktadır. Ancak, ilgili Türk kanunları kapsamında (bkz. 23 Nisan 1992  
tarihli Castells – Đspanya Kararı, A Serisi, No. 236, s. 24, paragraflar 47-48)  
gerçek ve kamu yararının savunulması mümkün değildir.  
40. Ayrıca, haber makalesine dayanak tekil eden basın açıklamasının baka  
gazetelerde yayınlanmıolduğu ve söz konusu haber kapsamının herhangi bir  
14  
8 TEMMUZ 1999 TARĐHLĐ (2. NOLU) SÜREK KARARI  
ekleme yapmadığı konusunda herhangi bir ihtilaf mevcut değildir. Ayrıca diğer  
gazetelerin anılan açıklamadan kaynaklanan yayından dolayı cezalandırılmıꢀ  
olduğu da belirtilmemitir (bkz. 22 Mayıs 1990 tarihli Weber – Đsviçre Kararı, A  
Serisi, No. 177, s. 23, paragraf 51). Mevcut davadaki haber makalesinin  
yayınlandığı tarihte bazı yanlıdavralarda bulunan polis ve jandarma  
görevlilerini ifa eden söz konusu bilgi zaten halka açıklanmıtır. Dolayısıyla,  
ilgili yetkililerin kimliklerinin korunmasına ilikin amaç, önemli ölçüde ortadan  
kalkmıve sınırlamanın engellemeyi amaçladığı zarar vuku bulmudurumdadır  
(bkz. 26 Kasım 1991 tarihli Observer and Guardian ve Sunday Times (No. 2)  
Kararları, sırasıyla A Serisi, No. 216, ss. 34-35, paragraflar 69-71; ve A Serisi,  
No. 217, ss. 30-31, paragraflar 54-56).  
41. Son olarak Mahkeme, mahkumiyet ve cezanın, basının kamu yararına  
olan hususlarda açık tartımaya olan katkısını yıldırabilecek nitelikte olduğu  
görüündedir.  
42. Yukarıdaki hususlar ıığında Mahkeme, Hükümet’in söz konusu  
yetkilileri terörist saldırılarından koruma amacının, bavuranın Sözleme’nin 10.  
maddesi kapsamındaki ifade özgürlüğü hakkına uygulanan sınırlamaların haklı  
çıkarılması için yeterli olmadığı kanaatindedir. Basın özgürlüğünün korunması ile  
söz konusu kamu görevlilerinin kimliklerinin korunması arasında adil bir denge  
olmadığında, ikayet konusu müdahale ilgili meru amaçlar ile orantısızdır. Bu  
nedenle mevcut davada Sözleme’nin 10. maddesi ihlal edilmitir.  
II. SÖZLEMENĐN 6. MADDESĐNĐN 1. FIKRASININ ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ  
ĐDDĐASI  
A. Hükümetin ön itirazı  
43. Hükümet tarafından Mahkemeye sunulan mütalaada, bavuranın davasına  
bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından bakılmadığı eklindeki ikayetin iç  
mahkemelere sunulmadığı gerekçesiyle, Sözleme’nin 35. maddesinde öngörülen  
iç hukuk yollarının tüketilmediği öne sürülmütür.  
15  
8 TEMMUZ 1999 TARĐHLĐ (2. NOLU) SÜREK KARARI  
44. Mahkeme ilke olarak ön itirazları, en azından özü itibarıyla ve yeterli  
açıklıkta olacak ekilde söz konusu Devlet tarafından ilk kabul edilebilirlik  
aamasında öne sürüldüğü ölçüde dikkate aldığını yinelemektedir (bkz. 23 Eylül  
1998 tarihli Aytekin – Türkiye Kararı, 1998-VII Karar ve Hükümler Raporu, s. ,  
Paragraf 77). Ancak, Hükümet’in Komisyon’a sunmuolduğu mütalaada iç hukuk  
yollarının tüketilmemiolduğu gerekçesiyle yukarıda belirtilen ikayetin kabul  
edilebilirliğine ilikin bir itirazda bulunduğu görülmemektedir. Bu nedenle ön  
itirazlarının sunulmasına ilikin bir estoppel mevcuttur.  
