yaşanan rahatsızlıkların kaynağı ve sorumluluğuna ilişkin olarak tek taraflı bir
yaklaşım benimsenmektedir. Ropörtajlarda kullanılan kelimelerden mesajın
uzlaşmazlık olduğu ve PKK’nın hedefleri garantiye alınmadıkça yetkililerle anlaşma
olmayacağı açıkça anlaşılmaktadır. Ancak metinler bir bütün olarak ele alındığında
kin ve düşmanlığa tahrik ettiği söylenemez. Mahkeme, ropörtajların bu şekilde
yorumlanabilecek bölümleri üzerinde dikkatle durmuştur. Ancak Mahkemeye göre,
“Bizden topraklarımızdan çıkmamız istenirse, bunu hiçbir zaman kabul
etmeyeceğimiz bilinmelidir” veya “Bizim tarafımızda tek bir kişi kalana kadar savaş
devam edecek” veya “Türkiye Devleti bizi topraklarımızdan atmak istiyor. İnsanları
köylerinden çıkarıyor” veya “Bizi yok etmek istiyorlar” gibi ifadeler, karşı tarafın
amaçlarına devam etmek için çözülmesinin ve bu açıdan liderlerinin gösterdiği
tavırların bir yansımasıdır. Bu açıdan bakıldığında, ropörtajlar Türkiye’nin
güneydoğusundaki resmi politikaya muhalefetin ardındaki itici güçlerin
psikolojisine ilişkin olarak kamuoyunu aydınlatmak ve bu ihtilafta yer alan çıkarları
değerlendirmek açısından haber niteliği taşımaktadır. Mahkeme, doğal olarak,
yetkililerin bölgedeki güvenlik durumunu kötüleştirebilecek kelimeler ve eylemler
üzerinde önemle duracağının farkındadır, çünkü bu bölge yaklaşık 1985 yılından
beri çok sayıda kişinin hayatını kaybetmesi ve bölgede olağanüstü halin
kurulmasıyla sonuçlanan ve PKK üyeleriyle güvenlik güçleri arasında meydana
gelen rahatsız edici durumlarla karşı karşıya kalmıştır (bkz. yukarıda bahsedilen
Zana kararı, s. 2539, 10. Madde). Mahkemeye göre, anılan davada yerel yetkililerin
Türkiye’nin güneydoğusunda süregelen durumla ilgili olarak halkı farklı bir
perspektiften, bu perspektif her ne kadar hoş olmasa da, bilgilendirmeleri hususunda
gereken dikkati göstermedikleri görüşündedir. Daha önce de belirtildiği üzere,
ropörtajlarda ifade edilen görüşler, şiddete tahrik olarak değerlendirilemez; şiddete
tahrik etmeye meyilli olarak da yorumlanamaz. Mahkemenin görüşüne göre,
İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından başvuranları suçlamak ve
cezalandırmak adına gösterilen sebepler, ilgili olsalar da, başvuranların ifade
özgürlüğü haklarına yapılan müdahaleleri haklı göstermek için yeterli olarak
değerlendirilemez (bkz. yukarıda 17. paragraf). Bu karar, başvuranların 1991 tarihli
Yasa’nın 6. Maddesi kapsamında, ortak bildirinin yayınlanmasına ilişkin olarak,
mahkum edilmeleri için de geçerlidir çünkü Mahkemeye göre metnin içinde şiddete
tahrik etme olarak yorumlanacak herhangi bir husus yoktur.
62. Mahkeme, ayrıca, Sn. Sürek’in ağır para cezasına ve Sn. Özdemir’in ise
hem para cezasına hem de altı ay hapis cezasına çarptırıldığını ifade etmiştir (bkz.
yukarıda paragraf 16). Söz konusu yayınların yer aldığı derginin tüm kopyaları
yetkililer tarafından toplatılmıştır (bkz. yukarıda paragraf 11). Bu bağlamda
Mahkeme, verilen cezaların ağırlığının yapılan müdahalenin oranı değerlendirilirken
göz önüne alınması gereken faktörler olduğuna dikkat çeker.
63. Mahkeme, medya mensupları tarafından ifade özgürlüğü hakkının
kullanılmasına eşlik eden “görev ve sorumlulukların” ihtilaflı ve gergin ortamlarda
özel önem taşıdığını vurgular. Bu yüzden de Devlete karşı şiddet
kullanma yoluna giden örgüt temsilcilerinin görüşleri yayınlanırken, medya şiddeti
tahrik eden ve kin güden konuşmaların yapıldığı bir araç olarak görülmesin diye,