B. Bavuranın ikayetinin esasları  
45. Bavuran, kendisini yargılayıp mahkum eden Devlet Güvenlik  
Mahkemesinde bir askeri hakimin bulunmuolması nedeniyle Sözlemenin 6.  
Maddesinin 1. Fıkrası uyarınca adil yargılama hakkının ihlal edildiğinden  
ikayetçi olmutur. 6. Maddenin 1. Fıkrası u ekildedir:  
“Herkes, … kendisine yöneltilen herhangi bir suçlamanın karara bağlanması konusunda,  
kanunla kurulmubağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının … adil … olarak  
görülmesini istemek hakkına sahiptir.”  
46. Hükümet bu iddiaya itiraz etmi, ancak iddia Komisyon tarafından kabul  
edilmitir.  
47. Bavuran dilekçesinde, Đstanbul Devlet güvenlik Mahkemesi gibi Devlet  
Güvenlik Mahkemelerine atanan askeri hakimlerin, Cumhurbakanının onayına  
tabi olmak üzere Milli Savunma Bakanı ve Babakanın ortak kararı ile atanmıꢀ  
olduklarından yürütmeye bağlı olduklarını belirtmitir. Mesleki sicilleri ve  
terfileri ile birlikte memuriyetlerine ilikin teminatın amirinin ve dolayısıyla  
ordunun kontrolü altında olduğunu belirtmitir. Askeri hakimleri amirine ve  
orduya karı bağlayan bağlar, askeri hakimlerin mahkemedeki ilevlerini bağımsız  
ve tarafsız olarak yerine getirmesini engellediğini öne sürmütür. Bavuran ayrıca,  
amirlerinin görüleri ile ters bir görüü benimsemelerinin imkansız olduğu  
gerekçesi ile askeri hakimlerin ve dolayısıyla görev yaptıkları mahkemelerin  
bağımsızlık ve tarafsızlığından ödün verildiğini vurgulamıtır  
Bavuran, bu hususların Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsızlık  
ve tarafsızlığını engellediğini ve kendisinin 6. Maddenin 1. Fıkrasına aykırı olarak  
adil yargılama hakkından mahrum bırakıldığını belirtmitir.  
48. Hükümet, Devlet Güvenlik Mahkemelerine askeri hakimlerin katılımına  
ilikin kuralları ve anılan mahkemelerin 6. Maddenin 1. fıkrası anlamında  
bağımsızlık ve tarafsızlık gereklerine tam uygunluğunun sağlanması için adli  
ilevlerin yerine getirilmesinde hak sahibi oldukları teminatları sunmutur.  
16  
8 TEMMUZ 1999 TARĐHLĐ (2. NOLU) SÜREK KARARI  
Hükümet, askeri hakimlerin amirlerine karı sorumlu oldukları yönündeki bavuru  
sahiplerinin iddialarına itiraz etmitir. Đlk olarak, resmi bir görevlinin bir askeri  
hakimin adli ilevlerini yerine getiriꢀ ꢀeklini etkilemeye çalımasının Askeri  
Kanunun 112. maddesi uyarınca bir suç tekil ettiğini belirtmitir (bkz. yukarıdaki  
17. paragraf). Đkinci olarak, sicil raporları sadece askeri hakimlerin adli olmayan  
görevlerinin yürütülmesine ilikin olduğunu belirtmitir. Askeri hakimler sicil  
raporlarına eriim hakkına sahip olup, bunların içeriği konusunda Yüksek Askeri  
Đdari Mahkeme’de dava açma hakkı verilmitir. Adli kapasitede hareket ederken,  
bir askeri hakimin tam olarak bir sivil hakim eklinde değerlendirildiğini  
savunmutur.  
49. Ayrıca Hükümet, mahkemede askeri hakimlerin bulunması nedeniyle  
bavuru sahiplerinin yargılamasının adil olma özelliğinin önyargıya tabi  
olmadığını öne sürmütür. Askeri hakimin hiyerarik yetkilileri ve anılan  
hakimleri mahkemeye atayan kamu yetkililerinin takibat veya davanın sonucuna  
ilikin herhangi bir etkiye sahip olmadığını iddia etmilerdir. Ayrıca, bavuru  
sahiplerinin ilk mahkumiyeti, temyiz üzerine davanın görüülmesinden sonra  
Yargıtay tarafından iptal edilmitir. Dava tekrar Đstanbul Devlet güvenlik  
Mahkemesine sevk edildiğinde anılan mahkeme, yüksek mahkemenin kararına  
uymuve müteakip kararı bağımsızlık ve tarafsızlığının ihtilaf konusu olmadığı  
Yargıtayca onanmıtır (bkz. yukarıdaki 13-15 paragrafları).  
50. Hükümet ayrıca, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Anayasanın 143.  
maddesi uyarınca kurulmasının öngörüldüğü güvenlik bağlamının özellikle  
dikkate alınması gerektiğini Mahkeme’ye bildirmitir. Silahlı kuvvetlerin terörle  
mücadele kampanyası konusundaki deneyimi de dikkate alınarak, yetkililerin  
güvenlik ve Devlet bütünlüğüne ilikin tehditler ile baa çıkabilmesi amacıyla  
gerekli uzmanlık ve bilginin sağlanması için bir askeri hakimin katılımı ile anılan  
mahkemelerin güçlendirilmesinin gerekli olduğunu düündüklerini belirtmitir.  
51. Komisyon, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesinin Sözleme’nin 6.  
Maddesinin 1. fıkrası uyarınca bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olarak kabul  
edilemeyeceği sonucuna varmıtır. Komisyon bu görüü ile ilgili olarak 25 ubat  
1997 tarihinde benimsenen Đncal – Türkiye davası raporunun 31. Maddesi ve  
görüünü destekleyen nedenlere gönderme yapmıtır.  
52. Mahkeme, 9 Haziran 1998 tarihli Đncal – Türkiye kararı (1998-IV  
Raporları, s. 1504) ve 28 Ekim 1998 tarihli Çıraklar – Türkiye kararında (1998-  
Raporları, s. …) mevcut dava için Hükümet tarafından öne sürülen hususlara  
benzer hususların ele alınmıolduğunu vurgulamaktadır. Anılan kararlarda  
Mahkeme, Devlet Güvenlik Mahkemesinde bulunan askeri hakimlerin durumunun  
bağımsızlık ve tarafsızlık açısından belli teminatları içerdiğini belirtmitir (bkz.  
yukarıda anılan Đncal kararı, s. 1571, madde 65 ve yukarıda anılan 32. paragraf).  
Diğer yandan Mahkeme, bu hakimlerin statüsünün bazı hususlarının bağımsızlık  
ve tarafsızlıklarını tartıma konusu yaptığı kararına varmıtır (aynı yerde, Madde  
68): örneğin, orduya ait görevliler olduğundan ve dolayısıyla amirinden emirler  
aldığı; veya askeri disipline tabi kaldıkları; ve atamalarına ilikin kararların büyük  
ölçüde idari yetkililer ve ordu tarafından alındığı gerçekleri (bkz. yukarıdaki 17.  
paragraf).  
17  
8 TEMMUZ 1999 TARĐHLĐ (2. NOLU) SÜREK KARARI  
53. Đncal kararında olduğu üzere Mahkeme görevinin, Devlet Güvenlik  
Mahkemelerinin kuruluunun gerekliliğini Hükümet tarafından öne sürülen haklı  
sebepler ıığında tespit edilmesi olmadığı düüncesindedir. Görevi, Đstanbul  
Devlet Güvenlik Mahkemesinin ileyiꢀ ꢀeklinin Sn. Sürek’in adil yargılanma  
hakkını ihlal edip etmediği, özellikle de tarafsız olarak incelendiğinde kendilerini  
yargılayan mahkemenin bağımsızlığı ve tarafsızlığına ilikin haklı bir korkunun  
mevcut olup olmadığının tespit edilmesidir (bkz. yukarıda anılan Đncal Kararı, s.  
1572, Madde 70; ve yukarıda anılan Çıraklar kararı, s. …, Madde 38).  
Bu soruya ilikin olarak, Mahkeme mevcut bavuran gibi sivil olan Sn. Đncal  
ve Sn. Çıraklar’ın davasında varılan sonuca varılmaması için herhangi bir neden  
görmemektedir. Devletin toprak bütünlüğünü ve ulusal birliği zedelemeye yönelik  
propaganda yapma suçundan bir Devlet Güvenlik Mahkemesinde yargılanan  
bavuru sahiplerinin, Askeri Hakimler üyesi olan bir düzenli askeri görevlisinin  
katılımını içeren bir heyet tarafından yargılanma konusunda endie içinde  
olmaları anlaılır bir husustur (bkz., yukarıdaki 17. paragraf). Bu itibarla,  
yargılamanın ikinci turunda Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin davanın  
özü ile herhangi bir ilikisi olmayan hususlardan gereksiz yere etkilenebileceğini  
ünmek için yeterli sebepleri mevcuttur. Bir baka deyile, bavuranın  
mahkemenin bağımsızlık ve tarafsızlığına ilikin korkularının haklı sebebe  
dayanğı kabul edilebilir. Yargıtaydaki yargılama da, ilgili mahkemenin tam  
yetkili olmaması nedeniyle bu korkuların bertaraf edilmesini sağlayamatır  
(bkz. yukarıda anılan Đncal kararı, s. 1573, Madde 72 sonu).  
54. Yukarıda anılan nedenlerden dolayı Mahkeme, 6. Maddenin 1. fıkrasının  
ihlal edildiği kararına varmıtır.  
III. SÖZLEME’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
55. Bavuran yerel ve Sözleme mahkeme gider ve masraflarının geri  
ödenmesinin yanı sıra, maddi ve manevi zarara ilikin tazminat talebinde  
bulunmutur. Sözleme’nin 41. Maddesi bu açıdan aağıdakileri öngörmektedir:  
“Mahkeme, ibu Sözleme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili  
Sözlemeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme  
gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine  
hükmeder.”  
18  
8 TEMMUZ 1999 TARĐHLĐ (2. NOLU) SÜREK KARARI  
A. Maddi zarar  
56. Bavuran kendisine uygulanan ve kendisi tarafından ödenen para cezasının  
(bkz. yukarıdaki 13. paragraf) tazmin edilmesi için 100,000 Fransız Frangı  
tutarında tazminat talebinde bulunutur. Talep edilen meblağ tahakkuk eden faizi  
içermekte olup, muhatap Devlette bulunan yüksek enflasyon oranı dikkate alınmıꢀ  
ve 1992 döviz kuru oranları bazında hesaplanmıtır.  
57. Hükümet, bavuranın sadece 54,000,000 Türk Lirası tutarında bir para  
cezasına çarptırıldığı ve anılan cezayı aylık taksitler halinde ödemesine izin  
verilmiolması gerekçesi ile talep edilen meblağın fahiolduğunu savunmutur.  
58. Komisyon Delegesi görübelirtmemitir.  
59. Mahkeme, muhatap Devlet’in bavuranın mahkumiyeti ve verilen ceza  
açısından 10. Maddeyi ihlal etmediğinin tespit edilmesine bağlı kalınmaksızın, 6.  
Maddenin 1. fıkrasına uygun olarak yürütülen bir yargılamanın sonucunun nasıl  
olabileceğine ilikin görübildirememektedir. Đlgili dönem sırasındaki döviz  
kurları dikkate alındığında, Mahkeme bu artlar altında maddi zarar olarak 13,000  
FRF tutarında bir meblağın ödenmesi gerektiği görüündedir.  
B. Manevi Zarar  
60. Bavuran bir avukat olarak kariyerine, bir terör suçlusu olarak sabıkalı  
olması nedeniyle zarar verildiğini iddia etmitir. Mahkeme’den manevi tazminat  
olarak FRF 80,000 tutarında bir meblağın tespit edilmesini talep etmitir.  
61. Hükümet, Mahkeme tarafından bu davada bir ihlalin tespit edilmesi  
durumunda bu tespitin kendi baına adil tazmin tekil edeceğini belirtmitir.  
62. Komisyon Delegesi, bavuranın talebinin bu hususuna ilikin olarak  
durumada görübelirtmemitir.  
63. Mahkeme bavuranın davanın esaslarına ilikin olarak sıkıntı çekmiꢀ  
olduğunun kabul edilebileceğini düünmektedir. Sözleme’nin 41. maddesi  
uyarınca adil bazda bir değerlendirme yaparak Mahkeme bavurana bu bölüm  
kapsamında 30,000 FRF tutarında bir meblağın ödenmesini kararlatırmıtır.  
C. Masraflar ve Giderler  
64. Bavuran, yerel mahkemeler ve Sözleme kurumları nezdindeki masraf ve  
giderleri (çeviriler, posta, yazımalar ve yol giderleri) fakslar, kırtasiye ve Türk  
mahkemelerindeki takibatlar esnasında kendisine tahakkuk eden yasal masraf ve  
19  
8 TEMMUZ 1999 TARĐHLĐ (2. NOLU) SÜREK KARARI  
giderleri talep etmitir. Bunları 50,000 FRF olarak değerlendirmitir. Komisyon  
ve Mahkeme huzurundaki takibata ilikin olarak, avukatlık ücretlerinin Türk  
Barolar Birliği’nin asgari ücret çizelgesi bazında hesaplandığını belirtmitir.  
Bavuran talep edilen meblağın Türkiye’deki yüksek enflasyon seviyesini dikkate  
aldığını ve mevcut döviz kurları bazında hesaplandığını belirtmitir  
65. Hükümet, talep edilen meblağların yerel mahkemelerde Türk avukatları  
tarafından kazanılan ücretlere kıyasla abartılı olduğunu ve usulüne uygun olarak  
doğrulanmağını bildirmitir. Davanın basit bir dava olduğunu ve mahkemede  
kendi dilini kullanma hakkına sahip olan bavuranın avukatının fazla bir emek  
harcamadığını belirtmitir. Muhatap Devlet’teki sosyo ekonomik durum dikkate  
alınarak bir haksız zenginlik kaynağı tekil edebilecek bir kararın verilmemesi  
yönünde uyarıda bulunmutur.  
66. Komisyon Delegesi bir görübildirmemitir.  
67. Mahkeme, bavuranın avukatının benzeri olaylara dayalı olarak  
Sözlemenin 6. ve 10. Maddesi kapsamındaki ikayetlerin Mahkeme huzuruna  
getirilmesine ilikin hazırlıkları yürütmüolduğunu dikkate almaktadır. Adil  
bazda karara vararak ve emsal kararı 25 Mart 1999 tarihli Nikolava – Bulgaristan  
Kararında (1999 Raporları, s. …, Madde 79) belirlenen ölçütü de dikkate alarak  
bavurana FRF 15,000 tutarının ödenmesine karar vermitir.  
D. Temerrüt Faizi  
68. Mahkeme ibu kararın düzenlenmiolduğu tarihte, eldeki verilere göre  
tespit edilmiolan yıllık %3.47 oranına tekabül eden Fransa’da uygulanan yasal  
faiz oranının uygulanmasının yerinde olacağı kanaatine varmıtır.  
YUKARIDA BELĐRTĐLEN GEREKÇELERE DAYANARAK  
MAHKEME  
1.  
2.  
Sözlemenin 10. maddesinin ihlal edildiğinin on altıya karı bir oy ile  
kabulüne;  
Sözleme’nin 6. Maddesinin 1. fıkrası kapsamındaki bavuranın talebine  
ilikin olarak iç hukuk yollarının tüketilmediğine ilikin Hükümet  
tarafından sunulan ön itirazın oybirliği ile reddine;  
3.  
Sözlemenin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiğinin on altıya karı bir  
oy ile kabulüne;  
20  
8 TEMMUZ 1999 TARĐHLĐ (2. NOLU) SÜREK KARARI  
4.  
(a) Üç ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan kur üzerinden Türk lirasına  
çevrilecek olan ve aağıda belirtilen tutarların davalı Devlet tarafından  
bavurana ödenmesinin:  
(i) Manevi zarar için 13,000 (on üç bin) Fransız Frangı;  
(ii) Manevi zarar için 30,000 (otuz bin) Fransız Frangı  
(ii) Masraf ve giderler için 15,000 (on bebin) Fransız Frangı;  
(b) Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona ermesinden ödeme  
tarihine dek bu tutarlar için yıllık %3.47 faiz oranı uygulanmasının;  
On altıya karı bir oy ile kabulüne;  
5.  
Adil tazmin konusundaki diğer taleplerin oy birliği ile reddine;  
ilikin ibu karar Đngilizce ve Fransızca dillerinde olmak üzere, 8 Temmuz  
1999 tarihinde Strazburg’da bulunan Đnsan Hakları Binası’ndaki halka açık  
oturumda düzenlenmitir.  
Luzius WILDHABER  
Bakan  
Paul MAHONEY  
Sekreter Yardımcısı  
Sn. Wildhaber’in bir bildirgesi ile birlikte Sözlemenin 45. Maddesinin 2.  
Fıkrası ile Mahkeme Đçtüzüğünün 74. Maddesinin 2. Fırkası uyarınca bu karara  
aağıda belirtilen erhler eklenmitir.  
(a) Sn. Bonello’nun mutabakat erhi.  
(b) Sn. Gölcüklü’nün muhalefet erhi .  
Paraf: L. W.  
Paraf: P. J. M.  
21  
8 TEMMUZ 1999 TARĐHLĐ (2. NOLU) SÜREK KARARI  
HAKĐM WĐLDHABER’ĐN BĐLDĐRGESĐ  
9 Haziran 1998 tarihli Đncal – Türkiye Kararında (1998 Raporları, s. 1547)  
Sözleme’nin 6. Maddesinin 1. Fıkrasının ihlaline ilikin oylamada karı oy  
kullanolmama rağmen, mevcut davada Mahkeme’nin çoğunluğu tarafından  
ulaılan görüü benimsemek durumundayım.  
(2. NOLU) SÜREK KARARI  
22  
HAKĐM BONELLO’NUN MUTABAKAT ERHĐ  
Madde 10’un ihlalinin tespiti için çoğunlukla birlikte oy vermekle birlikte  
yerel yetkililerin bavuranın ifade özgürlüğüne müdahalesinin demokratik bir  
toplumda meru olup olmadığının tespitine yönelik olarak Mahkeme tarafından  
uygulanan ana ölçütü onaylamamaktayım.  
Bu ilemlerde ve iddete tevikin söz konusu olduğu daha önceki ifade  
özgürğüne ilikin Türk davalarında Mahkeme tarafından ortak olarak kullanılan  
ölçüt u ekilde olmutur: bavuran tarafından yayınlanan yazılar iddeti  
destekliyor ya da buna tevik ediyor ise, ulusal mahkemeler tarafından bavuranın  
mahkumiyeti demokratik bir toplumda haklı gerekçelere dayandırılabilir. Ben bu  
değerlendirmeyi yetersiz bulmaktayım.  
Sadece tevik “açık ve mevcut tehlike” yaratması durumunda bu tür iddete  
teviklerin yerel yetkililerce cezalandırılmasının demokratik bir toplumda makul  
gerekçelere dayandırılabileceğini düünmekteyim. Güç kullanmaya çağrı  
entelektüelletirilip soyutlanarak, asıl ya da gelecekteki iddet odaklarından  
zaman ve mekan olarak uzaklatırıldığında, ifade özgürlüğü temel hakkı genel  
olarak baskın çıkacaktır.  
Yasa ve asayiin dengesini bozma eğilimindeki kelimeler için tüm zamanların  
en güçlü anayasa hukukçularından biri tarafından söylenen sözleri yinelemek  
isterim: “Ülkenin kurtarılması için derhal bir kontrolün yapılmasını gerektiren  
kanunun meru ve zorunlu amaçlarını yakın bir gelecekte tehdit etmedikleri  
sürece beğenmediğimiz ve ölüm taıdığına inandığımız görülerin ifade  
edilmesini kontrol etmekten kendimizi daima alıkoymalıyız.”1  
Đfade özgürlüğünün teminat altına alınması, bir devletin güç kullanma  
taraftarğını, bu tür taraftarlığın gelecekteki kanunsuzluğu tekil etme ya da  
tevik etmeye yönelik olduğu ya da bu tür bir eylemi tevik etme ya da meydana  
getirme eğiliminde olduğu durumlar hariç olmak üzere, yasaklamasına ya da men  
etmesine izin vermemektedir.2 Bu bir yakınlık ve derece sorunudur.3  
Đfade özgürlüğünün kısıtlanmasını haklı sebeplere dayayan mevcut ve belirgin  
bir tehlikenin tespit edilmesini desteklemek amacıyla, kısa sürede ortaya çıkacak  
ciddi bir iddetin beklenip beklenmediğinin ya da savunulup savunulmadığının ya  
da bavuranın geçmiteki eyleminin iddet taraftarlığının en kısa zamanda ve  
zarar verici eylemleri yaratacağı hususuna inanılması ile ilgili olarak sebep tekil  
edip etmediğinin tespit edilmesi gereklidir.1  
Bazılarının ölüme gebe görünmesine rağmen, bavuranın suçlandığı  
kelimelerin hiçbirinin ulusal düzen üzerinde büyük etki yaratacak tehdit oluturma  
potansiyeline sahip olduğu görüü, benim açımdan açık değildir. Aynı zamanda  
bu ifadelerin sindirilmesinin Türkiye’nin kurtarılması için kaçınılmaz olduğu  
görüünü de onaylamamaktayım. Bırakın belirgin ve mevcut olanını, hiçbir  
1 Abrahams – Birleik Devletler davası Hakimi Oliver Wendell Holmes, 250 U.S. 616 (1919) 630.  
2 Brandenburg- Ohio, 395 U.S. 444 (1969) 447.  
3 Schenk- Birleik Devletler 294 U.S. 47 (1919) 52.  
1 Whitney- California 274 U.S. 357 (1927) 376.  
(2. NOLU) SÜREK KARARI - HAKĐM BONELLO’NUN MUTABAKAT ERHĐ  
23  
tehlike oluturmalardır. Kısacası, Mahkeme bavuranın ceza mahkemeleri  
tarafından mahkumiyetine göz yumması durumunda ifade özgürlüğünün  
bozulmasını desteklemiolacaktır.  
Özet olarak, “algılanan kötü niyetin etkisinin tam olarak tartımaya fırsat  
kalmadan meydana gelecek ekilde çok yakın durumlar haricinde, konumalardan  
kaynaklanan hiçbir tehlike bariz ve mevcut olarak nitelendirilmez. Kötü niyetin  
engellenmesi için eğitim süreci vasıtasıyla tartıılarak, yanlılık ve  
mantıksızlıkların bariz hale getirilmesi için yeterli zaman olduğunda uygulanacak  
çözüm, zorla kabul ettirilen sessizlikten ziyade, konumak olmalıdır.”2  
2 Whitney- California davası hakimi Louis D. Brandeis, 274 U.S. 357 (1927) 377.  
(2. NOLU) SÜREK KARARI  
24  
HAKĐM GÖLCÜKLÜ’NÜN MUHALEFET ERHĐ  
(Geçici çeviri)  
Sözleme’nin 10. Maddesinin ihlal edildiği yönündeki çoğunluk kararına  
katılmağımı üzülerek belirtmek isterim. Bu davadaki müdahalenin demokratik  
bir toplum açısından zaruri olmadığı ve özellikle de milli güvenlik ve kamu  
düzeninin korunması amacı ile orantılı olmadığının tespit edilmesi için herhangi  
bir geçerli nedenin bulunmadığı görüündeyim.  
Ayrıca mahkemede bir askeri hakimin bulunması nedeniyle, ilgili hüküm  
kapsamında Devlet Güvenlik Mahkemesinin “bağımsız ve tarafsız” olmadığı  
gerekçesi ile 6. Maddenin ihlal edildiği yönündeki Mahkeme’nin çoğunluk  
görüüne katılmamaktayım.  
25 Kasım 1995 tarihli Zana – Türkiye kararında ortaya çıkan ve Gerger-  
Türkiye Kararının (8 Temmuz 1999) ekinde muhalefet erhinde belirtmiꢀ  
olduğum genel ilkelerin mevcut dava ile ilgili ve bu dava ile geçerli olduğu  
kanaatindeyim. Tekrarın engellenmesi için okurlar için anılan muhalefet erhinin  
1-9 paragraflarına gönderme yapmaktayım.  
Sürek – Türkiye davası (No. 2) ekil açısından değilse bile, en azından içerik  
açısından Zana ve Gerger davaları veya Sürek (No. 4) ve Sürek ve Özdemir  
davalarından ayırt edilememektedir. Aslında, Avrupa Đnsan Hakları Komisyonu  
23 oya karı 9 oy ile Sözleme’nin 10. maddesinin ihlal edilmediği sonucuna  
varmıtır. Komisyon ayrıca unları belirtmitir: “Devlet Güvenlik Mahkemesinin,  
ilgili yetkililerinin kimliklerinin ifa edilmesinin ilgilileri terör saldırılarına hedef  
haline getirmiolduğu yönündeki tespiti. Komisyon, güneydoğu Türkiye’deki  
genel gerginlik ve meydana gelen terör ve iddet seviyesini dikkate alarak, bu  
bölgede terörist gruplarına karı Devlet mücadelesinde görev yapan yetkililerin  
sıklıkla ciddi tehlikelere maruz kaldığı ve bu nedenle de yüksek derecede  
korumanın gerekli olduğunu düünmektedir. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin  
tespitlerine göre, ilgili yetkililerin kimliklerinin ifa edilmesi, bu yetkilileri terör  
saldırılarının hedefi haline getirmitir. Komisyon, kendi baına kamu yararına  
bilgiler içerebilecek olan söz konusu haber makalelerinin ilgili iki yetkilinin  
kimlikleri ifa edilmeksizin de yayınlanabileceği kanaatindedir.” Sonuç olarak  
Komisyon  
“bavuranın ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin ilgili iki  
görevlinin haklarının korunması amacı ile orantılı ve makul ölçüde gerekli  
olduğu” sonucuna ulatır.  
Mahkeme’nin 6. Maddenin 1. fıkrasının ihlaline ilikin tespiti açısından, 9  
Haziran 1998 tarihli Đncal – Türkiye Davasında sayın hakimler Sn. Thor  
Vilhjalmsson, Sn. Matscher, Sn Foighel, Sir John Freeland, Sn. Lopes Rocha, Sn.  
Wildhaber ve Sn. Gotchev ile mütereken ve 28 Ekim 1998 tarihli Çıraklar –  
(2. NOLU) SÜREK KARARI - HAKĐM GÖLCÜKLÜ’NÜN MUHALEFET ERHĐ  
25  
Türkiye Davasında münferiden ifade etmiolduğum muhalefet erhine atıfta  
bulunmak isterim. Đkisi sivil olan üç hakimden oluan bir mahkemede bir askeri  
hakimin mevcudiyetinin, askeri olmayan (sivil) adli düzeyde bulunan ve kararları  
Yargıtayın incelemesine tabi olan Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsızlık ve  
tarafsızğını herhangi bir ekilde etkilemediğine ilikin görüüm sabittir.  
(1) Çoğunluğun kararının dıtan görünüler kuramının haklı olmayan bir  
uzantısından kaynaklandığını; (2) kararın 79. paragrafında çoğunluk tarafından  
belirtildiği üzere, “... bir Devlet Güvenlik Mahkemesinde yargılanan bavuru  
sahiplerinin, Askeri Hakimler üyesi olan bir düzenli askeri görevlinin katılımını  
içeren bir heyet tarafından yargılanma konusunda endie içinde olmaları anlaılır  
bir husustur” demesi ve bunu basitçe önceki Đncal kararına dayandırmasının  
(Çıraklar kararı, Đncal kararında belirtilenin sadece bir tekrarı niteliğindedir)  
yeterli olmadığını (3) çoğunluğun görüünün soyut olduğu ve bu nedenle haklı  
çıkarılabilmesi için hem gerçekler hem de hukuk açısından daha iyi desteklenmiꢀ  
olması gerektiğini vurgulamak isterim.